CİDDE DEYİM…

Konu Cidde olursa hemen Ciddileşirim 🙂
Hatta Gayri-Ciddi, Resmi-Ciddi falan hepsi olabilirim…
Kendi kendime konuşuyorum farz edin…
Hiç unutamıyorum #yuvadanuçupgidiyorum yazmıştım…Sene 2009…
Sanki 99 sene geçti ama hala dün gibi… Neden, niye hiç sormayın hepsinin bir nedeni var tabii ki ama şu an hani cevaplamak bu kültürel tanıtımın için fırtınalar dizisine dönebilir, yalan rüzgârı esebilir. O derece traji-komik bir hikâye kısaca…

Ama neden Cidde diye sorarsanız işte oraya çokta fazla verecek bir cevabım yok. Seçilmiş kişi olarak gönderilmiş olduğumu düşünmedim değil uzunca bir süre… Hatta o zamanlar da hayat akışında, başıma gelen diğer trajik olayları hesaba katmadan ilerlemeye çalışacağım yani tamamen verimli bir tanıtım olsun isteğimden sadece 😉
Jenerik yaratmaya çalışıyorum diyelim, siz öyle bilin…
Ama öyle çok özlüyorum ki tarifi, tanımı yok işte orası Cidde…
Deli mi bu diye okurken söylenenleri hissediyorum… Sorun yok ben çok alışığım bu tepkiye etkisizleştiğimden beri.

Klasik bilgiler vermeye bayılırım…
Cidde Suudi Arabistan’da, başkent Riyad’dan sonra gelen ikinci büyük şehirdir. Ülkenin batısında, Kızıldeniz kıyısında, Mekke yakınlarında kurulmuş bir liman kentidir. Diyor Vikipediciğim…

Neler neler saklıdır içinde yaşamadan bilemezsiniz asla üç beş tur atarak sindiremezsiniz oraları. Bu arada bunların asla kültleşmiş inançlarla ilgisi yok tamamen havada ki kup kuru duygudan gelen bir şey…

Peki, öyle mi bir bilene soralım…
Cidde bence bu yazılanların aksine tepeden baktığında Maldivler sanıp uçaktan atlamak isteyeceğin bir yer desem haksızlık etmiş olmam o derece güzel yani… Ama sadece yukarıdan baktığında !!! İçine girdiğinde hiçbir mekân asla uzaktan göründüğü gibi değildir. Çeşitli kusurları vardır ya hani göze istemsiz çarpar, burada durum biraz farklı. İstemsiz çarpan hiç bir şey yok her şey ortada sanıyorsunuz o kadar, aslında öyle de değil içine girdikçe daha da çok çekiyor sizi. Kimisi çok sever kimi nefret eder… Ben o ikinci şıkta ki kimselerden olamadım her zaman burayı sevmek için bir neden yaratmışımdır kendime.

Nüfus: 3,431 milyon. Bence daha fazla hatta ama ne yapalım verilere sırtımızı yaslamak durumundayız…

Tertemiz caddeler, uzun uzun kuleler ve iş merkezleri, sıcaktan bunalmış insan göremeyeceğiniz bir yer… İnsanlar evlerinde ve ofislerinde saklanıyor adeta gündüzleri korkunç bir sıcak ile yüz yüzesiniz çareniz yok klima tek dostunuz bu durumda. Tabii alışık olmayanlar 3.gün üşüterek yataklara düşmüyor değil hani… Arabalar da görebildiğiniz tek renk giyinmiş erkekler çoğunlukla ve her iş merkezinin girişinde bedava dağıtıldığına inandığım iğrenç çilek kokusu kimine göre meşhur hacı yağı  kendime gülesim geliyor bazen iyi bir şey anlatmak istediğim de bile duygularımı gizleyemiyorum bu da yengeç burcunun özelliklerinden diyelim…

Bu şehir de tek eksik Kadınlar…
Sanmayın ki yoklar varlar elbet ama onlara araba kullanmak yasak olduğundan özel şoförler eşliğinde aramızda siyah abayaları ile dolaşıyorlar yani herkesin bildiği kapkara çarşafları ile… Sanki ben cavalli kıyafetimle geziyordum da böyle yazdım 🙂 kadınsan abaya giyeceksin arkadaş ne yapacaksın sonuçta orası Suudi Arabistan…

Her şeyin bir sebebi var…
İşte en tilt olduğum konu da bu. Her şeyin bir sebebi olduğuna inanan, inandırılmış bir toplum tabii ki buna o kadar katı katı, karşı değilim elbet ama bunu hiç okumadıkları kitaplara sığınarak yaptıklarından sinir oluyor insan ve sırf bu yüzden de düzen yavaş işliyor. Belki öğrendiysem sabrı, selameti burada öğrendim işte azıcık.
Benim yazacağım Jeddah yazısı da öyle bir sefer de nasıl olacaksa her kelimenin altında inanın birden fazla hikâye ve anı var nasıl anlatırım onca şeyi bir kerede bilemiyorum. Farkındaysanız halen acele ediyorum ben .

Bir de Cidde’nin Suudi Arabistan’ın dini kuralların en esnek olduğu şehri olduğunu da söylemeyi unutmamak lazım. Böyle dediğime bakmayın tabii ahlak polisleri her yerdeler onlara da mutavva deniyor. Bir makalede diyor ki “bazı yabancılar saçlarını açabiliyor ama o kadar” demiş  gülmek istedim sadece yüksek sesli ancak o da halk arasında yasak canım. Sadece en özgürleşebildiğimiz yer kanatsız irtifamızı yakalayabildiğimiz anlar elbet… Ve evin kapısından girmeyi hayal ettiğimiz o müthiş tatiller.

Gerçi o kadar da abartmayalım ama bu Mutavvalar (Ahlak Polisleri) her yerde olduklarından adeta bir ps oyununda ki gibi her an karşına çıkabilir cinstenler. Denizin ortasında, bir avm tuvaleti kapısında ya da bir arkadaşının bahçesinde barbekü yaparken… Hangisi başına geldi diye sorun d-hiç biri tabii ki de. Sadece bir kez arkamdan beddua ettiğini duymuştum bende büyük bir saflıkla aynı ağızdan cevap verme gafletinde bulundum ta ki yanımdaki arkadaşımın pasaportuma el koyabilme haklarını hatırlatmasıyla susmam bir olmuştu. Evet, her zaman özgürsün ama sadece ülkenin sana sunduğu haklar dâhilinde bakmayın bu bir taraftan da gayet insanı eğiten ve öğretici bir durum. En nihayetinde ömürlük kalmayacağından bir süre için bu kadere baş eğebilirsin elbette.

Her şeyin kapalı kapılar ardında yaşandığını düşününce kendi Ülkende daha özgür olduğunu hatırlıyor ve gelecek üzerine mükemmel planlar yapıyorsun tabii erteleme hastalığını katmazsak. Onu ayrıca anlatacağım .

Compound dedikleri bizde ki gibi sitelere benzer yerler var, etrafı genelde duvarlar ve tel örgüler ile çevrili. Duvarların üzerinde de cam kırıkları saplı canım. Kapısında güvenliği olan son derece lüks yerleşim merkezleri bunlar. Sitenizin içindeyseniz isterseniz bikini ile dolaşın, kimse karışmıyor, ama dışarıdaysanız kurallara uyacaksınız. Hayat böyle bence sorun yok… Kurallara uymayı severiz. Burası kurallara uymayı öğreten cinsten bir yer. Hani fena da değil benim kadar “ben yaşarım” isen. Öğrendim mi evet. Yaşadım mı en güzelinden. Özlüyor muyum işte orası manen ve hatıralarda saklı cevapları olan bana büyümeyi öğreten yer.
Kadınlar için Cennet mi, Cehennem mi bilemeyeceğim ama Suudi Arabistan tam bir ERKEK cenneti, sadece huriler yok. Ama ararsanız en güzel huriye taş çıkaracak güzellikte Arap kızları da yok değil… Ama şunu da söyleyeyim ki Cidde dışarıdan oldukça göç almış bir şehir dolayısıyla genel insan kalabalığı çalışmak için geliyor bu şehre ve doğal olarak birçok farklı ülkeden insanla karşılaşabilirsiniz burada.
Akşam bütün kafe ve restoranlar dolu, hepsi erkek, nargile (shisha) içiyorlar. Lokantalar dolu, oturup saatlerce sohbet ediyorlar, boş masa bulamıyorsunuz. Hepsi erkek. Ama mekânların da kendi içlerinde “family section” ve “male section” olarak ayrılmış bölümleri var. Kadın ve Erkeğin bir olduğu en önemli mekân Alışveriş Mağazaları. Orada bile bazı yerler single / family diye ayrılıyor. Bazı mağazalara ERKEKLER giremiyor, kapısında sadece kadınlara özel yazıyor. Ki ben o mağazalara bayılırdım. Anlat anlat bitmez Cidde cidden Ciddi bir yer:)…
Ne yersin…
Nasıl canım çekiyor şu sıralar anlatamam Suudi Arabistan’ın belki de en meşhur markası olan Al Baik’e Cidde de rastlamak mümkün. Burada insanlar gece yarılarına kadar kuyruğa girer ve Al Baik’ten yemek almaya çalışır. İnanılmaz lezzetli. Sırrı sosunda.

Diğer bir özlediğim mekân Chillies… Meksika mutfağı ama aslında ne ararsan var bir de sonuçta şeriatın ortasındayız kullanılan et her şekilde dana eti. Gönlümüz rahat kendimize uyarlı yemek yemeye bayılırız.
Khayal Restaurant-Türkiye’nin dört bir yanında yiyebileceğiniz tüm kebap çeşitlerini bulabilirsiniz. Türk mutfağının zengin meze ve salata çeşitleri emrinizde. Dönerimizi Türkiye dışında en lezzetli hali ile ancak Khayal Restoranda yiyebilirsiniz. Fırında güveç çeşitlerimizi tatmadan güveç yedim demeyiniz. Hayal edemeyeceğiniz bir ortamda sizi karşılayıp güler yüzle uğurlamak en önemli ilkeleridir.

Piatto
Portofino
Sultan’s Steakhouse
Sakura Japanese Restaurant

Buralarda diğer güzel ve lezzetli mekânlardır. Cidde bir den çok milliyetin iş için gelip bir süreliğine kaldığı bir yer olduğu için doğal olarak her damak tadına uygun restoranlarıyla da ünlüdür. Unutmamak lazım ki helal et olmak şartı ile.
Marketlerde Türk ürünlerine rastlamak mümkün. Çoğunlukla bisküvi, top kek gibi ürünler bulabilirsiniz. Ürünlerin neredeyse tamamı Ülker ve Eti ürünleri. Cidde’de önemli bir Türk nüfusu var sonuçta. Ülker Firması Cidde’de ki fabrikası ve ürünleriyle önemli bir pazara sahip.
Türk yemekleri ve ürünleri dışında buranın diğer ürünlerinde pek tat tuz bulamayabilirsiniz. Türk marketinde Türkiye’den gelen ürünler satılmasına rağmen oldukça pahalı durumdalar. Ama gerçekten Türkiye’deki ürün lezzetlerine ulaşma şansınız yok başka türlü. Dikkatimi çeken bir diğer şey de burada kaju fıstığının inanılmaz lezzetli ve ucuz olması. Onun dışında diğer kuruyemişlerde çok fazla tat bulamıyorsunuz. Marketlerde içecek reyonlarında Türkiye’ye oranla çok daha fazla ürün bulunmakta.
Kısaca İslamiyet’in merkezi olarak Suudi Arabistan birçok Müslüman için dinen ziyaret edilen bir lokasyon olsa da bunun yanında çalışmak ve kısa süreli işler için gidilen bir yer olduğu için de bir de bu tarafından kaleme almak istedim.

Muhteşem Arap müziklerini de es geçmemek gerek tabii ki. Mısır, Lübnan, Kuveyt ve Suudi ezgilerini orada bir süre yaşadıktan sonra hemen ayırt edebilir hale gelebiliyorsanız artık siz olmuşsunuz demektir.

Çok Sevdiğim Cidde’ye kalbimden kocaman sevgilerimi yolluyorum…

Sevgilerimle,
Merve

 

 

 

 

Kaynaklar
https://tr.bachelorstudies.com/%C3%BCniversiteler/Suudi-Arabistan/Cidde/

Kısa Kısa
Mutavva: Suud Ahlak Polisi
Abaya: Arap ülkelerinde müslüman kadınların giydiği üst giysisi, dışarlık giysi. Özellikle arap ülkelerinde giyilen ve genellikle siyah.

BİR ZAMANLAR ANKARA

Dediğinde biri ne hissettiriyor sana bu cümle?

 

Başlayalım mı? Benim için çoktan fazla, fazladan öte hatta tarifsiz şeyler hissettiriyor…Eminim bugün Ankara’dan gidip başka şehirlere taşınmış bir sürü insan için Ankara denizi olmayan ama olan şehirlere göre çok çok yaşanmışlığı derin bir yerdir.
Arkadaşlıkları başka, jargonu başka, sokakları bile başkadır. Başka konuşur kendi sessizliğinde ANKARA.

Orada biriyle buluşurken bile verdiğin saatte sözünde durursun gariptir ki zaman tam olarak yerinde işler Ankara’da.

Verilen sözler, kurulmuş dostluklar sağlamdır. Güvenebilirsin Ankara’da. Çok aşık olabilirsin. Ve herkes bir şekilde aşkını bilir. Saygı duyar. Seni herkes tanımasa da tanınırsın ve tanırsın.Ağlarken hiç tanımadığın biri sana dert ortağı olur bir daha da görmezsin. Araba kullanmak sıkıntılıdır çünkü Şehir de acele yoktur herkes yerinde ağır olduğunu hisseder. Trafik belki de o yüzden hep gergindir belki de o siyasi havaya ayak uydurur halk kim bilir. Ankara her güne başka bir hava da uyanır çünkü herkes bilir kar zamanında yağar zamansız hiçbir şeye alışık değildir Ankara.
Başka yerler gibi havası değişmez pastırma yazı zamanında gelir ve ona göre de kıyafetler hemen kalkmaz. Bahar bambaşkadır. Hele yemyeşil olmaya başladığında ağaçlar birkaç semt vardır yürümeye doyamazsın. Her mevsimi güzeldir. İnsanları da mevsimler gibidir neyse hava ona ayak uydurur bütün bedenler.

Ve hiç değişmez, bir Ankaralı başka bir Ankaralıyı hemen tanır tanımasa da… Çok ilginçtir bu konu aslında hiç arkadaş olmayan insanlar birbirilerini bilirler. Diğer Şehirlerde de insanlar birbirini bilir ama tanıştıklarında hiç tanışmamış ve ismini duymamış gibi davranırlar. Ankara öyle değildir tanımasa bile biri bir başkasını uzaktan da olsa o kişiye saygı duyar. O yüzden samimiyettir Ankara hem de o buz gibi siyasi havanın altında. Herkes samimidir. Biri birinin derdine kendi derdi gibi sahip çıkar.

Doğup büyüdüğüm bu güzel Şehri öve öve bitiremediğimi düşünebilirsiniz ama çok insan bana hak verecektir diye düşünüyorum.

Bir zaman sonra herkes Ankara’dan başka şehirlere gitmek için can atar ama nereye gidersen git sende bıraktığı son resimdir Ankara. Ve her zaman bir yerlerdedir. Zaman zaman iyi ki dersin ama bir an gelir neredeysen orayı hep özlersin. Ve bu özlem hiç bitmez.

Biraz da Ankara’ya dair eski unutulmamış mekânları hatırlatmak istiyorum hazır “bir zamanlar” demişken…

1990’lar…
Ankuva daha yeni yapılıyor herhalde Tepe İnşaat iş başında o zamanlar… Galeria’nın ilk yıllarını yaşadığı (ilk alışveriş merkezi), Park Caddesi diye bir yer yok tamamen hayalet ot,çayır,çimen oralar. Muhtemelen yolda yok o dönemlerde. Şimdi ki Panora’nın yerinde Milletvekili lojmanlarının bulunduğu zamanlar…

Tivoli’yi hatırlayanlar kesin vardır. 90ların başı ve bence Ankara’nın Ankara olduğu zamanlardı. Ne güzel bir yerdi orası nereye gitsem hep aynı tadı aramışımdır. Ama asla bir örneği bile çıkmadı karşıma. Şaka değil bu!!!
Bu arada bilmeyenler için Tivoli, Ankara’nın ilk hamburgercisi idi.
Hatta ilk fastfood konseptini yapan ve ciddi müdavimi bulunan bu hamburgercinin takeaway’i bile vardı. Sonradan Tapas ismiyle hayata geçen mekan 2014 yılında kapılarını tamamen kapattı. Anakaralılar iyi bilir ki “ankara oyun havaları” dışında da sosyal kültürel olarak hafta içi ve sonları herkesin bir hobi olarak edindiği sonralarında yarışmalarda bile ödüller alan insanların yetiştirildiği bir yerdi Tapas.
HaHaHa bir de Tunalı Hilmi Caddesin ‘de Best Of Best Ajans diye bir modellik akademisi var dı. Şahsen 6 ay ciddi zarafet ve yürüyüş dersi almışlığım var oradan… Sonralarında orası da Ankara’mızın tarihine gömüldü. Sahibi ne yapıyordur acaba ? 🙂

Ya Atakule…
Sanırım burası oyun merkezinden kumpircilerine alışveriş merkezi konseptin ’den Ankara manzaralı hem de o zamanlar için dönen bir restorana sahip olan tek ve unutulmaz olan bir yerdi… Şimdilerde ise malum hali… Çoğu Ankaralı ilk kez kumpiri burada yemiştir. İlk kez çocuklar için bir oyun merkezi açıldıysa eğer orası Dream Land idi. At yarışı diye bir oyun var dı ben delirirdim onu oynamak için. Ve de uzay gemisi var dı en çok jetonu da o makine alıyordu.

Dream Land Jeton

 

Gündüz diskosu mu dediniz tabii ki Tuties… Parti düzenlemişliğim var hatta adıma afiş bile bastırtmıştım… Şimdilerde yok artık diyorum çünkü Lisedeydim o zamanlar… 🙂 Ben kim parti yapmak kim ama onu da yaptım!

 

O zamanlar için fazlaca yüksek olan Atakule’nin en üst katı… İşte orası beni çok ama çok duygulandırıyor… Sebebi vesilesi ile en mutlu olduğum adresi en güzel oradan izleyebiliyordum. O üst katın bir altında bulunan UFO Bar ve oraya ait olan döner restoran Kubbe…

Neler neler yoktu ki… Belki de bu yüzdendir herkes bilir birbirini. Çok seçeneğin olmadığı bir yer de herkes aynı şeyden keyif almaya çalışır desen o da değil çünkü çok fazla seçenekte vardı o senelere göre… Tabii bu o seneler için geçerliydi. Şimdiler de o zamanlarda ki gibi çok alternatif yok. Olan alternatifle de kimse eskisi gibi evden dışarı çıkmıyor. 

 

Atakule’den sonra Kavaklıdere’de Karum Alışveriş Merkezi açıldı ve orası da oldukça keyifliydi.
Alışverişe gidiyoruz dendi mi direk Karum da alırdık soluğu.

Jeton Burger…
Burası da hiç unutamadığım hamburgercilerden. Nedendir bilemiyorum hiçbir yerde bu tadı da bulamadım desem yalan olmaz. İzmir Caddesini bilen her Ankaralı ( bilmeyen yoktur ) mutlaka hayatında bir kere bile olsa burada hamburger yemiştir.

 

 

Ankara’nın Tiyatro Sahneleri ve Sinemaları da oldukça önemlidir. Öncelikle Devlet Opera ve Bale’nin merkezi olmasından kaynaklanan ve sanata, sanatçıya çok değer veren bir kültürü vardır Ankara’nın. Batı Sineması, Kavaklıdere Sineması, Şinasi Sahnesi birçok önemli sanatçının oyununu ve filmini sergilemiştir. Hiç unutamadığım “Karanlıkta İlk Işık” adlı bir tiyatro oyununa gitmiştim sanırım 8 yaşlarındaydım yanımda oturan seyirci bir anda oyuncu olarak sahneye çıktı elinde silahı ile çok etkilendiğimi hala hatırlarım. Ankaralı olupta tiyatroyu sevmeyen yoktur.

Timeout… Hayatım boyunca Monte Carlo dışında benzer kalitesine rastlayacağıma halen bir örnek getirmemiş olan kulüp. Gerçekten kalite ve nezih bir ortam dendiğinde o dönemlerin en hit mekanı idi. Zaten bir daha da örneği olmadı.

Sonrasında yani 2000 li yılların başında Hard Rock olarak tekrardan mekân canlandırılmak istense de o da olmadı. Bu mekân Türkiye’de ilk olarak Ankara’da açılmış olsa da ne yazık ki varlığını uzun süre sürdürememiştir. Gariptir Ankara’da bir mekân sadece açıldığı yerde can bulur. Yer değiştirir ya da yerine başka bir yer açılırsa eğer,  asla uzun süreli olmaz orası. Ve bunu bütün Ankaralılar bilir.

Pineapple…
Köroğlu Caddesi üzerinde sarı-beyaz iç mekân dizaynı ile halen aklımda kalan ve orada yediğim pizzayı bir daha hiçbir yerde yemediğim tek restorandır. Çocukluğumun en güzel anıları… Ne yazık ki internette araştırdığında bir fotoğrafı bile yok…

Daily News…
Arjantin’den yukarı doğru çıkarken sağ tarafta çok keyifli ve kaliteli bir restoran olan Daily News vardı ve spesiyali olan kendi adını taşıyan salatası mükemmeldi. Özellikle hafta sonları ve akşamları masa bulmanın çok zor olduğu mekân ve bahçesinde çok keyifli zaman geçirilirdi.

Tıpkı Kavaklıdere Tenis Kulübü gibi…
Daily News dersen burayı da yazmadan geçemezsin arkadaş… İşte o kadar keyifli ve bol anılı olan bu kulüp sadece aile olarak gittiğimiz ve benim çocukluğuma dair en güzel anılarımın olduğu yerdi… Köftesine de ölürdüm… Ha bir de çocukken tenisçi olmaya çok özenirdim çünkü o zamanlar bile tenis oynarken ayrı bir modaya ayak uydurulurdu. 1990’lardan bahsediyorum dikkatinizi çekerim…

Arjantin Caddesi dedim değil mi?
Ah diyorum ah…
Ne çok severdim bir aşağı bir yukarı yürümekten hiç usanmazmışız… Şimdiler de ne kadar yorucu gelse de cumartesi dediğin de Arjantin caddesinde ki bütün mekânlarda oturur birinde yemek birinde tatlı birinde çay birinde kahve içilirdi… Güzel di, özel di… Keşke bugün gene olsa. O zamanlar caddenin hemen başında sağ da duran Daily News Cafe’nin yanında Paul vardı. Paul’ün karşısı Kafe Kahveydi… Ne çok severdim orayı da ne zaman gitsem sabit aynı şeyleri yemekten hiç bıkmazdım.

Orayı geçinde sol tarafta sadece pazartesi kapalı olan Cafemiz var dı halen de var. Ve sanırım orada yıllardır tek açık kalmayı başaran mekân Cafemizdir. Bilenler Mahmut Ustanın salatasını çok iyi hatırlar ya da külbastısını… Frambuazlı Cheesecake de bir başkaydı bir de Pazar günleri Brunchları… Budakaltı ve Ivy de unutmamak gerek büyük haksızlık olur…

Ve en önemli yer… Villa Restoran! Ah o sufle inanır mısınız bir daha yemedim ben öyle sufle. Açıldığı dönemden sonra Ankara’nın belki de en çok ilk buluşma, evlenme teklifi gibi özel günlerinin yaşandığı Villa Restoran; yemekleri ve kalitesi ile birçok kişinin en özel anlarına şahit olmuştur.

Eski yeri Esat Caddesinde bulunan Sebahattin Baba’nın yeri doksanların sonlarında mekânını değiştirerek Köroğlu caddesine taşınmıştı. Bu mekân Ankara’da fasıl ortamının en güzel olduğu mekânlardan bir tanesiydi. Ayrıca Ankara Kalesindeki mekânlar da fasıl için şimdi olduğu gibi o zaman da güzel alternatifler sunmaktaydı. Neler vardı neler… Bir gece de çıkıp geçebileceğiniz en az 20 farklı mekân vardı…

Köroğlun’da ki belki de en ünlü mekân Section’dı. Seven oldu Raja oldu hatta ben köpeğimin adını bile Raja koymuştum :). O dönemin en bilinen mekânı olan Section Nene Hatun Caddesi üzerindeydi.

Bence gene Ankara gece hayatının en önemli mekânı olan Salata o dönemin de en önemli mekânlarından bir tanesiydi. Ankara’da açılan cafe restoran ve barların genellikle kısa ömürlü olduğunu düşünürsek yıllara meydan okuyan Salata’nın o dönemlere damga vurması çok önemlidir. Türkçe canlı müzik yapılan Salata, o dönemlerde Ankara’nın en eğlenceli mekânlarından bir tanesiydi. Resit Galip’de bulunan Salata’ya ek olarak Nene-Hatun Caddesinde de bir tane, Mesa Koru’da da bir tane açıldıysa da ilk Salata her zaman çok popülerdi. Hatta aramızda da Salataya gidiyorum cümlesi geçerse hangisine cevap ilk olur du. Bunu Ankaralılar iyi bilir.

Tunalı Hilmi Caddesine geldiğimizde ise Sixties önemli rock barlardan bir tanesiydi. Bir iş hanının içinde bulunan sixties hem o döneme ait güzel müzik çalan hem de kaliteli hizmeti ile müdavimleri olan bir mekândı. Mesela beni bir kere almamışlardı  niye çünkü 18den küçüktüm… 

Bestekar Sokak…
Mini Barcıların mekanı dersem kimse anlamaz sadece Ankaralı anlar işte bu da Ankara’ya özgü bir jargondur. Burada ki eğlence anlayışı diğer saydığım yerlere göre daha kendine özgü ve salaştır…
Bugünün Ankara’sında artık kimse sokakta zaman geçirmiyor ondan halen bu geleneği sürdüren var mıdır bilemiyorum ama tek bildiğim şimdilerde olsa her gün yapacağım en keyifli aktivite olurdu Mini Bar.. Resimde görüldüğü üzere İnsanlar sokakta ve rahat…

Tunalı’dan biraz daha yukarıya Atakule’ye çıktığımızda Ankara’da açılmış en önemli zincir restoranlardan biri olan TGI FRIDAY’s karşımıza çıkardı. Dünyanın ünlü zincir restoranı Ankara’da yanlış hatırlamıyorsam 1996 yılında açıldıysa da uzun süre varlığını sürdürememişti. Tutunamayan mekânlardandı.

Atakule civarında bulunan Cafe des Paris de Ankaralılara çok kaliteli hizmet veren bir mekândı. Hatta ben o apartmanda oturuyordum meşhur Binboğa apartmanı. Çocukluğum hey gidi hey…

Ayrıca Atakule’den aşağıya inerken Hoşdere Caddesinde bulunan ve gece gezmelerinden sonra uğranılan Beykoz ve karşısındaki Aşiyan Ankara’nın en ünlü çorbacılarındandı. Ve saat kaçta gidersen hep tıklım tıklım ve aynıydı… Buna ek olarak Köroğlu İşkembecisini de eklemem lazım…

Beykoz Restoran’ın diğer bir şubesi de Gölbaşında halen hizmet vermektedir. Gölbaşında bulunan Belçikalının Yeri de şehrin atmosferinden kaçmak isteyenler için güzel bir ortam sunmaktaydı.

İncek’in bu kadar popüler olmadığı o zamanlarda Ahlatlıbel’de bulunan Devran Restoran, müşterileri için geniş bir menü ile keyifli bir akşam yemeği alternatifiydi. Ailecek ne çok gitmişizdir…

1996’da Ankara’da popüler olmaya başlayan bir bölge de güvenlik caddesiydi. Özellikle North Shield’s Pub’ın açılması ile Güvenlik Caddesinin ara sokaklarında park yeri bulmak imkânsız hale gelmişti. Gece gezen ekiplerin özellikle Cuma akşamı uğrak yeri olan North Shield’s diğer bir şubesini de Eskişehir Yolundaki Mesa Koruya açmıştı.

Ankara’da yazlık mekân olarak ilk mekan herhalde Mayday’di. İlk olarak Beştepe’deki Gençlerbirliği tesislerinde açılan mekan yaz aylarında özellikle hafta sonları gündüzleri havuz akşamları ise cafe restoran olarak hizmet vermekteydi. Ancak daha sonra Mayday Bilkent’e taşındı ve Beştepe’deki mekân Avenue olarak hizmet vermeye başladı. Ve benim favori mekânımdı. İçeride bulunan havuz Atatürk’ün yüzdüğü ilk havuzdur.

Bilkent denilince o dönemlerden ilk akla gelen mekân hiç kuşkusuz Pulse 8’dir. O dönemki ekipler arasında oldukça popüler olan Pulse, underground mekanların Ankara’daki ilk örneklerinden bir tanesiydi. Birçok farklı tarzda insanın uğrak yeri olan Pulse’ın önünde hafta sonlarında soğuk kış gecelerinde T-shirt ile sıra bekleyen gençleri görmek hiç de şaşırtıcı bir durum değildi.

Ankara’daki yer altı mekanlardan söz etmişken X-S’den de bahsetmemek olmaz. Ziya Gökalp caddesinde bulunan bu mekân da Ankara’nın ilk yer altı kulüplerinden bir tanesiydi. Çok uzun süre çalışmasa da Ankaralı gençleri yeni bir tarzla tanıştırması ile Ankara gece hayatında önemli bir yere sahip olmuştu. Yani sırada Faces, 20 ve Cage vardı… Konya Yolundaki Twenty ve Cage isimli mekânlar özellikle Pulse 8’in kapanmasından sonra açılmış ve Ankara’nın yer altı ortamında ki boşluğunu doldurmuştu.

Çevre sokak ve Farabi sokakda şimdi olduğu gibi eskiden de birçok mekân bulunmaktaydı. Manhattan o zamanlarda da şimdi olduğu gibi dolu ve kendi müdavimleri olan bir mekândı. Manhattan’dan başka Barba, Grafitti ve Zaguda isimli mekânlar da bu sokakta iz bırakmış mekânlardı. Ayrıca New Castle önceden olduğu gibi şimdi de hizmet vermektedir.

Farabi sokakta Complex olarak açılan mekân kendi içinde bağımsız  Lounge konsepti yaratmıştı. Farklı tür müzik isteyenlere hizmet vermekteydi. Bu mekânın adı zaman içerisinde Cashmere olarak değişmişti.

Bir Zamanlar dedim işte neler çıktı neler… Anılar öyle güzel ki yazarken bile hepsi de teker teker canlandı gözümde… Bütün yaşlarım, yaşadıklarım, mutluluklarım, hayal kırıklıklarım, heyecanlarım ve benim en sevdiğim şarkılarımla Ankara’mı gene özledim. Burada doğmuş, büyümüş iseniz nereye giderseniz gidin bu anlattıklarımı zaten hatırlıyorsunuzdur. Mekânlar değişebilir ama gençlik yılları unutulmaz. Bu yüzden de burada bu yaşları geçirenler Ankara’yı ayrı apayrı sever. Başka yerlerden başka insanların alay konusu olursunuz “denizi olmamakla suçlanan şehir” yüzünden. Ama gene “balık mıyız la biz” diye cevap verir kahkaha atar 5 dakikaya bir yerde olma sözü verebilirsiniz trafikten garantili.

Dediğim gibi denizi olmamakla suçlanan şehirdir ANKARA ama gene de orada ki dostluklar başkadır… Mevsimler başkadır, sevgisi, aşkı, öfkesi başkadır.

SON OLARAK ANKARAYA DAİR YAZDIĞIM BU YAZIMA OKUYAN HERKESİN BİR ANISI OLDUĞUNA İNANDIĞIM BİR ŞARKI EKLEMEK İSTİYORUM…!

 

 

#ANKARALIOLMAK
#ANKARADADOĞMAK
#ANKARADABÜYÜMEK
#İYİKİANKARALIYIM

 

Sevgilerimle,
Merve

 

 

 

 

KAYNAK
https://isbasar.wordpress.com/tag/90larda-ankara-mekanlari
http://www.hurriyet.com.tr/bir-emektar-daha-gitti-27785942

ADRİYATİĞİN KRALİÇESİ VENEDİK

Yazıma klasik bir Luciano Tajoli ile başlarsam sizi mutsuz etmiş olmam herhalde… Bir an için gondolda olduğunuzu ve hayatınızın aşkı ile Venedik kanallarında gezdiğinizi düşünün…

Kimine göre Sular Şehri olarak bilinir. Ya da tarihten esinlenirsek, Venedik “La Dominante”, “Serenissima” olarakta bilinmekte. 18 yaş altı genç nüfus toplam nüfusun %14.36’sini temsil etmektedir. Ayrıca şehir eskiden Venedik Cumhuriyeti’nin başkentiydi.

Venedik, İtalya’nın kuzeydoğusunda yer alan bir şehirdir. Şehir Toplamda 118 adet irili ufaklı ada ve 150 kanaldan oluşmaktadır. En şeker tarafı da trafik sadece su yolu üzerinden akmakta. Ve bence hepsini görmeden ölünmemeli :). Şehir tamamıyla, kanallarla kaplıdır. Kanallar şehir içinde ve dışında hemen hemen her yerde görülmektedir. İtalya’nın Veneto bölgesinin başkenti olan Venedik, yaklaşık olarak sabit 300,000 kişiye ev sahipliği yapmaktadır. Bu tarihi şehir 300,000 kadar kişiye ev sahipliği yaparken her ay ortalama 600,000 turist çekmektedir. Bu rakam oldukça yüksek ve İtalya adına sevindirici bir durumdur. Tarihin en ilginç yerleşim yerlerinden biri olarak kabul edilen Venedik, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne de girmeyi başarmış sayılı şehirlerden biridir.

Kaynak:Venice Dergisi Mart 2015

Ve Söz Merve’de…
Çok eskiden Venedik dediklerinde bir türlü gidilmesi gereken yerler listeme koyamazdım. Sebebi nedir mi? Bir türlü kafamda oturtamadığım, Venedik şehrinin neden sular altında olduğu idi. Neyse ki daha sonra cevaplar Şehrin kendisi kadar sağlamlaştı ki vakit artık Venedik Şehrine gitme vakti idi.

Binalar birbirine o kadar yakın ki, baktıkça nasıl inşa edildiğini düşünüp şimdi ben nasıl uyuyacağım diyordum…

Sonradan elbette ki Google sağ olsun bu binaların ahşap kazıklar üzerine inşa edildiği bilgisine ikna oldum. Google makaleleri diyordu ki; Su altında oksijen olmadığı için çürümeyen ahşap aksine mineral düzeyi yüksek suya maruz kaldığı için kaya gibi sert bir madde haline dönüşüyor. Kazıklar yumuşak kum ve çamur tabakasını delerek daha sert olan kile kadar batıyor. Bu nedenle bu bölge çorak topraklardan oluşmaktadır. Venedik’in altında bulunan ahşap kazıklar, üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen hala sağlamdır. Binaların temelleri bu kazıklardan oluşur ve taştan binalar bu temelin üzerine oturtulmuştur.

Ancak Venedik’teki binalar zaman zaman Adriyatik denizinin özellikle sonbahar ve ilkbahar dönemlerindeki hareketleri nedeniyle sel tehlikesi altındadır. 6 yüzyıl önce Venedikliler kendilerini karadan gelebilecek saldırılara karşı önemli akarsuların yönünü değiştirerek korumuştur. Bu akarsuları lagüne doğru yönlendirmişler ve böylece şehrin etrafını sularla kaplamasına izin vermişlerdir.

O yüzden de halen bu muhteşem mimari ile hem tarihi yapısını koruyor hem de her sene harika festivallere ev sahipliği yaparak turistleri kendine hayran bırakıyor…

BÜYÜLENDİM…

 

Şehre varışın bir olay zaten. Herkes alan da sen celebrity misin değil misin bakıyor… Bunun sebebi vip terminal tabii ki.
Kapıda magazinciler flashları patlamak üzere hazır ve nazır bekliyorlar. Her şey o kadar klas ve ağır ki celebrity olmasan bile ayakların yerden kesiliyor desem yeridir…
Tabi ahşap kazıkların üzerinde duran ve yaşayan bir şehir olması da konuyu başka yerlere taşımıyor değil tatlım…

Ben Venedik’i büyük bir heyecan ve aşkla gezdim aynı Roma şehrinin sempatisi desem daha doğru olur. Harika fotoğraflar çektim ve inanılmaz lezzetler denedim. Ama bu işin en hoş tarafı Bellini idi. O zamanlar ki tırnak tasarımıma ve elimde ki manevi özel yüzüğüme yakışacak en güzel dekor kokteylidir Bellini… Venedik bir daha gidilmeli bir destinasyon benim için… Kız kıza ayrı, sevgilinle ayrı, çocuğunla ayrı bir seyahat olabilir. Hatta inanın iş içinde bile o kadar keyifliydi ki şimdi o zamanları hatırladıkça ne kadar da değerli olduğunu bir kez daha hatırlıyorum…

#visittoVenice
#routetoVenice

Nerelere gidilir?
Ciddiyim AŞK diye ölüyorsanız gidin Venedik Aşk Köprüsünden bir geçin… Çok değil 30 gün içinde âşık oluyorsunuz :).

Meşhur Büyük Maskeli Balo ’ya denk gelmek istiyorsanız illaki Şubat Ayı’nın son haftasına denk getirmeniz şart.

Aziz Mark Çan Kulesi
Aziz Mark Çan Kulesi Venedik kentinin simgesi halindedir. Kule 98.6 metre uzunluğunda ve tüm Venedik’ten rahatlıkla görülebilmektedir.

San Marco Meydanı
Meydan zaten o kadar güzel ve büyüleyici ki etrafta olup biteni izlemek için meydan üzerinde ki bir kafeye oturmanız yeterli…
IMG_0971

Venedik Mutfağı
Size güzel bir tüyo o halde… Bir İtalyan Mutfağı hastasıysanız hayatınızın en güzel seyahatini yapıyorsunuz elbette ki ancak en güzel pizza ve makarnası maalesef burada değil… Deniz ürünleri için kolları sıvama vakti çünkü en lezzetli ve çeşit çeşit deniz ürünlerini bulabileceğiniz fazlaca restoran ayaklarınızın altında…
Sarde in Saor ünlü bir Venedik yemeğidir tavsiye ederim. Üzüm ve fıstık ile bir arada pişer tatlı ekşi bir tadı vardır.

Trattoria Da Fiore, Venezia – San Marco – Ristorante
Ristorante Riviera Venezia
A Beccafico Santo Stefano
Osteria alle Testiere
Cocaeta – Creperia Artigianale da Asporto
Dal Moro’s Fresh Pasta to Go

Nerede Kalınır?
Şehir de kiralık evden tutun da minik pansiyonlara ya da kesenin ağzını açacağınız şık butik otellere gidebilirsiniz.

En iyisi diye bir tutarlılık gösteremem ama benim kaldığım otel sanırım en iyilerdendi.
Hotel Danieli, a Luxury Collection Hotel
Bu otel Castello bölgesinde ve San Marco’ya çok yakın yani her yere çok yakın…
Diğer merak ettiğim otel ise; The Westin Europa & Regina
Bu otel de San Marco’da.
PalazzinaG – San Marco
The Gritti Palace, A Luxury Collection Hotel-San Marco
Boscolo Venezia, Autograph Collection – Cannaregio

Fiyatlar pek makul olmayabilir tabii ki ama tercih sizin buralar gerçekten çok özel ve tarihi mekânlar olarak zaten biliniyor. Ayrıca diğer opsiyonlar içinde www.booking.com ve www.hotels.com mutlaka inceleyin ve tabii ne olur ne olmaz www.airbnb.com aklınızda soru işareti kalmasın…
Para Birimi: Euro
Saat Farkı: gmt +2
En güzel Aylar: Nisan-Mayıs-Eylül

Kaynak
www.sabah.com.tr/fotohaber/turizm/venedik-neden-sular-altinda-kaldi
Venice Dergisi Mart 2015

👇🏻

Geziye dair kişisel fotoğraflarımı Galeri de görebilirsiniz..

 

Görüşmek Üzere
Merve…

Afrika’nın İncisi Cape Town

Çok küçüktüm herhâlde 8 yaşlarındaydım bir komşumuz vardı Güney Afrika’da yaşıyorlardı ve hep çok büyük köpek balıkları olduğundan bahsederlerdi… İşte çocukluk ne bilirsin ki ileride bütün kıtayı gezeceksin… Köpek balıklarını her şeyden çok seveceksin.

Güney Afrika’dan bahsedelim biraz… Güney Afrika Cumhuriyeti, Afrika kıtasının güney ucunda 22°10′-34°55′ güney enlemleri ile 16°30′-32°55′ doğu boylamları arasında yer alan ülkedir. Güney Afrika Cumhuriyeti, Afrika’nın güneyinin yaklaşık yarısını kaplar. Bu enlemi boylamı ne yapacağım diye soranlara verecek bir cevabım yok gerçekten.

Güneybatısında Atlas Okyanusu, güney ve doğuda Hint Okyanusu, kuzeydoğuda Swaziland, Mozambik ve Zambiya, kuzeyde Botsvana, kuzeybatıda Namibya ile çevrili olan Güney Afrika Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde, topraklarının Ortadoğu kesiminde Lesoto Devleti bulunmaktadır. Dünyada, ırk ayrımının en şiddetli bir şekilde vuku bulduğu ülke olması ile tanınmaktadır.

http://Kaynak: Güney Afrika hangi kıtadadır? https://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/412572-guney-afrika-hangi-kitadadir.html#ixzz4hz4cJEX0

Cape Town şehrinde sıcak ve ılıman iklim görülmektedir. Güney Afrika, ekvator çizgisinin güneyinde yer aldığından iklimler Türkiye’nin tersidir. Kış aylarında yaz aylarından çok daha fazla yağış düşmektedir. Köppen-Geiger iklim sınıflandırmasına göre Csb olarak adlandırılabilir. Cape Town ilinin yıllık ortalama sıcaklığı 16.9’dır. Yıllık ortalama yağış miktarı: 853 mm. 20.9 sıcaklıkla Ocak yılın en sıcak ayıdır. Temmuz ayında ortalama sıcaklık 12.8 olup yılın en düşük ortalamasıdır. Yılın en kurak ve en yağışlı ayı arasındaki yağış miktarı: 119 mm Yıl boyunca ortalama sıcaklık 8.1 dolaylarında değişim göstermektedir.

İlkbahar ayları: Eylül, Ekim, Kasım Yaz ayları: Aralık, Ocak, Şubat Sonbahar ayları: Mart, Nisan, Mayıs Kış ayları: Haziran, Temmuz, Ağustos

Yaz aylarında ortalama sıcaklık 30 derece civarıdır. Kış ayları rüzgârlı ve çok nadiren sıfırın altındadır.

Şehirler

Yaz Kış

Bloemfontein (Free State)

29,0 ° C 18,5 ° C

Cape Town ( Western Cape)

24,0 ° C 22,6 ° C

Durban (KwaZulu-Natal)

25,5 ° C

22,6 ° C

Johannesburg (Gauteng) 24,7 ° C

18,0 ” C

Kimberley (Northern Cape) 32,0 ° C

20,0 ° C

Nelspruit (Mpumalanga) 28,5 ° C

23,0 ° C

Pretoria (Gauteng) 27,5 ° C

21,0 ° C

 

Farklı soy ve farklı ırklardan gelen yaklaşık 50 milyon insanın vatanı olan Güney Afrika’da İngilizce ve Afrikans dillerinin yanı sıra, Xhosa, Sotho, Venda, Tsonga, Pedi, Shangan ve Ndebele yerli dilleriyle birlikte 11 resmi dil kullanılmaktadır. Bu yerli diller birbirlerine ancak Almancının İspanyolca’ya benzediği kadar benzerler.

Turistlere zengin kültür yelpazesinin ilk ipuçlarını veren bu dil çeşitliliği eşsiz bir ülke olan Güney Afrika’nın bu sıfatı hak ettiğinin en önemli belirtisidir. Güney Afrika Avrupa kültürünün geleneklerle kesiştiği, küresel akımların eski törelerle omuz omuza verdiği, güneyin kuzeyle, doğunun batıyla kaynaştığı bir ülke…

Kültür köylerindeki sergilerde görebileceğiniz el sanatları, yöresel yemeklerin hazırlanışları ve izleyeceğiniz yerel dans ve törenler, Güney Afrika’nın kırsal kesimlerine ait geleneksel yaşama açılan pencereler olacaktır. Eğer seçiminiz Johannesburg’un dış kesimlerindeki büyüleyici Soweto’ya yapılacak bir gezi ise, derme çatma kulübe ve mütevazı evlerin hemen yanı başında muhteşem malikâneleri de görme şansını elde edecek, caz kulüpleri ve meyhanelerden yayılan gizemli ruhu ve enerjiyi hissedeceksiniz.

Gökkuşağı Ulusu

Güney Afrika ‘nın gökkuşağı ulusu az sayıda San üyeleri (Bushman’lar); Sotho,Tsvana ,Tsonga’lar; Venda’lar; Hintiler, Afrikaanlar, Ingilizler konuşan ve diğer Avrupa ülkelerinden gelen göçmenler ile değişik kökenlerden gelen diğer halklardan oluşur.
http://www.southafrica.org.tr/

Dünyanın En Güzel İnsanlarının Olduğu Yere Gidiyorsun… Bu cümleye dikkat edin çünkü gerçekten öyle… İnsan Mozaiği çıkıyor karşınıza sırf o da değil, doğayı sevenler için rengârenk bir yelpaze sizi bekliyor o zaman… Öncelikle herhangi bir kıyaslamaya girmek istemem ama kendi şehrimden daha güvenli olduğunu söyleyebilirim. Ama illa ki okyanusta yüzeceğim, telleri aşacağım, kafes dalışını kafessiz yapacağım diyorsanız böylesi yüzen köpişler dünyanın hiçbir yerinde yok bilginiz olsun. Kafes dalışından sok dakika dönmüş biri olarak söylüyorum…

Tabii Güney Afrika ilk düşündüğünde “hadi gidelim” destinasyonu olmuyor. Belki Afrika, belki o belli belirsiz yanlış intiba yüzünden. Kötü bir ün sahibi maalesef ama Güney Afrika’nın karanlık tarihi artık sadece kitaplarda… Fakirlik ve zenginliğin en uçlarda yaşandığı bu ülkede Afrikalılar Avrupalılar tarafından yıllarca ezilmiş, sömürülmüş ve ayrıştırılmış. Doğal olarak siyah halk bunca sömürü yüzünden açlığa ve fakirliğe isyanlarından beyazlara nefret duymuşlar. Bu yüzden uzun yıllar bu karanlık tarihe ev sahipliği yapmış. Mutlaka gidilmeli mutlaka görülmeli yerlerden biri olduğunu bastıra bastıra söylüyorum. Gerçi dünyanın her yeri ayrı güzel, her yeri ayrı kendine has ve öz. Ne aradığına, ne beklediğine bağlı. Bana hep sorarlar filanca yere gitmişsindir nasıl, iyi mi, gidelim mi? Ben hep şunu söylüyorum yolculuğunun adını ne koyduğuna bağlı… Tatil mi, iş mi, keşif mi, gezi mi, fotoğraf mı, meditasyon mu? Hangisisin ona göre bir yer seçmek en mantıklısı.

Güney Afrika Cape Town yolculuğu İstanbul’dan 13 saat sürüyor…Hani daha uzunlarını da gördüm bu bir şey değil demiyorum tabii. Ancak yolculuktan keyif almanız adına artık Türk Hava Yolları çok keyifli bir seyahat sunuyor size o yüzden bu süre sizi korkutmasın sakın.

Genel olarak Cape Town seyahatlerim hep Kasım-Aralık-Ocak aylarında olmuştur o yüzden Kıştan yaza gitmek psikolojisiyle valizimi hep mutlulukla hazırlamışımdır. Size tavsiyem rüzgârlı günleri ve dağ yürüyüşlerini dikkate alarak yanınıza mutlaka hafif kalın bir şeyler alın  tecrübeyle sabit.

Peki, Cape Town’da Neler Yapılmalı?

Masa Dağı- Table Mountain

1503 yılında ilk kez Portekizli bir pilotun tırmandığı Masa Dağına ismini veren de aynı kişi. Portekizce Taboa da caba yani Cape’in Masası anlamına gelen bu dağ ismini şeklinden alıyor.


Masa Dağı; dünyanın 7 doğal harikasından biri, şehrin de simgesi. Alp Dağlarından, And Dağlarından hatta Himalayalar’dan bile daha eski bir tarihe sahip. Üç km uzunluğunda düz bir zirveye sahip olması nedeniyle Masa Dağı ismini almış. Gerçekten de uzaktan bakınca dağ bir masayı andırıyor. Zaman zaman dağın tepesini bulutlar kaplıyor ve zirve gözden kayboluyor. Zirveyi kaplayan bu bulut için de “masa örtüsü” benzetmesi yapılıyor. Masa Dağı, yaklaşık 2,200 çeşit bitkiye, 1,400 çeşit floraya ve dünyada sadece burada yaşayan Heleophrynidae isimli bir kurbağa cinsine ev sahipliği yapıyor.

Masa Dağı’na Waterfront’tan binebileceğiniz kırmızı tur otobüsleriyle hop-on & hop-off ile ulaşabilirsiniz. Tur otobüsleri hem şehri kolayca gezmeniz yardımcı olacaktır. Dağın zirvesine aynı anda 65 kişiyi taşıyabilen bir teleferikle çıkılıyor. Gezginlerin en çok fotoğraf çekebildiği nokta desem… Bu manzara gerçekten kaçmaz! Teleferiğin bir özelliği de kendi etrafında dönmesi; bu sayede yerinizi değiştirmek zorunda kalmadan 360 derecelik bir seyir şansını yakalıyorsunuz.

Buraya kadar sizi leylekler getirmedi kalkın helikopterle bir de kuş bakışı gezin şu güzel şehri. Yazı dilinde ki anlam ve mana size ağır gelmesin elbet bir seyahat her şeyden önce maddiyatla çok ilişkili buna zaten sözüm yok sadece imkânlar dâhilinde rahatsanız diye söylüyorum mutlaka bir de şehir yukarıdan görülmeli. Göremezseniz de üzülmeyin zaten Cape Town şehri manzarasını izlemek için yeterince doğal tepe ve yüksekliğe sahip.

V & A Waterfront dendiğinde…
Ben mesela çok mutlu oluyorum. Sanki bir 100 metre geride yazlık evimiz var da ben niye seviniyorsam. Burada çok şeker bir anım var paylaşamadan duramam. Şimdi benim yolum bir gün Güney Afrika’ya düşer ve tabii bir Türkün ulaşılması zor hayali nedir? Diye sorsalar asla köpek balıklarıyla dalmak değildir sanırım. Neyse ben aşırı motive ve kendinden oluşmuş doğal heyecanımla kendimi marina da zencilerle pazarlık yaparken buldum. Sonra bir baktım benden başka kimse yok. 3 tane zenci ve ben. Dedim bu iş böyle olmaz başkası yok mu falan dediler ki şu an da belirlenmiş bir tur yok. Neredeyse tamam gidelim diyeceğim yani. Tabii her zaman olduğu gibi orada da aklıma en son gelen yani sorulması gereken ilk soru oluyor o da. Dedim ki bu dalış yapılan yer kıyıdan ne kadar uzaklıkta? Cevap:2 saat. Ben tabii iyi günler diyerek kaçtım… Zaten elinden imzalı kâğıt alıyorlar bir de tanımadığın adama pasaport kopyanı veriyorsun. O yetmiyor 2 saat gidiyorsun üstelik can güvenliğin yok, tek başınasın, zaten kendi başına bir tekneyi kiralamak çok maliyetli falan derken dedim ki Merve kalk evine dön deli misin kızım. Niye yalnız başınasın derseniz çünkü orada bunu yapmak isteyen bir deli vardı o da bendim diğer arkadaşlarım yanıma yaklaşmadılar bile. Ama içim de o kadar büyük ukde ki hala istiyorum, hala yapacağım diye hayallerim var. Artık çoluk çocuk dalarız bilmiyorum. Ayrıca Waterfront çok güzel bir alışveriş merkezi var bir de kocaman bir dönme dolap bilginiz olsun ve çeşit çeşit seafood restaurant’larla çevirili. Güney Afrika şarabı içmenizi de ayrıca tavsiye ederim. En lüks oteller Waterfront etrafında denebilir. Ama ben gene de bir alternatif olarak ev kiralamanızı öneririm.

En renkli bölge Bo-Kaap… Müslüman halkın yaşadığı bölge Malay Quarter olarak biliniyor. Birçok milletten Müslümanın yaşamasına rağmen çoğunluğu oluşturan Malezyalılar sebebiyle bu adı almış. Bölgenin yemekleri çok meşhur. Evleri ise asıl önemli özelliği. Müslümanlar renkli karakterlerini yansıtmak için evlerinin dışını parlak, fosforlu ve canlı renklere boyamışlar ve ortaya bu güzel bölge çıkmış… Bo-Kaap’ı hop-on hop-off’un 2 günlük turunu alanlar ücretsiz olarak yapılan yürüyüş turuyla gezebiliyorlar.

Cape Town için diğer yapılacaklar listesindeki aktivitelerden en popüler olanı yürüme sporları. Kişiden kişiye ve yol alternatiflerine göre çeşitli zorluk dereceleri olan dağda en kısa süren yol 3 saatlik mesafeden oluşuyor. Eğer bütün yürüme yollarını tamamlayacaksanız sadece bunun için 1 haftanızı ayırmanız gerek. İkinci popüler alternatif ise, dağcılık. Farklı zorluk derecelerinden oluşan yamaçlarda sert tırmanma stili olan “trad climbing” yani her türlü emniyet aleti dağcı tarafından yerleştirilen spor deniliyor ki bu da diğer popüler aktivite denebilir.

Diğer yapılacak aktivitelerde fokların yaşadığı Houtbay Adası mutlaka görülmeli diyebilirim… Ünlü Chapmans Tepeleri ve Atlantik Okyanusu ile Hint Okyanusu’nun birleştiği nokta olan ünlü denizci, kâşif Vasco de Gama’nın geçtiği Ümit Burnu’nu ve Cape Point’teki dünyanın en yüksek fenerini ve Boulders Beach’teki penguenleri görmenizi tavsiye edebilirim. Afrika kıtasının en uç noktası olan Ümit Burnu, Cape Town’a bir saatlik uzaklıkta bulunuyor.

Peki Nerede yenir???
The Roundhouse Restaurant ben burayı çok sevmiştim. Burada ki his aynı menüsünde de yazdığı gibi “home is where the heart is…” Rezervasyon yapmadan gitmeyin. Tel:021 438 4347
Savoy Cabbage Restaurant burasıda snop mekânlardan biri yemekleri çok lezzetli. Çalışma saatlerini kontrol edip çıkıp gidin şansınız varsa masa bulabilirsiniz. Yoksa rezervasyon yapmanızı önereceğim.
Signal Restaurant burasıda Waterfront bölgesinde bulunan çok şık mekânlardan biri.
Pepenero Restaurant

Son olarak konaklamadan hiç bahsetmedim farkındayım çünkü birden fazla otel de kaldım o yüzden en güzel şurası demek için bu satırları en sona ayırdım.

Cape Town Marriott Hotel Crystal Towers konumu ve kendisi için kelimelerim kifayetsiz kalır diye makyajsız övüyorum bu oteli.
Belmond Mount Nelson Hotel Masa Dağı manzaralı harika bir otel neredeyse bütün odalarından rahatça görebileceğiniz gizemli bir manzaraya sahip. Spa bölümü muhteşem. Odaları çok konforlu ve en sevdiğim oda bölümü banyosunda ki küveti…
The Commodore burasıda bir başka sevdiğim ve huzuru hiç değişmeyen bir otel. Waterfront için sadece 5 dakika yürüme mesafesinde.
Cape Town Hollow konum olarak harika, çalışanları da güler yüzlü.

En sevdiğim kısım Safari turu… Bunun için Johannesburg ya da Nairobi yazısında görüşürüz artık diyorum çünkü Safari için bundan daha güzel bir seçenek bulabileceğinizi düşünmüyorum.

Afrika kültürünü daha yakından tanımak için seyahatinizi mutlaka çok ince detaylandırmalısınız. Yukarıda da bahsettiğim gibi yolculuğunun adını ne koyduğuna bağlı… Tatil mi, iş mi, keşif mi, gezi mi, fotoğraf mı, meditasyon mu? En önemli ayrıntı bu bence. Buradan sonra bu kıtayı ister ortasından, ister batısından, ister güneyinden başlayarak keyifle gezebileceğinizi düşünüyorum. Yine söylüyorum bu kültürü yakından tanımak gerçekten başka bir farkındalık kazandırıyor bir zaman sonra yarattığı fark sayesinde bakış açınızı nereye çevirirseniz çevirin buranın sizde bıraktığı kültürel iz kolay kolay silinmiyor.

Para Birimi:Rand (sembolü: R; ISO 4217 kodu: ZAR) Güney Afrika Cumhuriyeti’nin para birimi. 1TL- 3.6516 ZAR

Saat Farkı: Türkiye ve Güney Afrika arasında sadece 1 saat fark bulunmaktadır. Türkiye Güney Afrika Saatine göre 1 saat ilerdedir.

Vize İşlemleri: Türk vatandaşları Güney Afrika Cumhuriyeti’ne yapacakları 30 güne kadar ikamet süreli seyahatlerinde vizeden muaftır.

#visitcapetown
#musttovisit
#gocapetown
#southafricamemories

İyi Yolculuklar

Güzel Uçuşlar olsun diyorum şimdiden.

Sevgiler

Merve

Bir gün çok uzak bir şehirde acıdan nefes almaya çalışırken ben…
Aşk şehri Paris’teyim

Odam buz gibi yani sonuçta günlerden 24 Şubat Fransa’da mevsim Kış ama ben 50 derecelerden geliyorum malumunuz ve benim giysiler yazlık…  Neyse zararsız cadılar bayramı sarhoşu ben Merve kısaca memnun oldum. Aşk sarhoşu yazmayı ne kadar da çok isterdim bilemezsiniz.  Yer, mekân bu kadar da iklimime uygunken ben de iklimime uygun adam için Paris’i yakmak isterdim ama “what can i do sometimes” canım der gibi bir ses arkalardan…

Zaten cadılar bayramı konseptine ruh hali olarak hiç te yabancı değilim o zamanlar, ne yaparsam yapayım benden gene kötü bir şey çıkmıyor hamur iyi ne yaparsın. Buna bile üzüldüğüm zamanlar çok olmuştur :). Her neyse cadı karakterli bir kız olamadığımdan yazıma devam etmekte bir sakınca göremiyorum… sadece konsepte uygunuz o kadar .

Sene 2010
Sorun şimdi bana o zamanın şarkılarını ezbere söylerim malum uzaklardayız  ama bu başka türlü bir uzaklık hatta komik-trajik uzaklık. Şarkıların suçu yok müzik her zaman benim en sevdiğim bilgi birikimim, canım ilgi alanım oldu. Ben sadece durumu ajite ediyorum o kadar.

Yolda inatla taksi ararken kuralcı Fransa’da olduğumu unutuyorum elbette ve kendimizi halka açık parti yapan bir villanın önünde buluyoruz. E Tanrı misafiriyiz durum belli tabii girelim mi girelim, içelim mi içelim… Benim dışımda herkes uzaylı gibi malum cadılar bayramı her halde bir ben, bir de polisler orijinal haliyle dolaştı o gün boyunca . E tabi durum böyle olunca gerçek uzaylı gibi hissetmemek işten değil. Neyse ki bu fasıl uzun sürmüyor ve neredeyse ileride ikametimi almaya yaklaştığım otele dönebiliyoruz… Niye böyle yazdım çünkü insan jokerden bir şehirde senenin 200 günü kalamaz arkadaş tamam abarttım ama buna yakın bir konaklama süreci geçirmiş olduğum doğrudur. Zaten hali hazırda sırf sanat ve tarihe olan saygımdan sevdiğim bir kaç Avrupa ülkesi dışında hepsinden nefret ediyorum o dönemler komik komik şeyler işte.

Bir gece önce ağlamaktan bayıldığım için odamın penceresinde kapatacak gücüm kalmamış belli ki kıyafetlerimle donarak uyandığım da her şey film şeridi… Ah diyorum o kadar karıştırmasaydın, ah o kadar içmeseydin zırvalamaları zaten sonra saat olmuş öğlen kaç kahvaltı çoktan gelin olmuş gitmiş, böyle saçma sapan hallerdeyim. Saçlarım birbirine karışmış tarakla bile açılmayan hale gelmiş, rimellerim akmış of aman aynada ki ben olmasına benim de, neden o benim ? Tam da böyle depresyonlarımın başladığı zamanlar o zamanlar. Sanırım ben 30 sendromunu 20 lerde yaşamaya başlamıştım şimdi doğal olarak upgrade sendrom yaşıyorum sadece.

Ve şiddetle toprağım da toprağım diyen gurbetçiler gibi ağlıyorum… Beni Köyümün Yağmurlarında Yıkasınlar diye bir şarkı var hatta mp3 player’mda. Sen şok ben manşet durumu. Neyse ki bir yandan Kenny G, Antonio Orozco, Chopin olduğu için yanlışlıkla birinin eline geçmiş olsa hiç üstüme alınmam. Dinleyenin kafası karışır bir iki o kadar biraz bilseniz benden ne müzikler çıkar hiç şaşırmazsınız.

Bir de gene benim acil aramalar kısmındaki tek numaram Anneciğim… Canım Annem dünyanın neresine gidersem gideyim havadan karadan beni takip eder beceremezse bütün teknolojik tipleri seferber eder. Ama bilir ben iyiyim, sağlıklıyım. Arada bir ipin ucu kaçar da çok neşelenir arar bizim şarkımızı dinletirsem sorun yok ta gecenin bir körü sabah şokuyla Anneni aradığını gördüysen acaba ne anlattım diyorsun normal olarak. Zaten endişeleniyor uzaklardayım yaşamaya çalışıyorum küçüğüm yani sayılırım evden ilk ayrılışım falan filan bir sürü şey üstümde bir de böyle aramalar pek sağlıklı olmuyor tabii ki :).

Annemi de aramışsam tamam olay bitmiş diyorum ama acaba neler saçmaladım gecenin bir köründe saat farkını da unutmuşum zaten, muhtemelen ben dünyaya 3 milyon ışık hızı uzaklıktaydım o gece ama kadıncağıza ne anlattım da ağladım, ne saçmaladım da onu üzdüm diye içim cız ediyor tabii.

Aramak için telefonumu aldığımda o zaten beni aramış mesajlar atmış hatta üstüne bir şeyler giy kızım bile demiş bir gece öncesinde… Nerdeee ben de o enerji kalkıp bir şeyler giyineyim öylece uyuya kalmışım gene 89.sezon aynı rüyanın devamındayım  Bir de açım… Bir de günlerden Pazar. E burası da Aşk Şehri Paris şampanya&çilek günaydın canım balayımızdan memnun musun diye soran olmadığından diyorum ki keşke bir akrabam olsa evine gitsem bana çiğ börek ve ayran yapsa diye hayaller kuruyorum gene kaldım yağlı kalorili kuruvasana taze olmayan meyve suyuna. Kim demiş ya Fransızlar sağlıklı beslenir dikkat eder diye. Herkes elma yerken fotoğraflarını çekiyor ondan sanıyor herkes bir sağlık uzmanı havasında. Bu arada çiğ börek sanki yağsız da çaktırmayın neyse.

Aman neyse ki hayallerden çıktım gittim zehirledim kendimi kalorilerle ama tabii o zamanlar kilo alma derdi de yok oldukça rahatız tatlım, yesem de yemesem de aynı benim gene. Bütün antrikotcular benim bütün fondücüler benim her yer benim nasıl olsa ya yapayalnız tek başına kredi kartı limitleri zorlanıyor.

Ama zaman denilen illet geçmiyor sanıyorsun ya şimdi ne değerli her şey. Melekler var sandığın dünya şeytanlarla dolu sanki çizgi film tadın da her şey nasıl bakmak istersen artık. İnsan elindekinin değerini o gitmeden anlamaz ki zaten ne zaman gider o zaman değerli olur. Gelen gideni aratır falan sözleri bir anda günün sözü olur çıkar. Evet, tam da bu moddayım o dönemler.

Cezalı gibi ülke ülke dolaşıyorum o sıralar sanırsın Avrupa turnesinde uvertür şarkıcı ben. Ama herkes hayatıma hayran anlamıyorum bende o kafaları o dönemler de.  Sonradan çözdüm de neyse şimdi burada rezil olmayalım .  Herkesin yerinde olmak istediği hayatı nasıl elde ettin ya da etmek istedin mi gerçekten diye baktığında çoktan seçmeli sorumun altına tüm alfabenin sesli ve sessiz harfleri toplanıyor.
Ve hemen bir hashtag çıkıyor #iwasntluckyideservedit canım.

Arada bir etnik seyahatlere karışıyorum da içim daha da bulanıyor. Bunun açıklaması gene Hindistan da düğümlenecek dediğim gibi diğer yazılarda da oraya sonra geleceğim ? Ama deliler gibi her yerden alışveriş yapmaya devam ediyorum. Çarşı, pazar, avm her yerdeyim tabii hiç düşünmüyorum bir gün ev falan sahibi olduğumda bu birbirinden oldukça alakasız saçma sapan objeler, eşyalar nasıl uyum içimde duracak. Olsun devam Merve almaya devam…Karışık olsun da ortaya muhteşem bir sanat eseri çıksın. Bir de onları taşıması var tabii ben bayılırım nerede zar zor iş var hep içindeyim asla kolaya kaçmam huyum kurusun.

Acaba yarın neredeyim?

O zamanlar tripadvisor falan yok sensin trip, sensin advisor. Her şey sensin. Hislerin ve burnun nereye götürürse orada yersin, orada doyarsın hele hele resepsiyonda ki iyi niyetli vatandaş senin de kendisi gibi olmadığını düşünür de kendi mutfağına yollamazsa seni şanslısın…

İşte böyle 7 yıl birkaç ay gibi geçti gitti desem de o zamanlar geçmiyordu tabii. Gönüllü ve ücretli havacı olarak kendimi dünyanın bir kadın için en ama en zor yaşanacak yerine tayin etmiştim. Ve çok sonraları kendime nasıl da büyük bir iyilik yaptığımı diğer arkadaşlarıma ve yaşıtlarıma baktığımda anlayacaktım…

Ama dedim ya ben zar zor işlerin insanıyım çarkı çevirsem 1 milyar bilinmeyenli denklem sorusu gelir muhtemelen ona da verecek bir cevap bulurum. Yine çıkarırım burnumu dışarı. Ama sanmayın ki şanslı falanım alakası yok kan grubuma uğramamış şans $ si. Evet, bu çok manidar nedense.

Bu kadar yazdım yazdım nereye mi varmak istedim… İnsanın doğduğu yere… Büyüdüğü, bütün güzel anılarının toplamı olan o yere yani gerçekte ait olduğu yere varmak istedim. Kolay olmuyor uzun cümlenin kısasını kurmak bu durumda. Tabii o zaman da uzun yolların kısasını hiç bulamazdım ama öğrendiğim bir şey oldu ki o da “karnın nerede doyuyorsa…” diye başlayan güzel cümle. Kendi kazandığınla başlayan bir ay başı, kendi imkanlarınla gidip gördüğün onca yer onca iklim ve kültür… Başka birine ihtiyaç duymadan sadece kendin olarak ayakta durabildiğin her gün o kadar kıymetli ki hele de bunu şeriatın göbeğinde yapıyor ve kendine yetiyorsan…

Hep aynı sorular, aynı cümleler…
Evin neresidir diye sordukların da birden fazla cevap verirken buluyordum kendimi sonra bu soru-cevap ikilisi canımı sıktığından düştüğüm hayatı erteleme hastalığından çıkmak için çabalıyordum da çabalıyordum. Sonra gene bir adres karmaşası neyse ki insanoğlu geç olsun güç olmasın terazisine ağırlık verdiğinden en sonunda bu kararı verebiliyor. Gerçek olan ev asla unutulmuyor kim ne derse desin. Evini, yatağını, yemek yediği sofrayı, en sevmediği komşusunu bile özler hale geliyorsan evet sen evini çok ama çok özlüyorsun. Karnın nerede doyarsa doysun yine sen doğduğun yere aitsin. Rotalar değişebilir, bazı hayatlara konuk olabilirsin ya da onlar sana ama en nihayetin de insan huzuru öğrendiği ilk yeri kolay kolay kendinden uzak bir yere koyamıyor. Durum böyle olunca acil kararlar alma mekanizması devreye giriyor, genç yaşların deliliğinin verdiği gözü karalık insana kıtalar atlatabiliyor. Ne güzel ki şimdi bunların değeri başka hiç bir şey ile ölçüşemeyecek kadar gerçek oldu.

Dünyada yaşanacak çok fazla güzel iklim var ancak gerçek evimiz çok ama çok özel. Her nerede olursa olsun yaşayabilen insanların bile aslında dibinde bu duyguyu yaşadığı bilinen bir gerçektir.

Hepimizin gerçek evine bir an önce tekrar kavuşabilmesi ya da o gerçek ev hissini yaşatacak insanlarla karşılaşması dileğiyle…

Saroo Brierley’in “A Long Way Home” kitabından uyarlanan ve gerçek bir hikaye olan Oscar ödüllü Lion-2016 filmini izlemenizi tavsiye ederim.

 

Kendinize güzel bakın…

Sevgiler

Merve

Val d’Isère

 

Val d’Isère, 1850 metre ile Fransa’nın en yüksek rakımlı dağ kasabası. Fransa’nın Savoie bölgesinde kalıyor.
Val d’Isère, Bellevarde, Solaise, Iseran ve Tigne’i kapsayan, 1960’da Dünya Alpin Kayak Şampiyonası sırasında Espace Killy ismini alan bölge, 100.000 km2 kayılabilir alanı, 300km’lik pistleri ve 99 lifti ile dünyanın en geniş bağlantılara sahip kayak bölgesi.

Val d’Isère’de dünya şampiyonlarının ayak izlerini takip ederek heyecan verici ve zorlu The Face Olimpik pistinden kaymak mümkün. 1968 Grenoble Olimpiyatları’nın yapıldığı The Face pisti, bölgeye ‘Espace Killy’ ismini veren Jean Claude Killy’in ilk madalyasını kazandığı pist. Bu meşhur pist daha sonra 1992 Albertville Kış Olimpiyatlarında Erkekler Alpin Kayağı Yarışı ve 2009’da Alpin Dünya Şampiyonasına ev sahipliği yaptı.

Eğer bu dik ve mogulları ile siyah olarak tanımlanmış pisti kaymak istiyorsanız, sabah erken gitmekte fayda var.

Yüksek dağ otelleri ve şelalelerin karışımından oluşan büyük ve kozmopolit bir kasaba olan Val d’Isère, V şeklindeki bir vadinin altında uzun ince bir şekilde konumlanmış.

Onlarca bar, restoran, kulüp ve dükkan ile kalabalık bir yaşantı hüküm sürüyor. Kasabanın civarına yapılan şaleler ile Le Cret, Le Joseray, La Legettaz, Le Chatelard gibi birçok yeni muhit gelişti.

Vadinin sonunda 1.8km boyunca tarihi taş köprü ve geleneksel mimarideki taş şalelerin yer aldığı şirin ve küçük Le Fornet köyü yer alıyor. Kasabaya otobüs ile 10 dakika uzaklıkta olan Le Fornet büyülü atmosferi ile Val D’isere’den çok daha sevimli ve cazibeli.
Cesur kayakçıların vazgeçemediği Val D’isere off pistleri ile ünlü. Dik pistleri ve geniş off-pist seçenekleri ile iyi kayakçılar için adeta bir cennet olan Val D’Isere’de. Bellevarde’de yer alan Face mogulları ile zorlayıcı.

Epaule ise yine mogulları ile ünlü bir pist. Solaise’den kasabaya iniş için Piste S gibi birçok zorlu ve dik seçenek mevcut. Orta seviye için ise Solaise ile Le Laisinant arasında yer alan pistler, Col de l’Iseran, Bellevarde ve Tovière’den inen kırmızı pistler ideal.

Başlangıç ve orta seviyeler için ise Rocher de Bellevarde’in hemen üzerinde yer alan Grand Pré birçok mavi ve yeşil pist seçeneği sunuyor. Snowboardcular için ise Tignes’de yer alan half-pipelar ve La Daille üzerinde Mont Blanc telesiyejiyle ulaşılan DC Valpark ideal.

Kayak yapmayanlar için ise husky’lerin çektiği kızaklarla, karlarla kaplı ağaçlar arasında gezinti veya buz pateni de bir diğer seçenek. Yeni açılan ultra modern spor salonunda havuz, gym, tırmanış duvarı, sauna ve buhar odası yer alıyor. Le Fornet ile Pont St. Charles arasındaki yürüyüş rotası ise muhteşem bir doğa sergiliyor.

Mart başında Val d’Isère Valparkweek ve de Mart sonunda arasında North Face Ski Challenge yarışları gerçekleşiyor.

Yeni kaymaya başlayanlar için kesinlikle yasak bölge diyorum. Çünkü benim kayakta 2.senem bitti ve ben bu dağlarda öğrendiysem her yerde kayarım diye kendimi cesaretlendirerek kaymış olsam da, daha henüz kendi ülkemde bir piste çıkmış olmasam da
Bu arada 30 yaşında kaymaya başladım, niye kaymadım bugüne kadar sorusuna yanıtı Babam versin J Ve başlangıç hiç kolay olmadı desem bir de kötü bir hocayla başladım ki ilk günüm cehennem azabıydı. Hayatında hiç terleyemeyen ben -10 da sırılsıklam olmuştum neyse bu sene artık böyle sorunlar kalmadı bende artık güzel kaymaya başladım.

 


Val d’Isère yerine kendimi anlatırsam Blog yetmez canlı yayına başlamamız lazım.

Diyorlar ki burası hakkında; Efsanevi Criterium kayak yarışları 60 yıldır burada yapılıyor. Sezon 1 Haziran’a kadar 6 ay kesintisiz devam ediyor. Bir de profesyoneller için pistlerin bazı bölgeleri 30 Hazirana kadar da devam ediyormuş.

Harcadığınız para burada geçireceğiniz her güne değiyor değmesine ama kesinlikle ucuz bir tatil değil bunu yürekten söylüyorum?Hele hele dövizin almış başını evden kaçtığı bu ütopik günlerde… Her neyse yazıya dönelim harcadıklarımıza değil…

Öyle ya bir kere geldik dünyaya ayaklarımız ve gücümüz nereye kadar götürürse diyoruz.
Böyle eğlenceyi başka yerde görmedim desem abartmış olabilirim ama bu da lazım o da lazım diyorsun gördükten sonra.

 

NASIL GİDİLİR?

QTHY ile her gün karşılıklı olarak Istanbul ve Lyon arası seferler düzenleniyor. Lyon üzerinden Val d’Isère yolculuğu karayolundan 2.5 ile 3 saat arasında değişiyor.
Özel transferler yada grup turlarından gelen transferler ile gitmek mümkün.

Gene THY ile karşılıklı olarak Istanbul ve Geneve arasında da uçuşlar var.
Val D’Isere ‘e yakın olarak konumlanan Geneve ve kasaba arası 3 saat karayolu ile.

OTELLER

En sevdiğim konu OtellerJ Bence ben iyi bir booking.com eleştirmeniyim yıllarımı otellerde geçirdim dile kolay evimi de otel olarak görmeye başlamıştım ki yerel hayata geçişim 10 aydır devam etmekteJ

FBu sene de geçen sene ki gibi Blizzard Hotel de kaldık. Otelin konumu yeri muhteşem sözüm yok. Dağ manzaralı odaların ambiyansına asla sözüm yok. Hele o soğukta lapa lapa karın altında girdiğin havuza hiç sözüm yok J siz anlayın ki burası ne kadar da güzel bir otel öyle. Buyrun girin check edin ben dürüst yorumcuyum ama fiyatları konusunda maalesef aynı duygularda değilim ama kesinlikle o güzel otel her şeyi hak ediyor ?.

http://hotelblizzard.com/fr

  • FLe Yule
    Geçen seneden beri gözümün ciddi şekilde kaldığı otel. Niye? 1.si pistin yanında ve de mattisin dibinde. Kayaklarını çıkar direk oteldesin. Tamam Blizzard için de 5 dk bile sürmüyor yürümek ama sabah kahvaltıdan sonra kayağa gitmek zor oluyor? Şahsi düşüncem?.
    Ama bu sene bir Türk Hanımla eczanede karşılaştık ve dedi ki bu otel için kesinlikle kalmalısınız oteli komple yenilemişler ve bambaşka bir otel olmuş, spa içinde ayrıca güzel dedi yazayım… Grand Paradis büyük bir renovasyondan geçerek 41 odalı yepyeni muhteşem bir tasarım butik otel olarak açılmış…
    Seneye gidersem muhakkak kalmak isteyeceğim yerlerin başında geliyor…https://leyule.fr/
  • FL’Avenue Lodge
    51 odalı şık şale ve tasarım oteli Val D’Iserein en iyi konaklama alternatiflerinden birisi. Bar bölümü çok güzel genelde Türkler hep orada kalıyorlar ve ne zaman önünden geçsen içeride tavla oynanıyor yakında Türk Oteli olacak gibi.http://www.hotelavenuelodge.com/fr/index.htm
  • F Hotel Ormelune
    46 odalı dışı geleneksel içi modern tasarımlı şık otel olduğunu söylüyor Google.
  • FEléphant Blanc Chalet & Hotel
    Eléphnt Blanc, Val d’Isere’in lüks konaklama alternatifleri arasında yer alıyor. Otelin içinde, kapalı havuz ve sauna bulunuyor.
  • FBarmes de L’Ours
    Val d’Isere’in dört yıldızlı ancak şık oteli Barmes de I’Ours, farklı konseptlere sahip 76 odasında konuklarını ağırlıyor.
  • FChristiania
    Christiania’da kasabadaki seçkin konaklama adresleri arasında yer alıyor.
  • FSorbiers
    Val d’Isere’in şıklığı ile dikkat çeken otellerinden.
  • FLe Suites de Montana
    Tignes‘de 5 şık şalede yer alan 27 suitten oluşan otel

Yazmadığım oteller için üzgünüm bunlar en best ler.

Bir de Chalet listem var ki inşallah canım diyorum?

  • Chalet Husky / 14 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale, özel masöz, şöför, şef ve spa hizmetleri sunuyor.
  • Chalet le Rocher/ 12 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale, özel masöz, şöför, şef ve spa hizmetleri sunuyor.
  • Chalet Montana / 10 yetişkin 5 çocuk içinkonaklama sağlayan exclusive şale’de spa, şef ve 4X+ şöförlü araç
  • Eléphant Blanc Chalet / 10 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale
  • Eagle’s Nest / 12 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale
  • Chalet du Crêt / 12 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale
  • Chalet Marco Polo / 12 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale
  • Chalet 1802 Farmhouse / 14 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale
  • Chalet Pauline/ 10 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale
  • Chalet Genepy / 10 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale
  • Chalet Alice / 8 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale
  • Big Yeti Chalet/ 5 odasında 10 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale
  • Aspen Lodge Chalet/ 3 odasında 6 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale
  • Chalet de la Cloche, Tignes /12 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale
  • Chalet Merlot, Miroir / 12 kişiye kadar konaklama sağlayan exclusive şale

ŞALE KİRALAYAN ŞİRKETLER

  • Chalet du Alpin www.chaletsalpins.com/
  • Ski in Luxury www.skiinluxury.com
  • YSE www.yseski.co.uk/
  • Le Ski www.leski.com/
  • Consensio Holidays www.consensioholidays.co.uk/

RESTORANLAR

Pistlerde Öğle Yemeği

Le Panoromic,Tignes /Glacier de la Grande Motte, 73320 Tignes, Fransa olarak geçiyor adresi mutlaka ziyaret edilmesi gereken müthiş bir yer. Ancak saat 15.30 gibi mutfağı kapatıyorlar onun için erken gitmekte ve rezervasyon yaptırmakta fayda var.

La Fruitière, La Daille / Val D’isere’in en keyifli öğle yemeği adresi. La Frutiere, 2015’de 20. doğumgününü kutladı! Bembeyaz şale kulübesinde çeşit çeşit peynirler, şaraplar ve de modern Savoyard mutfağı sunuyor. Yanıbaşında bulunan La Folie Douce’un da “La Petite Cuisine” isimli kantin usulü büfe restoranı da çok güzel lezzetler sunuyor. Ayrıca ‘wine & cheese cellar’da öğlenleri şarap meraklıları harika tadımlar gerçekleştirebiliyor.

Les Tufs, La Daille / Orange pistinin altında La Daille funivali ve Etroits teleferiğinin yanında yer alan Les Tufs bu sene renove edildi ve modern ve keyifli bir şale atmosferine kavuştu. Harika Savoyard lezzetleri sunuyor ve terası çok gözde.

The Signal, Le Fornet gondolunun tepesinde
The Marmottes, Bellevarde çanağı
Tanière, Face de Bellevarde
Trifollet, OK veVert pistlerinin arasında
Bar de L’Ouillette, Madeleine teleferiği altında, Solaise
Tête de Solaise, Solaise teleferiği tepesinde
The Datcha, Glacier Express
The Clochetons, Manchet vadisi

Les Campanules, Tignes
L’Arbina, Tignes
La Chaumière, Les Almes, Tignes
Les Suites du Montana, Les Almes, Tignes

Kasabada Brunch Ve Öğle Yemeği

  • Arolay
  • Le Fornet
  • Brussel’s Hotel Teracce
  • Grand Paradis Teracce
  • Gourmandine
  • Sun Bar

APRES – SKI BARLAR

La Folie Douce: Mottosu ‘Dünyanın en yüksek dans pisti’ olan efsanevi apres ski mekanı, 2015’de Val D’Isere’de 20. doğumgününü kutladı. Her gün öğlen 15:00-17:00 arası farklı bir canlı DJ, müzisyen ve dans performansına sahne olan Folice Douce’da ağırlıklı electro-house ve groove tonlara saksafoncular ve vokalistler eşlik ediyor, akşam üzeri herkes dans ritimlerine kendini kaptırmış oluyor. (La Daille Gondolu Tepesinde)

  • Bananas, Kayak sonrası dinlenmek ve bir şeyler içip sohbet etmek için mükemmel bir adres.
  • Café Face, kayak sonrası için tercih edebilecek keyifli mekanlar arasında yer alıyor.
  • Moris Pub, bir Fransız mekanı olan Moris Pub, kayak sonrası rahatlamak ve sohbet etmek için hoş bir atmosfer sunuyor.
  • Le Petit Danois, Danimarkalı garsonların servis yaptığı Le Petit Danois, “red erik” içmek isteyenlerin mutlaka uğraması gereken adresler arasında yer alıyor.

AKŞAM YEMEĞİ

  • La Grande Ourse
    Son derece şık bir Fransız restoranı. Özellikle şöminesi ile bir yılbaşı kartpostalından fırlamış gibi görünüyor. Yumuşak ışıkları hafif bir müzik, mumlar ve çiçekler…
  • Chalet du Crét
    Val d’Isere’in gözde restoranları arasında yer alan Chalet du Crét, kent merkezinin dışında 300 yıllık bir çiftlik evinde hizmet veriyor. Mekanın menüsünden başlangıç olarak permasan peyniri ve ördek eti ile marine edilmiş patlıcan, ana yemek için ise truffle suyu ile ızgara fileto et veya biftek tercih edilebilir.
  • Perdrix Blanche
    Perdrix Blanche, konuklarını enfes lezzetleri ve keyifli atmosferiyle ağırlıyor. Özellikle zengin peynir çeşitleriyle öne çıkıyor.
  • Clochetons, Manchet Vadisi / Gurme
  • The Table de l’Ours, Barmes de l’Ours Hotel / Michelin yıldızlı
  • Schuss, Grand Paradis Hotel / Gurme
  • The Barillon de la Rosée Blanche / Gurme
  • Paquis, Le Rosset, Tignes /Savoyard Mutfağı
  • Gentiana, Tignes /Savoyard Mutfağı
  • Corniche Muhteşem fondue süyle benim 1 numaram
  • Casa Scara
  • Canyon
  • The Grand Cocor

Kaynak : http://www.yolculukterapisi.com