“Değeri bilinmeyen her lütuf felakete dönüşüyor.”

📖Simyacı syf.76
✍Paulo Coelho
.
.
.

Sahi neden başkalarına iyilik etme derdindeyiz, şu gelip geçici dünyada?
İyiliğin en şahanesi kendine olan yatırımın olsun diğerleri de başkalarına yapılmak üzere olanların bahanesi olsun…
Felaketi görmek istiyorsan önce kendine sonra herkese iyi ol yeter.
İyiliklerinin karşılığını mutlaka alacaksın…
Merhameti görmek istiyorsan sadece kendini çok sev…
✍M.B

Kendime şöyle bir bakıyorum da bu kadar içinde ve utangaç yaşayan ben (gerçekten ben) ne zamandır böylesine halka arz etmekten korkmadan yazıyorum yazılarımı acaba sanırım bu iyi bir gelişmeden fazlası 🙂

Niye çünkü yeni bebeğim kitabım geliyor. O kadar özenerek yazdım ki inanın senelerce yazdım. Büyürken yazdım, genç kızlığımda yazdım.

Sildim yırttım bir daha yazdım. Seyahatlerimde yazdım, telefonumun not kısmına yazdım, hep yazdım. Küçük not kâğıtlarına yazdım çantamda biriktirdim, okyanusun üzerinde yazdım. Hepsi bir sürü sinerji içinde döküldü kağıda o yüzden beni çok heyecanlandırıyor kendisi.

Biliyordum bir gün hepsi derlenecek toparlanacak kendine ait doğal bir kurgu içinde harmanlanacak sonra ben kitapçıya gidip kitabımı durduğu rafından izleyeceğim, elimde de mutlaka kahvem olacak. Çok şirin hayaller hatta şu an oldu kabul ediyorum bile. Oldu oldu.

Herkesin tutkusu farklı çünkü yeteneği kendini keşfettiği gerçeği farklı. Hep düşündüğüm, kafama takılan ya kendimi keşfedemeseydim ne olurdu bana diyorum ve hayal bile etmek istemiyorum. İlk önemli yazımı yazdığımda 11 yaşındaydım. Günlük yazmaya başladığımda 9 olmam lazım. Ama ilk ciddi yazımı 11 yaşımda yazmıştım. Adı da “Pazar kahvaltısı” idi. Bütün okul ağlamıştı. Dergiye çıkmıştı falan aman aman ne gurur duyuyordu bütün ailem benimle. Okulda adım geleceğin yazarı idi. Ama ben kendimi hiç öyle hayal edemezdim. Bir gün işte ilahi bir arzu uyanarak içimde bu siteyi kurmak istedim. Kendi başıma bir şeyler yaptım. Aşırı amatör oldu ama sonra sağ olsun ki bir bilenler el attılar burası gözle görülür, bakılır, okunur hale geldi.
Ve gene de nereden bakarsam burası 3 senelik bir site olduysa kitabımı sonrasında çıkardığım da burası bile yaşlanmış olacak.

Çok şükür hiçbir zaman şükretmekten vaz geçmem hem de ne yaşarsam yaşayayım. İyi ki kendimi tanıyabileceğim muazzam bir yetenek sunuldu bana ve bunu fark edebildim. Belki buradan sonrasında başka hayatlara dokunmak var. Yarının ne olacağını bilmiyoruz ki. Ben sürprizlerle dolu kısmına uyuyup uyanıyorum. Ben en çok heyecanlandıran da o sürprizler… Temiz niyetlerle yaptığım her işimin sonucu çok şükür gönlüme göre oldu hep.

Her neyse ne diyordum…

Merhameti görmek istiyorsan kendini çok mu sevecekmişsin demişim? İyi demişim ve de doğru söz için çok fazla eleştiri kabul etmem arkadaş. Bazen ben bile fark etmeden ne kadar doğru şeyler yazıyorum sanırım o an da kanal açılıyor.

İnsan önce kendini sevmeli tabii bu bir önceki yayımlanan yazımda ki narsizm ile alakasız bir sevme şekli kesinlikle. O bambaşka bir durum onu geçelim  yazılarım aşırı kafiyeli gidiyor yalnız bir dediğim bir dediğimi tutmuyor havasında olunca dillere düşeriz aman konuşanımız çok nasıl olsa.

Konu şu ki; ben kendimi sevmezsem bir başkasını nasıl sevebilirim? Sorusunun cevabı sanırım her şeye ve herkese net olarak karşılık veriyordur. Önce kendine olan sevgini ve saygını bilecek sonra başka insanlara yeterli empati seviyesinde davranıp merhamet etmeye başlayacaksın. Merhamet et ki merhamet gör. Kendinden çık ve egonun sana emrettiği iyiliği kendini iyi hissetmek için yapma. Egondan sıyrıl.

İnsan en uğruna en çok üzüldüğü şeyleri bile bir süre sonra rafa kaldırdığında aslında ne kadar fani ve geçici olduğu ile de yüzleşiyor. Bakmayın bu dünyayı orasından burasından tutmadan da ele aldığınızda kendinize göre tasavvufunuzu derleyebilirsiniz. Yaşadığım bedeni fark etmeksizin de dahildir yıllarca bu düzenin yani ölüm ve doğum gerçekliğinin farkında kısmi olup sözde yaşamışım. Belki de gerçekten kalbim tam olarak çok acımamıştı hayat boyu en çok acıyacağı ana kadar. O yüzden de acı ve tatlıyı bilemiyordum ama deneyimleyip, içinden geçmeye başladığımda ağır sınavlarla yüz yüze geldim ve sanırım bu bir süre sonra kendini imha etti. Bunun bile farkına varamıyorsunuz çünkü acı çekmeye o kadar alıştırmışsınız ki ruhunuzu acı çekmeden yaşadığı bir günü günden saymıyor hale geliyor. Resmen at gözlüklerinin en devasa olanından takıyorsunuz yani.

Sonra bu durumun bittiğini algılamaya başladığınızda, ağlamanız gereken şeylere güldüğünüzü fark ediyorsunuz hemen bir şok “nasıl oldu da ölmedim” gibi içinizden ince ince bir ses “ne oldu da üzülmedim” e bitti çünkü. Acı çekme süreniz doldu hanım efendi…

Acılar misafirdir tecrübeler baki…

MERVE

SEVGİLERİMLE

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir