NİL’İN DOĞDUĞU YER
UGANDA
ENTEBBE

Uganda ya da resmî adıyla Uganda Cumhuriyeti. Afrika kıtasının doğu kesiminde yer alan ve denize kıyısı olmayan bir kara ülkesidir. Ülkenin sınır komşularını kuzeyde Güney Sudan, doğuda Kenya, güneyde çoğu sınırı Victoria Gölü ile oluşan Tanzanya, güneybatıda Ruanda ve batıda ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti oluşturmaktadır. Ülkenin başkenti Kampala’dır.

Ülke içerisinde özerk bir krallık olan Buganda Krallığı da yer almaktadır.
Ne gerek varsa sanki Krallık içinde Krallık kurarsın ?
Ama ülke ismini içindeki krallıktan aldığı için saçmalamamaya özen gösteriyorum ne yapayım?
Buganda’dan Uganda çok havalı dimi?

Coğrafya dersine hiç girmeden Ülkenin malum sıcak ve tropik olduğunu bildiğinizi düşündüğümden sakın Maldivler hayal etmeyin diyorum. Çok şeker çok minik gibi görünse de pek sayılmaz. Ama Ülkenin güney bölgesinden Ekvator çizgisi geçiyor beni de zaten oraya gitmeye hazırlanırken en çok heyecanlandıran bu olmuştu ama sonradan anlatacaklarıma inanamayacaksınız gerçekten hayal kırıklığı mı yoksa benim uçsuz bucaksız hayal dünyamın yüz ölçümünün bu denli geniş olması yüzünden mi hala bilemiyorum.

Bir de yerel halk Swahilice diye bir dil konuşuyor o da o zamanlar bugün hayattan ne öğrendim kısmına not ettiğim en önemli bilgi idi. Bir de 10 tane şehri varmış neyse ki akılda tutulacak önemli bilgiler bunlar.

O zamanlar ben tarifeli bir şirkette çalışıyorum ve sık sık yeni başlayanlar için askerliğin acemilik dönemi gibi sanki Afrika yatıları oluyor. Aman ne severiz ne severiz bilemezsiniz. Türk insanı titiz, dindar, acayip değişik huylara sahip kişileriz hayatımızın hangi dönemi güzel uzun bacaklı bir manken kızdan özenmediysek kalktık sabah kahvaltı da ananas yedik mümkün değil ya da Suudilerin Mısır&İngilizlerden özenip mutfaklarına adeta kendilerininmiş gibi koydukları Foul Mudammas mı yiyoruz tövbeler tövbesi. İşte böyle bir şey bazen bazı şehirler de uyanmak bilmem anlatabiliyor muyum

Bunlar işin esprisi tabii ki ne yediğimiz kısmında her zaman her damak tadına yakın bir şeyler olur o kadar ucunu kaçırmayayım şimdi ?

Her neyse kalktık gittik biraz da araştırma yaptık nerelere gidilir, neler yapılır, yok efendim kaldığımız oteller canlı mıdır, taksi pahalı mı, extreme ne yapılır falan klasik her zaman yaptığım ve aynı köpek balıklarıyla dalamadan döndüğüm Cape Town gibi araştır dur sanki uygulama olacakta.

Öncelikle Nil’den bahsetmek lazım hem belki Nil’in doğduğu yer olma özelliğini nereden aldığını bilmeyenler için güzel bir bilgi de olabilir.

Dünyanın en uzun nehri olan Nil Nehrinin yine dünyanın en büyük 2. gölü olan Victoria Gölü’nden doğduğunu ve doğduğu yerin ekvatorun başlangıç yeri olduğunu kitaplarda okumak yerine, yerinde gidip görmenin keyfi ve hazzını yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum o ayrı ama bir de dilek dileyeceğim gene ritüel peşindeyim o daha heyecanlı.

 

Nil’in kaynağını arayan Avrupalılardan İngiliz kâşif John Hanning Speke, 1858’de gölü gördü ve daha önce Araplarca Ukereve olarak bilinen göle İngiltere kraliçesinin onuruna Viktorya adını verdi. Gölün ayrıntılı araştırmasını 1901’de Sir William Garstin gerçekleştirdi. Bu gölün Nil’e açılan yerine ; “Ripon Falls” denir. Bu keşfi de “Speke” yapmıştır. Fakat bu keşifte ona eşlik eden “Grand” gibi isimleri hastalık(sıtma) ve sakatlıklarından ötürü geride bırakmıştır. Mart 1964 de Nil’in başka bir kaynağı olan başka bir göl keşfedildi. Bu göle de Prenses Victoria’nın ölmüş eşi “Albert”ın adı verildi.
Hani bir gün biri sorarsa cevaplamak için ek bilgi kim soracaksa.

 

Bir de ekvator çizgisi var ki bu konu çok mühim ne bekledim ne buldum da olabilirdi yazımın başlığı. Şimdi ben dediğim gibi kafamda uçsuz bucaksız bir sahra hayal ettim sonra orda böyle fay kırıkları gibi çizgiler falan neyse bizi gezdiren Türk rehber adam ilk buraya götürdü inanılmaz heyecanlıyız falan anlatılmaz yaşanır cinsten. Eee geldik, burası dedi, inin dedi böyle bakıyoruz sanırım tek ben değildim orada hayal kırıklığına uğrayan neyse işte indik görüntü ve ekvator havası da soluduktan sonra fotoğraflarımızı çektik, hediyelik eşyalarımız alındı ve ikinci mühim durağa geldi sıra timsahlar alemine doğru yola çıktık.  :mrgreen: 



Uçuyorum ben havalara tabii çünkü ekvator beni kesmedi Uganda’yı kestiği kadar ondandır ilginç ve tehlikeli şeyler peşindeyim gene neyse Timsahçıklarımın da olduğu bölgeye geldik sonunda. İndik emin adımlarla yürüyoruz etrafımız Afrikalı çocuklarla doluştu falan böyle heyecanlanıyorlar yabancı birilerini gördüklerinde inanılmaz şekerler.

Meğer bizim rehberin bizi getirdiği nokta acı ama gerçek timsah çiftliği imiş. Yani adamı dövmemek için kendimi nasıl zor tuttum anlatamam. Kalkıp Allah’ın en uzak en kurak en kimsesiz Ülkesinde yaşamaya başlıyorsun sonra ekmek paranı kazandığın insanlar senin Memleketinden insanlar onları kazıklamak için aptal yerine koyuyorsun neyse biz bu işe yaramaz varlıktan kurtulduk ama günümüz, zamanımız, paramız boşa gitti. Ve 5 sene kadar önce adam başı bizden 100$ aldığını hatırlıyorum sadece bu anlattıklarımı yapmak için ödediğimiz paranın ne kadar da boşa gittiğini keşke bir çocuk sevindirseymişim. Adam bizi timsah üretim çiftliğine getirdi yani bize ne üremelerinden anlayabilmiş değilim hala sinirleniyorum neyse.


Entebbe o kadar da kötü geçmedi bir de otel kısmı var bu işin gittiğinde en önemli olay Afrika’daki konaklamandır. Çünkü bilindiği üzere temizlik, hijyen çok bulunan kıstaslar değil o yüzdenden de en iyi seçim otel olmalı bu tarz destinasyonlar için. Ayrıca şimdi ki aklım olsa onca yolu gittiğime değer kısmından gezer tozardım zaten o zamanlar fotoğrafta çekmiyordum o sebeple de bu geziler ve gördüklerim sadece kalemime kaldı.

Aynı günün akşamı bizim ekiple beraber kalkıp kumarhaneye gittik öncesinde bir kebapçı bulduk en çokta işin bu kısmı ilginç. Adamcağızın kartviziti mutlaka benim bir yerlerimde duruyordur hala ama maalesef şu anda ismini hatırlayamıyorum. Bu beyefendi kalkmış 20 küsur sene önce Antakya’da yaşar ve tır şoförlüğü yaparken yurt dışı seferlerinden birinde bu Uganda’ya gelmiş bakmış burada hiç Türk yok. Zaten kimse de buraya gelmeyi akıl etmez en iyisi demiş ben burada güzel bir mekân açayım, ülkemizin harika yemeklerini tanıtayım hem turist kesime hem halka çok pahalı olmadan bizim lezzetimizi tanıtırım hem de para kazanırım. Dediğini de yapmış gerçekten. Yerleşmiş 4 tane de kız çocuğu okutmuş büyütmüş ve eşini bu süre zarfında ziyaret dışında getirmemiş oraya düzenleri bozulmasın Afrika kolay kolay bize göre yaşanacak yer değil diye. Böyle bir hikâyesi var ve gerçekten çok para kazanmış yatırımlarını yapmış geleceğe dair her türlü önlemini almış gerçekten limon satsa kazanır dediğimiz erkek tipi bu olsa gerek. Bugün zaten kalkıp ev değiştirmek kolay değilken sen kalk bir de 20 sene önce Afrika’ya yerleş helal diyorum başka bir şey demiyorum.

Bu arada yemekleri de inanılmaz lezzetli, oralara gidip tok döneceğim asla aklıma gelmezdi. Kartvizitini bulur bulmaz yazıya ekleme yapacağım hani bir gün Uganda’ya yolunuz düşerse rahat rahat gidin diye ?

Kumarhane kısmına geri dönüyorum zaten çokta merak edilecek bir ayrıntı yok tabii ki kaybettim tatlım ben ne zaman kazandım ki diye sorarsan buna en iyi cevabı Annem verir sanırım ?

Oradan da bir gece kulübüne geçtik yani sözüm ona gece kulübü yanlış anlaşılmasın bizim için restoranın orta katındaki oturma grubu ışığının karanlıklaştırılmış hali diyebiliriz. Aman Tanrım diyorum oradan zar zor çıktık Kadınlar bir ilginç masadaki erkeklerin değil bizim üstümüze geliyorlar falan biraz dans ettikten sonra tabii ki ortamın azizliğine uğramamak için oradan düz bir çıkış yaptık ve doğru otele.

Otel Uganda’nın meşhur oteli lake Victoria Otel daha iyisi sanırım hala yok bu da ortalama denebilecek standartlarda. Ama tesis olarak büyük ve sanırım diğer otellere kıyasla güvenlik önlemi daha çok olan bir yer. Gene de kötü olmadığını vurgulamak istiyorum. Otel göl kenarında olduğu için yürüyüş yapma şansınız var bir de otelin önünden halkın kullandığı yeşillik alana doğru da bir yol uzanmakta orada da yürüyüş yapmak mümkün.

Doğru dürüst rehberlerle de şehri başka şekillerde gezmek diye bir gerçek var tabii biz o hatayı masumane kendi vatandaşımız kazansın diye yaptığımız için zararlı çıkmış olduk. Harika rafting alanları mevcut, doğal parklar, müzeler, çiftlikler gibi bir sürü seçenek mevcutmuş aslında Afrika deyip geçmemek bu olsa gerek.

Ve son…
İlk gün ki gezi esnasında bir bölgeden geçiyorduk arabayla yeşillik ormanlık kurak bir alan diyebilirim. Bir tahtanın üstünde “school” yazıyordu. Dönüp baktığım da üstü açık hiçbir duvarı olmayan, açık alan içerisinde duran bir okul vardı. İçinde de yüzünde gülümseme olan çocuklar. İnsan sadece bir saniyeliğine bile olsa durup düşünüyor ben ne kadar şanslıyım diye. Tabii bunu gündelik hayatta kaç defa tekrarlıyoruz bilemiyorum ama orada tek gördüğüm imkânsızlıklar içinde gene de eğitim ve öğrenimin devam edebildiği idi. Baktığında kendine kolejlerde özel okullarda ve özel üniversitelerde eğitim görmüş biri olarak yüzüm kızardı. Herkes anne-babasından şanslı doğmuyor elbet ama madem hayattayız imkânlarımız var neden hala bu şımarıklık ve yetinmeme kafasında ilerliyoruz işte bu işin en can sıkıcısı noktası. Bunları da uzun uzun düşünüp tabii evime döndüğümde şükretmekten hiç vazgeçmedim. Doğamız gereği yaşadığımız iklime zaten mecburen ayak uydurmak zorundayız ona sözüm yok yaşadığım şehir pahalı ona göre çalışıp para kazanmam gerek ama işte ya daha fazlasını istemek mi yoksa daha fazlası için çok çabalayarak mı istemek zararsız olanı bilemiyorum. Sanırım çok çalışarak elde etmek ya da istemek hakkı doğuruyor ve emek verilmeden hiç bir şey yeşermiyor. Çalışmak, çabalamak hep lazım en azından uğruna emek vermediğin bir şey senin olmadığında mızmızlanmamak için iyi bir yöntem.

Çocukların her zaman daha iyi şartlar ve koşullar çerçevesinde yaşaması gerektiğine inansam da Entebbe güzel bir örnek maalesef orada ki hayatı onlar seçmiyor ama belki de bugün seçmedikleri hayatı değiştirme şansları olursa yön verebilecekler. Dilerim de öyle olur. O sahneyi ömrüm boyunca unutabileceğimi sanmıyorum çünkü. Gerçekten bizler inanılmaz şanslı varlıklarız. Her şey elimizin altında en azından vizyon olarak güzel bir coğrafyada olduğumuza inanıyorum.

Merve

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir