Vazgeçilmez Nostalji Kasetler

“Yeni kasetime çok güzel şarkılar hazırladım” diyen birçok ünlü Türk sanatçımız sayesinde sıkça duyduğumuz, kutusunu açarken jelatininin tırnak kırdığı o güzel kutu…

80 ler kuşağında doğunca plakların sonuna kasetlerin doğuşuna şahit olduk ister istemez. Ama iyi ki de o kuşağın çocukları olarak dünyaya gelmişiz diyorum. Teknolojinin her seferinde önümüze sunduğu yeni bir sürprizi denemenin eşsiz zevkinden bahsetmek mi yoksa buna ters oranla bu zevkten hızla sıkılmamız mı diyelim durumun sıkıcı hale gelmesine…

İlk dinlediğim kaset koleksiyonumun ilki Phill Collins ve Michael Jackson dan start alarak başlamıştı. Çok küçüktüm ama deliler gibi müziğe âşıktım. Bilenler nasıl sağlam bir müzik kültürüm olduğunu da çok iyi bilirler.

80 lerde doğmak 40 ları bilmemek anlamına gelmiyor sonuçta müziği sevdikten sonra ne kadar geçmişte yaşadığınızın bir önemi yok. Bugün ki halim o günlerden gelmekte.

 

Teknolojiyle beraber her türlü bilgiye ve veriye bu kadar kolay erişebilmenin bir nimet olduğunu inkâr etmiyor olsam da, eskisi gibi kaseti başa sarmak deyimini yaşamayı da özledim.

Bir zamanlar hala çok severek hatırladığım o tatlı hatıralardan biri de, yazlığa gitmek üzere yola koyulmuştuk sene 1996 ydı.
Arabanın kasetçaları bozuldu ve Ankara – Çeşme arası aşağı yukarı 8 saat falandı. Biz o yolu baş son Levent Yüksel dinleyerek vardık. Tabii yazlıkta da durum aynı her saniye Levent Yüksel…

Şimdi kel alaka bir yerde, bir başkası bile o şarkılar okusa insanın yüreği cız ediyor. Biz gerçekten şanslıydık. Biz güzel günleri, canlı müziği, sanatçıların en verimli olarak ürettiği zamanlarda büyüdük.

Her neyse bu yazının sonu çağın kanayan yarasına dönüşür ve ben kalemi bırakamam sonra konu başlığından sapmasın diye… Kısa kesmek istiyorum. Hala elinizde bu değerli nostaljik albümlerden varsa sıkı sıkı sarılın. Niye mi? Linklerde de içerikleri görüntülediğinizde önünüze çıkacak olan şu an kasetleri toplayan “geçmişin müdavimleri” dediğimiz koleksiyonerler var ve bazı albümler gerçekten ciddi bir miras değerinde tekrardan alıcı bulabiliyor.


Aslında hem biraz geçmişe özlemi hem de Ağustos’a hoş geldin diyerek kalemimi elime almıştım, yazıma başlamadan önce ama tabii ki bunları anlatınca gene her şeyin ne kadar güzel olduğu duygusu yerleşti. Bunları yaşamış olmak bile bu dünyada artıdır. 80lerde 90larda eğer diskoda dans edebilmişsen, spor ayakkabıların disko topunun altına ritim tutmuşsa, Lambada nedir biliyorsan, Moonwalk seviyorsan, Gipsy Kings’ten sonra İspanyol müziğinin çingeneleşmiş yani sokak gitarcılarının versiyonlarını biliyorsan… Daha fazla yazmasam daha iyi… 🙂

 

Çok sevin, çok âşık olun.

Ağustos bam başka bir ay hele hele bu sene için en rahat nefes aldığımız süreye girdik desem yalan olmaz.

Bütün yazınız güzel geçsin…

Hep sevin ve de sevilin…

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

 

 

#1ağustos
#yeniaşklar

 

Okumanızı tavsiye ederim♣
www.sabah.com.tr/pazar/2018/08/19/kaseti-basa-sarma-donemi
www.iha.com.tr/haber-bazilari-icin-hala-vazgecilmez-nostalji-kasetler-792437/

Aylardan Temmuz…

Yazın tam ortası ve de heyecan konularının odak noktası. Âşıkların tanışma zamanı.
Tatil zamanı…
Ara verme zamanı…
Bazen uzaklaşmak bazen de yeniden olma zamanı…

Benim Yen-Geç olma nedenim…

Çok heyecanlıyım, çocukluğumdan beri bana mucizeler getireceğine inandığım doğum ayım…
Ve ne tesadüf ise ben bir ay kızıyım.

Ay ne şekle girse sanki bedenimin aynı renklere ve bulanıklığa büründüğünü hissederim. Az şeyden etkilenirim ama gökyüzü benim için milyarlarca yıldızın bir bütünü olarak değil, tam olarak beni yansıtan parlaklığın ta kendisi.

Bir sürü anlamı ve manası var Temmuzun bence bu yazı da burada kalmalı…

Tammuz veya Tamuz Arapça تمّوز Tammūz
İbranice תַּמּוּז;
Akadca Duʾzu, Dūzu
Sümerce Dumuzi bir Babil tanrısı…
Babil Tanrılarını merak edeceğinizden;
İamat: Ulu Tanrıça veya Ana Tanrıça, Toprak Ana, tüm yaşamı besleyen, Apsu’nun karısı, Anşar ve Kişar’ın annesi, tuzlu suların efendisi olarak adlandırılır.
Mummu: Tiamat ve Apsu’nun oğlu, sislerin tanrısı olarak adlandırılır.
Anşar: Tiamat ve Apsu’nun oğlu, Kişar’ın ağabeyi ve kocası olarak adlandırılır.
Kişar: Tiamat ve Apsu’nun kızı, Anşar’ın kızkaresi ve karısı olarak adlandırılır.
Enlil: Yeryüzü ve gökyüzü arasındaki havanın tanrısı olarak adlandırılır.
Ea: Anu’nun oğlu, Damnika’nın kocası, Marduk’un babası ve Apsu’dan sonra tüm tanrıların ve tatlı suların efendisi olarak adlandırılır.
Damnika: Ea’nın karısı ve Marduk’un annesi olarak adlandırılır.
Marduk: Ea ve Damnika’nın oğlu, en akıllı ve yetenekli tanrı, tüm tanrıların efendisi oldu olarak adlandırılır.
Kingu: Marduk’a karşı Tiamat’ın güçlerini yönetir.
Sin: Ay tanrısı, Şamaş’ın babası olarak adlandırılır.
Şamaş: Sin’in oğlu, Güneş tanrısı. Zayıfları, haksızlık yapılanları ve gezginleri korur.
Babil dini Semitik bir dindi. Şehir tanrıları olarak başlayan Sümer tanrıları Babil panteonunda çeşitli roller üstlendiler:
Anu: Yaratıcı tanrı
Enlil: Rüzgar tanrısı
Ea: Su tanrısı
Nana: Ay tanrısı.


Samiler bu tanrılara güneş tanrısı olan Şamaş’ı ve bereket tanrıçası İştar’ı ekledi. Babil şehir tanrısı Marduk ise panteondaki tanrıların kralıydı.

(Tam/Dam) kökünden türemiştir. Sümerlerde Dumuzı veya Damuzı olarak yer alır ve anlamı güvenilir veya oğul demektir. Türkçe de Dam/Tam yani ahır ile bağlantılı bir anlam kazanmıştır.

Türk ve Altay mitolojisine de Tamız (Tamus, Tammus, Tamıs, Dumuz, Dumıs) Han olarak geçmiştir. Sümer kökenlidir.
Türk coğrafyasının büyük kısmında adı yaz aylarından birisine verilir; Temmuz, Tamız, Tamıs gibi…


Çoğu zaman Ahır hayvanlarının ve/veya Çobanların ya da kırsal hayatın, ekinlerin ve hasadın koruyucusu olarak görülür.

Damızlık sözcüğü, Damız (ahır) sözcüğüyle olduğu kadar bu isimle de bağlantılıdır ve Tamız Han için ayrılan hayvan demektir.
Sümer mitolojisinde çoban görünümlü olarak betimlenir.

Sümerce adı Dumuzi, 12 Hayvanlı takvimde de yer alan Domuz ile bağlantılı görünmektedir.
Ünü tüm Ortadoğu’ya yayılmıştır.

Temmuz ayı ismini bu tanrıdan almıştır. Babil’de Temmuz ayı tanrı Tammuz’un onuruna kurulmuştur.

Tammuz’un kökeni Sümer çoban-tanrı, Dumuzid veya Dumuzi’dir. Dumuzi İnanna’nın eşiyken, Akadlar’da İnanna’nın dengi olan İştar’ın eşidir.

Antik Suriye inancındaki Adonis, ki daha sonraları Yunan panteonuna da girmiştir, buradan kök almıştır.

Temmuz, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 7. ayı olup 31 gün çeker. Yaz mevsiminin 2. ayıdır.

Eski Türkçede “tamu-z” “çok sıcak, cehennem” sözcüğünden, Sümerce/Sumarca/Sümmerce/Suomerce bereket tanrısı bir Tammuz sözcüğünden gelmektedir.
Süryanca/Süryanice temmuz sözcüğü aynen Türkçeye geçmiştir.

Türkçede bu aya “orak ayı” ya da “ot ayı” denir.

Gregoryen takviminde bu aya, Roma İmparatoru Julius Sezar’a ithafen July adı verilmiştir.
Daha önceleri, Mart ayından başlayan Roma takviminde beşinci ay olduğu için Latince Quintilis olarak adlandırılmıştır.
İrlanda takviminde Temmuz, Iúil olarak adlandırılmıştır ve yaz mevsiminin üçüncü ve son ayıdır..

SEVGİLERİMLE, 
MERVE♥

♥♥♥♥

 

 

Kaynaklar
Dünya Mitolojisi, İmge Kitabevi İstanbul, Ağustos 1998
http://mitolojik.tripod.com/babiltnr.htm
http://tammuzi.blogspot.com/2013/10/tammuz-temmuz-vikipedi.html

Sorun SENDE!
HAYIR! Sende .!
Tamam Bende…

 

Yazı yarılamışken sevgili arkadaşlar ve birçoğumuz form tutkunu olduğundan, şu sıralar bedenine iyi bakıyor en azından bakmaya başlayanlardan biri olarak yazıyorum işte…

Merak etmeyin şimdi size harika bir diyet tarifi vermeyeceğim benimkisi masum bir yazı olarak burada duracak… 🙂

Bedenlerine bu kadar iyi bakan insanlar acaba ruhlarına da aynı şekilde bakıyor mu diye düşünmüyor değilim. Mutlak suretle beslenmenin bir sanat olduğuna inanan biri olarak, kavgayla beslenenlerinde git gide çoğaldığını fark ettiğim bir yaş skalasındayım diyelim.
Yani demeyin bana “aaa günaydın” diye. Ben bunu yeni tecrübe edenlerdenim diyorum masumum :).

Skala yabancı bir sözcük ve özellikle seçtim. Neden mi? Buyurun o halde okuyun…

Skala, genellikle ölçü aletlerinde ki gösterge çizelgesidir. Yaşımın bir ölçüsü olmadığından yani daha doğrusu yaşımın insanı olarak görmediğimden kendimi ben bunu yeni öğrendiysem artık…

Yıllardır ruh 60-70 diye dolaşıyordum bir de ortalarda. E tamam işte her gün yeni bir bilgi fena mı yani diyeceğim tam ama o türden bir bilgi değil bu. Oldukça ruhu yoran bir bilgi. Çünkü ben ruh 70 gibi sanırken kendimi, bir baktım ki bu şekilde beslenen ve ruhunu çökerten ve nefes alan karakterler var.
Aman tanrım neredeyim ben demek geliyor içimden ama tabii dünya hoş bir yer bence. Başka gezegenleri de görmeden yazamam bir şey :).

Neyse işte böyle yaza kendimizi formda ve sağlıklı besinlerle hazırlarken aklıma geldi bu şekilde beslenen arkadaşlar. Ondan bir yazayım dedim. Kötü de etmedim bence.

Bir ara enerji vampirlerinden söz etmiştim. İşte tam orada bu yazı hazırlanıyordu aslında ama henüz pişmemişti sizi besleyemedim özür dilerim.
New age tabir ile gerçekten bu tiplere “enerji vampirleri” deniyor. Ya iyi de ben çok severim vampirleri keşke onlara kıymasalardı. Neyse şimdi bu vampircikler sürekli kavga çıkartırlar ve bir bakarsınız hiç bir şey olmamış gibi gelip size sarılı verirler. Anlayamazsınız mümkün değil. Çünkü bu onların yaşama şeklidir. Ve gerçekten ruhlarını zinde tutar bu kavga etme eylemi. Durmazlar susmak bilmezler. Çıldırırsınız ve sonun da olan olur. Ve de suçlu bir bakmışsınız siz olmuşsunuz. Korkmayın hiç sorun yok. Eğer bunlarla yaşamaya alışkın hale gelmişse ruhunuz formülü söylüyorum. Hak etmediğiniz halde suçunuzu kabul edin 🙂 niye yoksa susmaz bunlar. Ses çıkarmayın demiyorum çıkarsanız ne olur diyorum.

Yani öyle vahim ki bu durum en zayıf halka konumunda ise çıkartın gitsin diyeceğim ama ya çıkartılamayacak kadar kalın halka olmuşsa… İşte orada reçete belli bırakın suçlu siz olun, ne fark eder 5 dakika sonra unutacak yaptığını başka şey arayacak ve biliyorum hiç kolay değil ama bunlarla yaşamakta bir sanat unutmayalım. Sanata destek vererek siz de bir ruh kurtarabilirsiniz tabii işin dozu çok kaçmamışsa… Yani hala umut vardır belki.

Ama bir gerçek daha var ki o da şu olumsuz insanlar asla ikna edilemezler. Sorun sende dersin, hayır sende der ama sen de dersin o gene hayır sende der. Yani bu böylesine bir çıkmaz sokaktır. Asla onları ikna etmeye falan çalışmayın, nafile nefesiniz tükenir. Sonra hevesiniz ve en sonunda da sevesiniz…

Yani bir şeyi sadece olduğu gibi kabul etmek bence oldukça zararsız bir sevme biçimi. Ama buna asla kişilik haklarının ihlal edilmesini dâhil etmiyorum. Tabii ki birini olduğu gibi kabul etmek kolay ama “o” biri eğer öylesine de “biri” değilse işiniz zor diyorum. Sizi sonunda kendinizden bezdirene kadar uğraşacakları için bir köşe de sessiz sessiz kabul de etseniz maalesef bu tarz insanlar her şeyi dışsallaştırırlar. Kabahatin kökeni hep başkalarındadır onlar için ve kendileriyle yüzleşmek oldukça zor bir sanattır. Bu sebeple durmaksızın üstünüze gelen adeta “White Walker” edasıyla çoğalır onların olumsuz düşüncüleri ve eylemleri.

Hâlbuki pozitif yaşama biçimi kadar güzeli yok. Bir insanın kahkahasından bile yeri gelir etkilenir kafanızı çevirir bakarsınız. Hiç tanımadığınız bir yaşam belirtisidir o. Yaşadığımız dünya yeteri kadar stresli ve zorlayıcı etkiler altında bir de bu ruhlarla uğraşmak zor iş.

Küçük detaylarda büyük değişiklikler olacağına çok inanan bir insan olarak gene de umut hiç bitmemeli. Görüntüye başkaları bile girse inanın ki sarsılma anı insanın değişiminin başladığı andır.

Herkese Güzel Hafta Sonları Diliyorum…

Sevgilerimle,
Merve♥

 

 

 

 

 

Don’t waste your time with explanations, people only hear what they want to hear.

Paulo Coelho

 

 

 

Hiç bir şeyin tesadüf olmadığını bilen ben, her şeyin olması gerektiği gibi şekil aldığına inanan ben ilk kez böylesine arka arkaya tesadüf kelimesinin gerçeğinin dışına çıkarak “olmaz böyle şey” der gibi bu hikâyeyi fazlaca duydum son zamanlarda…

Çok uzaklardan bir ses, bir güzel enerji olsa gerek kendisi… Bana bu senenin son sürpriz doğaçlama tanımını yaparak Anka Kuşu’nun hikâyesini hatırlattı…
Bende bu senenin son güzel yazısını bu betimlemeden çok etkilendiğim için böyle yazarak kapatmak istiyorum.

Küllerinden doğan yani, Zümrüdü Anka kuşu öleceğini hissettiği zaman kendisine ağacın kuru dallarından bir yuva yapar ve hiçbir zaman ne olduğu anlaşılmayan bir yapışkanla yuvayı sıvar, yuvanın içinde ölümü bekler.

Ta ki güneş bütün görkemiyle ortaya çıkıp, kuru dalları yakıncaya kadar… Simurg oluşturduğu yuvada yanarak ölür ve küllerinden yeniden doğar.
Bu kısır döngü sürerken, kuşların başına bir gün öyle bir talihsizlik gelir ki, Simurg’tan yardım istemeleri gerekir. Birden Simurg’un uzun süredir hiç görünmediğini fark ederler. Öyle çok beklerler ki yuvasından çıkıp havalanacağı anı. Sonunda umudu keserler. Tam her şeyin bittiğini düşündükleri bir anda, çok uzaklardaki bir ülkede, Zümrüdü Anka kuşunun kanadından bir tüy bulunur. Umutları yeniden yeşeren bütün kuşlar, birlik olup Simurg’un yuvasına gitmeye karar verirler.

Ancak Zümrüdü Anka kuşu yuvası, etekleri bulutların üstünde olan, görkemli Kaf Dağı’nın tepesindedir. Oraya ulaşmak için, yedi dipsiz vadiyi geçmek gerekmektedir. Bu vadiler öyle zorludur ki, yolda bir sürü kuş kaybolur.

1. Vadi: İrade vadisi
Burası kuşlar için bir cennettir. Aradıkları her şeyi irade vadisinde bulurlar. Bir anda her şeyi isteyebileceklerini fark ederler. Sınırlar yoktur. Zevke, sefaya, bütün emellerine kavuşabileceklerdir. İnsanları anlatan masallardaki gibi; çalışmadan, uğraşmadan mevki makam sahibi bile olabileceklerdir.
Öyle çok kuş vadinin sihrine kapılır, öyle çok şey ister ki, bu vadide bir sürü kayıp verilir.

2. Vadi: Aşk vadisi
Vadiye girince bütün kuşların gözünü bir sis kaplar. Gördükleri biçimsiz şekilleri, taşları, odun parçalarını, birer sülün, birer kuğu sanarlar.
Gözleri kör olmuştur. Kapılırlar, sürüklenirler ve gözden kaybolurlar.

3. Vadi: Cehalet vadisi
Bu vadide her şey güzel gelir gözlerine. Anka kuşunu bile unuturlar. Nereye gittiklerinin hiç bir önemi yoktur.
Orada da gökyüzü, burada da gökyüzü… İlginç nesneler görürler, ancak ne olduğunu sorgulamazlar. Önemsemedikçe düşünmemeye başlarlar.
Düşünmedikçe unuturlar Unuttukça yükleri hafifler ve artık amaçsızca gülümsemeye başlarlar

4. Vadi: İnançsızlık vadisi
Vadiye girdiklerinde birden her şey anlamını yitirir. Simurg’u bulmanın hiç bir şeyi değiştirmeyeceği inancına kapılırlar.
Kesin öleceklerini iddia edenler, Simurg’un çözüm bulamayacağını söyleyenler, bu kadar yolu boşa geldiğini, emeklerinin boşa gittiğini düşünenler vardır. Kanadı yaralanan bir kuşun aşağıya düştüğünü, hepsinin başına aynı şeyin geleceğini bağıra bağıra söylerler.
Tüm bu olanlardan sonra kuşların birçoğu yolu tamamlayamayacaklarını ya da tamamlasalar da hiçbir işe yaramayacağını söyleyip geri döner.

5. Vadi Yalnızlık vadisi
Vadiye giren bütün kuşları korku salar. Bulundukları yerde sadece kendileri varmış gibi endişeye kapılırlar. Acıkan sadece kendi karnının doymasını düşünür.
Tek başına avlandığı için de başarılı olamayıp daha büyük hayvanlara yem olur. Her biri kendi başına hareket etmeyi seçer ve yönünü tek başına bulmaya çalışır.
Kendilerini kimse yokmuş gibi, yapayalnız hissederler. Milyonlarca kuşun aynı amaç için uçmakta olduğu akıllarının ucundan bile geçmez.

6. Vadi: Dedikodu vadisi
Kuşlar, vadiye girdiklerinde her köşesinde fısıltılar duyulmaya başlarlar. En arkadaki kuş, Simurg Anka’nın yeniden doğuşta tüylerinin yandığını söyler. Öndeki kuş bunu duyar ve yanan tüylerin tekrar çıkmadığını söyler.
Bir öndeki kuş bunu duyar, yanan tüyleri çıkmadığı için Anka kuşunun gizlendiğini söyler.
Bir öndeki kuş bunu duyar, morali bozuk olduğu için Simurg’un, saklanırken, onu görenlere zarar verdiğini söyler.
Daha öndeki kuş bunu duyunca, herkese zarar veren Simurg’un, dayanamayıp kendini öldürdüğünü söyler.
En öndeki kuşa, gitmeye gerek kalmadığı, Simurg’un toprak olduğu bilgisi gelir.
Birçok kuş söylentilere inanarak geri döner.

7. Vadi: Ben vadisi
Bütün kuşlar ‘’Ben’’ vadisine girer girmez, içlerinde değişik bir his uyanır. Kimi diğer kuşun kanadını eleştirmeye başlar, bir diğeri her şeyi bildiğini iddia eder. Yanlış yoldan gidiliyor diye kargaşa çıkar. Her kafadan bir ses çıkmaktadır.
Herkesin fikri vardır ve hepsi de söyleyen için doğrudur.
Sanki milyonlarca farklı yol varmış gibi…
Hepsi en önde lider olmak ister, öne geçmek için birbirlerini ezip dururlar. Ta ki vadiden çıkana, “Ben”den uzaklaşana dek…

Ve nihayet vadiden Kaf Dağı’na vardıklarında, dünyadaki bütün kuşlardan geriye sadece 30 tanesi kalır.
Zorlu vadilerden geçen bu 30 kuş, yuvaya vardıklarında Zümrüdü Anka kuşunun “otuz” demek olduğunu öğrenirler. Yani kalan kuşların hepsi Simurg’tur.

Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: “Si”; “otuz” demektir, murg” ise “kuş”. Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki; “Simurg – otuz kuş” demekmiş. Onların hepsi Simurg”muş. Her biri de Simurg’muş. 30 kuş, anlar ki, aradıkları sultan kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.

Kurtarıcı, bilge, mükemmel kuş; bu yedi vadiyi geçen kuşların tamamıdır.
İradesine hakim olan, körü körüne bağlanmayan, düşünen, kendini geliştiren, kendine ve başaracağına inanan, hep birlikte hareket edilmesi gerektiğini bilen, yalnız olmayı tercih etmeyen, dedikodu yapmayan ve en önemlisi egosunu eğiten kuşlar Simurg’tur.

30 kuşun aradığı kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.
Anka’nın en yaygın özelliği, kimseye muhtaç olmadan kendi başına yaşadığı için kanaati temsil etmesidir.
Bundan kinaye olarak kanaat sahiplerine “ankāmeşrep”, “ankā-tabiat” denir.

Kaf Dağı gibi efsanevî bir yerde yaşadığı için bu kelimeyle birlikte çeşitli şekillerde kullanılır.
“Kāf-ı kanâat beklemek” tabirinde görüldüğü üzere kanaat sahibi ve alçak gönüllü, her şeye ve herkese eğilmeyen, kimseye minnet etmeyen, uzlete çekilmiş kişileri ifade eder:
“Cîfe-i dünyâ değil kerkes gibi matlûbumuz
Bir bölük ankālarız Kāf-ı kanâat bekleriz”
(Fuzûlî)

İsmi var cismi yok olduğu için bu sıfatla anılmak istenen şeyler için de kullanılır:
“Bî-vücûd olmak gibi yoktur cihânın râhatı
Gör ki sîmurgun ne dâmı var ne de sayyâdı var”
(Râgıb Paşa)

Yine bu özelliği sebebiyle kimseden bir şey beklemeden darda kalan herkese yardım eden bir varlık hüviyeti kazanır.
Kaf Dağı’nı aşabilmek ve göğe yükselebilmek için Anka’ya binmek gerekir.
Bu bilgiler alıntı olmakla beraber yazılı arşivlerdir…

Merve’den…

Gerçek bir yolculuk nedir, nasıl yapılır diye yıllarca düşünüp hep gezdiğim ülkeleri birer birer kayda aldım. Bazen yazıya döktüm sonralarda resimlemek istedim… Ama kendimi her zaman biraz eksik biraz da ayak bastığım yerleri unutarak geçirdiğimi hep hissettim…

Köklenmek veya tam tersi bir his içinde geçirdiğim zaman dilimi bana kalemi kâğıdı hiç bıraktırmadı. Hep yazdım hep. Sonunda da ortaya benden bir ben çıktı.
Kalben hep bilirsiniz bir yerlere ait olmak duygusu ne denli insanı yoran bir histir.
Benim için tam da bu kelimenin hüküm sürdüğü bir senenin sonundayım artık.
Ve kendime söylediğim birçok güzel şeyin içinde artık nereye ait olmadığımı bilmekte var. Ve nerede mutlu olacağımı da.

Çok uzak sayılmasa da yine de uzaklardan bir ses bana bu hikâyeyi beni benle yüzleştirerek hatırlattı.
Bunu duyduğum an “küllerinden doğmak” ne tatlı bir deyim diye düşünmüştüm.
Ama sonrası bunu düşünmekle geçirdiğim zaman dilimi hiçte öyle değildi.

Bana tekrardan beni hatırlattı. Ne zamandan beri ben nerelerdeydim, neden gitmiştim ve neden uzak kalmak içime böylesine işlemişti…
Bunlar birer soru olarak burada kalacak olsalar da benim için hepsinin artık güzel bir cevabı var.
Aradığın kendinsindir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.

Bu yolculukta bana şu saniyeye kadar eşlik eden yer yer kanadımı kıran, bazen de bana tekrar uçma isteği veren her bir enerjiye ne kadar teşekkür etsem az.
Bazen nedenlerin içinde kaybolmanın bile müthiş bir birleştirici gücü var.

Bunları burada yazsam bile yeterli olamaz…
Ama ben yolumu kendime çevirdim ve artık bütün su buradan akacak yani ben bana hoş geldim.

2018’de yaşadığımız bütün iyi, kötü olan her şeyi sevgiyle uğurlayalım.
Yeniye daha güzele açalım kalbimizi♥
Herkes mutlaka bir gün kendine döner diyelim…
Ve gelecek sene ( birkaç gün sonra ) 2019 için hepimize bol sağlıklı ve huzurlu aşk dolu bir yıl olmasını diliyorum…

Uzakta ki ses sana çok teşekkür ederim.
Bir söz bin nasihatten değerli işte.
Kırılma noktası ve hazırız…
Harika bir sene olsun hepimize…

#2019

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

Sevgili Vikipediğiciğimden…
Simurg veya bir diğer ismiyle Zümrüdü Anka efsanevi bir kuştur. Pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer Doğu mitoloji ve efsanelerinde de yer edinmiştir.
Sênmurw ve Sîna-Mrû diğer isimlerindendir.
Ayrıca zaman zaman sadece Anka kuşu olarak da anıldığı olmuştur.
Sênmurw (Pehlevi) ve Sîna-Mrû (Pâzand) diğer isimlerindendir.

Aşk Layık Olanda Kalmalı adlı çalışmam 🙂

Bana göre hayatın anlamı diyerek girerim yazıma.
Yaz demişken ne güzel geçti gitti değil mi? Hayatımda en çok bu yaz mevsimi için bir yerlere tekrar yaşanacak notu iliştirdim!

Hadi konuya girelim sabırsızlanıyorum…

Aslında felaket heyecanlıyım çünkü çok yakında uzun süredir turşu gibi beklettiğim kitabımı hayata geçiriyorum. Niye bu kadar bekledim diye herkes kızacak merak etmeyin cevabı ikinci kitapta…
Bu başlık biliyorsunuz harika bir İlhan Şeşen şarkısıydı. Sanırım ikinci bir sesten sene 2000 de dinlemiştim.
O zaman da şu an ki duygulara sahip olmayı ne çok isterdim tabii aynı beden ve ruh değişim geçirmeden edinilmiyor tecrübeler. Bunu da öğrendiğimizden ah kafam ah diyecek zamanımız yok artık.

Aşk dedim değil mi?

“Bir şeye sahip olmak değil, layık olmak önemlidir.”
Diyor Erich From

Bence anladınız 🙂
Sizi aşka layık görmeyen tipler var ya bu yazım onlara aslında. Hatta üstüne alınan değil herkesin bir tık alması gereken bir mesaj var burada.
Öyle havalardan mı bilemiyorum işte bir şey oldu gitti insanlara. Herkes ayrılıyor. Boşanıyor. Terk ediliyor. Terk ediyor. Buna kimisi iş hatta bazısı proje diyor. Şaka gibi değil mi?
Neyse gökyüzüne haksızlık etmek istemem elbette ama kendisine saygısızlık ediyoruz. Bunca güzel ve parlak yıldızın içinde neden gidip en denk olmayanına tutuluyoruz derseniz eğer…
Bakınız Büyükayı 🙂 – Küçükayı 🙂 2’ye ayrılırlar aralarında ki farkı sorarsanız onunda yakıştırmasını siz yapın derim.
Benim en sevdiğim app lerimden biri olan SkyViewLite yoksa edinin derim. Gökyüzünü rahatlıkla izleyebiliyorsunuz. Bütün yıldızların isimleri, açılar derken tabii kafanız karışacak baştan söylemedi demeyin.

Nerede kalmıştık…
Büyükayı ve Küçükayı hmmm bunlar 2 adet işte göründüğü gibiler. Bir de diğer yıldızlar var ki onlarda gayet güzeller. Üstelik bunların hepsi de aynı takımdalar. Bir diğer yazıda ki gibi rekabet temalı birliktelikleri yok.

Peki, neden seçimlerimizi bize daha kendini sevdirmeden, üstelik layık olma kategorisine girmemişlerden yana yapıyoruz ki? Çünkü en iyisi diye bir inanış var onun peşinde herkes.
Hayır, öyle bir şey yok. Herkes iyi ya da kötü, az veya çok hemen hemen aynı. Elbette keskin farklılıklar bariz var ama en iyisi diye bir seçim sadece hüsranla sonuçlanır.
İyi diye seçilenle mutlu olunmaz, gider beterine tutulursun falan bu böyle başından zincirleme kaza. Uydudan bakın oradan bile görürsünüz.
Aşk öyle güzel bir duygudur ki bunu asla kalıplar içinde yaşayamazsınız. Bir kıvılcım yeter bir “an” ‘ı ölümsüzleştirmeye… Asla altını üstüne bakmazsın. İşte bunları öğrenmişken bile kendini hala şanslı sayanlardanım ben ama gene de şunu söylüyorum bazı deneyimler ne kadar acı hatıralara kendini teslim etse de insan vaz geçmiyor. Tekrar tekrar aynı duyguya hem de çok hızlıca bürünüyor.

İşte tam olarak görüntüye biri girmek üzereyken sahip olmaktan çok layık olmanın ne denli değerli olduğunu hatırlatmak istedim.
Çünkü en hazin sonlar bile bu şekilde inşa edilmiş bir düzen üzerinde vedalaştığında diğer vedalardan farklı olduklarını göreceksiniz.
Ne demişler aşığın kalitelisi vedada anlaşılır…

 

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

Kısa Kısa
Erich Fromm, Yahudi kökenli Almanya doğumlu Amerikalı ünlü bir psikanalist, sosyolog ve filozoftur.
Büyükayı, takımyıldızı, modern 88 takımyıldızdan biridir. Kuzey yarım küreden tüm yıl boyunca görülebilir. Callisto efsanesiyle ilişkilendirilir.
Küçükayı, Ursa Minor ya da Küçük Ayı takımyıldızı, modern 88 takımyıldızdan biridir. Büyük Ayı takımyıldızı “Büyük Kepçe” ye çok benzeyen “Küçük Kepçe”, gerçekte tam bir takımyıldız değildir.

Deneme, deneyim, sınama.
Görmüş geçirmişlik, görgü.
Eş anlamlısı çok olsa da benim ağzıma en yakışanı TECRÜBE.

Ne de olsa yatıp kalkıp şükrettiğim yegâne okulum yani burası “hayat okulum” içinde ki bitmek bilmeyen dersleri ile sürekli öğrendiğim ve bitmeyecek olan sınavlarımın baş harfleri.

Sözlüğü açıp bakınca başka bir şey çıkmıyor karşınıza zaten. Bir de çok şeker sosyal medya alıntıları var ki “zaman insanları değil armutları olgunlaştırır” gibi gibi…
Yani meyvenin bile olgunlaşmış olanını tercih ederken bu kadar zamana bırakamadığımız meselelerle neden iç içeyiz? Bu sorular benim kendi iç muhakemem de gün içinde milyon defa sorduğum sorular desem yalan olmaz.

Gerisi zaten size ait olanlar. Zamanla edindiğiniz ya da aynı yerden gelen zalim sorular. Veremediğiniz sinsi cevaplar silsilesi :). Hayat böyle olmasa zaten yeterince sıkıcı olurdu. Aynı dizi misali bir bölüm sonra olacaklara tahmin yürütmek bir kenara, ne zaman hayatınız dizi tadında geçiyor inanın bana şanslısınız…

Ya monoton ve yemek yiyip uyumaktan başka yapacak bir şeyiniz olmasaydı? Bunların bile neden olduğuna teşekkür etmek lazım.

Olayları ve anıları dramatize edenler bizleriz. Bazen tekiz bazen hepimiziz. Ama sonuçta olayların kendi halinde kalmasına izin veriyor olsak, orada öylece kalacakken maalesef vermiyoruz ve iyi yönetemiyoruz.

Sonra “ben hatalıyım” demek büyük bir erdem haline geliyor ki daha ben bu sözü olayların sıcaklığında söyleyenine rastlamadım.
Her neyse ki bir zaman sonra bile söyleyene şapka çıkarıyorum.

Sevgili tecrübeye, bir taraftan hayatın bize öğrettiklerini unutmama sanatı da diyebiliriz. Acıların bizi istemediğimiz kadar olgunlaştırdığını düşününce ben buna sanat demeyi çok görmüyorum. Her birimiz yeterince sanatçıyız. Kimileri ünlü, kimileri ünsüz sanatçılar.

Oturduğumuz yerde değil de, yaş aldıkça ve hatalarımızla güzelleşebilmeyi öğrenmeye tecrübe diyorum.
Oradan biri çıkar da sen deli misin? Hatayla güzelleşilir mi diye sorarsa buna da cevabım hazır. Tabii ki evet! Neden güzelleşilmesin ki. En önemlisi çirkinleşmemek değil mi zaten. Vedaların arkasından güzel kalabilmek meziyet bence.

Tecrübe, herkesin hatalarına verdiği addır aslında. Bakmayın kimse ben hatalıydım demeyi sevmediğinden bolca yaşanmışlığı olduğunu iddia eder. Aslında öyle çukurlara girmiştir ki buna bir türlü kendi hatası gözüyle bakamadığından, yüzleşmeyi de beceremez.

Ne zaman hatalarınla çırılçıplak yüzleştiğinde masumiyetini de fark ediyorsun. Belki o hatayı yapmaman gerekirdi ama ne fark eder yaptın! Geriye alabiliyor musun zamanı? Boş ver o zaman ileriye bak.

Gözlerin iyi görmüyorsa bir gözlük tak. Ama gör!

Sezen ne derdi?
İnsan biraz olsun akıllanmaz mı?
Büyümez mi er geç?
Yanardağ gibi için için
Sönmez mi bu sinsi ateş?

Söner… Öyle bir söner ki, yeri gelir sizi o hataya sürükleyen insanlar ve olaylar bile unutulur. Gün gelir evde kullanmayıp bez yaptığın gereksiz eşya haline gelirler.
Hayatımı bu yüzden çok seviyorum.

İnsanları tanımaktansa 33 senelik ömrümü önce kendimi anlamaya adadığım için kendime çoğu yerde (kafamı kırmam gereksede) kızmıyorum. Çünkü önce kendini anlayan empati de yapar. Yerine koyar başkasını ve aynısını onun yaşamasını istemez.

Ama önce başkaları için yaşarsan daima onların istediği hayatı sürdürürsün. Onların istediği gibi giyinir ve yersin.
Sen ne zaman sen olmayı başarırsan işte hayatta yaptığın en iyi şey bu olur. Sen sen olursun. Başkası olmaya kalkmazsın.
Seni başkalaştırmaya çalışanlar senin için tecrübe olurlar, sen değil.
Sen kendinin farkına varırsan dünya senin etrafında döner. Sen değil!
Hayat böyledir işte. Bir bakmışsın varsın, bir bakmışsın yoksun.

 

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

Kendimizi bolca dev aynasında görmek dileği ile yazıma giriş yapmış bulunuyorum…
Dev aynası dediğime bakmayın sakın ola sadece kast etmek istediğim kendimizi çok sevmeye devam etmememiz dileği ile!

Ben aynaları çok seviyorum ancak içinde çeşitlileri var o yüzden güzel gösteren aynayı bulmak şans.
Bolca filtrelenen resimlere rağmen evet dünyalılar hala aşkı yansıtan bir ışık bulamadık…
Anladınız sanırım diye düşünüyorum.

En güzel gösterenini bulsak bile “aşk” ı yansıtan nerde hani?

Şöyle bir beyin fırtınasına hiç mi hiç ihtiyacımızın olmadığını biliyorum ancak kalem benim elimde:).

Hani “ayna ayna benden daha güzeli var mı bu dünya da” diye sormuştu Pamuk Prensesin bir o kadar güzel ama donuk kalpli üvey annesi.

Var demişti ayna… Senden çok daha güzel biri var. O gün sarsılmaz güvenini kaybettiği ilk gündü kraliçenin. Belki de kaybedeceği bir ömrün ilk günüydü.
O kadar inandırmıştı ki kendini bu güzelliğin kalıcılığına ve esas perdenin tenin altına olmadığına. Onun için sadece aynada gördüğü idi. Hadi hoş güzeldi bu öz güven. Ama insan kendini sadece aynada görmemeli aslında aynanın tam aksinde içine ışık tutan bir ayna daha var. İşte onu bulabilen gerçek güzelliği yakalıyor. O zaman ne ayna ne de başka birinin söylediği gerçek olamaz hal alıyor.

Zaten asıl mesele de bu ya.
Masallarda bize öğretilen ve prensi tarafından kurtarılmayı bekleyen prensesler olarak büyümemizde çok büyük sakıncalar olduğunu kimse bilemiyor. Ne zaman ki kalbin kırılıyor. Onun bile camdan daha keskin olduğunu anlıyorsun. O zaman aynaya çok güvenme güzel kız.

Aynada ki bir gün sen bir günde bir başkası olabilir. Yıllar hele asla iyi davranmaz insana. Estetiğin mucizevi etkileri bile genç deriyi sever.
Dürüst ol güzel kadın! Sen bu masala hep inanmak istedin. Aynanın ne kadar yalancı olduğuna kızdın. Sen zaten çok güzelsin. Bu güzelliği bir başka güzellik değiştiremez ki.
İçine dön bak orada ki güzellikleri keşfet. Neler neler saklı orada. Hiç keşfetmediğin eşsiz bir güzelliğin dışındasın sadece. İçine dön bak ve senden daha güzelinin sen olmadığını bil. Sen sadece sensin. Seni kimse değiştiremez seni sen yapan güzellikler sayesinde sen oldun.

Bunları hangi sebeple olursa olsun görmezden gelmene kalbim dayanmaz. Bırak en güzel aynayı arama zaten ışık sensin gerisi teferruat.
İnsanların senin hakkındaki yargıları seni boşluğa düşürmesin ve asla kendine olan sevgini kaybetme.

Unutma bir aşkı daha büyük bir aşk temizler. Ayna da gördüğüne güç veren o sembolik sandığın mutluluk ayaklarının dibinde.
Seçim senin.

Kendini sevmekten sakın vaz geçme.
Başkalarına da bulaştır.

Önce sen Güzel Kadın!

 

SEVGİLERİMLE,
MERVE

I am not ordinary woman.
My dreams come true🙏🏻
Daenerys Targaryen

 

Desem ki; “winter is coming…” hemen aklınıza gelecekleri biliyorum.
Ancak biraz değil, fazlaca zaman geçince insan beklemeyi de unutuyor.
Her neyse 2018 de 8.sezon gösterimde.
Kim bilir gene haziran derlerse hiç şaşırmam.

Hazır kış geliyor demişken, dizinin en dişi ve güçlü karakterlerinden biri olan Daenerys Targaryen namı değer Khalisee’nin bir sözü var ki işte bu dedim.
Zaten ben sıradan bir kadın değilim dediğinde yok canım olur mu, sen de bizler gibi dip boyası gelen işte manikürü, pedikürü bozulan bir canlısın diyemiyoruz.
Kapında 3 tane ejderhan var.

#dracarys

Hadi birini kaptırdın ama olsun 2 tane daha var yani herhalde sıradan değilsin.
Ben anormalim hatta nasıl olur da benim ejderhalarım olamaz.
Kadın haklı yani:)

Doğru söze ne denir?
Kabulümüz elbette.
Hayallerimde mesela hiç ejderham olsun dememişim ama artık bende çıtayı yükselttim hani sanki benimde hayallerim hep gerçek olmuştur.
Bir de Retro falan gene gökyüzü karışık ne dilersen oluyor durumu var sanırım.
Ben hayallerime bir yenisini daha ekledim arkadaşlar. Hoş görün artık 🙂
Ama bu kadar da özgüven biraz fazla değil mi?
Hayır değil!

Ben kendine güvenen ve şahsiyetlerini başkalarının egolarına değişmeyen kadınları seviyorum.
Bu belki birçok karşı cinsimin kulağına dikey açı ile gelecek ama yine de birkaç kez bu cümleyi okuyun derim.
Eleştiriler emailim de patlamasında.
Erkekler hep annelerine benzeyen kadınları isterler hayatlarında, daha önce de çok yazdım bununla ilgili.
Biraz annelik edecek olsanız of, pof başlar hemen. Ama unutmayın her erkek annesine benzeyen bir kadın ister.
İster de annesinin de burnundan bilmem kaç kere getirdiğinden, aynı uygulamayı hayat arkadaşına da yapar.
Hele hele biraz evcimen, ev işinden anlayan bir kadınsanız tamam bittiniz.
Eleştiriler, laf sokmalar, kıyaslamalar, takdir edileceğinize bir de niye yapmışsın gibi delirtir halde cümleler bitmez.
Yapmayın!

Yani adamın gömleğini, ayakkabısını siz düşünmeyin derken bırakın kendi halletsin demek istemiyorum sadece hayat ortak payda da müşterek ise, en modern tiplerin evin kapısını kapatınca ayak yıkatan adamlar haline gelmeleri bu iklime de, meseleye de aykırı. Tabii ki kadın kadınlığının gerektirdiği görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirecek.
Bu kaçınılmaz bir bakış açısı burada sorun yok. Olmadığınız karakterler haline gelmenizde sorun var.
Hatta olmasanız bile oldurulmaya çalışılmasında sorun var.
Beklentiler her zaman şekil değiştirmeye eğilimlidirler.
Ancak insanların aynı çatı altında şahsiyetlerinden ödün vermelerini beklemek ya da baskı uygulamak bence çok tehlikeli bir tutum.

Her insanın bir annesi olur!
Manevi olarak birini seçseniz bile biyolojik olarak herkesin bir annesi ve bir babası olur.
Kimse sizin olmayan ya da çok aşık olduğunuz anne/baba modelinizin yeni versiyonu olamaz.
Hatalar burada başlar.
Kadınlar babalarının yerine koyarlar, erkeklerde annelerinin yerine koyarlar.
Sonra o koyulan yere uymayan bir davranış sergileyin bakın o çocuk nasıl ağlamaya başlıyor.
Sonra bir bakmışsınız siz ağlıyorsunuz.
Üzülerek söylüyorum ama bunu yaptıkça evliliklerde ve uzun süreli birlikteliklerde kaçınılmaz son hep bir adım ötede.
Ne zaman ki bu durumun tersi bir tutum içinde oluyorsunuz, bakın etrafınızda ki mutlu çiftlere bu işin sırrı şahsiyetlerin yerini değiştirmemekten geçer.
Ve de çok doğrudur.

O yüzden kendi şahsiyeti ve duvarları olan kadınlar evlilik hayatlarında başarılılar.
Çünkü hiçbir şekilde önceliklerinden ve amaçlarından vaz geçmeyen kadınlar oldukları için evliliği de bir nevi kariyer olarak görürler.
Bu insanlar en çok yokluğu aratanlardır.
Ne mutlu ki böyle insanlarında örnekleri çevremizde var olduğundan nedense hala umut var hissi veriyor.

Düşünsenize 3 tane evlilik bırakmışsınız arkanızda hepsinde de başarısızsınız.
Sizce bu mümkün mü?
Eğer sorunun sizde olduğunu kabul etmiyorsanız bence de mümkün değil olurdu cevabım.
Hayatınıza alacağınız insanın eski ilişkileriyle ilgilenmezsiniz ama geçmiş hayatı bir nebze sizi ilgilendirir hele ki evlilik gibi aile olmaya adım atılan bir kurumda başarısızlığı var ise düşünmeniz gerek.

Erkeklerin günümüzde en çok yaptıkları sanki hesap kapar gibi bitirdikleri evlilikleri maalesef bir kariyer sayılıyor ve eksi hanenize büyük harflerle yazılıyor.

Özgüven sahibi ve hayallerinin peşinden koşan kadınları kendinize rakip görmeyin. Evliliğin bir yarışma olmadığını hiçbir zaman unutmayın ve çetele tutmayın.
Tanrı iki kişiyi aynı takıma, kazanabilmeleri için koyuyor.

Sıradan kadınları da sevmeyin zaten.
Az biraz deli dolu olsun, belki bazen en çok şikayet ettiğiniz o deliliği özletecek çok an gelir. Onun iyi ki sıradan olmayışına bile şükür edersiniz.

 

Ve ne mutlu eğer hayatınız da böyle bir kadın varsa değerini bilin.
Hatta her gün şükredin.

 

 

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

Uzun zamandır dilime dolanan ve her gün en az 10 defa dinlediğim şarkıyla yazımı bitirmek istedim…

 

 

2000’lerden sonra toplumsal erozyon ve kronikleşmiş toplumsal hastalıklar iyice su yüzüne çıktı ve sosyolojik bozukluklar oluştu ülkede.

Ülkenin en büyük sorunu ekonomi, eğitim değil.

Önce insanlığımızı ve vicdanımızı kazanmamız gerekir.

Beyinlerin açılması lazım.

Kendi kusurlarını örtmek için sizin kusurlarınızı önünüze seren, karşınızda ki “ben merkezci” kişiyle vedalaşma vakti….

Çocukluktan maalesef bu şekilde yetiştiriliyor insanımız ve yetişkinliğinde etrafındakileri sahte kişilikleriyle zehirlemeye başlıyor.

Hadi yerleri değiştirelim ve bir de işin bakış açısında ki yönü, kim bilir “o” senin yerinde olmak için neler vermezdi.

O yüzden unutmayın ilişkilerde ki temel duygu yoğunluğu güvenmekten geçer, güven tek kullanımlıktır ama yenilenebilir karşılıklı olarak.

Hayatınızda ki başrolleri eleştirerek değil de aynı tuzlu suya biraz daha su katıp tadını açtığınız gibi olumlu hali ile karşınıza alın, inanın iyi gelecektir.

 

 

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

#listentoyoursoul
#blog
#bloggers
#instablogger
#lifestyleblogger
#wonderwoman
#worldismine
#worldisyours
#dontforgettohappy
#keepwriting
#writers
#writergram
#writersmind
#writergirl

Unutulan her şeyin bir anlamı vardır. Kimse “bilerek” unutmaz. Kızmayı bırak, anlamaya çalış.
💗
Sonuçta unuttuğun şeylerde aynı kalmaz. Kalsalardı bu seçimi yapar mıydın?
Aynı kibrit misali görünüşüne aldanma bir alev parlamasına bakar kül olması… Neye niyet edersen ona kısmet olsun hayatında ki her yeni sayfan. Alevlenip kül olmaya değil yüreğinde seni acıtmadan, ateşiyle sevebilen bir kalbe emanet et kendini…

Bugün kendine bir iyilik yap ve kuruttuğun gülleri de çöpe at.
Bekleyen her şey zamanla solar…

Zamanında çalmadığın her kapı bir gün önünde beklediğin kapın olur.
Yarın için geç kalma desem de bunu okuyan herkesin bir geç kalmışlığı muhakkak vardır. Her kim samimiyetin bir merhabadan ileri gitmeyeceğine inansa da bir gün o merhabanın yerini çok başka duygular alır.

Zamana bıraktığın her güzel şey o süreçte solar ve çürür. Yarın belki çok geç olmuş olabilir. Bunlar mümkün. Kendine inan önce. İç sesini dinle her zaman sana doğruyu o söyler.
Yanlış yaptığın şeyleri bile yapmanın bir sebebi olması bundandır. İç sesine güven. Bunun dışında ki bütün dış sesleri kapat. Onlar senin hayatını bilemezler.

Şunu da aklından çıkarma, bazen istemediğin bir şeye son vermek için, istemediğin bir şey yapman gerekir. Ve bütün dış sesler bunun doğruluğuna sana bir özür borçlu olduklarında inanırlar.
Sen önemlisin.

Diğerleri sadece diğerleri…

Sevgilerimle,
MERVE♥

 

#ANGEL
#ARETHAFRANKLIN

#listentoyoursoul
#blog
#bloggers
#instablogger
#lifestyleblogger
#fashionblogger
#makeupblogger
#wonderwoman
#worldismine
#worldisyours
#dontforgettohappy
#keepwriting
#writers
#writergram
#writersmind
#writergirl
#aboutmyblog