Ah Benim ilham ve hayat kaynağım o güzel mis kokularım…

Her sabah yüzümü yıkadıktan sonra sizi tek tek görmek ayrı bir mutluluk anlatılması zor cinsten olan değişken mutluluk işte o…

Duş aldıktan sonra hazırlanma esnasında bir güzel parfümlenip en son dokunuşları saçlara da sıktıktan sonra kim tutar sizi yürüyen çiçek bahçeleri.

Hani her kadın parfüm sever, en alerjik kadın bile diyebilirim. Zevksiz ve eş-sevgililerinin güzel koku kullanmasını engelleyen geri varlıklar hariç diyorum 🙂 . Birde deo-spreyleri parfüm diye kullanan hemcinslerim ve karşı cinslerim hariç…

Parfümden anlayan insanlara haksızlık etmek istemem. Asla bu yazıyı da moda ya da trend olarak bir yere taşımak istemiyorum ama parfüm kullanmak ve o parfümü seçmek bir şahsiyettir. Herkesin ilgi alanı değil ve hala kültürümüzde parfüm kullanmak lüks tüketim anlayışı içerisinde. Haklı olabilirsiniz de ayrıca sözüm yok ancak bazı markaların çok ama çok kabul edilebilir ürünleri var. Birçok markanın birden farklı keseye uygun hiç te fena olmayan harika parfümleri var. Denemeden bilebilir misiniz tabii ki hayır. Ben ciddi bir parfüm hastası olarak her şeyi denerim inanın kolonyaların bile esanslılarını çıkarmaya başladıklarından beri onları bile tek tek gerek banyomda, arabamda gerek evimde misafire kullandım. İnanılmaz esansları olan yerli markalarımız var ki en azından denemekten bir şey kaybetmezsiniz.

Ben nefes almaya devam ettiğim sürece koku duyumu asla kaybetmeyeceğime inanıyorum. Belki de bu duyuya karşı olan öz güvenim sayesinde insanları iyi analiz edebiliyorum kim bilir. Bunların hepsi inanın ki çok gerçekçi etkenler. Üstelik koku hiçbir açıklama yapmaksızın beynimizin en ilkel noktalarına dahi ulaşabiliyor. Uyarısı yüksek oktavlı oluyor. Çiçek, baharat, ağaç kokuları… Parfüm sadece güzel koku değil, kimliği ve tarzı da yansıtan önemli bir araç.

Mesela yıllarca bittikçe aynısını alıp hiç değiştirmeden parfüm kullanan insanları anlayamıyorum ben. Çünkü parfüm mevsimdir, andır, olaydır, kişidir, aşktır, hediyedir, anıdır, üzüntüdür. Bir insan yıllarca aynı anıyı yaşayamaz, yaşatmaz ya da aynı kişi kalamaz heyecanları hep değişir. Mümkün mü aynı kokuyu durmadan kullanmak. Evet bazıları için oldukça mümkün. Bu yüzden bu tarz insanlar her zaman bana sıkıcı ya da vizyonsuz, meraksız gelir. Ama bazıları gerçekten vakitsiz ve meraksız olduğundan tavsiyem üzerine birden fazla koku edindikçe bana hak vermişlerdir. Bir gün 24 saattir arkadaşlar, gün de 3 öğün kabul edilebilir yemek yeriz, minimum 5 saat uyur her insan, gün aşırı duş almak sağlıklıdır. Bu kadar çok doğal kural varken bu doğallığında kendine göre deformeleri var o yüzden de güzel kokmak insana kendini iyi hissettirir. Temiz olma duygusu beyin içinde gerçek bir korunma mekanizmasıdır.

Parfümün Tarihçesine dair bazı kaynaklar çeşitli bilgiler sunuyor ancak hangisi en doğrusu derseniz inanın bende bilemiyorum ama sanki bir tarafım Mısırlıların bu işe de el attıklarını söylüyor sonra bir tarafımda Fransızların gösterişli hayatlarına bir renk daha katmak amacıyla parfümü keşfetmiş olmalarına göz kırpıyor.

Her neyse bakalım kaynaklar neler söylüyormuş…

Dünya parfüm tarihinin ilk parfümü Macar suyudur. Macar Kraliçesi Elizabeth kötü kokusunu bastırmak için bir formül uygulatıyor: Gül suyu, kekik esansı ve alkol. Tarihin ilk parfümü işte bu…

Bir efsaneye göre Macar Suyu olarak bilinen ve ilk defa bir keşiş tarafından Macaristan Kraliçesi Elizabeth için üretilmiş olan koku, kolonyanın atasıdır.

Asya, Anadolu, Babil, Ninova ve Persepolis’de giderek yaygınlaşan Misk-i amber gibi kokular Doğuda her sınıfa mensup kişiler tarafından gündelik hayatta sıkça kullanılmaktaydı. Koku kullanımı savaşlar, gezginler ve İpek Yolu kanalı ile 14. yy’da Avrupa’ya kadar ulaştı. Ancak modern parfümü dünya ile ilk tanıştıran Macarlar oldu. Avrupa’da o yıllarda kokulu yağların tüketicileri Avrupa saraylarıydı. 14. yy da (1370) ilk alkol temelli parfüm olan Macar Suyu güzelliği ile ünlü Macar Kraliçesi Elisabeth Von Ungar’e ithafen yapılmıştır. Muhteşem güzelliği ile tanınan Elizabetht 25 yaşındaki Polonya Kralı kendisine evlenme teklifinde bulunduğunda 72 yaşındaydı. Elizabeth’in muhteşem güzelliğinin sırrının Macar suyu olduğu söylenmektedir.

Floransa’daki Santa Maria Manastırı rahibelerinin aqua reginae adıyla 14. yüzyıldan itibaren üretmekte oldukları bu koku bir teoriye göre 17. yüzyılda bir gezgin olarak Floransa’da bulunan İtalyan parfümcü Giovanni Paolo Feminis’in ilgisini çekmiş ve baş rahibeden formülünü öğrenmiştir.

Köln’de yaşayan Feminis Floransa’dan döndüğünde bu kokunun içine bergamot, limon ve portakal esansı katarak bugün kolonya denilen kokuyu geliştirdi; önce Eau Admirable” (Hayranlık verici su), daha sonra da “Eau de Cologne” (Köln suyu, Almanca “Kölnisch Wasser”) olarak pazarlamaya başladı.

Artan talep üzerine Feminis’nin yardıma çağırdığı Giovanni Maria Farina adlı bir başka İtalyan parfümcü 1709’da Köln’de kurduğu fabrikada üretime devam etti. Köln Tıp Fakültesi’nin bu kokuyu tıbbi ürün olarak onaylamasının ardından kolonya Avrupa’da yaygınlaştı.

Kolonya ilk geliştirildiği yıllarda tıbbi amaçla kullanılıyordu. O günlerdeki formülüyle biberiye, portakal çiçeği, bergamot ile limondan oluşan ve ferahlatıcı özelliği yüzünden rağbet gören karışım, sindirim sistemi rahatsızlıklarında şeker üzerine damlatılarak alınıyor ya da şaraba karıştırılarak içiliyordu. Antiseptik özelliğinden ötürü ağız çalkalamada, yara temizliğinde kullanılıyor, kas ve eklem ağrıları için harika bir friksiyon solüsyonu oluyordu.

Uzun yıllar tedavi edici özelliğinden yararlanılan bu sıvı, tuvalet amacıyla kullanılmaya başlandıktan sonra bir devrim yüzyılı olan 18. yüzyılda adeta bir çığır açtı. Sınıf savaşının en keskin biçimde yaşandığı yıllarda yükselen burjuvazi karşısında, ağır ve pahalı parfümlerle özdeşleşen aristokrasi yenik düşünce, ağır kokuların da itibarı azalmıştı. Kolonya gibi hafif ve ferahlatıcı kokular sadeliğin, saflığın simgesi haline geldi ve burjuvazinin gözdesi oldu. Köln’de 1799’da üretilmeye başlanan “4711” adlı kolonya markası, üretimi günümüzde de devam eden en eski kolonya markasıdır.

Teşekkürler canım Vikipedi.

Sekizbin yıllık bir kültüre sahip olan kokunun bugünkü kullanımı kişisel olsa da aslında ilk olarak dinsel geleneklerde ortaya çıkmıştır. Mısır’da M.Ö 6000 yılında Güneş Tanrısı Ra’ya tapınmak için güneş doğarken biberiye, rezene ve kekik yakılarak çıkan dumandan ritüeller yapılırmış. Bilinen ilk ismi ise Kleopatra olan kokunun Avrupa’daki tarihi ise 300-400 yıl önceye dayanıyor. Avrupa’ya Haçlı Seferleri ile giden koku esans kültürünü bir üst seviyeye taşıyarak parfüm sektörünü oluşturmuştur.

Farklı duygu durumlarında farklı kokuyoruz. Araştırmalara göre, iş görüşmelerinin ilk üç saniyesinde işe alınıp alınmayacağınız konusunda % 70 oranında bir izlenim veriyoruz. Bunda vücut diliniz kadar kokunuz da etken. Elbette kokunuz büyük bir değişim yapmaz ama kararsızlık noktasında ikna edici etkisi vardır.

Birinde beğenerek aldığımız parfüm bizde öyle durmayabilir. Kokuyu belirleyen temel unsur kişinin ten salgısıdır. Ten salgısını anlayabilmek için ise yaş, cinsiyet, yeme-içme alışkanlıkları, uyku düzeni, su, süt ve et tüketimi, sigara ve alkol kullanımı gibi kişisel faktörlerin bilinmesi gerekmektedir.

Ki İnsanoğlunda diğer canlılara göre koku alma duyusu çok ama çok azdır. Omurgasız ve alçak seviyeli omurgalılar en çok koku alma duyusuna sahip olan canlılar. Örnek olarak balıklar, kurbağalar.

Daha da açarsak bu örneklemeyi bilim onları amfibiler olarak adlandırıyor. Derisi çıplak ve nemli, göğüs kemiği hiçbir zaman kaburgalarla bağlanmamış, çoğu ses çıkarabilen, su dışında yaşayan ilk omurgalılar olan hayvan sınıfına Amfibiler deniyor.

Kokuların Karakterleri de var…
Tatlı Kokusu: Kişinin duygularına dinginlik vererek sakinleştirir. Güven duygusunu yükseltir.
Sandal Ağacı: Özellikle Uzak Doğu’da bilinen ve kullanılan bu kokunun hayal gücüne olumlu katkılarının olduğu düşünülmektedir. Aynı zamanda hayal gücünü de yükseltmektedir.
Günlük: İnsanların olumsuz düşüncelerinden kaynaklanan kirli enerjiyi temizler. Kişi üzerinde ve ev içerisinde sükûneti sağlar. Bilinci ve algıyı tazeler.

  • Gül: Aşk, sevgi, muhabbet duygularını yükseltir. Kişiler arasında yaşanan duygusal çatışma ve çalkantıları dinginleştirir.
  • Limon: Rahatlatıcı bir etkisi vardır. Sinirleri gevşetir, ferahlık verir.
  • Yasemin: Mistik duyguların harekete geçmesine, duyuların artmasına ve kişilerin birbirlerini daha iyi anlamasına yardımcı olur.
  • Lavanta: Erkekler üzerinde daima iyi duygular uyandırıcı bir etkisi vardır. Şifa verici ve temizleyici olarak da kullanılır.
  • Papatya: İnsanın içini hoş bir sevinçle doldurur. Saf duyguları harekete geçirir.

İnsanoğlunu adeta büyülemiş olan kokunun tarihçesi insanlık tarihi ile birlikte başlar. Menşei eski Mezopotamya, Mısır ve Çin’e dayanır. Gelişmesi ise Doğu kültürleriyle beraber Avrupa ile olmuştur.

Koku, M.Ö. 4000’li yıllarda insan yaşamına kokulu bitki ve reçinelerin yakılması ile yani tütsü ile girmiştir. Eski çağlardan beri kokuyu ifade eden sözcük PARFÜM dür. PARFÜM kelimesi Latince kökenli olup DUMANDAN ÇIKAN anlamındaki PER-FUME kökünden türemiştir.

Eski zamanlarda insanlar badem, kişniş, mersin, kozalaklı ağaç reçinesi, bergamot gibi otları ve baharatları yakıp kokulandırma yapıyorlardı. Parfüm maddesini ise yağlarla çiçeklerin taç yaprakları, çeşitli ot ve baharatları kuvvetli bir şekilde ezip harmanlayarak yapıyorlardı.

Eski Mısırlılar dini törenlerde kokulu bitki ve çiçeklerden elde edilen hoş kokulu yağları tütsü ile birlikte tanrıları memnun etmek üzere kullanılmışlardır. Güzel kokuları yaşamın ötesine de taşıma isteğiyle ölülerini güzel kokulu yağlar ile mumyalayıp, mezarlarına armağan olarak kokulu yağlar ve kremler koymuşlardır. Firavun Tutankhamon’ un mezarında yapılan kazılarda parfüm şişeleri ve krem vazoları bulunması, II. Ramses’in tanrı Ra için Karnak’taki Ammon Ra tapınağının duvarlarına “Sana güzel kokulu bitkiler ve en görkemli kokularla birlikte otuz bin öküz kurban ettim” yazdırması, kokunun ne kadar değerli kabul edildiğinin göstergesidir. Sık sık yıkanmayı gerektiren Doğu sıcağının etkisiyle koku dini amaçlar dışında güzel kokmak için vücuda sürülerek kullanılmaya başlandı.
11. yy’da İranlı İbn-i Sina (Avicenna), damıtma yoluyla gülsuyunu ve bugün essential oil (uçan yağ, eterik yağ) dediğimiz koku verici maddeyi gülden çıkarmayı keşfetti. Çalışmasını diğer çiçekler üzerinde de geliştirdi. Gülsuyu önceki kokulu yağlar ve tütsüye göre daha narin ve hafif olduğu için hemen popüler oldu. Damıtma teknolojisi de önemli bir şekilde, batıdaki bilimsel gelişmeleri etkiledi.

14. yy da Fransa’nın Güneyinde başlamış olan hoş kokulu çiçeklerin ekimi zamanla büyük bir sanayiye dönüşmüş ve Fransa kısa sürede, parfüm imalatının Avrupalı merkezi olmuştur. Günümüzde Fransa hala Avrupa parfüm tasarımının ve ticaretinin merkezidir.

Parfüm yapımı Rönesans ile İtalya’da 16.yy da gelişmeye başladı. İtalyan Catherine de Medici Fransa Kralı II. Henry ile evlenmek üzere İtalya’dan Fransa’ya gelmiş, Rene le Florentin isimli kişisel parfüm satıcısı ile Fransa’nın Grasse bölgesinde Florentin’e araştırma laboratuvarı kurmuş ve gizli bir pasajla kendi evine bağlantı yaptırmıştır. 16. yy’dan bu yana Grasse Fransa deri işletme endüstrisinin de merkezi olmuştur. Burda yapılan deri eldivenler amber, baharatlar, yasemin, akça yasemin ve misk ile kokulandırılmıştır. 18. yy’da deri ticareti önemini kaybettiğinde kokulu eldiven üreticileri sadece parfüm üretmeye yöneldiler, bu amaç için çeşitli ağaçlar yetiştirdiler. İnsanlar koku ihtiyaçlarını 19. yy başlarına kadar bitki ve çiçeklerden elde ettikleri kokulu yağlar ile karşılamışlardır.

Modern parfümeri 1806 da Jean Maria Farina tarafından Eau de Cologne’un pazarlanması ile başlamıştır. Almanya kaynaklı olan formülü 1818 yılında patent almıştır. Formülü alkol-su bazının portakal tomurcuğu, bergamot, biberiye ve limondan oluşan bir yağ ile kokulandırılmasından ibaretti.

Ülkemizde ise 19. yy.da, gülyağı ile uçan yağ üretimine başlanmıştır. Isparta gül yağı, kalitesi ile dünyada aranan bir ürün olma özelliğindedir. Ancak dünyada, 19. yy. sonları ile 20. yy başlarından itibaren Kimya sanayindeki çok hızlı gelişme ve sentetik kimyasal maddelerin eldesi koku konusunu da olumlu bir şekilde etkilemiştir. Diğer yandan dünya nüfusunun çok hızlı ve büyük oranda artışı, kültür düzeyindeki yükselme çok çeşitli kişisel temizlik, kozmetik ürünlerle, evsel ve endüstriyel temizlik ürünlerin büyük oranda üretilerek tüketilmesine neden olmuştur. Bu artışla paralel olarak koku maddelerine olan gereksinimde artmıştır.

Naturel yağların çıkarıldığı bitkilerin bu ihtiyacı karşılayamaması sebebi ve kokuyu daha ucuza mal etmek amacı ile laboratuar ortamlarında oluşturulan sentetik hammaddelerin naturel yağlar ile karıştırılması ile oluşan KOMPOZE ESANS doğmuş ve bugünde sanayi sektöründe önemli bir yer edinmiştir.

Eski antik dönemlerde, kokulu bitkiler yakılarak ve ezilerek kokuları dinsel törenlerde kullanılırdı. Bu kokuların havada mesaj taşıdığına inanılırdı. Mısırda yapılan arkeolojik kazılarda bulunan bazı şişeler açıldığında, halen çok güzel koktukları da bilinen bir gerçektir. Bu bize, yüzyıllar önce insanların bitki yağlarını çıkararak güzel kokular yaptığını göstermektedir.

Avrupa’da Rönesans’a kadar koku üretimi durmuştur. Esans yağlarının kullanımı ve baharatların koku üretimine katılması da bu yıllara rastlamaktadır. İlk parfüm üretenler, meyve kokularını, gül ve farklı çiçek yapraklarını hayvansal sabitleyiciler ile kullanmayı öğrenmişlerdir. İçine alkol katılan ilk parfüm, 1370 yılında Macar kraliçesi için yapılmıştır. 1533 yılında İtalyan Catherina, Fransız kral 2. Henry ile evlenmek için ülkesinden Fransa’ya gelince, parfüm kullanımı artmıştır. Çünkü yeni kraliçe, parfüm imal ettiren ve bu konuyu çok iyi bilen bir insandı. O dönemde, kanalizasyon ve tuvalet alışkanlığı olmayan Fransa’da, parfümlü eldivenler yapılıyordu. Böylece kötü kokudan kurtulmak için, bu eldivenler ile soylular burunlarını tıkarlardı. Zamanla, kraliçenin de desteğini alan bu üreticiler parfüm üretmeye başlamıştır. Daha sonraları, Fransa kralı 14. Louis parfüm kralı olarak anılmaya başlamıştır. Öyle ki, yanında olan kişilerin bile her gün farklı parfüm kokmasını isteyen kral için çok özel parfümler yapılmaktaydı. Bu gün kullandığımız modern parfümler ise, 1806’da Jean Maria Farina tarafından Cologna pazarlanması ile başlanmıştır. Cologna yani kolonya Alman kaynaklı alkol, su, portakal, limon ve bergamut ile oluşan bir koku idi. Bu alkol içeren koku, çok hoş bir limon kokusu ve hızlı uçması nedeni ile kuruyordu. Böylece günümüzün parfümleri üretilmeye başlanmıştır.

Ülkemizde Osmanlı imparatorluğu zamanında, Topkapı sarayının bahçesinde bir gül bahçesi kurulmuş ve gül yapraklarından, misk ve amber ile parfümler yaratılmıştır. Bu konuda, sarayda çalışan bir parfümcü grubu olduğu bilinmektedir. İran’dan ve Suriye gibi ülkelerden gelen özel baharatlar ve yağlar ile yapılan, özel kremler ve parfümler sıklıkla kullanılmaktaydı.

Halk arasında çoğunlukla Fransa’da icat edildiği bilinen parfümlerin tarihi aslında çok daha eskiye, milattan öncesine dayanıyor. Yapılan araştırmalara bakıldığında Mısır ve Mezopotamya’da ilk kez insanların güzel kokmak için esans süründüğü ortaya çıkıyor. Parfümlerin günümüzdeki şeklini almasıysa Doğu’dan Batı’ya uzanan sıra dışı bir yolculukla gerçekleşiyor…

Kaynaklar böyle söylüyor… Bir gün umarım bende kendi markam ile kendi parfümümü çıkarırım. Çok sevdiğim bir aile dostumuz iş hayatının 45.senesinde bütün dostlarına hediye olarak kendi yazmış olduğu kitabını ve kendi adına özel tasarlattığı parfümünü göndermişti yeni yıl arifesinde. Daha önce kimsenin cesaret ya da maddi olarak kalkışmadığı bir durumdu ama o kadar hoştu ki hala unutamam. Benimde yapmam lazım

Çocukken Barbielerini bile parfümle yıkayan, yatmadan yatağına yastığına parfüm süren bir kız çocuğu ileride nasıl bir yetişkin olur?

Cevap buyurun benim. Hala parfüme aç her an bir yenisinin aileye katılabilir olduğu bir düzenim var. Kaç adet parfümüm olduğunu burada yazmasam daha alımlı ve ağır olur herhâlde ama duysanız da sanırım bu yazıyı okuduktan sonra şaşırmazsınız diye düşünüyorum.

Bitkisel kaynak olarak; ister ağaç kabuğu, çiçekler, meyveler ister yaprak ve dalları, reçineler, bitki kökleri ya da tohumlar ister ağaç gövdesi ve kehribar, misk kedisi, petek… En son da Castoreum (Bir tür kunduz) denilen, aroması çok kuvvetli kunduz çişi… Kuzey Amerika’da yaşayan bir kunduz türünün salgı bezlerindeki kokulu keselerden elde edilen ve bazen gıdalarda ama daha çok da parfüm sektöründe kullanılan salgıya verilen isimdir. Diğer doğal kaynaklar likenler ve kahverengi alglerdir. Kahverengi alglerin 1500 kadar türü varmış ayrıca.

Son Olarak…

Çok sevdiğim parfümlerimden biri olan Loewe – Quizaz adına klip bile çekilmiş hatta…
Buyurun…

 

Ve hatta Dubai’de Address Downtown Hotel’in lobisinde soğuk buharla serinletme makinasına su yerine Terre d’hermes koymuşlar. Şok olmuştum, her yer buram buram kokuyordu.

Koku her yer de güzel…

 

KAYNAKÇA

http://www.dersimiz.com
https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/koku-korlugune-dikkat/
http://obilir.com/parfumun-tarihcesi/
http://www.antoloji.com/parfum-sanayii-fransizlarin-pisliginden-dogmustur-2-bolum-2-siiri/