DUYGU DURUMU SIFIR

İlişki durumu karışık gibi bir şey bile değil baya baya sıfır. Nasıl oluyor peki bütün duygu durumunun sıfıra bağlaması sizce… Nelerden sonra oluyor? Ne gibi durumlar sebep oluyor ve durum bu noktaya bağlanıyor dersiniz.

O zaman mikrofonumu alıp hızlıca konuya giriş yapmak istiyorum izninizle.
Keşke bir ruh doktoru olsaydım akıllıları delirtir, delileri diriltirdim. Çünkü genelde hakkında olumsuz eleştireler yapılan ve aynı noktadan yerilen insanlar değil de onları bunu yapanlar esas sorunlu kişiliklerdir.

Birkaç senedir Narsizm hakkında güzel bilgiler edindim, çokça okudum. Çünkü hayatımda tam olarak böylesine zor bir karakterle farkında olmadığım bir savaş halindeymişim. Aslında çok bilindik ama işin içine girince bir o kadarda bana ve mizacıma ters bir kavramdı bu. Her satırı algıladıkça insanın tüylerini diken diken eden bilgiler ve asla bunun tersi iken aksi ile mücadele etmek istemediğim bir insan tipini anlatıyordu bu terim.

Narsizm, psikolojide ”davranış bozuklukları” altında incelendiğini söyleyecek olsanız ne fayda? Kendilerinden bahsederken ki sadece kendilerinden bahsederler, cümlelerinin büyük çoğunluğu 1.tekil kişiyle başlar ve 2.ye geçtikleri pek görülmez. Kendilerine âşık insanlar olarak yorumlasanız daha mantığa uyar gibi geliyor ama bundan fazlası diyebilirim. Aşktan çok kendilerine bir ilah gibi tapan bu insanlar, kendilerinden başka kimseyi önemli görmezler. Varsa yoksa kendileridir, kendi dünyalarıdır. En çok onlar bilirler, en çok onlar konuşurlar, en çok onlar sevilirler bu böyle uzar gider. Nasıl zor bir bilseniz böylesine bir insanla yaşamak ve anlaşmak. Tabii eğer siz bağımlılıklarından kopamayan bağımlı bir tipseniz böylesine bir narsistle olan ilişkiniz ömür boyu sürebilir. Öte yandan büyüklük ve üstünlük duygusu onların en çok beslendikleri duygularıdır. Tıpkı konserine az kişi gelir diye sahneye çıkmayan şarkıcıdan, vücudu bozulur diye anne olmayan birinden pek farkı olamaz bu tanımlamanın. Sıradan olmaktan korkma durumu onların ölme sebepleridir. Başkalarını düşünmezler daha doğrusu akıllarına gelecek olsa hemen bu durumu sıfırlarlar ve taş olurlar. Çok değişik geliyor okurken farkındayım ama dışarıdan böyle gözükmediklerine yüzde yüz emin olabilirsiniz. Aksine fazla empatik ve vicdanlı gibi görünüp en zayıf anınızda size öyle bir vururlar ki neye uğradığınızı şaşırırsınız. Empati kurmaz gibi görünüp bu özelliği sadece sizin zayıf yönlerinizi tespit etmek için devreye sokarlar. Çok korkunç ama bu insanlar bundan besleniyorlar. Normalde karşınızdaki bir insanı dinlerken ona karşı değişik duygular içine girersiniz ama asla cepte onunla ilgili doneler oluşturarak bir sonraki adım için kullanmayı düşünmezsiniz. Bu insanların genellikle yalnız çocukluk geçirdikleri gözlemlenmiş. Bilemiyorum bu çocukluğa inme durumu git gide ciddileşti benim için. O değil insanların soy ağacını araştırmaya başlayacağım diye korkuyorum sırf bu deneyimimden sonra.

Özellikle iş hayatında çıkarlar bu tarz insanlar karşımıza ancak özel hayatınızda çıktığında kendinize gelmeniz biraz zaman alabiliyor.

Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan bir araştırmaya göre büyük firmaların patronları ve yöneticilerinde Narsist kişilik görülmüştür ve bu kişiler 55 yaşlarında emekli olmaktaymışlar, emekli olanların yüzde 25 i ölmektedir, ölüm nedenleri araştırmaya göre Narsist yaralanma olarak nitelendiriliyormuş. İlginç… Dediğim gibi bu insanlar başkalarının yüzünün asılmasına sebep oldukları an beslenmeye başlarlar. Yani değişik ama hayata bakışlarında farklı bir kişisel gelişim süreci geçiriyorlar. Öğrenmeye açık olsalar bile yaratıcılıklarıyla kolay öne çıkıyorlar evet iyi yerlerde de oluyor bu tipler ama başkalarının hayal kırıklıklarına imza attıktan sonra güçlendiklerini düşünüyorlar. Gerçekten değişik ve de korkunç. Ben uzun süredir böylesine zor bir durumun kendi içinde çözülemediğine şahit oldum. Üstelik bu durumu iyileştirmek için ne yapılmışsa da karşılık alınamamıştır. Ancak bu konunun en trajik kısmı bu insanların duygu durumları sıfır. Ve çok ilginç bir şekilde yukarıda da yazdığım gibi empati kurabilen, vicdanlı yaklaşımlarla gönüllerde yer ediyorlar. Özellikle kimsenin yapmadığını yapmak ve daha çok alkış toplamak diyebiliriz.
Bu noktaya kadar eğer hayatınızda böylesine bir tip varsa gerçekten kaçın çünkü sonunda sizi de kendine benzetecektir. Bir an da huysuz ve ne istediğini bilmeyen bir insana dönüşüp, sevme yeteneğinizi yok edebilirsiniz. Benden söylemesi aman Allah korusun.

Kendinizi suçlu hissettirecek, sürekli yanlış yapıyormuş hissi ile yaşayacaksınız sakın bu tuzağa düşmeyin. Narsistler önce kendilerine alıştırır sonra mahrum bırakmaya başlar. Dediğim gibi bağımlı bir yapınız varsa falınızda mutluluk var tabi ki koşullu olanından ama eğer bağımlı bir tip değil aksine kendine değer veren bir yapınız varsa asla bu işin ucunda mutluluk yok. Sonunda sizin de duygu durumunuz sıfır ve hatta sıfırın altında olacaktır. Bunları baştan bilerek gene de yaşamak istiyorsanız seçim sizin.

Unutmayın ki her şey kendini çok sevmekle başlar ancak onun bile bir sınırı var. Bunu abartan insanların en sonunda yalnızlıktan öldüğünü biliriz. Bu dünyada en çok diye bir şey yok sadece alternatifler var. Her şey çok anlamlı şekilde yaratıldı ve düzenlendi. Ama tadını kaçırdığınızda ilahi plana da gidiyorsunuz.

Hepimizin defoları var. Mutsuzlukları ve gizli odaları var çoğumuzun çocukluğunda kimine göre büyütülmeyecek ancak kişinin zihnine ağır bir kaza olarak kazınmış anıları var. Her ne şartta olursa olsun hiç kimseyi bunlardan dolayı sorumlu tutamazsınız. Kimseye yaşadığınız üzüntülerin bedellerini ödetemezsiniz. Bunu yapsanız ve hatta başarılı olsanız bile bir gün sizde aynısını belki daha kötüsünü yaşamakla tecrübe kazanabilirsiniz.

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

 

Kısa Kısa…

Narsizm, orijinal anlamı ile Narcissus isminden gelmedir.

Efsanesi Narkissos’tur. Narkissos, Yunan mitolojisinde bir kahraman. Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte âşık olur. Diyor Vikipediciğim…
Bir başka kaynak; Mitolojiye göre, dünya üzerinde birçok tanrı bulunmaktaydı. Bunlar çeşitli doğa olaylarından ya da canlı-cansız varlıkların kontrolünden, davranışlarından sorumluydular. İnanışa göre bu tanrılar insan şeklindeydi ve insanlarla ilişki içine de girerlerdi.
Size narsisizm sözcüğünün köken aldığı narkissos’un mitolojik öyküsünü aktaracağız. Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte âşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dediğimiz yankılara dönüşür.
Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissosu cezalandırmaya karar verirler. Gene günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine âşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü. O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, ayni Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.
İşte narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı Narkissos gibi erirler, çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden ve gerçeklerle bağdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek ve o hedefi, gerekli emeği vermeden bile hak etmiş sayarak en önde, en gözde ve tek olmak isterler. Kendilerini başkalarının yerine koyamaz ve başkalarını anlayamazlar. Sanki her şey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun her şeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir. Gerçekle bağdaşmayan, başkalarının zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında öfkelerine hâkim olamaz, saldırganlaşır, çöker hatta ağır psikotik tablolara girerler.

“Değeri bilinmeyen her lütuf felakete dönüşüyor.”

📖Simyacı syf.76
✍Paulo Coelho
.
.
.

Sahi neden başkalarına iyilik etme derdindeyiz, şu gelip geçici dünyada?
İyiliğin en şahanesi kendine olan yatırımın olsun diğerleri de başkalarına yapılmak üzere olanların bahanesi olsun…
Felaketi görmek istiyorsan önce kendine sonra herkese iyi ol yeter.
İyiliklerinin karşılığını mutlaka alacaksın…
Merhameti görmek istiyorsan sadece kendini çok sev…
✍M.B

Kendime şöyle bir bakıyorum da bu kadar içinde ve utangaç yaşayan ben (gerçekten ben) ne zamandır böylesine halka arz etmekten korkmadan yazıyorum yazılarımı acaba sanırım bu iyi bir gelişmeden fazlası 🙂

Niye çünkü yeni bebeğim kitabım geliyor. O kadar özenerek yazdım ki inanın senelerce yazdım. Büyürken yazdım, genç kızlığımda yazdım.

Sildim yırttım bir daha yazdım. Seyahatlerimde yazdım, telefonumun not kısmına yazdım, hep yazdım. Küçük not kâğıtlarına yazdım çantamda biriktirdim, okyanusun üzerinde yazdım. Hepsi bir sürü sinerji içinde döküldü kağıda o yüzden beni çok heyecanlandırıyor kendisi.

Biliyordum bir gün hepsi derlenecek toparlanacak kendine ait doğal bir kurgu içinde harmanlanacak sonra ben kitapçıya gidip kitabımı durduğu rafından izleyeceğim, elimde de mutlaka kahvem olacak. Çok şirin hayaller hatta şu an oldu kabul ediyorum bile. Oldu oldu.

Herkesin tutkusu farklı çünkü yeteneği kendini keşfettiği gerçeği farklı. Hep düşündüğüm, kafama takılan ya kendimi keşfedemeseydim ne olurdu bana diyorum ve hayal bile etmek istemiyorum. İlk önemli yazımı yazdığımda 11 yaşındaydım. Günlük yazmaya başladığımda 9 olmam lazım. Ama ilk ciddi yazımı 11 yaşımda yazmıştım. Adı da “Pazar kahvaltısı” idi. Bütün okul ağlamıştı. Dergiye çıkmıştı falan aman aman ne gurur duyuyordu bütün ailem benimle. Okulda adım geleceğin yazarı idi. Ama ben kendimi hiç öyle hayal edemezdim. Bir gün işte ilahi bir arzu uyanarak içimde bu siteyi kurmak istedim. Kendi başıma bir şeyler yaptım. Aşırı amatör oldu ama sonra sağ olsun ki bir bilenler el attılar burası gözle görülür, bakılır, okunur hale geldi.
Ve gene de nereden bakarsam burası 3 senelik bir site olduysa kitabımı sonrasında çıkardığım da burası bile yaşlanmış olacak.

Çok şükür hiçbir zaman şükretmekten vaz geçmem hem de ne yaşarsam yaşayayım. İyi ki kendimi tanıyabileceğim muazzam bir yetenek sunuldu bana ve bunu fark edebildim. Belki buradan sonrasında başka hayatlara dokunmak var. Yarının ne olacağını bilmiyoruz ki. Ben sürprizlerle dolu kısmına uyuyup uyanıyorum. Ben en çok heyecanlandıran da o sürprizler… Temiz niyetlerle yaptığım her işimin sonucu çok şükür gönlüme göre oldu hep.

Her neyse ne diyordum…

Merhameti görmek istiyorsan kendini çok mu sevecekmişsin demişim? İyi demişim ve de doğru söz için çok fazla eleştiri kabul etmem arkadaş. Bazen ben bile fark etmeden ne kadar doğru şeyler yazıyorum sanırım o an da kanal açılıyor.

İnsan önce kendini sevmeli tabii bu bir önceki yayımlanan yazımda ki narsizm ile alakasız bir sevme şekli kesinlikle. O bambaşka bir durum onu geçelim  yazılarım aşırı kafiyeli gidiyor yalnız bir dediğim bir dediğimi tutmuyor havasında olunca dillere düşeriz aman konuşanımız çok nasıl olsa.

Konu şu ki; ben kendimi sevmezsem bir başkasını nasıl sevebilirim? Sorusunun cevabı sanırım her şeye ve herkese net olarak karşılık veriyordur. Önce kendine olan sevgini ve saygını bilecek sonra başka insanlara yeterli empati seviyesinde davranıp merhamet etmeye başlayacaksın. Merhamet et ki merhamet gör. Kendinden çık ve egonun sana emrettiği iyiliği kendini iyi hissetmek için yapma. Egondan sıyrıl.

İnsan en uğruna en çok üzüldüğü şeyleri bile bir süre sonra rafa kaldırdığında aslında ne kadar fani ve geçici olduğu ile de yüzleşiyor. Bakmayın bu dünyayı orasından burasından tutmadan da ele aldığınızda kendinize göre tasavvufunuzu derleyebilirsiniz. Yaşadığım bedeni fark etmeksizin de dahildir yıllarca bu düzenin yani ölüm ve doğum gerçekliğinin farkında kısmi olup sözde yaşamışım. Belki de gerçekten kalbim tam olarak çok acımamıştı hayat boyu en çok acıyacağı ana kadar. O yüzden de acı ve tatlıyı bilemiyordum ama deneyimleyip, içinden geçmeye başladığımda ağır sınavlarla yüz yüze geldim ve sanırım bu bir süre sonra kendini imha etti. Bunun bile farkına varamıyorsunuz çünkü acı çekmeye o kadar alıştırmışsınız ki ruhunuzu acı çekmeden yaşadığı bir günü günden saymıyor hale geliyor. Resmen at gözlüklerinin en devasa olanından takıyorsunuz yani.

Sonra bu durumun bittiğini algılamaya başladığınızda, ağlamanız gereken şeylere güldüğünüzü fark ediyorsunuz hemen bir şok “nasıl oldu da ölmedim” gibi içinizden ince ince bir ses “ne oldu da üzülmedim” e bitti çünkü. Acı çekme süreniz doldu hanım efendi…

Acılar misafirdir tecrübeler baki…

MERVE

SEVGİLERİMLE

Kimileri için bir hiçken, başkası için her şeysin.
Her şey olmayı umarken, bir de bakıyorsun ki hiçsin!

Varlık ve Hiçlik

Jean-Paul Sartre

 

 

HİÇLİK MAKAMI

 
SONSUNZLUK MAKAMI

 

Gözlerimi kapatıyorum ve hayalini kurduğum gizli cennetimdeyim… Orada renklerinden gözlerimi alamadığım bir ırmak var ve bedenim bütün bu doğanın içinde sanki sadece bir zerre.
Kendimi o suyun üzerine bırakıyorum. Ve tekrar zerrelikten bedenimin ağırlığına geçiş yapıyorum.
Kendim için ağırım ama içinde bulunduğum bu muhteşem suyun içinde hafifim.
O zaman tekrar zerre oluyorum ve bedenime yukarıdan bakıyorum, işte o zaman içimden dışıma taşan bu mucizevi mutluluğu tarif etmek çokta zor olmuyor.

Var oluşunun muhteşem gerçekliğini Tanrı ile bütünleştirdiğinde sen de bu deryanın bir parçası oluyorsun.
O ana kadar zaten varsın. Ama bundan sonra var oluşun üzerine yaptıkların seninle birlikte var olacaktır. Eylemi başlatan biziz.
Ve eylem başlayana kadar o eylem henüz ortada yoktur ne zaman ki eylemi biz başlatırız artık kesin olarak o eylem de bizimle hayattadır.

Yani şu an yapmadığınız ya da olmadığınız bir şey için üzülüp hayıflanmak aptallıktan ve boş vesveseden ileri gitmez. Kimimiz kötüyü çağırma der, sırf bu yüzden ağzınızdan çıkan her söze dikkatle özen göstermelisiniz. Çünkü bu mucizevi kâinat her sözü ve sesi kayıt ediyor. Ne söylediğinize, ne için üzüldüğünüze gerçekten dikkat ediniz.
Var olmayan enerjileri hayatımıza muhteşem güçlü bir enerji ile hayatımıza çekiyoruz. Çoğu zaman korku dediğimiz endişe halinden sızarak büyüyen bu duygu, öylesine kuvvetli bir enerji yayar ki, aynı hızla nasıl gerçekleştiğine inanamazsınız. Yani aklınıza gelen başınıza gelir.

 


Hayata geçmemiş, gerçekleşmemiş eylemler için vesvese edip onların oluşumunu reele döndürmeyin.
“Düşündüğümüz gibi hissetmenin gerçekleştiği tek yer rüyalarımızdır. Rüyalarımızda ölümden belki 1 saniye öncesini bile hayal ettiğimiz gibi hissederiz ama ölümü canlandıramayız.
Zaman kavramından ayrı bir düşünce geliştiremiyoruz, ölünce ancak zaman yanılgısından kurtulabiliriz.
Aslında her şeyin bir an olduğunu, hislerin ve güdümündeki ç düşüncelerin bizi ilizyonun içerisinde tutan duvarlar olduğunu söyleyebiliriz.
Ölüm düşüncenin ve hislerin yok olduğu yerdir, ölümü anlayabiliyorsan zaten ölmemişsindir. Toplumumuzda ne yapıyorsun sorusuna hiç gibi iddialı cevap verenlerimiz oldukça fazladır. Ama hiçlik deneyimlenemez, çünkü hiç; var olmayandır. Var olmayan bir şey de ne düşünülebilir ne de hissedilebilir.”
Alıntıdır.
ekşisözlük
kullanıcı adı: el samarra

Nasıl taptım bu söze anlatamam. Hatta en kısa sürede 20 sene sonraki 2. Dövmemi yaptırmaya da karar verdim. Mesela işte “an” bu an. Bu an ölümsüz ve bütün diğer anlar gibi.
Her an her şey olabilir. Hayat bu ya…

Hep hazırlıklı olmak lazım mucizelerin ansızın gelmek gibi huyları vardır çünkü. Felaket sandığın o hazin son, senin yeniden doğuşun da olabilir. Başkasının kalbinde hiçleştikçe, mucize bir kalpte tekrardan ve daha da devasa şekilde “her şey” olabilirsin. Hayat… Hiçliğin hiçlik olmadığını ben demeyi bıraktıran en doğru noktada seni yakaladığını, kendinin öğretmeni olduğunda tekâmül yolunda anlayorsun.

Egodan sıyrılıp bütününle Allah ile bir olduğunu fark etmek yani kısaca okunduğu gibi “hiç” olmak değil “hiçlik” “ben” kavramının ortadan kalkması, bir bütünün parçası olarak hissederek yaşadığında farkındalığın şekil değiştiriyor.

Bütüne…

Bir olmaya…

Kabule…

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE

27/09/2019

” Hatır için unuttuğun kendini, hatırlatmaya geldi Yeniay. Sana unutturdukları kişiyi, seni. Kendinden, isteklerinden, hayallerinden uzaklaştın, seçimlerinle. Peki seçme şansın var mıydı? Sana bu şansı vermişler miydi gerçekten? İyi bak geçmişine, son kez. İyi bak seçimlerine ve iyi bak kendine, bu sen misin diye. Buraya gelene kadar uzun bir yoldan geldin, peki sen mi seçmiştin bu yolu? Bir yolun daha sonuna geldin. Son kez, geçmişine bak ve bu sefer tamamen sana ait bir seçim yap. Çünkü geçmişin perdeleri iniyor, bundan sonra ardına baktığında sadece bugünü hatırlayacaksın. Bugün yaptığın seçimi.

Şu an her şeyi sorguladığın bir dönemden geçiyorsun. Kariyerin, ilişkin, yürümek istediğin yol, olmak istediğin kişi, yaşadığın yer belki, kazandığın para, hak edişleri sorguluyorsun. Sorgulamak, uyanışının göstergesidir ve hatta gece uyuyamayışların da. Sorguluyorsun, çünkü her şeyin rayına girmesine ihtiyacın var. Bu süreç her şeyi yoluna koymak için önemli bir süreç, ancak gerçek bir seçimle, tamamen sana ait olan bir seçimle. Unutma, bu seçimi sana yaptırmamak için her şeyi yapacaklar. Kendini seçme diye, çünkü kendini seçtiğin an senden beslenen herkes hayatından çıkacaklar.

Kendinle olan savaşında, kendini sorgu odasına almış, sorguluyorsun. Başkalarının senden cevap beklediği soruları, kendine soruyorsun. Başarılı mısın? Yeterli misin? İyi kazanıyor musun? İşinde iyi misin? Yükseliyor musun? Seviliyor musun? Güçlü müsün? Güzel misin? Kabul ediyorlar mı seni? Bunlar senin soruların değil, görmüyor musun? Bu yüzden hiçbir cevap seni tatmin etmiyor. Kendi sorularını, kendine sorana kadar da etmeyecek.

Hayatına aradığın ortağı bulacaksın belki, ama kendini daha güçlü hissetmek için değil, ona sırtını dayamak için değil, ondan beslenmek için değil, yaşamdan beraber beslenebilmek için. Seni kendi yolundan çevirmeyecek, seni yargılamayacak, her şeyi biliyormuş gibi davranmayacak ve seninle öğrenmeyi seçen birini bulacaksın. Sevmiyorsan işini, istediğin işi bulacaksın, sabah kalktığında küfretmeden uyanacağın bir iş. Zevk alarak, koşarak gideceğin, mutlulukla yapacağın bir iş. Hayal gibi mi geliyor? Evet hayal. Senin hayallerin, sana unutturdukları ve gerçekleşmeyeceğine inandırdıkları hayal. Hayatın gerçekleri var! Gerçeğin ne olduğunu açıklayamayacakları bir gerçek. Mutsuzluk veren bir gerçek, senin gerçeğin değildir.

Denge süreci. Peki hangi denge? Savaşmak isterken, barışmak isteyen sen. Kaos olduğunda içini kıpır kıpır eden enerji ve huzur isteyen sen? Nefretle kavrulurken, öfkeni kusmak isterken, sevgiyi beslemeye çalışan sen. Birini severken, birinden nefret eden sen. İyiyle, kötüyü ayırt etmek ne kadar zor değil mi artık? Peki senin için iyi olan ne? Kötü olan ne? Ağır basan tarafın ne? Kendini bastırdıkların ne? Bunların hepsini dış dünyaya göre algıladıkça, yargılara göre derecelendirdikçe, kendine göre neyin katkı olduğunu göremeyebilirsin. Bu süreç, iyi veya kötüyü değil, neyi eksik hissediyorsan onu dengeleyecek. Yaşam amacın, hislerin, sevgin, kendin, mutluluğun her neye ihtiyacın varsa.

Terazi Yeniayı Mars etkisinde. Bu etki özellikle kişisel konulara etki edecektir. Kendinizi beğenmek, kendini sevmekle ilgili durumlar oluşabilir. Fiziksel görünümünüzle daha fazla ilgilenebilirsiniz, değişim yapabilirsiniz. Ancak kimsenin sizi yargılamasına izin vermeyin. Kilo, saç, makyaj gibi alttan alta laf sokan insanlara izin vermeyin. Ne kadar ben etkilenmem deseniz de, bilinçaltında bir güvensizlik oluşabilir. Diğer yandan siz de yargıdan uzak durmalısınız. Kişisel olarak huzursuz hissetmek normaldir. Daha fazla hareket halinde olmalısınız.

Terazi Yeniayı güzel açılar yapmakta. Özellikle maddi konularda, birlikteliklerde düzene girmek için bazı adımlar atabilirsiniz. Maddi konularda ileriye gidebilmek adına bazı riskler alabilirsiniz. Yeni iş yeri, yeni şirket veya yeni bir iş için olumu konumda gökyüzü. Maddiyat ile kendinizi güvende hissedebilirsiniz, bu yanlış bir şey değil, bu yüzden almaya açmalısınız kendinizi. Yeni ilişkiler için güzel bir süreç, uzun süreli hayat ortaklarınızı bulabilirsiniz.

Terazi Yeniayı hayatınıza güzellikler getirmek adına konumlanmış, ancak yapılması gerekenler, atılması gereken adımlar var. Cesaret ve özgüvenle yapılacak her işin dönüşü iyi olacaktır sizin için. Özgüven çok önemli, kendi ayaklarınızın üzerinde durabildiğinizi gösteren her eylem, size hediyeler sunabilir. Yurtdışı seyahatleri ve yabancılarla yapılacak işler, yeni ortaklar katkı olabilir. Sağlık açısından ise öfke ve stres ile başa çıkmak gerekiyor, özellikle stres sağlık konusunda negatif etkiler yaratabilir bu dönem. Baş ağrıları da olabilir.

Terazi Yeniayı yeni başlangıçlar için katkı dolu görünmekte, aynılaşmış günleri değiştirmek için, sıkılmış ilişkileri hareketlendirmek için, sıkışmış konuları açmak için, yeni hedefler için gelmek. Ancak, seçimlerin çok önemli olacaktır. Başkaları dediği için değil, kendin istediğin için bazı adımları atmalısın.

Olmak istediğin insanı öldürüp, yerine olmanı istedikleri insanı koydular, bunu senin iyiliğin için yaptıklarını söylediler, bütün farklılıklarını, potansiyelini baskıladılar, senin daha iyi olabilmen için akıl verdiler ve sen buna inandın. Önce hayallerin değişti, sonra ‘hayatın gerçekleri’ ile yüzleştiğini düşündün, evet! sorumluluklarım var dedin. Hedeflerin değişti. Hedeflerin değişince yavaşladın, gitmen gereken noktaya ayağını sürüyerek gitmeye başladın ve herkesin seni geçtiğini düşündün. Bunun senin yolun olduğuna öyle inanmıştın ki, öyle inandırmışlardı ki seni, hiç sorgulamadın bile. Kendini güçsüz ve yetersiz hissettin. Hissettirdiler! Hislerin, acıların, dertlerin, başkalarına göre şımarıklık olarak geldi. Hiçbir duygunu kendin gibi yaşayamadıkça, hissizleşmeye başladın.

Korktun sonra. Yalnız kalmaktan korktun, başaramamaktan korktun. Oysa bu duygular yoktu sende, bu korkuyu sana ektiler ve sen beslemek zorunda kaldın. Herkesi beslediğin gibi. Şimdi. Bu yol ayrımında, kendi hayallerini seçer misin? İçinde öldürdükleri hislerini yeşertir misin? Olmak istediğin kişiyi hatırlar mısın?

Bilmiyorum diyemedin, dışlanmak istemedin. Sevmiyorum diyemedin, kırmak istemedin. Gelmiyorum diyemedin ve en önemlisi gidiyorum diyemedin. Sen kaldın, onlar gitti. Yargılaya yargılaya gittiler, kendini sorguladın. Bütün çirkin yüzlerini göstererek gittiler, negatif ne varsa sende bırakıp gittiler. Onlara ait ne varsa bırakır mısın bu yolun sonunda. Şimdi bu yol ayrımında yargılardan soyunarak, kendi yolunu seçer misin? Bu kadar mesaj yağarken sana her yerden, bana yardım edilmedi diyemezsin. Sana uzanan her el, bir cümle olarak sana iletildi. Devam etmen için, hayatındaki yükler atıldı, bu yükler atılırken yaşadığın acıyı kötü günler olarak hatırlama.

Kendine verdiğin sözü hatırla ve bu sözü unutturmak için çabalayanlara fırsat verme. İçindeki çocuğun, olmak istediği kişiye doğru yürümeyi seçmek için geç kalmadın, şimdi tam zamanı. O elini uzatmış, yola çıkmak için tutmanı bekliyor ve onun tutacağı elin verdiği hissi, hiçbir insan veremeyecek. O seni sorgulamayacak, seni cevaplara götürecek. Sana ve olmak istediğin kişiye iyi yolculuklar! Sevgilerle. “

 

Demiş Sevgili Penguen Yiğit…

Okuduğunuz üzere alıntı olarak paylaştığım, kalemini ve yazılarını çok severek takip ettiğim #penguenyigit gene döktürmüş…

Herkesin kendinden bir şeyler bulacağını hissederek bende kendi sayfamda paylaşmak istedim. 1 aydır uyanış süreci benim içinde hiç kolay değildi. Herkesin sınavı muhakkak kendi hikayesi içinde saklı ancak her birimizin içinde bulunduğu muazzam etkili olan bu tekamül sürecinde, yolumuzu ışıklarla tamamlamayı diliyorum♥

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

 

 

 

 

 

 

 

 

#zodiacmemes #moon #witchesofinstagram #magic #astrologia #astrologysigns #leoseason #zodiacsign #universe #crystals #yoga #spiritualawakening #tarotcards #witch #astrologypost #magick #astronomy #fullmoon #india #like #zodiacs #astroloji #astroworld #vedicastrology #vastutips #tarotreading #energy #metaphysical #zodiacfacts #bhfyp

“Hayatımıza giren herkes değerlidir; ama herkes özel değildir.
Saygı hepsine, sevgi layık olana verilir.”

Sevme Sanatı, Erich Fromm

Her şey yolunda giderken insan ne kolay güveniyor ve teslim oluyor karşısındakine. En kapalı odaları ve onların içindeki sırları açıveriyor. Güven ne güzel bir duygu karşılıklı olduğunda. İçindeki düşünceleri biriyle paylaşmak ne kadar insani. Tabii ki o güven dediğimiz, yani güvendiğimiz dağlara karlar yağıncaya kadar…

İnandığın, güvendiğin ya da o çok sevdiğin kimseler için artık böyle düşünmüyorsun. Yani birkaç saat bile olmuş olabilir hatta. Çok değil bütün bunları hayal meyal hatırladığın o an ki güvensizliğin ve inançsızlığın bir o kadar tezat bütün yaşananlara. Gereğinden fazla yüklenen bütün anlamlar aynı şekilde anlamsızlaşarak bütün inandırıcılığını tüketiyor.
Zamanla yok olması beklenen ne varsa bugün saniyeler içinde kendini imha ediyor. Oysaki insanların birbirinde bıraktıkları iyi şeyler de olmalı, her şey bittiğinde. Bugünün sevmeleri ve sıkı dostlukları kendini, kendi kuralları içinde imha ediyor.

Ne zaman karşımızdakine verdiğimiz ipleri, paha biçilmez değeriyle halka arz ediyoruz o zaman da ilk vaz geçtiği kişi biz oluyoruz. Neden ben, neden sen falan soru soru soru bitmeyen bir arbede başlıyor beyninin içinde. Aslında burada ki tek yanlış hamle, vazgeçilmez olanın sadece biz olduğunu hissettirememekten kaynaklı. İşin aslı ve özünde vaz geçilmez tek kişi biziz. Diğerleri sadece bizim verdiğimiz değer ile hayatımızda var olabilenler o kadar.

Ne yazık ki dengeler şaştı mı insanoğlu kendisi gibi görür karşısındakini de. Kendinde göremediğin kusur hep başkasında bulduğundur aslında. İnsan insanın aynasıdır sözünü bu sebepten çok severim.

İlişkilerin bütünü aynı sınavdan geçer ve temeli sağlam olan ne varsa her zaman büyüyerek yolunda devam eder. Ne kadar tevazu gösterirsen göster, karşındaki kişinin de aynı çaba ve istek ile emek vermesi ile ilişkiler sağlamlaşır. Aslında bildiğimiz ama uygulayamadığımız doğrular silsilesi bütün bunların hepsi de. Ancak sadece insanlar kendilerine verdikleri değerin tam anlamıyla taşıyıcısı olabildiklerinde bu dengeyi tutturabiliyorlar.

Günümüz ilişkileri çok iyi örnekler olarak durmasa da, aslında çok eskiden de böyleydi her şey bugün değişmedi. Değişen tek şey zamanın bile kontrol edemediği teknolojinin sadece zararlı kısmına eğilimli hale gelmemizden kaynaklı. Tek bir farkla bugün daha kolay yaşanılır ve çabuk tüketilir hale geldik o kadar.

Bugün sarıldığımıza yarın canavarca davranabiliyoruz. Dostluk ve arkadaşlık kavramlarını birbirinden ayırmak zor değil artık, aksine ilgimizi çekmiyor. Kim dost, kim arkadaş diye bir arayışın iddiası içinde de değiliz, yeter ki hayatımızdakilerden sadece alalım. Gayet tek taraflı ve sağlam tüketme üzerine kurulu yavan ilişkilerden ibaret bir hayatı herkes gerçekçi sansın diye de gereken süsü püsü ihmal etmeyelim.

Yamalı yalnızlıklar peşindeyiz kaliteli yalnızlıkları kimse umursamıyor. Arkamızda bıraktığımız ne varsa bugün hatırına bile saygı göstermiyoruz. Ondandır güven biteli çok oldu aslında. Herkesin her şeyi yapabileceğini gördükten sonra, herkesten her şeyi beklemek büyük bir evham da değil artık. Hayatımızı sahtelik ve son kullanma tarihli ilişkiler üzerine kalabalıklaştırıldığımızdan beri aslında sevginin de çok önemi kalmadı. Sevmeden bile insanların, ne kılıkları kuşanıp yaşadığını göreli çok oldu aslında belki de kabul etmek istemedik. Ama günümüz aşk-ı memnu edebiyatı haline gelen ilişkilerde ki son durum bu. Mutlaka arada derede farklı birileri vardır ama çoğunlukta mı? Asla…

Böyle hayatınız kalbiniz gibi olsun gibi temennilerle devam etmeyeceğim yazıma merak etmeyin. Sadece insanların kendi iç dünyalarında ki saklı odalarından çıkardıkları bu yapay davranışların çok uzun vadede puan toplamadığına inanın. Eğer ki başınıza üzücü bir olay geldiyse sırf bu yazdıklarıma benzer olarak, bırakın elbet su akar yatağını bulur…

Hayat bize menfaatler çerçevesinde merhaba demek zorunda kalmadığımız, kendi düzenimiz bozulmasın diye başka bir düzeni sarsmadığımız senaryolar versin. İnsan olmak kolay, iyi insan olabilmek için illa ki kötülerle karşılaşman gerek diyor dış ses. Olsun her konu başlığında gene de iyilik olsun diyebiliyorum sadece.

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

“Hayat fazla garip. Bugünün dünündeyken bugün için hiçbir umut vermeden daha dünden çalmaya başlıyor hayat.
Bugünün içinde soramadığın sorularla baş başa kalıp, en önce kendine sarılmayı öğreniyorsun.
Sonra yine ellerin buz kesiyor kendinden uzaklaşıyorsun. Senle yaşananın bir kopyasına gözler doluyor, kalpler titriyor ama ne garip esas sen elindekinin kıymetini bilmiyorsun. Fazlasıyla garip ve manası tükenmiş bir samimiyetsizlik içindeyiz.”

Merve

 

Bazen yazılarım günlerce aylarca durduğu yerde sürünüyor.
Devamı gelmiyor ve “yazamıyorum” klasörüne atılıyor ileride bir şans daha olur mu diye. Ama mutlaka bir açıyorum bakıyorum mutlaka hayat buluyor bir gün.

Bazen de bir kaç saniye içinde konu başlığı, alt metin, görsel, ses derken her şey tamamlanıyor. İşte en çok bu anlarda yazmayı seviyorum. Ama hep bu anlarda telefon çalıyor :(.
Konsantrasyon oldukça önemli benim için. Anında yok olur gider aman aman. Benim yazılarım çok değerli benim için her düşüncem geldiği gibi kâğıda dökülmeli ve kaydedilmeli.

O kadar çok yazım var ki yayınlamadığım ve hala bir yere oturtamadığım, merak ediyorum acaba bir gün istediğim konsepte ulaşacak mı diye. Ulaşamazsa da mutlaka kitap olarak çıkacak. Her şeyden önce en değerlime benden bir şeyler kalmasını çok istiyorum.

Öylede olacak biliyorum.

Çoğu yazım son cümlesini beklediği için senelerdir öylece duruyor. Çünkü yazıların kurgusu çok önemli benim için. Hiç bir yazımı öylesine diye yayınlamıyorum, yayınlayamam ki, her birinin kendi içinde bir kurgusu var, kendine ait bir yaşanmışlığı var. O yüzden her yazımı yayınlama aşamasına geldiğimde oldukça titiz davranıyorum. Gerçi hala çok içime sinmeyen bir kaç tanesi gözüme çarpsa da onlarında nazarlık olarak tutuyorum diyelim.

Bugün aniden gelen bu cümleler tabii ki öylesine akmadı kâğıda. Bunun kurgusu da bende saklı kalsın. Ancak gece geç saatte gördüğüm bir ölüm haberi ve buna ilaveten okuduğum bir yazı diyelim… Bir anda gene ben bilgisayarımın başındayım.

Ama unutmayın her olayın kendi içinde bir kurgusu vardır ya yakın geçmişinde, ya da tam olarak zemininde. Şartlar ne olursa olsun kurguya dayalı yaratılan konular hayal ürünü olarak algılansa da her birinin yeterince gerçek sebepleri vardır.

Yani ben yazayım içimi dökeyim siz okuyun ama işin aslını astarını da çok sormayın demek istiyorum nazikçe sadece.

Kimilerine göre gerçek dışı duygulardan esinlenmiş olarak kalırım, kimilerine göre de gerçeğin bana hala kendini şaka gibi hissettirdiği bütün o “an” ların toplamından yola çıkmış olurum… Fark eder mi? Söz uçar yazı kalır… Bir gün gene açar bunları ben mi yazdım derim kendime…

Bu yazının da diğerleri gibi mutlaka doğru bir zamanı vardı buna inancım tam. Bunca zamandır üzüntünün sebep olduğu üzücü kayıplar, hak ve hakkın şiddetle alı konulması üzerine fazlaca dolmuş olmalıyım ki, kafam da bunu mutlaka iyi betimlemeliyim diye evirip çeviriyordum.

Sonra sıklıkla yaptığım görsel arayışlarımın her hangi bir “an” diliminde karşıma çıkmış olan bu görsel bana doğru zaman geldi dedi.

Bazı resimler konuşur bilir misiniz? Yani ben genellikle bu cümleyi çok kullanırım. “Bu resim konuşuyor” dediğim çoktur. Bilenler bilir :))) Evet aynen bu resim fazlasıyla konuşuyor. İçinde ki sevgi ve korku eşit. Kaybetmekten korkmak ve aynı anda da cesur olmak. Ve de imgelerin anlamları falan derken resmin içinde kendimi ve güzeller güzeli kızımı buldum sanki. Vurdu geçti derler ya. Yalnız ikimiz varız. Birbirimize sarılmışız… Aslında bizim bütün fotoğraflarımız bu sanat eserinin sadece bir kopyasıydı. Biz ikimiz. Başka kimse yok.

Baktıkça bu resme içimden kopan duygularımın bir daha asla aynı yere oturamayacağı gerçeği ile de yüz yüzeyim. Kan kaybettiriyor resmen bütün bu hislerin toplamı. Olsun diyorum kendine sarılmayı öğrenirsen zamanla iyi bir öğretmen olacak ve aynısını ona öğreteceksin. Peki, neden ona kendine sarılmayı öğretmeli ve kodlamalıyım ki… İlla ki güçlü olması için kimseye güvenmemeyi mi öğrenmesi gerek?

İşte burada durun çünkü burası çok önemli.!

Kadınlar kendinden bir parça dünyaya getirmeden önce sadece kendini düşünüyor. Şimdi ki modern zaman için kuaför, alışveriş, sosyal hayat vs tabii bazılarımız hariç :).
Ama ne zaman ki kendinden bir parça dünyaya getirdiği an, artık kendini düşünme kısmı ortadan kalkıyor ve başlıyoruz ilmek ilmek karşılıksız fedakârlıklara… Bu yol uzun, bu yol durmayı kabul etmez, bu yol çoğu zaman dikenlidir hele de yalnız bir kadın olarak yola çıkmışsan dikenleri bile bal kıvamında yer yutar susarsın…

Sırf bu yüzden “feda” ve “kar” olarak ayırmış olduğum bu kelimenin anlamının ne derece ağır olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Bütün bunların bilincinde olmadan, sadece koruma içgüdüsüyle bu duyguları aşılıyoruz evlatlarımıza. Bugünlerin yarınları var diye…

Fedakârlık etmenin için de “kar” etmek var. Biri feda ederken, diğeri kar edecek… Ne kadar acımasız görünse de hayat böyle işte.

Gelelim bugünlerin dünlerine…

Benim için bugünlerin dünlerinde hiç böyle masallar ve hatıralar birikeceği düşüncesi yoktu. Nasıl olsun ki? İnsan gerçek dışı ve imkânsız derecesinde olmasına ihtimal vermediği şeylere inanır mı? Ama ne olur sonunda, olacak olan illa ki olur sen inansan da inanmasan da. Şartlar ve koşullar her an değişebilir kader buna hep razıdır. Hazırlıklı olmalı ve şeytanın çoğu zamanın şaşabileceğini bilerek hatalarına yenisini katmalısın eğer ki çok ısrarcıysan…

Ancak olanların karşısında ki duruş ve son resim hep önemlidir. Çünkü ilk hatırlanacak olan hep o duruş/duruşsuzluk ve son görüntü hatıradır. Bunlara rağmen başımıza gelen ani ve şok etkisi yaratan olaylara karşı genelde tepkili olur ve sancılı bir sürece sürükleniriz. Tıp bu sürecin 12-18 ay arasında son bulduğunu söyler.

Peki ya geri kalan kısımda son bulmayacak ve asla sonlanamayacak olan “dersimizin” ikinci kısmı ne olacak.?

İşte tam da orada normal ve aklı başında bir insan olarak şunu soruyorum kendime.
Elindekinin değerini bilmezsen gözlerin neden dolar?

Hayat bize ısrarla büyük lokma ye büyük söz söyleme der. Bunun sebebi söylediğin ve eyleminde ısrarla bulunduğun olayların hepsi senin sınavın olarak karşına çıkacaktır. Söylediğin her söz, evren de bir yer tutar ve bulunduğun her eylemde karmik bir bağ kurarsın. Yani ne ekersen onu biçersin.

Her ne şartla hayallerimizden ve kendimizden olan parçamızın kaderinden edildiysek bir şekilde buna sebep olan her birey bunun sancısını elbet çekecektir.

Bugün elinizdekilerin kıymetini bilmezseniz yarın başkasındakine gözleriniz dolsa kaç yazar. Önemli olan sizden olana sahip çıkmak ve emek vermek değil mi? Bunun dışında ki sahip olduğunuzu iddia ettiğiniz her duygu gerçek hayatta değerini bilmediğiniz esas duygularınız için samimiyetsiz olarak kayda geçer gider….

Son olarak ölüm değilse bizleri ayıran, gerçekten ortada büyük bir yazık etmişlik olarak kalacak ve de ömür boyunca da içinize hiç sinmeyecek o duyguyu taşıyacaksınız.
Bir gün aynı şekilde muamele görmek istemiyorsanız kimseyi kendi hayallerine küstürmeyin.
Bir şeyin sebebi olmaktansa orada hiç olmamak daha kalıcı bir çözüm var oluşunuz adına.

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

 

 

 

 

 

Lauren Jauregui – Expectations

Bir Merve sözü der ki; Boş konuşan, çok konuşur!

Kulağımın dibindeki susmayan sivrisinek misali resmen. Onun uçmasına hiç sözüm yok ama bazen de duruma ister istemez müdahale ediyorsun. Ama sevgili sivrisinek seni inan ki birçoğundan daha çok seviyorum hiç değilse sadece uçuyorsun 🙂

Bugün gene geldiler gelenler bende aldım elime kalemimi döktüresim var… Üstüne alınan, alınmayan, bir derdi olan, olmayan herkese en baştan sevgilerimi yolluyorum. Bu dünyayı, siz olsanız da olmasanız da sevgi ve iyilik kurtaracak.!

Sanıyorum günümüzde insanların ya derdi yok, ya da zamanında ağızlarına birileri bant yapıştırmış karanlık bir odaya kapatmış. Olamaz böyle bir şey. Sırf konuşmuş olmak için saatlerce telefonda lak lak yapan insan sayısı yüzünden bir gün telefon kullanmaya son vereceğim diye korkuyorum. Korkuyorum evet, çünkü bugünün en gerekli ulaşım aracı o lanet telefon ne yazık ki.

Eskisi gibi olsa keşke telefonda konuştukça para yazsa belki o zaman kralın çocukları gibi oradan buradan saldıramaz kimse kimseye. Şimdi yok dakikalar bedava, yok limitsiz paketler nefret ediyorum gerçekten ve sırf bu yüzden parası olan konuşsun diyorum 🙂 kızmayın ama hakikat bu. Aslında her konuda ağzı olan konuşmasa en çok ben mutlu olurum. Çünkü ağızdan çıkan bütün o anlamsız boş sözlerin hepsi bu dünya da bir enerji yaratıyor. Boşuna yaratıp yaratıp bizide çekmeyin şu işin içine aaaayh:)

İşi olmadığı için saatlerce sizi bloke eden o karşı taraflar hiç bitmez bu hayatta. Oysaki ne güzeldir sevdiğin, özlediğin biriyle konuşmak. Saatlerin nasıl geçtiğini fark edememek ne güzel duygudur. Ama yok illa ki tüketecekler ya, illa ki kötüye kullanacaklar.

Demem o ki, işi olmayan ne kadar boş tip varsa bir gün içinde tek yaptığı şey çokça BOŞ konuşmak. Konuşmaktan kastım bu eylemi gerçekleştirmek ve bununla yetinmeyip chat e dökmek. Bunlar sadece telefonda yaşamıyorlar. Gündelik hayatta da çoğunlukla hayatımıza olan “var böyle tipler” dediğimiz canlılar kendileri. Telefondan çıksalar elleri durmuyor, elleri dursa olumsuzlukları bitmiyor. Kısaca hep varlar ve de olacaklar. Ne kadar izole edip hayatımızdan uzaklaştırırsak o kadar iyi diyebiliyorum.

“Lâkırdı ile peynir gemisi yürümez.” Atasözünü de bu tiplemelere hediye ediyorum. Sanki hediyeye çok layıklarmış gibi 🙂

Az laf, çok iş! Az laf, çok icraat!

Boş boş konuşup kendi ipinizle bir action olmayacağını başkalarının zamanını çalarak ispat etmenize gerek yok. Siz zaten böyle yaparken çok değil bir iki denemeden sonra yüzünüzün boyası akar. Hiç konuşmayın hayır işleyin. Kafa şişirmeyin. Kendi dertlerinizi dinlemesi için insanların duygularını sömürmeyin. Kimsenin değerli vaktini kendi gereksiz çıkarlarınız için harcamayın. Unutmayın ki zaman çok ama çok kıymetlidir. En büyük hırsızlıkta bir başkasının zamanını çalmaktır.

Teşekkür ederim…

Aman da aman ne kadar doluymuşum ben hâlbuki…

 

SEVGİLERİMLE,
Merve

 

 

DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR

Hadi bakalım, böyle de başlık atarsan altını da sağlam satırlarla dolduracaksın Mervecim…

Hayatta bir şeyleri hep biliyoruz farkında mısınız? Yani genel olarak “ben bilirim, ben en doğrusunu bilirim, benim bildiğimden daha iyi bir doğru yok” derken neredeyse yani bilmenin gurusu olduğumuzu da biliyorsunuz değil mi?

Hepimiz biraz fazla biliyoruz arkadaşlar burada hiç bir sıkıntı yok. Sıkıntı sadece bildiklerimizin ne kadar doğru olduğu ve anlamını temsil ettiği desem kimseyi de kırmış olmam diye düşünüyorum.

Neyse kırılan kırılsın. Sonuçta her bildiğim doğruysa sorgularım bir hayatımı önce. Ne yani her şeyi doğru bilemezsin değil mi?
Gerçekten doğru bildiğimiz sabit yanlışlar var. Ve aramızda maalesef her şeyin en doğrusu bilen kıymetli arkadaşlarımız var. Aman Allah’ım ne zordur bay-bayan en doğruyu bilene dert anlatmak bilirsiniz.

Bundan sonra her gün birimizin doğru bildiği bir yanlışı yazarmışım:) Hahahah… Biliyorum arkadaşlar bildiklerimi yazsam aah ah olaylar kopar ama bir süre daha sade bir yazar olarak yaşamayı seçiyorum 🙂
Neyse ama günün haftanın en önemli gökyüzü meselesini de atlamayalım…

Merkür diyorum yahu… Anlayanlar lütfen sesinizi çıkarmayınız. Çünkü bu retro bana, doğru bildiklerimi de içime atmamı fazlasıyla öğretti de öğretti. Aman yarabbi bir güneş tutulur, bir ay tutulur sonra bunlar bir anda bir geri giderler falan ne oluyoruz durumları kısaca…

Her neyse… Bitti rahatlayalım, eşi dostu arayalım, dışarı çıkalım sosyalleşelim diyorum.
Adı üstüne ağzından çıkanı kulağın duysun gezegenidir o. Hiç acımaz. Dediğini de elbet yapar.

Peki, neler oldu ?

Merkür Retrosu dün sona erdi çok şükür diyelim. Hani herkesin bir köşesinden fikir sahibi olduğu, astroloji bilgileriyle hayatımızda önemli bir yere sahip olan -retro var ya hani…. Bir de yanına o harika gezegeni koyunca tadından yenmiyor bu ikisi.
Peki, ne anlama gelir bu retro kelimesi dediğinizi duyar gibiyim. Hatta hadi çok biliyorsan söyle bizi de rahat bırak diyorsanız ayıp ediyorsunuz.

Merak etmeyin bende bu işe yeni karıştım çok olmadı ve de yolum çok ama çok uzun. Öğrenmenin sınırı olmadığının en iyi kanıtıdır aslında astroloji… Aklınıza uzay gelir, mayalar gelir valla gelir de gelir. Ama bir doğru bilgi daha burada dursun bence de diyerek giriş yapmış bulunuyorum.

Retro?

En anlaşılır tanımıyla bir gezegenin geri hareketleri sonucu oluşan olaylara “Retro” deniyor.

Merkür Retro’su yani “gerileme” anlamına gelen olayların tamamına denir. Dikkat edin g-e-r-i-l-e-m-e diyorum gerilmeyin 🙂
Bir gezegenin gerilemesi nedir yani gerilediğinde ne gibi olaylar gündemi meşgul eder dediğimizde, kendi yörüngesinde yavaşladıkça ağır adımlarda geri gitmeye başlıyor. Aslında tam da “slow motion” efekti bu tanımlamanın karşılığı olsa gerek.

Bir gezegen gerilediği zaman astrolojik olarak dinlenme, yerinde sayma durumuna geçer. Bir nevi nekafet süreci geçirir. Bu nedenle de yönettiği alanlar, aktiviteler iyi çalışamaz. Bütün enerjiyi atması için fiziksel eylemini kendini yorarak gerçekleştirmesi gerekirken o sadece olduğu yerde durur. Ve durağan sabit bir enerji yaymaya başlar. Sonuç olarak da birçok alanda kargaşa, anlaşmazlıklar, kıssadan hisse gerilimler falan derken istenmeyen bir sürü olay yaşanabilir.

Neyse ki bu seneyi yarıladığımıza göre 6 Temmuzda başlayan retro dün itibari ile bitip, ileriye doğru devam edecek.

Merkür iletişim gezegenidir unutmamalı… Ve eğer kendini ısrarcı bir şekilde geri harekete alıyorsa orada biraz durmalısınız. Adı üstünde iletişim gezegeni… İletişimin olmadığı bir kâinat yoktur herhalde en kötü ateşle suyla falan anlaşsak gene de bir jest mimik anında bütün algıyı yıkar geçer tabii olumlu anlamda olan tarafındayım ben.

Merkür’ün yönettiği alanlar sadece iletişimle kalsa iyi tabiki ama sadece bunla sınırlı değil. En önemli; iletişim, düşünce, haberleşme, yazma, teknoloji, seyahatler, ticaret, reklam, kitap, senaryo ve yazılı kaynakları yönetir.

Eee ne olmuş yani…?

Şöyle…
Şimdi bu arkadaşlar bir araya gelip geri gittiler ya hani… O günden beri farkında değil misiniz sizde, her şey bir saçma hayvanlar bile sokakta kafa göz kavga halindeler.

İnanın ki bu çok ama çok büyük bir bilinç birlikteliği aslında. Neye inanırsan onu çekersin diyerek bunları da olumsuz olaylar olarak algılıyoruz. Hemen düzeltelim lütfen… 🙂
Merkür Cici, Merkür Bir tane :)))

Tabii bunların birer safsatadan ibaret olduğuna inanan kesime de sonsuz saygılıyım. Ne yapayım yani dükkân benim bende bir şeyler yazıp iletişim gezegenimi doyurmayayım mı?

Dediğim gibi insan hayatına hiç bir etkisi olmayabilir düşüncesinde olabilirsiniz bu konu bile değil. Ama ama ama şuna inanmalısınız ki siz doğduğunuzda gökyüzünde bir sürü action oluyor. Ve dünyaya karşı aldığınız ilk nefesiniz sizi, bu gökyüzünün yaratımına teslim ediyor aslında. Ve o andan itibaren bürüneceğimiz kişilik bizim öncelikle kendimizle olan iletişimimizi güçlendiriyor.

Bazı astro bilgi guruları der ki, bu Retro’da yapılmayacaklar listesi vardır. Lütfen bunlara özenle dikkat ediniz derler.

♣Yeni işlere başlamak iyi sonuç vermez diyenler vardır ve bununda sebebini sağlam temellere dayandırırlar bence haklıdırlar da.
♣Yeni anlaşma ve sözleşme yapmak risk taşır Randevularda gecikme, verilen sözlerde unutmalar yaşamak olağandır.
Çok takılmayın biraz relax derler.
♣Elektronik eşya satın almamak gerekir. (arıza problemi ve fiyat sorunu yaşanması görülebilir ) kolay değil koskoca bir dünya üzerinde yaşayan canlıların enerjisi aynı anda eksideyken, en kusursuz teknoloji bile vaz geçer kendinden.
♣Mecbur kalmadıkça seyahate çıkılması önerilmez, aksaklıklar yaşanabilir.
♣Pahalı ürünler almamak yerinde olur.( ev, arsa, araba gibi) imzaların bu dönemde atılmaması tercih edilir.
♣İkili ilişkilerde de iletişim ve fikirler kaynaklı yanlış anlaşılmalar olabilir.

Bu dönemleri çok da kötü algılamamalıyız. Her şerde bir hayır var mantığı ile yaklaşmak gerek. Birşeyler olmuyorsa mutlaka vardır bunun için engelleyici bir sebep.

Merkür gerilemesi sinir bozucu zamanlar olabileceği gibi, durup düşünülecek bazı olayları yeniden gözden geçirilebileceği, düzeltmeler yapılabileceği zamanlardır. Kayıp eşyalar, eski arkadaşlar ve eski aşklar bu dönemlerde yeniden ortaya çıkabilir.
Sanırım en güzel tarafı bu 🙂

Gerileme dönemlerini, hepimiz bilinçle atlatıp kendi yararımıza kullanabilirsek olumlu taraflarını da zaten çok net bir şekilde hayatımıza katmış olacağız.

Bu haftaya başlamadan son Pazar günü yazımı da bu şekilde tamamlamak ve sizinle paylaşmak istedim. Merak etmeyin bütün olay 2 Ağustos 05.58 de sona erdi…

 

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

 

Vazgeçilmez Nostalji Kasetler

“Yeni kasetime çok güzel şarkılar hazırladım” diyen birçok ünlü Türk sanatçımız sayesinde sıkça duyduğumuz, kutusunu açarken jelatininin tırnak kırdığı o güzel kutu…

80 ler kuşağında doğunca plakların sonuna kasetlerin doğuşuna şahit olduk ister istemez. Ama iyi ki de o kuşağın çocukları olarak dünyaya gelmişiz diyorum. Teknolojinin her seferinde önümüze sunduğu yeni bir sürprizi denemenin eşsiz zevkinden bahsetmek mi yoksa buna ters oranla bu zevkten hızla sıkılmamız mı diyelim durumun sıkıcı hale gelmesine…

İlk dinlediğim kaset koleksiyonumun ilki Phill Collins ve Michael Jackson dan start alarak başlamıştı. Çok küçüktüm ama deliler gibi müziğe âşıktım. Bilenler nasıl sağlam bir müzik kültürüm olduğunu da çok iyi bilirler.

80 lerde doğmak 40 ları bilmemek anlamına gelmiyor sonuçta müziği sevdikten sonra ne kadar geçmişte yaşadığınızın bir önemi yok. Bugün ki halim o günlerden gelmekte.

 

Teknolojiyle beraber her türlü bilgiye ve veriye bu kadar kolay erişebilmenin bir nimet olduğunu inkâr etmiyor olsam da, eskisi gibi kaseti başa sarmak deyimini yaşamayı da özledim.

Bir zamanlar hala çok severek hatırladığım o tatlı hatıralardan biri de, yazlığa gitmek üzere yola koyulmuştuk sene 1996 ydı.
Arabanın kasetçaları bozuldu ve Ankara – Çeşme arası aşağı yukarı 8 saat falandı. Biz o yolu baş son Levent Yüksel dinleyerek vardık. Tabii yazlıkta da durum aynı her saniye Levent Yüksel…

Şimdi kel alaka bir yerde, bir başkası bile o şarkılar okusa insanın yüreği cız ediyor. Biz gerçekten şanslıydık. Biz güzel günleri, canlı müziği, sanatçıların en verimli olarak ürettiği zamanlarda büyüdük.

Her neyse bu yazının sonu çağın kanayan yarasına dönüşür ve ben kalemi bırakamam sonra konu başlığından sapmasın diye… Kısa kesmek istiyorum. Hala elinizde bu değerli nostaljik albümlerden varsa sıkı sıkı sarılın. Niye mi? Linklerde de içerikleri görüntülediğinizde önünüze çıkacak olan şu an kasetleri toplayan “geçmişin müdavimleri” dediğimiz koleksiyonerler var ve bazı albümler gerçekten ciddi bir miras değerinde tekrardan alıcı bulabiliyor.


Aslında hem biraz geçmişe özlemi hem de Ağustos’a hoş geldin diyerek kalemimi elime almıştım, yazıma başlamadan önce ama tabii ki bunları anlatınca gene her şeyin ne kadar güzel olduğu duygusu yerleşti. Bunları yaşamış olmak bile bu dünyada artıdır. 80lerde 90larda eğer diskoda dans edebilmişsen, spor ayakkabıların disko topunun altına ritim tutmuşsa, Lambada nedir biliyorsan, Moonwalk seviyorsan, Gipsy Kings’ten sonra İspanyol müziğinin çingeneleşmiş yani sokak gitarcılarının versiyonlarını biliyorsan… Daha fazla yazmasam daha iyi… 🙂

 

Çok sevin, çok âşık olun.

Ağustos bam başka bir ay hele hele bu sene için en rahat nefes aldığımız süreye girdik desem yalan olmaz.

Bütün yazınız güzel geçsin…

Hep sevin ve de sevilin…

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

 

 

#1ağustos
#yeniaşklar

 

Okumanızı tavsiye ederim♣
www.sabah.com.tr/pazar/2018/08/19/kaseti-basa-sarma-donemi
www.iha.com.tr/haber-bazilari-icin-hala-vazgecilmez-nostalji-kasetler-792437/

 

Bence sen sus, Hiç konuşma!

Başlığı böyle atınca tabii çok sevdiğim o şarkım gelir aklıma ve mevzudan kopabilirim. O yüzden fon müziksiz bir yazı var sırada. Bu seferlik üzgünüm 😉

Ne diyordum ben…

Hayatımı karşımda ki insanların sözünü kesmeden ve de dinleyerek geçirdiğimi bilirim. Hala da en katlanamadığım ses tonu ve konu başlıklarına rağmen karşımdakini “sağlam” sabırla dinlerim. İyi bir dinleyiciden çok “cevap vermek için dinlemem” diyebiliriz. Kulak meselesi…
Ama benim de şuraya bırakacak bir pişmanlığım olsun istedim bir anda bu yazıyı yazma isteği doğduğunda…
Komik bir şekilde aklıma bir söz geldi ve dedim ki tamam bu da burada dursun Mervecim.
Söz uçar yazı kalır… Söz sende yazı bende demişler 🙂

Her neyse…
Zamanında bir yerlerde oldukça da fazla bilgi kirliliğine sebep olan bir tanıdığım vardı. Farkındaysanız “di” ‘li geçmiş zamanda kalan bir tanıdık olarak kayıtlara geçebilir.

Resmen o güzel değerli zamanımı alı koyardı. Her hangi bir şeyi saatlerce anlatır hatta bir anlattığını bir daha bir daha anlatır susmak bilmezdi.
Aman tanrım bir konuşmaya başlasın sonra sabahlar olmasın. Hem susmaz hem başladığı konuyu bitirmez. Bir yere bağlamaz. Sanki üniversite sınavındasın gibi döner dinliyor musun dinlemiyor musun diye de garip bir sorgulama yapardı. Sonra da etrafa kızardı saygısızlar beni dinlemiyorlar diye.
Alkışlanma güdüsü sanırım ya da takdir edilme dürtüsü diyelim. Ama inanın karşınızda susmayan biri olduğunda işiniz çok zor. Her ne anlatıyorsa bir yerden sonra insan ses istemiyor.

Ah ah onun böyle ağzına bant yapıştırmadığım için çok üzülüyorum ama neyse ki hayat benden daha yaratıcı şimdilerde 🙂
Daha esnek ve hatta daha zamansız şekilde ve de oldukça sanatsal.

O yüzden bence siz de fazla konuşmayın her düşündüğünüzü. Çünkü dikkat ediniz ki ne söyleseniz hepsinin bu gezegende bir yeri var. Hepsi de kayda geçiyor. Ama her düşündüğünüzü de söylemeyin ya. Bırakın size kalsın. Boş boş konuşmanın ne anlamı var işte kâinat üzerinde ses kirliliği falan.
Bazen çok konuşan değil de, konuşmama hakkını kullananların sessizliği daha gerçek oluyor.

Lütfen karşınızdaki insanların sizlere olan tahammül ve sabır sınırını zorlamayın.
Hele hele sizi koşulsuz ve sınırsız dinleyecek biri varsa yanınızda çok şanslısınız demektir. Ona sımsıkı sarılın ve sizi dinleyen biri olduğu için şükredin. Bugün her şeyi hızlı bir şekilde tükettiğimiz için çok şeyin değerini bilmiyoruz. Yanımızda duran sımsıcak bir dost eli belki de bulunmayacak hint kumaşı kadar kıymetli artık. Çünkü kimse çıkarsız sevmiyor.

Eğer iki sözün sohbetin değeri bilinmezse hayat bu noktada çok daha yaratıcı ve de zevkli. Paylaşılan ve varlığına dair saygı duyulan her şey bize tahammül ve hoş görü duygusu katar. Eğer bugün yanınızda olan kimseler tarafından “boş bile” konuşsanız sevgiyle kaale alınıyorsanız değerini bilin.
Bir gün sizi duvarların duyduğu bir an geliverir o nazik insanlara göstermediğiniz saygı için kalbiniz çok acır.
Sanırım söyleyeceklerim şimdilik bu kadar…

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥