PES ETMEK YOK, YOLA DEVAM!

 

15 aydır üzerinde yazdığım bir ufak kitapçık vardı, son anda fikrimi değiştirip sayfalarını buraya yapıştırmaya karar verdim sonra sadece bir tanesi burada kalmalı diye öylece bir klasörde unutmak istedim.

Unutmak istedim çünkü günün menüsünde birbirine uymayan ve de eksik çok şey vardı, hep dediğim gibi “bir şeyler eksikse eğer hiç tamamlanmamalı o haliyle kalmalı beklemeyi seçmiyorsa”…!
Tabi ki beklemeyi seçmemişti ama tesadüflerin bir araya getirdi anın içinde ki mucizeler gene bir sayfayı hem manen hem de fiziki olarak kapatmama yeniden sebep oldu, bunun için ne kadar şükretsem az.

Hayat gerçekten adım başı tesadüflerle iç içe, nerede karşımıza nerede, ne çıkacağını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Eğer bilseydik bunun büyüsü, heyecanı asla olamazdı yani kısaca ona tesadüf diyebilir miydik?

Gene böyle sanki yere hızla çakılan ve darmadağın olan bir beton yığınının kuvvetle irademi hissizleştirmesine karşı direnç içindeyim. Yerden çok hızlı olmasa da kendime gelmem gereken süre içinde kalkmalıyım belki de sıçramalıyım. Ama mutlaka bir kuvvetin etkisi ile olmalı bu, belki de ilahi bir güç. Bundan sonra hiçbir şeyi yarım bırakmamalıyım, katiyet ile hiçbir şeye heves duymamalıyım çünkü evrenin kendi içinde bunu karmaya dönüştürmesi çok hızlı.

Umutsuz olmamalıyım, bedenin ölümüne daha çok odaklanmalı ve ruhu öldüren etkilerden uzaklaşmalıyım. Yaşadığım iyi, kötü her şeyin bir sebebi var elbet. Öğreneceğim ve bu öğrenme hiç bitmeyecek. Günlerim gecelerim karışmış birbirine ve eskiden şikâyet ettiğim uykusuzluğumun yerine iyice kısalan ve sanki hiç uyumamış gibi gün ışığıyla beraber kalktığım sabahlarım da artık yeni misafirim. Aslında ne çok yeni şey var hayatımda eskiye kıyasla ne kadar çok değiştim ben böyle. Sanki geçen fiziksel zamanın uzunluğunu bir rüya kadar kısa bile algılamaya başladıysam bu iyiye işaret yani unutarak kurtuluyorum demek ki.

Yok, etme arzusunun ne kadar çok içinde boğulduğumu sağlamca darbeler aldıktan sonra aldığım ilk huzurlu nefesimde fark ettiysem bile geç değil artık.

Ne sözlerine ve özlerine çok güvendiğim insanlar, ne de hiç vaz geçmeyeceğimi düşündüklerim galiba hepsiyle de tatlı tatlı vedalaşma vakti geldi. Çünkü tatsızlıkla varılan tek yer hatıralarda kesik kesik kalan son çirkin resimler. Unutmamalı ki artık sadece iyilikten ve güzellikten geçecek her şey buna önce sen izin vermelisin.

Eğer üzüldüysen bil ki bu asla tek tarafla kalmayacak ve senin kırgınlıkların için daha yaratıcı fikirleri olan karma bir köşede bekliyor.

Sıçra ve ayağa kalk, sakın pes etme!

Fark etmediysen eğer, hayat senin içinden geçerken hesaplayamadığın ve bazen de hoyratça harcadığın zamanı sımsıkı senin için elinde tutuyor. Zamanın geldi artık kendi zamanını eline al ve o zamanın ne kadar kısa olabileceği konusunda mutlaka endişelerin olsun. Olsun ki belki kaybetmekten korktuğun şey bir insan ya da para değil de hayatın olursa işte o zaman sana hiç bir şey yapamazlar.

Sıçra lütfen!

Bunların hepsi geçecek, inan ki buna hatıralarına dönüşecekler. Hatıralarının arasında kaybolup gidecekler. Unutma sadece iyilikler iz bırakır. Kötülükler her zaman unutulmaya mahkûmlar ve bu dünya iyilikler üzerine kurulu.

Devamı gelecek…

 

 

SEVGİLERİMLE,
MERVE

 

 

 

 

 

Herbie Hancock – Dont give up (feat. Pink and John Legend)

ÇEŞİTLİ KONU BAŞLIKLARI

Harika bir yazı yazmıştım tam 50 gün önce, ancak siteye erişim kısıtlandığı için yazımı yayınlayamadım bütün her şey durdu gibi bir şey yaşandı.
Maalesef uzunca bir süre beklemesi gerekecek  burada hayata geçmesi için. O yüzden sitemi, sistemi bozan dna’larıma, bir işi yoluna koyamayan herkese çok teşekkür etmek istiyorum buradan. Hayatta gerçekten her şeyin en zorunun beni bulmasının sebebi benimde bir o kadar zor olmam mı acaba diyorum sonra ani bir aslaaaaa cevabı geliyor iç sesten. Kesinlikle karşılaştığım zorluklara kıyasla BEN zor biri değilim. Hatta gitgide kolaya kaçıyorum artık. Bu aralar sağlam sınavlar verdiğime inanıyorum o kadar. Enerjimi ne çekiyorsa, Ay’ımın ışığına saklanıyorum sadece.

Merkür Retrosu mu desem acaba bu yaşanan talihsiz 50 günlük kayıp süreye! Üzülmesinler ben de payımı aldım. Hani bu malum arkadaş elektronikleri bozar, kilitler, siler falan ya, benimki de önce dna’larımı kullandı sonra bozdu ve internet sitem gitti…

Neyse ki geri kavuştuk tam olarak –50– gün sonra!!!!!! Nasıl olduğu konusunda gerçekten aşırı kızgın olsam da akışa teslim ettim ne yapayım gidenlerle gidilmiyor bu hayat yolunda…
Yakında buralar astroloji duvarına dönecek diye de hani diyorum yeni bir site daha mı yapsak. Yazar yazar dururum artık içimi dökerim satırlara, gezegenlere sataşırım sığmam içime dışıma taşarım. Nasıl olsa hayatımda yaptığım en iyi şey LEA sonra da yazmak NET!

Neyse merak etmeyin yakında hoş mu hoş videolar çekip yeni bir projeye başlangıç veriyoruz. Arkasından bir türlü hayat bulamayan kitabımı çıkartma çalışmalarını hızlandırıp piyasa sürüyoruz ve diliyoruz ki gene bir Merkür-Satürn kavuşumuna daha kurban gitmeyelim. Aslında kod adı Merkür çaktırmayın 
Geçen sene ve ondan önceki senelerin bir total çıkarımı ile hatta bir tık daha ileri gidip raflarda yerimi almayı kafaya koydum, hedefler belli yürü Merve ileri!
O zaman hoş geldim yahu!

Bir daha ayrılmayalım güzel sitem seninle ne emekler ve anılar var üzerinde bütün yazılarımız zamanı geçtiği için elimizde patlasa da 1 sene daha bekleriz ne olacak. Bir sonra ki Ufak tefek sınanmalar adlı yazımda bu beklemelerin sanıyorum hayatta ki en zor sınavım olduğundan veryansın edeceğim…

Herkese güzel bir hafta sonu dilerim.

Kimsenin kimseden ayrılmadığı, kopmadığı, kaybolmadığı işte ne varsa kısmetinizde öperim…

 

Sevgilerimle,
Merve

 

DÜNYA BALKABAĞI GÜNÜ
🙂

 

Vampirlerin olduğuna bir tek ben mi inanıyorum diye üzülürken bir baktım herkes vampir olmuş. Malum Halloween yani Cadılar Bayramı bizim buralarda da pek moda oldu son yıllarda. Belki de yıllardır içimizde ki kostüm giyme heyecanını, senede 1 kez bize veren ve doğal havasıyla yaratan bu günü ondan çok sevdik bilinmez. Ama gene de şahsi görüşümü soran olursa sanki biz de biraz sırıtıyor gibi.

Yıllar önce Suudi Arabistan’da bir Halloween party’e katılmıştım orası sanki daha orjinaldi bilemiyorum. Yani ora ile buranın dışarıdan kıyas kabul edemeyeceğini duyar gibiyim haklısınız ama yaşayan bilir diyelim. Sadece buralarda hala o işi bir oturtamadık ondan düşüncemi paylaştım.

Bir de güzelim Malefiz kostümü herkesin en sıra dışı ve bir tek ben olurum herhalde diye düşünüp, aslında herkesin ilk aklına gelen şey olması biraz komediydi. Ve neredeyse varlıklarına bir tek benim inandığım bir tanelerimin meşru bir şekilde kılıktan kılıkta olması da ayrıca gururlandırdı derdim ama inanın cadı dediklerinde ilk akla gelen şeyin Vampir olmaması gerek sanki. Bir tık daha yaratıcı olup, plastik makyajı öğrenmelisiniz eğer bu kadar önemliyse sizin için ve de madem balkabağının sırrına bu kadar karıştınız bari o zaman gece 00.00 dan sonra ona dönüşmeyin derim.

Bu arada herkesi de yıkmayalım sonuçta iyi tasarımcıların oldukça başarılı kostümlerini bu sayede görmüş olduk. Ama genel anlamda bu işi iyi yapmak yerine fazla taklit mantığında olmak yüzünden bizde biraz eğreti durduğu kesin. Neyse zamanla iyi olacağız diye düşünüyorum sağlam makyöz ve tasarımcılarımız var sonuçta.
Gelelim yıllardır içimizde yanıp tutuşan ama bir türlü ortaya koyamadığımız karanlıklar diyarında ki karakterlere bürünmemizin manası neymiş, nereden çıkmış bütün bunlar…
O zaman bu da burada dursun belki birilerine ilham olur bir gün.

Sevgili Vikipediciğim diyor ki; Cadılar Bayramı, her sene 31 Ekim’de kutlanan, öncelikle Pagan ve sonrasında Hristiyan kökleri olmasına rağmen günümüzde seküler bir kutlama halini almış bayram. Çocukların, genellikle korkunç kostümler giyerek, kapı kapı dolaşıp şekerleme ve harçlık topladığı bir bayramdır.
Yani işin için şeker, çikolata ve harçlık olunca çocukların bundan aldığı keyif tartışılamaz.

 

CADILAR BAYRAMI NEDEN KUTLANIR?

Cadılar Bayramı bazı belli başlı Batı dünyası ülkelerinde kutlanır. Amerika’da oldukça büyük ve görkemli bir festivaldir. Cadılar Bayramı, Anglosakson dünyasında ve başlıca Batılı ülkelerde Halloween olarak adlandırılır. Bu sözcük All Hallow’s Eve (Azizler Günü’nün arifesi) kavramından kısaltılarak oluşturulmuştur.

Cadılar Bayramı’nın kökeni antik Britanya’da pagan Keltlerin kutladığı Samhain Festivali’dir. Keltler 1 Kasım’ı yazın bitişi, kışın başlangıcı kabul ediyorlardı. Samhain kelimesinin kökeni Eski İrlandaca sam (yaz) ve fuin (son) sözcüklerine dayanır. Bu tarihte sürüler yaylalardan dönüyor, toprak ağaları ile çiftçiler arasındaki arazi kira sözleşmeleri yenileniyordu.

Yaz sonu Keltlerde aynı zamanda evliliklerin gerçekleştiği, ölülerin kutsandığı ilahî bir dönemdi. Bu günde, ölülerin ruhlarının geçmişte yaşadıkları evleri ziyaret ettiğine inanılıyordu. Tepelerin üzerinde, evlerdeki ocakları tutuşturmak ve aynı zamanda kötü ruhları uzak tutmak için büyük ateşler yakılıyordu. İnsanlar, ortalıkta dolaştığına inandıkları ruhlara tanınmamak için maskeler takıyor, kostümler giyiyorlardı. Bu gelenekler nedeniyle Samhain festivali zamanla cadılar, goblinler, periler ve iblislerle özdeşleşti. Romalılar 1. yüzyılda Kelt topraklarını fethettiklerinde, kendi ölüm festivalleri Feralia ve hasat festivalleri Pomona’yı Samhain ile birleştirdiler.

7. yüzyılda Papa IV. Boniface 13 Mayıs’ta kutlanan Azizler Günü’nü -muhtemelen pagan festivalinin yerini alması için 1 Kasım’a taşıdı. Azizler Günü’nün arifesi (31 Ekim) kutsal kabul edildi ve Batılı dillerdeki Halloween adı buradan geldi. Orta Çağ’ın sonlarında seküler kutlamalar ile Hristiyan bayramı kaynaştı. Avrupa’daki Reform hareketleri esnasında, özellikle Protestan Hristiyanlar arasında, Cadılar Bayramı kutlamaları neredeyse son buldu; Britanya’da ise seküler bir bayram olarak kutlanmaya devam etti.

Amerika’ya yerleşen ilk kolonilerde -pek çok bayram gibi- Cadılar Bayramı da yasaklandı. Bununla birlikte 1800’lü yıllarda, Cadılar Bayramı’ndan öğeler taşıyan bir hasat bayramı kutlanmaya başlandı. 19. yüzyılda başta İrlandalılar olmak üzere Britanya’dan Amerika’ya göçen çok sayıdaki göçmen Cadılar Bayramı kostümlerini beraberlerinde getirdiler ve Cadılar Bayramı zamanla ABD’deki başlıca çocuk bayramlarından biri haline geldi.

CADILAR BAYRAMI NASIL KUTLANIYOR?

Cadılar Bayramı’nın sembolü gülen bir bal kabağıdır. Bal kabağının içi boşaltılarak gülen bir surat şeklinde oyulduktan sonra içinde bir mum yakılarak şeytani bir surat oluşturulmaya çalışılır.
En yaygın olarak tüketilen şekerleme, elma şekeridir. Çocuklar korkunç kıyafetler giyerek kapı kapı gezerler ve ev sahiplerine “Şaka mı, şeker mi?” diye sorarlar. Ev sahibi “Şaka!” derse çeşitli muziplikler yaparlar. Büyükler çocuklara şekerleme ikram ederler veya harçlık verirler. Bu uygulamanın kökeni geçmişte Britanya’da yoksulların kapı kapı dolaşarak “ruh keki” toplaması geleneğidir.

Yetişkinler, 31 Ekim’e en yakın hafta sonunda kıyafet baloları düzenlerler. Bu partilerde misafirler cadı, hayalet veya korku filmi karakteri gibi korkunç kostümler giyerler.
Muhafazakâr Hristiyanlar, özellikle tutucu Protestanlar, genelde Cadılar Bayramı’nı kutlamazlar ve yanlış bulurlar.

 

CADILAR BAYRAMINDA NEDEN BALKABAĞI OYULUR?

Kabak oyma geleneğinin esas adı, Jack-o’-lantern geleneğidir. 31 Ekim Cadılar Bayramı vesilesi ile bugünkü makalemizde kabak oyma geleneğinin ortaya çıkmasına neden olan efsane özetlenmiştir.

“Jack-o’-lantern” adı İngiltere’de 17. yüzyılda ortaya çıkmıştır. “Jack-o’-lantern”, tıpkı bir gece bekçisi gibi “fener taşıyan Jack” anlamına gelir. Bu aynı zamanda hayaletler ve periler gibi foklorik karakterlerle veya sulak arazilerde görülen gizemli titrek mavi ışıklarla ilişkilendirilen ve yaygın olarak kullanılan bir fenomendir.

1887 yılında yayınlanan Thomas Darlington’un, “Güney Cheshire Halk Konuşmaları” adlı eserinde de tasvir edilmiş olduğu gibi; 1800’lü yılların sonlarında insanlar, şalgam gibi sert kök sebzeleri, insan yüzünü kabaca temsil şekilde oyuyor, içine mum yerleştirerek bir fener yapıyorlardı. 1 Kasım’da kutlanan “Bütün azizler günü” ve 2 Kasım’da kutlanan “Bütün ruhlar günü” adlı iki yortuda, Katolik çocuklar ölülerini anmak adına, ellerinde şalgamdan oyulmuş fenerlerle kapı kapı dolaşıp, pasta istiyordu. Şalgamdan yapılmış fenerler aynı zamanda 5 Kasım’da kutlanan “Guy Fawkes Günü”nde yapılan geçit töreninde de kullanılır.

Korkunç Yüzler

Darlington 1887’de, şalgam fenerlerin geçitlerde korkutma amacı ile sıkça kullanılmasının hiç şaşırtıcı olmadığını söyler. 1898 yılında yayınlanan İngiliz Dialekt Derneği sözlüğünde “şalgam fener” (turnip lantern) açıklaması şöyledir: İnsan yüzünü taklit etmek için ağız, göz ve burun oyulmuş büyük şalgam. İçine bir mum konur ve insanları korkutmak amacı ile kullanılır.

Sör Arthur Thomas Quiller-Couch, 1899’da yayınlanan Cornish Dergisi’nde unutulmaz bir “fenerli jack” şakası anlatır: “Haşarı gençler, insan yüzü şeklinde oyulmuş bir feneri evin bacasından içeri sarktırlar. Fener bacayı tıkandığı için şöminenin dumanı, evin içine dolmaya başlar. Ne olduğunu, bacanın niçin dumanı çekmediğini anlamak isteyen bir kadın bacadan içeriye doğru baktığında, içinde mum yanmakta olan korkunç feneri görerek çığlıklar atmaya başlar.”

Bugün şalgamdan bir fener gördüğü için çığlık atıp, korku nöbetine tutulacak yetişkinlere rastlamak pek mümkün olmasa da kim bilir belki de dedikleri gibi bir zamanlar insanlar şimdi olduğundan daha naifti.

Cimri Jack EfsanesiBir İngiliz tarafından uydurulduğuna hiç şüphe olmayan ve sıklıkla anlatılan hikayeye göre; “Fenerli Jack” adını, şeytanı kandırarak kendisinin cehenneme gitmekten kurtaran “Cimri Jack”ten alır.

Cimri Jack, öldüğünde yaşamında şeytanla bir anlaşma yaptığı için cennete kabul edilmez ve cehenneme gönderilir, cehennemin kapısına geldiğindeyse şeytandan anlaşmaları gereğince, cehennemden kurtulmayı talep eder. Şeytan sözünü tutar ve Jack’i cehenneme almaz ama onu yeryüzünde sonsuza kadar cehennem ateşini dolaştırmakla cezalandırılır. Efsaneye göre elinde cehennem ateşi ile yeryüzünde dolaşmaya başlayan Cimri Jack, yeryüzüne inince “fenerli jack” adı ile anılmaya başlanır.

1840’lı yıllarda İrlandalı göçmenler Kuzey Amerika’ya yerleştiklerinde, şalgam yerine yeni yurtlarında kolay bulunan bal kabağı kullanmaya başlarlar. Bal kabağının oyulması daha kolaydır, rengi itibari ile içine konan mumun ışığını daha çarpıcı bir şekilde yansıtır. Bunlarında ötesinde bal kabağı boyutları çok fazla çeşitliliğe sahiptir yani herkes arzusuna uygun boyutta bir bal kabağı feneri yapabilir. Şalgam oyma geleneği halen bazı bölgelerde devam etse de bal kabağı böylece şalgamın yerini alır.

 

Kaynaklar

History of the Jack-O’-Lantern – History Channel
Turnip Battles with Pumpkin for Halloween – BBC News
The Legend of Stingy Jack – Novareinna.com
Hallowe’en – The Dew-Drop: A Monthly Magazine For The Young, 1873
Jack O’Lantern – Transactions of the American Philological Association, Vol. 26, 1895

 

What is the history of Halloween?

The tradition originated with the ancient Celtic festival of Samhain, when people would light bonfires and wear costumes to ward off ghosts. In the eighth century, Pope Gregory III designated November 1 as a time to honor all saints. Soon, All Saints Day incorporated some of the traditions of Samhain.

#Halloween
#Allhalloween
#AllSaints
#Adam#Eve
#History
#Christian
#Celtic
#CelticFestival
#Festival
#CatholicHolidays
#BritishBurialRituals
#Samhain
#OldIrish
#DarkHistory
#HistoryofHalloween
#TheFascinatingHistoryofHalloween
#TheOriginsofHalloween
#Traditions
#FallSeason
#October31
#AllSouls’Day
#Trick-or-Treating
#AncientCelts
#trickortreat
#halloweenparty
#HappyHalloween!

 

ŞİMDİ SEN OLMA ZAMANI!

Ne zamandan beri kendindesin? Ne zamandan beri buralardasın? Sanırım ruhsal olarak göç ettiğin yerlerden dönüş yolunu ya bulamıyorsun ya da dönmek işine gelmiyor.
Şimdi SEN olarak eve dönme zamanı! Senin zamanın bu ve gerçekleştireceğin gerçek sen ile tekrardan barışma zamanı. İçinde ki merhametle yeniden bir kahve molası vereceksin. Onun hatırına hep ihtiyacın var nefes aldığın sürece sana merhametten bahsedecek.
Affetmekten bahsedecek, aşktan bahsedecek, geçmişten, geçmişinde ki “sen” lerden bahsedecek. Uzunca bir süre susturamayacaksın onu çünkü uzun süredir neredeyse yok bile saydın onu sana kendini hatırlatmaya geliyor.

Şimdi kapını aç ve gerçek benliğine merhaba de tekrardan. Yeniden doğuş hikâyesini hatta değerli Anka’yı hatırla… Simurg nerelere değmişti ve yeniden var olabilmek için nerelerden geçmişti. İşte şimdi geçmişle hesaplaşma değil hesapları birer birer kapama zamanı.
Bu yeniay çok fazla sen ile karşına çıkacak çünkü her birini de çok uzun zaman oldu sahnede görmeyeli haksız mıyım?
Sen sen olmaktan çıkmakla kalmadın sen olmadığın kişiye uyum sağlamak için gerçek benliğine ihanet ettin. İşte dikiş gene tutmadı ve olmadı.
Şimdi gerçek bedene iniş zamanı, yükseklerden korkmadığını biliyorum ama tadında bırakman için gerekli uyarıları da aldın şimdi yuvaya dönme zamanı.

Gerçekleştiremediğin o güzel davet hazırlıklarını yapman için göz kırpıyor yukarıdan ve de ekliyor “benim iyi tarafımdan beslen” mesaj çok açık ve net. Evet, artık yuvaya dönme zamanı. Merhametinden öğreneceklerin var ve merhametinden yoksun bıraktıklarına bir özür borçlusun. Sanırım birilerini kızdırdın ve senden son olarak bir açık kapı aralığından girmeni ve de ben buradayım demeni isteyenleri kırmadan geçmek var. İşaretleri ve mesajları iyi dinle. çünkü hepsi de önündeler. İhmal edilen her şey zamanla ölür sende bu gruba dahil olanlardan mı yoksa buna izin veren mi olacaksın? Zalim kalabilmek için çok fazla şansın yok!
Uyan çünkü bu sen değilsin.

Akrep yeniayı, kendini tekrardan deneyimlemen için müthiş bir fırsat sunacak adeta küllerinden doğmak diye buna denir dedirtecek cinsten gümbür gümbür bütün zehri ile geliyor.
Haksızlığa uğramış herkesin büyük dersler vereceği ve de alacağı bir dönem bu. Haksızlığa uğrayan kişi neden ders alır ki diyenler olacaktır kesin. Çünkü haksızlığa uğradıktan sonra sadece artık kimseye güvenmemeyi deneyimlemezsiniz, ortada gerçeklerin açığa çıkması gibi ciddi bir durum olduğundan teslimiyet ile tekâmül sınavınızı alnınızın akıyla vermiş olursunuz. Bu bir sınavdır çünkü ve bu sınavdan çıkıldığında öz benliğe değecek çok ders vardır. Ama haksızlığı yapanın alacağı derslerin sınav sayısı şu an itibari ile ciddi bir kalabalıkla geliyor.

Ne demişler “ne ekersen onu biçersin” yukarıda öylesine öfkelenmiş ve canı sıkılmış bir akrep var ki adeta intikam istiyor ancak bu sadece onun karanlık tarafında ki alt bilincine ait düşünceleri. Üst bilinci her zaman affetmeyi öğütlüyor ve de öyle ya da bu şekilde kaybettiği merhamet duygularını acilen eline geri almasını öğütlüyor.

İşte tam da burada sen neresindeysen bilincinin onun emirleri ile rotanı çevireceksin. Ancak geri adım saymak istiyorsan kaderin buna da razı çünkü katiyetle mecbur tutulduğun bir bilinç yok. Sadece sana ait olanlardan en şifalı olanını kullanmak var. Sanırım doğrusunu biliyorsun yani kendin için doğru olanı…

Dünyayı daima iyilik kurtaracak demekten ölene kadar vaz geçmeyeceğim. Bizler ne olursak olalım, ne yaşarsak yaşayalım kendi yaralarımızı başkalarına değdirdiğimizde bunu hastalıklı ve de bulaşıcı hale getiriyoruz. İnsanların nicedir üzerine basarak bir yerlere gelmek adet olmuş olmasına ama bunun da bir ayarı var elbet yukarıdan yani çekirgenin hikâyesini hatırlayalım. Kaç kere zıplarsa zıplasın doğru durmadığı sürece aynı şiddetle yere çakılması kaçınılmaz olacaktır.
Kötülükten beslenmeyin lütfen ve kötülükle yapılan herhangi bir olayın içinde var gücünüzle temizlenerek kaçın. Bu dünyanın adaleti de fenadır benden söylemesi. Kimsenin hakkı kimse de kalmadığı gibi, kul kulun hakkından geliyor sonunda işte en acı kısmı da bu. Hayırlara vesile olmalı bu #yeniay !

 

 

Anlık öfkelerinizin kurbanı olmayın, anlık öfke tutulmalarına yenik düşmeyin. Karşınızda ki insanlarla da ilgili olabilir bu inanın ki gökyüzü çok nazik olmayacak bu süreçte.

Kendin olma zamanı!
Affetme zamanı!
Olanı hayırla uğurlama zamanı ve daha iyisine daha yenisine enerjilerle donanma zamanı. Bırakın geçmişte ki enerjiler hayırlı olsaydı ya şu an hayatınızda olurlardı ya da size iyi bir hatıra bırakmış olurlardı NET!
Bolca şifalanma, tütsülenme zamanı. Neye inanıyorsanız öyle arının ve tabii ki su işin içinde mutlaka olsun:)
Ne ile mutluysan onu seç, sana zorla diretilen hiçbir şeyi kabul etme öz değerinden vaz geçme.
Skandallardan uzak dur.
Dedikodu ve fiskos ortamları oldukça fazla, kendiliğinden kurulan masalarda çok acımasız yorumlar imkânsızı deler şekilde ifşa olacak ve maalesef bazılarının gerçek yüzü çıkacak ortaya…

 

 

Son olarak ben daha çok taze bir Astroloji öğrencisiyim.
Daha çok yeni ve sıfır diyelim bunlar da tamamen büyük büyük hocaların aylardır ifade ettikleri günümüzle ilgili olan anlatımlarının benim tarafımdan bir özeti. Aslında ilk astroloji yazım olsa gerek kendisi.
Üstelik kızımın doğum ayına denk gelmesi boş değil. Astroloji upuzun bir yol umarım gerekli ilgiyi ve alakayı gösterebildiğimde bende iyi bir yorumcu olabilirim.
Şimdilik öpücükler…

SEVGİLERİMLE,
MERVE

 

 

 

 

 

 

 

New Moon in Scorpio, October 28, 2019 Lunar Calendar

Finding your Power♣

 

On Sunday, October 27 at 8:38 p.m. PST, the new Moon in Scorpio will rise. New Moons occur when the Sun and Moon conjoin, occupying the same degree of an astrological sign. In a nutshell, this means that our core identity (Sun) and emotions and feelings (Moon), align. They communicate fluently and provide us with greater clarity about ourselves. As the Moon begins a new cycle, we’re invited to start one too, and new Moons are known accordingly as times of initiation and intention-setting. They’re also powerful opportunities for breaking unhealthy patterns and exploring our shadow, which is more perceptible under a sky lit only by stars. Shadow work is particularly relevant on this new Moon as we’re entering the season of Scorpio, the sign most associated with it.

The Dark is Rising

Scorpio season, the time when the Sun is in Scorpio, begins on the 23rd. With the Sun, Moon, Mercury, Venus, and soon, Mars, all in Scorpio, a Scorpionic mist hangs about our lives. Decorations of death and occultism abound, and nature is palpably darkening. There’s a texture in the air of something active just beyond the veil, and that Samhain is near. Paralleling Persephone’s annual descent, we’re called to enter the Underworld within, the soil of our being, to do what can only be done in darkness.
Scorpio is the fixed water sign (each element has three phases in Astrology: cardinal, fixed, and mutable). Fixed signs are steadfast, stubborn, persistent, and strong-willed, and Scorpio embodies these qualities. Water signs are home to emotion, intuition, psychic ability, and instinct, though they manifest these things differently. Scorpio is the water of glaciers, wells, and the deep ocean beyond the reach of the Sun. In its highest manifestation, Scorpio is a sign of truth telling, skin-shedding, transformation, regeneration, and owning our entire being: light and shadow. It has no interest in superficiality or hiding.

Ruled by Pluto (in Classical Astrology, Mars), the planet that unrelentingly seeks truth at the expense of comfort, Scorpio unlocks the closets we keep our skeletons in, and Scorpio season can place what we usually avoid or deny in our face, demanding that we claim it or suffer for resisting doing so. There’s a famous Zen Proverb, “Let go or be dragged,” which may as well come directly from Pluto. The best way I know to navigate this is to recognize that ultimately, what terrifies us from our shadow is the parts of ourselves and our history we struggle with, the actions we regret, and the aspects of life we fear. Centering ourselves and bringing these matters to consciousness while applying mindfulness, wisdom, and compassion can provide relief, especially with consistent practice (and we can pace ourselves in this work). Scorpio season challenges us to integrate all of what we are, and in doing that, become freer.

Scorpio is also known for being suspicious, even paranoid, which extends from the sign’s innate ability to see through falsehood. Scorpio won’t tolerate deception, and it’s harder for us to tolerate it within ourselves (and otherwise) during Scorpio season. One of the shadow sides of Scorpio is cynicism because in seeing through social masks and comforting illusions, Scorpio must grapple with disturbing truths: people can be profoundly selfish. Violence surrounds us. Nature is magnificent, but also deadly, cruel, and unforgiving. Many of us care little about the suffering of others as long as our wants and needs are largely met. On the wave of this realization, Scorpio can become misanthropic and vengeful.

The answer to this isn’t to argue against these assessments, but to continue the Plutonian journey of truth seeking. Underneath the selfishness and cruelty of the human ego is the crystalline structure of the soul, and beyond that, the undiluted spirit common to all things. If Scorpio can just keep going, it will experience the alchemical flowering of consciousness. Mature Scorpio composts what it finds in its shadow and creates a fertile soil for the growth of others, whether directly as a teacher or indirectly by lived example.

On a lighter note (not really, no such thing with Scorpio!), Scorpio is tied with Taurus for being the most sexual sign, and that’s also available to us during Scorpio season. Where Taurus seeks sensual rapture, Scorpio wants to experience cosmic consciousness. It craves orgasms, whether solo or with partners, that take minutes to recover from, where “Oh, God!” isn’t just something we cry out because of social convention. With others, Scorpio seeks nakedness on every level, and in that vulnerability and connection, to make such passionate love that all sense of separation from the divine dissolves.

Otherwise, though Scorpio can be highly possessive, Scorpio season is often a time of purging. We have an opportunity to clarify what is and isn’t serving us, and to let things go or change them accordingly. Much like the Hindu deities Shiva and Kali, Pluto can destroy or create (or create through destruction), and when we align with Scorpio season, we shed skins to regenerate as deeper, fuller beings.

www.patheos.com

DUYGU DURUMU SIFIR

İlişki durumu karışık gibi bir şey bile değil baya baya sıfır. Nasıl oluyor peki bütün duygu durumunun sıfıra bağlaması sizce… Nelerden sonra oluyor? Ne gibi durumlar sebep oluyor ve durum bu noktaya bağlanıyor dersiniz.

O zaman mikrofonumu alıp hızlıca konuya giriş yapmak istiyorum izninizle.
Keşke bir ruh doktoru olsaydım akıllıları delirtir, delileri diriltirdim. Çünkü genelde hakkında olumsuz eleştireler yapılan ve aynı noktadan yerilen insanlar değil de onları bunu yapanlar esas sorunlu kişiliklerdir.

Birkaç senedir Narsizm hakkında güzel bilgiler edindim, çokça okudum. Çünkü hayatımda tam olarak böylesine zor bir karakterle farkında olmadığım bir savaş halindeymişim. Aslında çok bilindik ama işin içine girince bir o kadarda bana ve mizacıma ters bir kavramdı bu. Her satırı algıladıkça insanın tüylerini diken diken eden bilgiler ve asla bunun tersi iken aksi ile mücadele etmek istemediğim bir insan tipini anlatıyordu bu terim.

Narsizm, psikolojide ”davranış bozuklukları” altında incelendiğini söyleyecek olsanız ne fayda? Kendilerinden bahsederken ki sadece kendilerinden bahsederler, cümlelerinin büyük çoğunluğu 1.tekil kişiyle başlar ve 2.ye geçtikleri pek görülmez. Kendilerine âşık insanlar olarak yorumlasanız daha mantığa uyar gibi geliyor ama bundan fazlası diyebilirim. Aşktan çok kendilerine bir ilah gibi tapan bu insanlar, kendilerinden başka kimseyi önemli görmezler. Varsa yoksa kendileridir, kendi dünyalarıdır. En çok onlar bilirler, en çok onlar konuşurlar, en çok onlar sevilirler bu böyle uzar gider. Nasıl zor bir bilseniz böylesine bir insanla yaşamak ve anlaşmak. Tabii eğer siz bağımlılıklarından kopamayan bağımlı bir tipseniz böylesine bir narsistle olan ilişkiniz ömür boyu sürebilir. Öte yandan büyüklük ve üstünlük duygusu onların en çok beslendikleri duygularıdır. Tıpkı konserine az kişi gelir diye sahneye çıkmayan şarkıcıdan, vücudu bozulur diye anne olmayan birinden pek farkı olamaz bu tanımlamanın. Sıradan olmaktan korkma durumu onların ölme sebepleridir. Başkalarını düşünmezler daha doğrusu akıllarına gelecek olsa hemen bu durumu sıfırlarlar ve taş olurlar. Çok değişik geliyor okurken farkındayım ama dışarıdan böyle gözükmediklerine yüzde yüz emin olabilirsiniz. Aksine fazla empatik ve vicdanlı gibi görünüp en zayıf anınızda size öyle bir vururlar ki neye uğradığınızı şaşırırsınız. Empati kurmaz gibi görünüp bu özelliği sadece sizin zayıf yönlerinizi tespit etmek için devreye sokarlar. Çok korkunç ama bu insanlar bundan besleniyorlar. Normalde karşınızdaki bir insanı dinlerken ona karşı değişik duygular içine girersiniz ama asla cepte onunla ilgili doneler oluşturarak bir sonraki adım için kullanmayı düşünmezsiniz. Bu insanların genellikle yalnız çocukluk geçirdikleri gözlemlenmiş. Bilemiyorum bu çocukluğa inme durumu git gide ciddileşti benim için. O değil insanların soy ağacını araştırmaya başlayacağım diye korkuyorum sırf bu deneyimimden sonra.

Özellikle iş hayatında çıkarlar bu tarz insanlar karşımıza ancak özel hayatınızda çıktığında kendinize gelmeniz biraz zaman alabiliyor.

Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan bir araştırmaya göre büyük firmaların patronları ve yöneticilerinde Narsist kişilik görülmüştür ve bu kişiler 55 yaşlarında emekli olmaktaymışlar, emekli olanların yüzde 25 i ölmektedir, ölüm nedenleri araştırmaya göre Narsist yaralanma olarak nitelendiriliyormuş. İlginç… Dediğim gibi bu insanlar başkalarının yüzünün asılmasına sebep oldukları an beslenmeye başlarlar. Yani değişik ama hayata bakışlarında farklı bir kişisel gelişim süreci geçiriyorlar. Öğrenmeye açık olsalar bile yaratıcılıklarıyla kolay öne çıkıyorlar evet iyi yerlerde de oluyor bu tipler ama başkalarının hayal kırıklıklarına imza attıktan sonra güçlendiklerini düşünüyorlar. Gerçekten değişik ve de korkunç. Ben uzun süredir böylesine zor bir durumun kendi içinde çözülemediğine şahit oldum. Üstelik bu durumu iyileştirmek için ne yapılmışsa da karşılık alınamamıştır. Ancak bu konunun en trajik kısmı bu insanların duygu durumları sıfır. Ve çok ilginç bir şekilde yukarıda da yazdığım gibi empati kurabilen, vicdanlı yaklaşımlarla gönüllerde yer ediyorlar. Özellikle kimsenin yapmadığını yapmak ve daha çok alkış toplamak diyebiliriz.
Bu noktaya kadar eğer hayatınızda böylesine bir tip varsa gerçekten kaçın çünkü sonunda sizi de kendine benzetecektir. Bir an da huysuz ve ne istediğini bilmeyen bir insana dönüşüp, sevme yeteneğinizi yok edebilirsiniz. Benden söylemesi aman Allah korusun.

Kendinizi suçlu hissettirecek, sürekli yanlış yapıyormuş hissi ile yaşayacaksınız sakın bu tuzağa düşmeyin. Narsistler önce kendilerine alıştırır sonra mahrum bırakmaya başlar. Dediğim gibi bağımlı bir yapınız varsa falınızda mutluluk var tabi ki koşullu olanından ama eğer bağımlı bir tip değil aksine kendine değer veren bir yapınız varsa asla bu işin ucunda mutluluk yok. Sonunda sizin de duygu durumunuz sıfır ve hatta sıfırın altında olacaktır. Bunları baştan bilerek gene de yaşamak istiyorsanız seçim sizin.

Unutmayın ki her şey kendini çok sevmekle başlar ancak onun bile bir sınırı var. Bunu abartan insanların en sonunda yalnızlıktan öldüğünü biliriz. Bu dünyada en çok diye bir şey yok sadece alternatifler var. Her şey çok anlamlı şekilde yaratıldı ve düzenlendi. Ama tadını kaçırdığınızda ilahi plana da gidiyorsunuz.

Hepimizin defoları var. Mutsuzlukları ve gizli odaları var çoğumuzun çocukluğunda kimine göre büyütülmeyecek ancak kişinin zihnine ağır bir kaza olarak kazınmış anıları var. Her ne şartta olursa olsun hiç kimseyi bunlardan dolayı sorumlu tutamazsınız. Kimseye yaşadığınız üzüntülerin bedellerini ödetemezsiniz. Bunu yapsanız ve hatta başarılı olsanız bile bir gün sizde aynısını belki daha kötüsünü yaşamakla tecrübe kazanabilirsiniz.

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

 

Kısa Kısa…

Narsizm, orijinal anlamı ile Narcissus isminden gelmedir.

Efsanesi Narkissos’tur. Narkissos, Yunan mitolojisinde bir kahraman. Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte âşık olur. Diyor Vikipediciğim…
Bir başka kaynak; Mitolojiye göre, dünya üzerinde birçok tanrı bulunmaktaydı. Bunlar çeşitli doğa olaylarından ya da canlı-cansız varlıkların kontrolünden, davranışlarından sorumluydular. İnanışa göre bu tanrılar insan şeklindeydi ve insanlarla ilişki içine de girerlerdi.
Size narsisizm sözcüğünün köken aldığı narkissos’un mitolojik öyküsünü aktaracağız. Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte âşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dediğimiz yankılara dönüşür.
Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissosu cezalandırmaya karar verirler. Gene günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine âşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü. O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, ayni Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.
İşte narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı Narkissos gibi erirler, çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden ve gerçeklerle bağdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek ve o hedefi, gerekli emeği vermeden bile hak etmiş sayarak en önde, en gözde ve tek olmak isterler. Kendilerini başkalarının yerine koyamaz ve başkalarını anlayamazlar. Sanki her şey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun her şeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir. Gerçekle bağdaşmayan, başkalarının zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında öfkelerine hâkim olamaz, saldırganlaşır, çöker hatta ağır psikotik tablolara girerler.

“Değeri bilinmeyen her lütuf felakete dönüşüyor.”

📖Simyacı syf.76
✍Paulo Coelho
.
.
.

Sahi neden başkalarına iyilik etme derdindeyiz, şu gelip geçici dünyada?
İyiliğin en şahanesi kendine olan yatırımın olsun diğerleri de başkalarına yapılmak üzere olanların bahanesi olsun…
Felaketi görmek istiyorsan önce kendine sonra herkese iyi ol yeter.
İyiliklerinin karşılığını mutlaka alacaksın…
Merhameti görmek istiyorsan sadece kendini çok sev…
✍M.B

Kendime şöyle bir bakıyorum da bu kadar içinde ve utangaç yaşayan ben (gerçekten ben) ne zamandır böylesine halka arz etmekten korkmadan yazıyorum yazılarımı acaba sanırım bu iyi bir gelişmeden fazlası 🙂

Niye çünkü yeni bebeğim kitabım geliyor. O kadar özenerek yazdım ki inanın senelerce yazdım. Büyürken yazdım, genç kızlığımda yazdım.

Sildim yırttım bir daha yazdım. Seyahatlerimde yazdım, telefonumun not kısmına yazdım, hep yazdım. Küçük not kâğıtlarına yazdım çantamda biriktirdim, okyanusun üzerinde yazdım. Hepsi bir sürü sinerji içinde döküldü kağıda o yüzden beni çok heyecanlandırıyor kendisi.

Biliyordum bir gün hepsi derlenecek toparlanacak kendine ait doğal bir kurgu içinde harmanlanacak sonra ben kitapçıya gidip kitabımı durduğu rafından izleyeceğim, elimde de mutlaka kahvem olacak. Çok şirin hayaller hatta şu an oldu kabul ediyorum bile. Oldu oldu.

Herkesin tutkusu farklı çünkü yeteneği kendini keşfettiği gerçeği farklı. Hep düşündüğüm, kafama takılan ya kendimi keşfedemeseydim ne olurdu bana diyorum ve hayal bile etmek istemiyorum. İlk önemli yazımı yazdığımda 11 yaşındaydım. Günlük yazmaya başladığımda 9 olmam lazım. Ama ilk ciddi yazımı 11 yaşımda yazmıştım. Adı da “Pazar kahvaltısı” idi. Bütün okul ağlamıştı. Dergiye çıkmıştı falan aman aman ne gurur duyuyordu bütün ailem benimle. Okulda adım geleceğin yazarı idi. Ama ben kendimi hiç öyle hayal edemezdim. Bir gün işte ilahi bir arzu uyanarak içimde bu siteyi kurmak istedim. Kendi başıma bir şeyler yaptım. Aşırı amatör oldu ama sonra sağ olsun ki bir bilenler el attılar burası gözle görülür, bakılır, okunur hale geldi.
Ve gene de nereden bakarsam burası 3 senelik bir site olduysa kitabımı sonrasında çıkardığım da burası bile yaşlanmış olacak.

Çok şükür hiçbir zaman şükretmekten vaz geçmem hem de ne yaşarsam yaşayayım. İyi ki kendimi tanıyabileceğim muazzam bir yetenek sunuldu bana ve bunu fark edebildim. Belki buradan sonrasında başka hayatlara dokunmak var. Yarının ne olacağını bilmiyoruz ki. Ben sürprizlerle dolu kısmına uyuyup uyanıyorum. Ben en çok heyecanlandıran da o sürprizler… Temiz niyetlerle yaptığım her işimin sonucu çok şükür gönlüme göre oldu hep.

Her neyse ne diyordum…

Merhameti görmek istiyorsan kendini çok mu sevecekmişsin demişim? İyi demişim ve de doğru söz için çok fazla eleştiri kabul etmem arkadaş. Bazen ben bile fark etmeden ne kadar doğru şeyler yazıyorum sanırım o an da kanal açılıyor.

İnsan önce kendini sevmeli tabii bu bir önceki yayımlanan yazımda ki narsizm ile alakasız bir sevme şekli kesinlikle. O bambaşka bir durum onu geçelim  yazılarım aşırı kafiyeli gidiyor yalnız bir dediğim bir dediğimi tutmuyor havasında olunca dillere düşeriz aman konuşanımız çok nasıl olsa.

Konu şu ki; ben kendimi sevmezsem bir başkasını nasıl sevebilirim? Sorusunun cevabı sanırım her şeye ve herkese net olarak karşılık veriyordur. Önce kendine olan sevgini ve saygını bilecek sonra başka insanlara yeterli empati seviyesinde davranıp merhamet etmeye başlayacaksın. Merhamet et ki merhamet gör. Kendinden çık ve egonun sana emrettiği iyiliği kendini iyi hissetmek için yapma. Egondan sıyrıl.

İnsan en uğruna en çok üzüldüğü şeyleri bile bir süre sonra rafa kaldırdığında aslında ne kadar fani ve geçici olduğu ile de yüzleşiyor. Bakmayın bu dünyayı orasından burasından tutmadan da ele aldığınızda kendinize göre tasavvufunuzu derleyebilirsiniz. Yaşadığım bedeni fark etmeksizin de dahildir yıllarca bu düzenin yani ölüm ve doğum gerçekliğinin farkında kısmi olup sözde yaşamışım. Belki de gerçekten kalbim tam olarak çok acımamıştı hayat boyu en çok acıyacağı ana kadar. O yüzden de acı ve tatlıyı bilemiyordum ama deneyimleyip, içinden geçmeye başladığımda ağır sınavlarla yüz yüze geldim ve sanırım bu bir süre sonra kendini imha etti. Bunun bile farkına varamıyorsunuz çünkü acı çekmeye o kadar alıştırmışsınız ki ruhunuzu acı çekmeden yaşadığı bir günü günden saymıyor hale geliyor. Resmen at gözlüklerinin en devasa olanından takıyorsunuz yani.

Sonra bu durumun bittiğini algılamaya başladığınızda, ağlamanız gereken şeylere güldüğünüzü fark ediyorsunuz hemen bir şok “nasıl oldu da ölmedim” gibi içinizden ince ince bir ses “ne oldu da üzülmedim” e bitti çünkü. Acı çekme süreniz doldu hanım efendi…

Acılar misafirdir tecrübeler baki…

MERVE

SEVGİLERİMLE

Kimileri için bir hiçken, başkası için her şeysin.
Her şey olmayı umarken, bir de bakıyorsun ki hiçsin!

Varlık ve Hiçlik

Jean-Paul Sartre

 

 

HİÇLİK MAKAMI

 
SONSUNZLUK MAKAMI

 

Gözlerimi kapatıyorum ve hayalini kurduğum gizli cennetimdeyim… Orada renklerinden gözlerimi alamadığım bir ırmak var ve bedenim bütün bu doğanın içinde sanki sadece bir zerre.
Kendimi o suyun üzerine bırakıyorum. Ve tekrar zerrelikten bedenimin ağırlığına geçiş yapıyorum.
Kendim için ağırım ama içinde bulunduğum bu muhteşem suyun içinde hafifim.
O zaman tekrar zerre oluyorum ve bedenime yukarıdan bakıyorum, işte o zaman içimden dışıma taşan bu mucizevi mutluluğu tarif etmek çokta zor olmuyor.

Var oluşunun muhteşem gerçekliğini Tanrı ile bütünleştirdiğinde sen de bu deryanın bir parçası oluyorsun.
O ana kadar zaten varsın. Ama bundan sonra var oluşun üzerine yaptıkların seninle birlikte var olacaktır. Eylemi başlatan biziz.
Ve eylem başlayana kadar o eylem henüz ortada yoktur ne zaman ki eylemi biz başlatırız artık kesin olarak o eylem de bizimle hayattadır.

Yani şu an yapmadığınız ya da olmadığınız bir şey için üzülüp hayıflanmak aptallıktan ve boş vesveseden ileri gitmez. Kimimiz kötüyü çağırma der, sırf bu yüzden ağzınızdan çıkan her söze dikkatle özen göstermelisiniz. Çünkü bu mucizevi kâinat her sözü ve sesi kayıt ediyor. Ne söylediğinize, ne için üzüldüğünüze gerçekten dikkat ediniz.
Var olmayan enerjileri hayatımıza muhteşem güçlü bir enerji ile hayatımıza çekiyoruz. Çoğu zaman korku dediğimiz endişe halinden sızarak büyüyen bu duygu, öylesine kuvvetli bir enerji yayar ki, aynı hızla nasıl gerçekleştiğine inanamazsınız. Yani aklınıza gelen başınıza gelir.

 


Hayata geçmemiş, gerçekleşmemiş eylemler için vesvese edip onların oluşumunu reele döndürmeyin.
“Düşündüğümüz gibi hissetmenin gerçekleştiği tek yer rüyalarımızdır. Rüyalarımızda ölümden belki 1 saniye öncesini bile hayal ettiğimiz gibi hissederiz ama ölümü canlandıramayız.
Zaman kavramından ayrı bir düşünce geliştiremiyoruz, ölünce ancak zaman yanılgısından kurtulabiliriz.
Aslında her şeyin bir an olduğunu, hislerin ve güdümündeki ç düşüncelerin bizi ilizyonun içerisinde tutan duvarlar olduğunu söyleyebiliriz.
Ölüm düşüncenin ve hislerin yok olduğu yerdir, ölümü anlayabiliyorsan zaten ölmemişsindir. Toplumumuzda ne yapıyorsun sorusuna hiç gibi iddialı cevap verenlerimiz oldukça fazladır. Ama hiçlik deneyimlenemez, çünkü hiç; var olmayandır. Var olmayan bir şey de ne düşünülebilir ne de hissedilebilir.”
Alıntıdır.
ekşisözlük
kullanıcı adı: el samarra

Nasıl taptım bu söze anlatamam. Hatta en kısa sürede 20 sene sonraki 2. Dövmemi yaptırmaya da karar verdim. Mesela işte “an” bu an. Bu an ölümsüz ve bütün diğer anlar gibi.
Her an her şey olabilir. Hayat bu ya…

Hep hazırlıklı olmak lazım mucizelerin ansızın gelmek gibi huyları vardır çünkü. Felaket sandığın o hazin son, senin yeniden doğuşun da olabilir. Başkasının kalbinde hiçleştikçe, mucize bir kalpte tekrardan ve daha da devasa şekilde “her şey” olabilirsin. Hayat… Hiçliğin hiçlik olmadığını ben demeyi bıraktıran en doğru noktada seni yakaladığını, kendinin öğretmeni olduğunda tekâmül yolunda anlayorsun.

Egodan sıyrılıp bütününle Allah ile bir olduğunu fark etmek yani kısaca okunduğu gibi “hiç” olmak değil “hiçlik” “ben” kavramının ortadan kalkması, bir bütünün parçası olarak hissederek yaşadığında farkındalığın şekil değiştiriyor.

Bütüne…

Bir olmaya…

Kabule…

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE

27/09/2019

” Hatır için unuttuğun kendini, hatırlatmaya geldi Yeniay. Sana unutturdukları kişiyi, seni. Kendinden, isteklerinden, hayallerinden uzaklaştın, seçimlerinle. Peki seçme şansın var mıydı? Sana bu şansı vermişler miydi gerçekten? İyi bak geçmişine, son kez. İyi bak seçimlerine ve iyi bak kendine, bu sen misin diye. Buraya gelene kadar uzun bir yoldan geldin, peki sen mi seçmiştin bu yolu? Bir yolun daha sonuna geldin. Son kez, geçmişine bak ve bu sefer tamamen sana ait bir seçim yap. Çünkü geçmişin perdeleri iniyor, bundan sonra ardına baktığında sadece bugünü hatırlayacaksın. Bugün yaptığın seçimi.

Şu an her şeyi sorguladığın bir dönemden geçiyorsun. Kariyerin, ilişkin, yürümek istediğin yol, olmak istediğin kişi, yaşadığın yer belki, kazandığın para, hak edişleri sorguluyorsun. Sorgulamak, uyanışının göstergesidir ve hatta gece uyuyamayışların da. Sorguluyorsun, çünkü her şeyin rayına girmesine ihtiyacın var. Bu süreç her şeyi yoluna koymak için önemli bir süreç, ancak gerçek bir seçimle, tamamen sana ait olan bir seçimle. Unutma, bu seçimi sana yaptırmamak için her şeyi yapacaklar. Kendini seçme diye, çünkü kendini seçtiğin an senden beslenen herkes hayatından çıkacaklar.

Kendinle olan savaşında, kendini sorgu odasına almış, sorguluyorsun. Başkalarının senden cevap beklediği soruları, kendine soruyorsun. Başarılı mısın? Yeterli misin? İyi kazanıyor musun? İşinde iyi misin? Yükseliyor musun? Seviliyor musun? Güçlü müsün? Güzel misin? Kabul ediyorlar mı seni? Bunlar senin soruların değil, görmüyor musun? Bu yüzden hiçbir cevap seni tatmin etmiyor. Kendi sorularını, kendine sorana kadar da etmeyecek.

Hayatına aradığın ortağı bulacaksın belki, ama kendini daha güçlü hissetmek için değil, ona sırtını dayamak için değil, ondan beslenmek için değil, yaşamdan beraber beslenebilmek için. Seni kendi yolundan çevirmeyecek, seni yargılamayacak, her şeyi biliyormuş gibi davranmayacak ve seninle öğrenmeyi seçen birini bulacaksın. Sevmiyorsan işini, istediğin işi bulacaksın, sabah kalktığında küfretmeden uyanacağın bir iş. Zevk alarak, koşarak gideceğin, mutlulukla yapacağın bir iş. Hayal gibi mi geliyor? Evet hayal. Senin hayallerin, sana unutturdukları ve gerçekleşmeyeceğine inandırdıkları hayal. Hayatın gerçekleri var! Gerçeğin ne olduğunu açıklayamayacakları bir gerçek. Mutsuzluk veren bir gerçek, senin gerçeğin değildir.

Denge süreci. Peki hangi denge? Savaşmak isterken, barışmak isteyen sen. Kaos olduğunda içini kıpır kıpır eden enerji ve huzur isteyen sen? Nefretle kavrulurken, öfkeni kusmak isterken, sevgiyi beslemeye çalışan sen. Birini severken, birinden nefret eden sen. İyiyle, kötüyü ayırt etmek ne kadar zor değil mi artık? Peki senin için iyi olan ne? Kötü olan ne? Ağır basan tarafın ne? Kendini bastırdıkların ne? Bunların hepsini dış dünyaya göre algıladıkça, yargılara göre derecelendirdikçe, kendine göre neyin katkı olduğunu göremeyebilirsin. Bu süreç, iyi veya kötüyü değil, neyi eksik hissediyorsan onu dengeleyecek. Yaşam amacın, hislerin, sevgin, kendin, mutluluğun her neye ihtiyacın varsa.

Terazi Yeniayı Mars etkisinde. Bu etki özellikle kişisel konulara etki edecektir. Kendinizi beğenmek, kendini sevmekle ilgili durumlar oluşabilir. Fiziksel görünümünüzle daha fazla ilgilenebilirsiniz, değişim yapabilirsiniz. Ancak kimsenin sizi yargılamasına izin vermeyin. Kilo, saç, makyaj gibi alttan alta laf sokan insanlara izin vermeyin. Ne kadar ben etkilenmem deseniz de, bilinçaltında bir güvensizlik oluşabilir. Diğer yandan siz de yargıdan uzak durmalısınız. Kişisel olarak huzursuz hissetmek normaldir. Daha fazla hareket halinde olmalısınız.

Terazi Yeniayı güzel açılar yapmakta. Özellikle maddi konularda, birlikteliklerde düzene girmek için bazı adımlar atabilirsiniz. Maddi konularda ileriye gidebilmek adına bazı riskler alabilirsiniz. Yeni iş yeri, yeni şirket veya yeni bir iş için olumu konumda gökyüzü. Maddiyat ile kendinizi güvende hissedebilirsiniz, bu yanlış bir şey değil, bu yüzden almaya açmalısınız kendinizi. Yeni ilişkiler için güzel bir süreç, uzun süreli hayat ortaklarınızı bulabilirsiniz.

Terazi Yeniayı hayatınıza güzellikler getirmek adına konumlanmış, ancak yapılması gerekenler, atılması gereken adımlar var. Cesaret ve özgüvenle yapılacak her işin dönüşü iyi olacaktır sizin için. Özgüven çok önemli, kendi ayaklarınızın üzerinde durabildiğinizi gösteren her eylem, size hediyeler sunabilir. Yurtdışı seyahatleri ve yabancılarla yapılacak işler, yeni ortaklar katkı olabilir. Sağlık açısından ise öfke ve stres ile başa çıkmak gerekiyor, özellikle stres sağlık konusunda negatif etkiler yaratabilir bu dönem. Baş ağrıları da olabilir.

Terazi Yeniayı yeni başlangıçlar için katkı dolu görünmekte, aynılaşmış günleri değiştirmek için, sıkılmış ilişkileri hareketlendirmek için, sıkışmış konuları açmak için, yeni hedefler için gelmek. Ancak, seçimlerin çok önemli olacaktır. Başkaları dediği için değil, kendin istediğin için bazı adımları atmalısın.

Olmak istediğin insanı öldürüp, yerine olmanı istedikleri insanı koydular, bunu senin iyiliğin için yaptıklarını söylediler, bütün farklılıklarını, potansiyelini baskıladılar, senin daha iyi olabilmen için akıl verdiler ve sen buna inandın. Önce hayallerin değişti, sonra ‘hayatın gerçekleri’ ile yüzleştiğini düşündün, evet! sorumluluklarım var dedin. Hedeflerin değişti. Hedeflerin değişince yavaşladın, gitmen gereken noktaya ayağını sürüyerek gitmeye başladın ve herkesin seni geçtiğini düşündün. Bunun senin yolun olduğuna öyle inanmıştın ki, öyle inandırmışlardı ki seni, hiç sorgulamadın bile. Kendini güçsüz ve yetersiz hissettin. Hissettirdiler! Hislerin, acıların, dertlerin, başkalarına göre şımarıklık olarak geldi. Hiçbir duygunu kendin gibi yaşayamadıkça, hissizleşmeye başladın.

Korktun sonra. Yalnız kalmaktan korktun, başaramamaktan korktun. Oysa bu duygular yoktu sende, bu korkuyu sana ektiler ve sen beslemek zorunda kaldın. Herkesi beslediğin gibi. Şimdi. Bu yol ayrımında, kendi hayallerini seçer misin? İçinde öldürdükleri hislerini yeşertir misin? Olmak istediğin kişiyi hatırlar mısın?

Bilmiyorum diyemedin, dışlanmak istemedin. Sevmiyorum diyemedin, kırmak istemedin. Gelmiyorum diyemedin ve en önemlisi gidiyorum diyemedin. Sen kaldın, onlar gitti. Yargılaya yargılaya gittiler, kendini sorguladın. Bütün çirkin yüzlerini göstererek gittiler, negatif ne varsa sende bırakıp gittiler. Onlara ait ne varsa bırakır mısın bu yolun sonunda. Şimdi bu yol ayrımında yargılardan soyunarak, kendi yolunu seçer misin? Bu kadar mesaj yağarken sana her yerden, bana yardım edilmedi diyemezsin. Sana uzanan her el, bir cümle olarak sana iletildi. Devam etmen için, hayatındaki yükler atıldı, bu yükler atılırken yaşadığın acıyı kötü günler olarak hatırlama.

Kendine verdiğin sözü hatırla ve bu sözü unutturmak için çabalayanlara fırsat verme. İçindeki çocuğun, olmak istediği kişiye doğru yürümeyi seçmek için geç kalmadın, şimdi tam zamanı. O elini uzatmış, yola çıkmak için tutmanı bekliyor ve onun tutacağı elin verdiği hissi, hiçbir insan veremeyecek. O seni sorgulamayacak, seni cevaplara götürecek. Sana ve olmak istediğin kişiye iyi yolculuklar! Sevgilerle. “

 

Demiş Sevgili Penguen Yiğit…

Okuduğunuz üzere alıntı olarak paylaştığım, kalemini ve yazılarını çok severek takip ettiğim #penguenyigit gene döktürmüş…

Herkesin kendinden bir şeyler bulacağını hissederek bende kendi sayfamda paylaşmak istedim. 1 aydır uyanış süreci benim içinde hiç kolay değildi. Herkesin sınavı muhakkak kendi hikayesi içinde saklı ancak her birimizin içinde bulunduğu muazzam etkili olan bu tekamül sürecinde, yolumuzu ışıklarla tamamlamayı diliyorum♥

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

 

 

 

 

 

 

 

 

#zodiacmemes #moon #witchesofinstagram #magic #astrologia #astrologysigns #leoseason #zodiacsign #universe #crystals #yoga #spiritualawakening #tarotcards #witch #astrologypost #magick #astronomy #fullmoon #india #like #zodiacs #astroloji #astroworld #vedicastrology #vastutips #tarotreading #energy #metaphysical #zodiacfacts #bhfyp

“Hayatımıza giren herkes değerlidir; ama herkes özel değildir.
Saygı hepsine, sevgi layık olana verilir.”

Sevme Sanatı, Erich Fromm

Her şey yolunda giderken insan ne kolay güveniyor ve teslim oluyor karşısındakine. En kapalı odaları ve onların içindeki sırları açıveriyor. Güven ne güzel bir duygu karşılıklı olduğunda. İçindeki düşünceleri biriyle paylaşmak ne kadar insani. Tabii ki o güven dediğimiz, yani güvendiğimiz dağlara karlar yağıncaya kadar…

İnandığın, güvendiğin ya da o çok sevdiğin kimseler için artık böyle düşünmüyorsun. Yani birkaç saat bile olmuş olabilir hatta. Çok değil bütün bunları hayal meyal hatırladığın o an ki güvensizliğin ve inançsızlığın bir o kadar tezat bütün yaşananlara. Gereğinden fazla yüklenen bütün anlamlar aynı şekilde anlamsızlaşarak bütün inandırıcılığını tüketiyor.
Zamanla yok olması beklenen ne varsa bugün saniyeler içinde kendini imha ediyor. Oysaki insanların birbirinde bıraktıkları iyi şeyler de olmalı, her şey bittiğinde. Bugünün sevmeleri ve sıkı dostlukları kendini, kendi kuralları içinde imha ediyor.

Ne zaman karşımızdakine verdiğimiz ipleri, paha biçilmez değeriyle halka arz ediyoruz o zaman da ilk vaz geçtiği kişi biz oluyoruz. Neden ben, neden sen falan soru soru soru bitmeyen bir arbede başlıyor beyninin içinde. Aslında burada ki tek yanlış hamle, vazgeçilmez olanın sadece biz olduğunu hissettirememekten kaynaklı. İşin aslı ve özünde vaz geçilmez tek kişi biziz. Diğerleri sadece bizim verdiğimiz değer ile hayatımızda var olabilenler o kadar.

Ne yazık ki dengeler şaştı mı insanoğlu kendisi gibi görür karşısındakini de. Kendinde göremediğin kusur hep başkasında bulduğundur aslında. İnsan insanın aynasıdır sözünü bu sebepten çok severim.

İlişkilerin bütünü aynı sınavdan geçer ve temeli sağlam olan ne varsa her zaman büyüyerek yolunda devam eder. Ne kadar tevazu gösterirsen göster, karşındaki kişinin de aynı çaba ve istek ile emek vermesi ile ilişkiler sağlamlaşır. Aslında bildiğimiz ama uygulayamadığımız doğrular silsilesi bütün bunların hepsi de. Ancak sadece insanlar kendilerine verdikleri değerin tam anlamıyla taşıyıcısı olabildiklerinde bu dengeyi tutturabiliyorlar.

Günümüz ilişkileri çok iyi örnekler olarak durmasa da, aslında çok eskiden de böyleydi her şey bugün değişmedi. Değişen tek şey zamanın bile kontrol edemediği teknolojinin sadece zararlı kısmına eğilimli hale gelmemizden kaynaklı. Tek bir farkla bugün daha kolay yaşanılır ve çabuk tüketilir hale geldik o kadar.

Bugün sarıldığımıza yarın canavarca davranabiliyoruz. Dostluk ve arkadaşlık kavramlarını birbirinden ayırmak zor değil artık, aksine ilgimizi çekmiyor. Kim dost, kim arkadaş diye bir arayışın iddiası içinde de değiliz, yeter ki hayatımızdakilerden sadece alalım. Gayet tek taraflı ve sağlam tüketme üzerine kurulu yavan ilişkilerden ibaret bir hayatı herkes gerçekçi sansın diye de gereken süsü püsü ihmal etmeyelim.

Yamalı yalnızlıklar peşindeyiz kaliteli yalnızlıkları kimse umursamıyor. Arkamızda bıraktığımız ne varsa bugün hatırına bile saygı göstermiyoruz. Ondandır güven biteli çok oldu aslında. Herkesin her şeyi yapabileceğini gördükten sonra, herkesten her şeyi beklemek büyük bir evham da değil artık. Hayatımızı sahtelik ve son kullanma tarihli ilişkiler üzerine kalabalıklaştırıldığımızdan beri aslında sevginin de çok önemi kalmadı. Sevmeden bile insanların, ne kılıkları kuşanıp yaşadığını göreli çok oldu aslında belki de kabul etmek istemedik. Ama günümüz aşk-ı memnu edebiyatı haline gelen ilişkilerde ki son durum bu. Mutlaka arada derede farklı birileri vardır ama çoğunlukta mı? Asla…

Böyle hayatınız kalbiniz gibi olsun gibi temennilerle devam etmeyeceğim yazıma merak etmeyin. Sadece insanların kendi iç dünyalarında ki saklı odalarından çıkardıkları bu yapay davranışların çok uzun vadede puan toplamadığına inanın. Eğer ki başınıza üzücü bir olay geldiyse sırf bu yazdıklarıma benzer olarak, bırakın elbet su akar yatağını bulur…

Hayat bize menfaatler çerçevesinde merhaba demek zorunda kalmadığımız, kendi düzenimiz bozulmasın diye başka bir düzeni sarsmadığımız senaryolar versin. İnsan olmak kolay, iyi insan olabilmek için illa ki kötülerle karşılaşman gerek diyor dış ses. Olsun her konu başlığında gene de iyilik olsun diyebiliyorum sadece.

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

“Hayat fazla garip. Bugünün dünündeyken bugün için hiçbir umut vermeden daha dünden çalmaya başlıyor hayat.
Bugünün içinde soramadığın sorularla baş başa kalıp, en önce kendine sarılmayı öğreniyorsun.
Sonra yine ellerin buz kesiyor kendinden uzaklaşıyorsun. Senle yaşananın bir kopyasına gözler doluyor, kalpler titriyor ama ne garip esas sen elindekinin kıymetini bilmiyorsun. Fazlasıyla garip ve manası tükenmiş bir samimiyetsizlik içindeyiz.”

Merve

 

Bazen yazılarım günlerce aylarca durduğu yerde sürünüyor.
Devamı gelmiyor ve “yazamıyorum” klasörüne atılıyor ileride bir şans daha olur mu diye. Ama mutlaka bir açıyorum bakıyorum mutlaka hayat buluyor bir gün.

Bazen de bir kaç saniye içinde konu başlığı, alt metin, görsel, ses derken her şey tamamlanıyor. İşte en çok bu anlarda yazmayı seviyorum. Ama hep bu anlarda telefon çalıyor :(.
Konsantrasyon oldukça önemli benim için. Anında yok olur gider aman aman. Benim yazılarım çok değerli benim için her düşüncem geldiği gibi kâğıda dökülmeli ve kaydedilmeli.

O kadar çok yazım var ki yayınlamadığım ve hala bir yere oturtamadığım, merak ediyorum acaba bir gün istediğim konsepte ulaşacak mı diye. Ulaşamazsa da mutlaka kitap olarak çıkacak. Her şeyden önce en değerlime benden bir şeyler kalmasını çok istiyorum.

Öylede olacak biliyorum.

Çoğu yazım son cümlesini beklediği için senelerdir öylece duruyor. Çünkü yazıların kurgusu çok önemli benim için. Hiç bir yazımı öylesine diye yayınlamıyorum, yayınlayamam ki, her birinin kendi içinde bir kurgusu var, kendine ait bir yaşanmışlığı var. O yüzden her yazımı yayınlama aşamasına geldiğimde oldukça titiz davranıyorum. Gerçi hala çok içime sinmeyen bir kaç tanesi gözüme çarpsa da onlarında nazarlık olarak tutuyorum diyelim.

Bugün aniden gelen bu cümleler tabii ki öylesine akmadı kâğıda. Bunun kurgusu da bende saklı kalsın. Ancak gece geç saatte gördüğüm bir ölüm haberi ve buna ilaveten okuduğum bir yazı diyelim… Bir anda gene ben bilgisayarımın başındayım.

Ama unutmayın her olayın kendi içinde bir kurgusu vardır ya yakın geçmişinde, ya da tam olarak zemininde. Şartlar ne olursa olsun kurguya dayalı yaratılan konular hayal ürünü olarak algılansa da her birinin yeterince gerçek sebepleri vardır.

Yani ben yazayım içimi dökeyim siz okuyun ama işin aslını astarını da çok sormayın demek istiyorum nazikçe sadece.

Kimilerine göre gerçek dışı duygulardan esinlenmiş olarak kalırım, kimilerine göre de gerçeğin bana hala kendini şaka gibi hissettirdiği bütün o “an” ların toplamından yola çıkmış olurum… Fark eder mi? Söz uçar yazı kalır… Bir gün gene açar bunları ben mi yazdım derim kendime…

Bu yazının da diğerleri gibi mutlaka doğru bir zamanı vardı buna inancım tam. Bunca zamandır üzüntünün sebep olduğu üzücü kayıplar, hak ve hakkın şiddetle alı konulması üzerine fazlaca dolmuş olmalıyım ki, kafam da bunu mutlaka iyi betimlemeliyim diye evirip çeviriyordum.

Sonra sıklıkla yaptığım görsel arayışlarımın her hangi bir “an” diliminde karşıma çıkmış olan bu görsel bana doğru zaman geldi dedi.

Bazı resimler konuşur bilir misiniz? Yani ben genellikle bu cümleyi çok kullanırım. “Bu resim konuşuyor” dediğim çoktur. Bilenler bilir :))) Evet aynen bu resim fazlasıyla konuşuyor. İçinde ki sevgi ve korku eşit. Kaybetmekten korkmak ve aynı anda da cesur olmak. Ve de imgelerin anlamları falan derken resmin içinde kendimi ve güzeller güzeli kızımı buldum sanki. Vurdu geçti derler ya. Yalnız ikimiz varız. Birbirimize sarılmışız… Aslında bizim bütün fotoğraflarımız bu sanat eserinin sadece bir kopyasıydı. Biz ikimiz. Başka kimse yok.

Baktıkça bu resme içimden kopan duygularımın bir daha asla aynı yere oturamayacağı gerçeği ile de yüz yüzeyim. Kan kaybettiriyor resmen bütün bu hislerin toplamı. Olsun diyorum kendine sarılmayı öğrenirsen zamanla iyi bir öğretmen olacak ve aynısını ona öğreteceksin. Peki, neden ona kendine sarılmayı öğretmeli ve kodlamalıyım ki… İlla ki güçlü olması için kimseye güvenmemeyi mi öğrenmesi gerek?

İşte burada durun çünkü burası çok önemli.!

Kadınlar kendinden bir parça dünyaya getirmeden önce sadece kendini düşünüyor. Şimdi ki modern zaman için kuaför, alışveriş, sosyal hayat vs tabii bazılarımız hariç :).
Ama ne zaman ki kendinden bir parça dünyaya getirdiği an, artık kendini düşünme kısmı ortadan kalkıyor ve başlıyoruz ilmek ilmek karşılıksız fedakârlıklara… Bu yol uzun, bu yol durmayı kabul etmez, bu yol çoğu zaman dikenlidir hele de yalnız bir kadın olarak yola çıkmışsan dikenleri bile bal kıvamında yer yutar susarsın…

Sırf bu yüzden “feda” ve “kar” olarak ayırmış olduğum bu kelimenin anlamının ne derece ağır olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Bütün bunların bilincinde olmadan, sadece koruma içgüdüsüyle bu duyguları aşılıyoruz evlatlarımıza. Bugünlerin yarınları var diye…

Fedakârlık etmenin için de “kar” etmek var. Biri feda ederken, diğeri kar edecek… Ne kadar acımasız görünse de hayat böyle işte.

Gelelim bugünlerin dünlerine…

Benim için bugünlerin dünlerinde hiç böyle masallar ve hatıralar birikeceği düşüncesi yoktu. Nasıl olsun ki? İnsan gerçek dışı ve imkânsız derecesinde olmasına ihtimal vermediği şeylere inanır mı? Ama ne olur sonunda, olacak olan illa ki olur sen inansan da inanmasan da. Şartlar ve koşullar her an değişebilir kader buna hep razıdır. Hazırlıklı olmalı ve şeytanın çoğu zamanın şaşabileceğini bilerek hatalarına yenisini katmalısın eğer ki çok ısrarcıysan…

Ancak olanların karşısında ki duruş ve son resim hep önemlidir. Çünkü ilk hatırlanacak olan hep o duruş/duruşsuzluk ve son görüntü hatıradır. Bunlara rağmen başımıza gelen ani ve şok etkisi yaratan olaylara karşı genelde tepkili olur ve sancılı bir sürece sürükleniriz. Tıp bu sürecin 12-18 ay arasında son bulduğunu söyler.

Peki ya geri kalan kısımda son bulmayacak ve asla sonlanamayacak olan “dersimizin” ikinci kısmı ne olacak.?

İşte tam da orada normal ve aklı başında bir insan olarak şunu soruyorum kendime.
Elindekinin değerini bilmezsen gözlerin neden dolar?

Hayat bize ısrarla büyük lokma ye büyük söz söyleme der. Bunun sebebi söylediğin ve eyleminde ısrarla bulunduğun olayların hepsi senin sınavın olarak karşına çıkacaktır. Söylediğin her söz, evren de bir yer tutar ve bulunduğun her eylemde karmik bir bağ kurarsın. Yani ne ekersen onu biçersin.

Her ne şartla hayallerimizden ve kendimizden olan parçamızın kaderinden edildiysek bir şekilde buna sebep olan her birey bunun sancısını elbet çekecektir.

Bugün elinizdekilerin kıymetini bilmezseniz yarın başkasındakine gözleriniz dolsa kaç yazar. Önemli olan sizden olana sahip çıkmak ve emek vermek değil mi? Bunun dışında ki sahip olduğunuzu iddia ettiğiniz her duygu gerçek hayatta değerini bilmediğiniz esas duygularınız için samimiyetsiz olarak kayda geçer gider….

Son olarak ölüm değilse bizleri ayıran, gerçekten ortada büyük bir yazık etmişlik olarak kalacak ve de ömür boyunca da içinize hiç sinmeyecek o duyguyu taşıyacaksınız.
Bir gün aynı şekilde muamele görmek istemiyorsanız kimseyi kendi hayallerine küstürmeyin.
Bir şeyin sebebi olmaktansa orada hiç olmamak daha kalıcı bir çözüm var oluşunuz adına.

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

 

 

 

 

 

Lauren Jauregui – Expectations