Honore de Balzac, “Güzellik, çoğu zaman kusurları gizleyen bir örtüdür.” der.

Güzel olmak tamamen algılandığında vitrinin dışarıdan görünüşüyken bir de görünmeyen tarafı vardır.
Şüphesiz onun adı iç güzellik!

Peki, nedir bu iç güzellik?
Aklıma ilk gelen ruh güzelliği ve onun dışarıya yansıması. Müsabakası yapılmayan güzellik olarak tanımlıyorum. Kimde olduğu pek kolay bilinemez. Kimisinde de adeta dışarıya saçılacak kadar fazladır. Aslında bir bakıma fark edilebilir de tabii ne gözle görüyorsanız karşınızdakini.

Ruhun kusursuz güzelliği hayatınızı birlikte geçirmeyi düşündüğünüz kişide olması gereken has güzelliktir. En yakınınız da duran dostunuzun sahip olması gereken temel güzelliktir. Bunlar yoksa sadece vitrini dolduran kâğıttan maketler olarak kalırlar akılda.
Peki, bu dışarıdan görünen yegâne güzellik bütün kusurları örtüyorsa, insan bunu ne zaman ortaya koyar… Tabii ki zamanla ve gerçek kişiliğini ortaya koyacağı olaylar ile birlikte. En çok buna insanın orijinal kişiliğini ortaya koyan faktörler açığa çıkarır. Örneğin kişinin maddeye verdiği değer ve onun kişiliğinde ne denli çatlaklar yarattığı durumlardır. Kişi mutlak suretle kendi için övündüğü durumlardan yana defoludur hep. Toplumda kabul görme, saygınlık kazanma ve diğer etkenler içinde kendi hep güzel gösterme çabasındadır. Asla doğallığını ortaya koyamaz ve sıradan davranamaz. Bu bir çeşit zehirli egodur. Ne kadar farkındadır bilemiyorum ama egosu altında zehirlenmiş çok insan genellikle iç güzellik söz konusu olduğunda kibirden öteye geçemez. Ve çıkar gerçekler ortaya.

Nice güzeller biliyorum bakmaya doyamazsınız ama öyle boş ki bu suretler, neden diyorsun her ikisi de bahşedilmemiş aynı anda? Buna da katılmıyorum. İnsana her iki özellikte verilir. Doğuştan bizimle büyüyen duygularımız zaman içinde ya küçülür ya da büyür kendinden taşar.
Kimisi bunu bıçak altına yatarak daha da çarpıcı hale getirir. Kimisi de hiçbir şey yapmadan yine de güzeldir. Güzelliğe sonsuz saygısı olan biriyim yanlış anlaşılmasın. Ama burada daha da derinde vurgulamak istediğim ruhun temiz güzelliği… Hani estetiği olsa gidin vicdanınıza estetik yaptırın diyeceğim insanlar var. Öyle kolay değil yıllarını veriyorsun olmaya çalıştığın kişi olarak. Ha seni bir vitrininden bilenler var bir de içinden… Vicdan öylesine mühim ki insan doğasında bunu yaşadığınız hayatta sergilediğiniz karakterinizle temsil ediyorsunuz. Ve sanmayın ki bu görünmüyor.

“Güzellik, derinin ete değdiği yerde biter; çirkinlik ise kemiğe dek dayanır.”
John Murphy

O kadar güzel açıklamış ki bu sözüyle Murphy, ruhun içindeki dayanılmaz çirkinlik kemiklerine işler ve onu hiçbir suret ile gizleyemezsin. Aslında her şey ortadadır. Hayvanları çok sevdiğini iddia edersin ama gidip bir sokak hayvanını sahiplenmezsin ya da ona bir kap su vermezsin. Ama çok vicdanlısındır. Sokakta gördüğün dilenciye çoluğun çocuğun için sadaka verirsin ama onu içten içe küçümsersin. Birilerinin önünde alkış toplamak için paranla hava atarsın ama kendi ailene gelince her şeyi esirgersin. İşte bunlar hep vicdanlı insanlar. Bu şekilde yaşayanlar bence vicdanınıza acilen estetik yaptırın. Ruh bu şekilde avunmaz. Geçmişte yaptığın her şey bir gün mutlaka ayağına dolaşır insanın. Bu nedenle karmadan bahsetmek istiyorum.

 

1-Büyük Karma Yasası

Karma’ ya göre söylediğimiz, yaptığımız ve düşündüğümüz her şeyin hayatımıza doğrudan etkisi var.
“Ne ekersen, onu biçersin”. Evrene yolladığınız her şey size geri döner. Kötülük, beddualar, lanetler, belalar, kem bakışlar, yokluk bilinci, dedikodu, art niyet, yargılama, nefret, kıskançlık ya da kısıtlayıcı düşünceler…
Ve elbette sevgi, hayır duası, şifa, iyi dilekler, teşekkürler, hakkaniyet, razı gelmeler, fedakârlıklar, saygı, söz hakkı da öyle. Kelimenin tam anlamıyla ne verirseniz, onu alırsınız.

Siz ne almak istiyorsunuz?

Dikkatli seç!

Sorumluluğumuz nedir? Bunun cevabı; eylem, söylem ve düşüncelerimiz konusunda yaptığımız seçimlerde her an daimi bir farkındalık içinde olmaktır.

Kulağa zor geliyor biliyorum; ama bir kere niyet edip başladığınızda ve birkaç hafta boyunca her sabah bu niyetinizi tekrar ederek; gün içinde düşünce, söylem ve davranışlarınızla ilgili seçimlerinize dikkat ve özen gösterdiğinizde daha birinci ay dolmadan fark ediyorsunuz ki bu, sizin kişilik özelliklerinizden biri olmuş.

Seçimleriniz konusunda kendinizi 3 hafta boyunca adadığınız bir taahhütle özen gösterirseniz hayatınız çok daha farklı (ve elbette olumlu) bir şekilde dönüşecektir, bilginiz olsun.

2. Yaratım Yasası

Biliyoruz ki; istediğimiz şeyler durup dururken olmaz, bizim de hadiseye dâhil olmamız gerekiyor. Ve bu noktada da şunu anlamak önemli: Evren bir bütündür ve biz de onunla biriz. İçimizde ve dışımızda ne varsa, istisnasız hepsi Evren’in bir parçası ve her şey ama her şey birbiriyle bütünleşmiş şekilde birbirine bağlı.

Bu, yaşamınızın nasıl ilerleyeceğini etkileyebileceğiniz anlamına geliyor. Çünkü etrafımızı çevreleyen her şey içsel durumumuzla, yani ruh halimiz ve düşüncelerimizle ilgili bize sayısız ipucu veriyor. Bu durumda en iyisi kendiniz olmak ve etrafınızı sadece etrafınızda var olmasını istediğiniz şeylerle donatmak. Çevrenizi olmasını dilediğiniz şeylerle donatıp ve gerçekten olmak istediğiniz kişi olursanız, her şeyin bütünleşmiş şekilde birbirine bağlı olduğu Evren nasıl cevap verecektir acaba?

Düşünmeye değer, değil mi?

 

3. Tevazu Yasası

Anonim bir deyiş var: “Alçakgönüllülük olmadan, yiğitlik tehlikeli bir oyundur.” diyor. Aile içinde, sosyal hayatımızda, iş yerinde, sevgilimizle, takım tutarken, görüş bildirirken ve dinlerken uygulamayı pek az hatırladığımız muazzam bir insan yeteneği tevazu. Bir başka deyişle; alçakgönüllülük.

Etrafımızdaki insanlara uygulamadığımız bir şeyi kendimizle olan ilişkimizde uygulamak da doğal olarak zorlaşır. Bu yüzden de hayatımızda reddettiğimiz her şey, hayatımızda kalmak için direnç gösterir.

Çünkü eğer karşımızdaki insanı kötü ya da düşman olarak görüyor veya onu herhangi bir sebepten dolayı yargılıyorsak; yüksek bilinç düzeyini hedeflemiyor ve daha iyi bir versiyonumuzun varoluş seviyesine odaklanmıyoruz demektir. Tevazu, bu konuda iyi bir ilaçtır.

4. Büyüme/Gelişme Yasası

Ulaştığın yer neresiyse, orası gitmeyi seçtiğin yerdir. Ruhani anlamda kişisel büyüme sadece ve sadece tek bir şekilde olur: Biz değişirsek. İnsanlar, koşullar, ortamlar, mekânlar, şehirler veya sahip olduklarımız değil; biz değişmeliyiz.

Bu dünyada sahip olduğumuz yegâne varlık kendimiziz. Ve kontrol edebileceğimiz yegâne şey de yine kendimiziz. Gönlümüzün ta derinliklerinde kim ve ne olduğumuzu değiştirebildiğimizde çevremizdeki insanlar da koşullar da bize uyum sağlayacaktır.

5. Sorumluluk Yasası

Hayatımızda ters giden bir şey varsa, biz de ters giden bir şey var demektir. YÜZDE BİN! Bu evrensel bir gerçek: Biz etrafımızın aynasıyız ve etrafımız da bizim aynamızdır. Olan her şeyde sorumluluğumuz var, her şeyde! Etrafımıza bu gözle bakıp, başımızdan geçenlerle ilgili “Bu konuda benim sorumluluğum nedir?” sorusunu sormaya başladığımızda, hayatımızın da sorumluluğunu almış oluruz.
“Hayatımızda olan biten her şey bizim sorumluluğumuzda” farkındalığı Dünya’yı bambaşka bir gezegen yapabilir.

6. Bağlantı Yasası

Hatırlayın: Evren bir ve bütün.
Bu yüzden, size küçük ve önemsiz gelen (bir anlamda yargıladığınız) şeylerin bile yapılması gereklidir; çünkü her şey birbirine bağlıdır. Küçük ya da büyük her adım bir diğerini getirir ve bu böyle devam eder durur.

Devasa bir işin bitirilebilmesi, işin başlangıcındaki o küçük adımın atılmasına bağlıdır. Ve ne ilk adım ne de sonuncusu diğerinden daha büyük anlam ifade eder; her ikisi de görevin tamamlanabilmesi için elzemdir. Evren’de her şey gibi; geçmiş, şu an ve gelecek de birbirleriyle bağlı ve birdir.

7. Odak Yasası

Bunu anlamak için bir deney yapabilirsiniz: Aynı anda iki farklı şey düşünmeyi deneyin.
Yapamayacaksınız!
Bir düşünce diğerinin hemen ardından gelecek, bir nano saniyede bir şeyden diğerine dönüşecek, “Dur yahu galiba yapabiliyor muyum acaba?” derken asıl düşündüğünüz şeyi düşünemediğinizi fark edeceksiniz. Ne olursa olsun, aynı anda iki farklı şeyi düşünemeyeceksiniz.
Bu yüzden odağımızın nerede olduğu çok önemli. Hayatınızın için de bunun ne kadar önemli olduğunu Duygusal durumunuzun sizi engellememesi için harika bir yol: 3F başlıklı yazımda anlatmıştım. Ruhani gelişim yolunda da odağınızın nerede olduğu -tekâmül, gelişim ve dönüşüm konularında büyüyebilmek istiyorsanız- çok önemli!

Eğer ruhani büyümeye odaklandıysanız sizi aşağı çeken açgözlülük, kıskançlık, öfke ve güvensizlik gibi düşük düşüncelere sahip olmanız mümkün değildir.

8. Vermek ve Mihmandarlık Yasası

Bu yasanın İngilizce ismi “The Law of Giving and Hospitality”. Hospitality sözünü “misafirperverlik” ya da “konukseverlik” olarak da çevirmek mümkün olsa da “mihmandar” kelimesinin anlamı daha iyi ve kuvvetli şekilde karşılıyor içeriği: “Misafire hizmet ve yardım eden; misafiri ağırlayan kimse”.

Bu yasanın da söylediği şu: Eğer bir şeyin doğru olduğuna inanıyorsanız, hayatınızın bir anında bu bahsettiğiniz “doğru”yu sergilemeniz gerekecektir. Bir başka deyişle; savunduğunuz “doğru”yu eyleme dökmek için bir şeylerden vazgeçmenizi, bir şeyleri vermenizi ya da bırakmanızı gerektiren durumlar yaşayacaksınız. İşte bu durumlar sözümüzü, pratikte aksiyona dökme yeri ve zamanıdır.

9. Şimdi ve Burada Yasası

Geçmişin muhasebesini yapmanın neden olduğu en tatsız şey tam şu anda ve burada olmamızı engellemesidir. Geçmişe dair düşünceler, geçmişten beri süren alışkanlıklar, eski paternler, eski hayaller… Hepsi de bizim yeni düşünce, alışkanlık, duygu ve hayallere sahip olmamıza engeldir.

Aynı şekilde gelecek de şimdi ve burada olma halinizden çalar. Geleceğe dair en basit bir merak duygusu, endişe ve kaygı, yani gelecekle ilgili tüm negatif duygu halleri size şu anda ve bulunduğunuz yerde fayda sağlamadığı gibi, sizi, “şimdi ve burada” olma gücünden de uzaklaştırır.

10. Değişim Yasası

“Tarih tekerrürden ibarettir”. Bu kesin ve net bilgi: Tarih kendini tekrar eder. Ta ki biz yolumuzda değişim gerektiğine dair öğrenmemiz gerekenleri öğrenene kadar!

Aynı tip adamlar ve kadınlar mı çıkıyor karşınıza? Ok. Görmediğiniz ne var? Neyi değiştirirseniz aynı filmi izlemekten kurtulabilirsiniz? 4. yasayı, “Büyüme/Gelişme Yasası”nı hatırlayın: Değişim sizde başlayacak. İşler siz öğrenmeniz gerekeni öğrenip de değişik yolu seçtiğinizde düzeliyor.

11. Sabır ve Ödül Yasası

Tüm ödüller bir çabanın sonucudur. Kalıcı değerlere sahip ödüller, sabırlı ve ısrarlı çalışmaların sonucunda gelir. Gerçekten keyifli ve huzurlu olmak istiyorsak yapmamız gerekenleri yapmak ve yaptıklarımızın ödülünün tam zamanında geleceğine güvenmek, yapılacak en akıllıca şeydir.
Kısa yoldan köşe dönmeyi kovalamak da,
Sıkışık trafikte emniyet şeridine dalmak da,
Yeni tanıştığınız kadını hemen yatağa atmak ve
İki haftadır birlikte olduğunuz adamla bir an evvel evlenmeye çalışmak da
tamamlanmışlık, tatmin ve ödül duygularına kestirmeden ulaşma denemeleridir ve sonuç genellikle sevimsiz olur. Yani neymiş? Sabreden derviş murada ermiş.

12. Önem/Anlam ve İlham Yasası

Neyin gerçekten önemli olduğunun farkında kalabiliyor muyuz? Bırakın farkında kalmayı, gün içinde yaptıklarımız arasında neyin önemli olduğunu düşünüyor muyuz? Bu sorular dursun kenarda, gelin biz “ilham”ın anlamlarına bakalım:
Allah tarafından kalbe ihsan edilen feyiz ve hakikatler.

Tanrı’nın, peygamberlerin yüreğine doldurduğu tanrısal âleme özgü duygu ve düşünceler.
Esinlenme, içe doğma.

Herhangi bir şeyin gerçek değeri direkt olarak içine konan niyet ve enerjiyle ilgili ve bu yüzden kişisel olarak bulunduğumuz her katkı aslında bütüne katkı demek. Bununla birlikte ilhamdan ve parıltıdan yoksun bir bireysel katkının bütüne bir şey katmayacağı da ortada. Oysa ilham ve aşkla kattığınız her şey bütüne de muhteşem bir ilham veriyor.

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

Karma Yasaları ile ilgili alıntı⇓

Devamı: https://www.uplifers.com/hayatinizi-degistirecek-12-az-bilinen-karma-yasasi

2 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir