Soru sorarak kendini dinleme yöntemini çok severim… Önce sorular sorarım kendime ve sakince cevaplarımı kaydederim. Kafama, not defterime, günlüğüme, telefonuma… Ben hep yazarım yazdıklarımı da hep saklarım bir gün mutlaka lazım olur illaki. Övünmek gibi olmasın ama yazılarımın reçete bile olduğu görülmüştür. Bunlar öyle faydalı geri bildirimler olur ki çoğu zaman tıpkı sabahları soğuk duş almak gibi beni de kendime getirdiği çoktur.
Sizlere de tavsiye ederim. Soru sorun kendinize. Her zaman önce kendinize sorun ve ilk dinlediğiniz kişi siz olun.

O zaman başlayalım sormaya…

Sizce sevgi nedir?

Sonsuz bir akış mıdır ya da karşılıksız versiyonu kutsal sevgiye mi dairdir sadece. Üzerine milyarlarca söz, şiir, şarkı, romanlar yazılmış o meşhur Sevgi nedir, kimdir, nerededir? Bir bilene soramıyoruz çünkü her birimiz bir bileniz aslında.

Sevmek, beklemektir.
Sevmek, inanmaktır.
Sevmek, sabırlı olmaktır.
Sevmek, gitmektir.
Sevmek, kalmaktır.
Sevmek, susmaktır.
Sevmek, acıdır.
Sevmek, teslim olmaktır.

Bu liste sanırım böyle uzar gider…

Eee o zaman Sevgi nedir, Sevmek nedir dediğinde karşınıza bir delilik tablosu çıkmıyor mu? Sevmek gitmektir diyor yazının biri… Ne alaka ama niye gidesin severken değil mi? Kal ve sev niye gidiyorsun ama işte bu melankolik ve arabesk anlayış binlerce yıl öncesinde de vardı. O zamanlar bile sevgi kimilerine göre fazla acıydı.

Sevmek neden acı olsun mesela yani işte araştırsanız iyi bir yazı için karşınıza türlü türlü komik şeyler çıkacak… O yüzden diyorum hepimiz bir bileniz. Kimimize acı, kimimize sevinç getirir bazen her ikisi de yer alır kalbimizde. Bu böyle uzar gider de esas değinmek istediğim nedir, ne değildir değil. Neden bu kadar sevgisizlikten yakınır hale geldik ve neden sevgiyi sonsuz bir rezerv haline getirdik…

Öncelikle bence toplum olarak en büyük sorunumuz kendimizden başka herkese olumsuz olmamız. Trafikte, işte, evde, ilişkide, okulda, iş görüşmesinde kısaca her yerde. Kendimizden başka herkes olumsuz. Tabii ki empati yeteneği herkeste yeterli halde yok doğru ama madem insan bu kadar kendine düşkün ve kendine kör o zaman dışarıda ki sesi de anlaması bir o kadar kolay olmalı diye düşünüyorum.

Mesela Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı – TEPAV 10 Temmuz 2015 tarihinde Türkler neden birbirine güvenmez? Başlıklı bir yazı yayınladı.

http://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/5273/Turkler+neden+birbirine+guvenmez_+

Okumanızı tavsiye ederim. Çünkü benim eğlenceli halde yazıya yansıtmaya çalıştığım konu, bakmayın aslında öyle ciddi yerlere dokunuyor ki iş psikolojinden ülke yönetimine kadar gidiyor…

Birde Türklerin birbirinden çok hoşlanmamalarını birçok kişi kaleme almış ne kadar ilginç diyorsunuz diğer toplumlara baktığınızda.

Araştırma sonuçları ilk bakışta Müslüman ağırlıklı bir toplumun Müslüman olmayanlara duyduğu hoşnutsuzluk olarak yorumlanabilir diyor makale de ve devam ediyor. Fakat sonuçlar İran ve Suudi Arabistan gibi Müslüman ülkelerin de pek sevilmediğini ortaya koyuyor. Pew araştırmacıları bunu şöyle yorumluyor: “Aslında, Türklerin gerçekten sevdiği bir ülke ya da bir kuruluş bulmak epey zor, tabii ki Türkiye hariç”.

Ne var ki, bu kanıya da şüpheyle yaklaşmak gerek. Zira başka araştırmalar Türklerin aslında birbirinden de pek hoşlanmadığını gösteriyor. Muhtelif küresel “kişiler arası güven” araştırmaları Türkiye’nin dünyanın en güvensiz toplumlarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, 2008 tarihli Dünya Değerler Araştırması’nda Türkiye kişiler arası güven anketinde 60 ülke arasından sonuncu durumda.

Bu verilere baktığımızda, Türkiye’nin paranoyak bir toplum olduğunu söylemek pek de haksızlık olmaz. Bunun dış politikadaki yansıması, toplumun diğer ülkelerin Türkiye’ye karşı sürekli komplolar kurduğuna inanması. Aynı paranoya, iç politikada ise şiddetli siyasi çatışmalar, gövde gösterileri ve tekrarlanan cadı avları şeklinde tezahür ediyor.

http://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2014/11/turkey-polls-turks-dislike-everybody.html

Kısaca genel tabloya da baktığımız da aslında Ülke genelinde bir problem yaşıyoruz. Dolayısıyla aile içi ilişkiler, özel hayat ve ilişkiler, evlilikler, ortaklıklar ve daha birçok ikili diyalog üzerinden yürüyen ilişkinin temel çatısını güvensizlik üzerine kuruyoruz.

Peki, hal böyle araştırmalar ve anketler malum peki biz hiç mi gelişmiyoruz? İnsan umudunu kaybeder bu tabloya baktığında değil mi? Bence gelişiyoruz kesinlikle “hala umut var” en azından benim inancım sonsuz. Ama yürümeyen ataerkil toplum yaklaşımı olabilir. Ve mümkündür de. Örneğin çok severek evlenen bir çift, çok kısa bir süre sonra sen/ben demeye başladığında evliliklerinin çatısı sarsılmaya başlıyor. Burada odaklanılması gereken kişilerden hangisinin sevgi ile ilgili sorun yaşadığıdır. Ve tabii ki sevgi eşittir insanlara olan güven/güvensizlik sendromları da bu kişileri bu duruma iten sebeplerdir.

Neden bugün kendinden güçsüze yapılan türlü işkence ve taciz vakalarına bakıldığında temelinde insanın kendine duyduğu sevgisizlik olarak yorumluyorlar.

Ben kendi dilimde ki sevgiyi yorumladığımda ilk ailem geliyor aklıma. Çünkü sevgi tohumları ailede başlar. Anne ve Babaların çocuklarına sık sık onları sevdiklerini söylemeleri gerekir. Bu o kadar önemli ki bu çocuklar ileride kendilerine güvenen, kendilerini önemseyen ve seven bireyler olarak yer alacaklar toplumda Ve yanlış olan bir algı var ki düzeltilmesi şu an mümkün olsa keşke her bir zihniyette… Sevgi çocukları şımartmaz aksine ilerisi için altın kalpli bireyler olurlar. Sizce sevginin iyileştiremeyeceği ya da onaramayacağı bir şey var mı?

En sevgisiz insanların bile sevgiyle ne hale geldiklerini biliyoruz. O yüzden bu ataerkil bilgilerin lütfen öncelikle yetiştireceğiniz veya yetiştirmekte olduğunuz çocukları engellemesine izin vermeyin. Her şey aile de başlar, güzel bir çocukluk geçiren bireyin hayalleri de bu oranla renkli ve azimli olur.

Sevgisiz büyüyen çocukların ne gibi duygusal zorluklar çektiğini bildiğimizden bunu unutmayalım. Sevgi ilk aşkınıza duyduğunuz duygu patlaması değildir. Bu duyguyu ilk bu şekilde yaşayan bireyler sevgiyi sonsuz bir rezerv haline getirirler. Hayatlarında ki insanların onları şartsız ve kusurlarını görmeksizin sevmelerini beklerler. Ve çok acıdır ki geçmişte bu gibi birliktelikler başarılı evlilikler olarak gösterilip sonlanmadığından çoğu bireye de kötü örnek olmuştur.

On sekiz yaşındaki bir genç nasıl kendini intihar bombacısı yapar diye düşündüğünüz de aklınıza ne geliyor. Bütün geleceğini bir anda çöpe atmak ister bir insan ve diğer insanların…
İşte bunların hepsi ailede başlıyor. Aile içi sevgisizlik bambaşka bir durum. Sevginizi belli etmediğiniz birey altı aydır kayıp olduğunda ve onu bulamadığınızda da aynı soruyu sormanız gerek.

Aileleri tarafından önemsenen çocukların hayata bakış açıları hep farklı oluyor. Dediğim gibi oyun oynarken kurdukları hayalleri bile bir o kadar uçsuz bucaksız oluyor.

Ailelerinden ilgi ve alaka görmeyen, takdir edilmeyen çocuklar ise bu sevgiyi gösterecek ilk kişiye teslim ediyorlar kendilerini. Bu da bazen cemaat bazense terör örgütleri oluyor. Sonuçların hep sebepleri var bunları gözden kaçırmamak gerek.

Ve Kalıbımı basarım Sevgisiz yaşayan insan yoktur arkadaşlar. Ya bir kuş sahiplenir daha büyüğüne bakamadığından ya da gider parasını, pulunu, gücünü hayır işlerine bağışlar. Belki insanlardan uzak durarak huzuru bulur bilemem ama insanız sevgi olmadan yaşayamayız, bunu iddia eden çok bilenlere de sevgiler. Ve bunu sevgilisiz olmakla karıştırmayalım lütfen sevgi insanın içindedir ve her zaman yansımasını dağda, bayırda, kuşta, köpekte de bulabilir.

Kısaca…
Yeteri kadar uzun oldu o ayrı…
Kalemi elime alınca bırakamıyorum ne yapayım.
Kendi ile barışık, çevresi ile barışık insanların sevgiyi bir rezerv olarak görmekten çok bulunduğunda ne kadar kıymetli olmasından ötürü kaybetmeme odaklı ellerinde tutmalarını dilerim.
Sevgi hayatımızda hep olsun. Sevgi varsa her şey hallolur gerisi hikâye diyorum.

Sevdiklerinize SENİ SEVİYORUM demeyi unutmayın.
SEVGİLER
Merve

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir