Deneme, deneyim, sınama.
Görmüş geçirmişlik, görgü.
Eş anlamlısı çok olsa da benim ağzıma en yakışanı TECRÜBE.

Ne de olsa yatıp kalkıp şükrettiğim yegâne okulum yani burası “hayat okulum” içinde ki bitmek bilmeyen dersleri ile sürekli öğrendiğim ve bitmeyecek olan sınavlarımın baş harfleri.

Sözlüğü açıp bakınca başka bir şey çıkmıyor karşınıza zaten. Bir de çok şeker sosyal medya alıntıları var ki “zaman insanları değil armutları olgunlaştırır” gibi gibi…
Yani meyvenin bile olgunlaşmış olanını tercih ederken bu kadar zamana bırakamadığımız meselelerle neden iç içeyiz? Bu sorular benim kendi iç muhakemem de gün içinde milyon defa sorduğum sorular desem yalan olmaz.

Gerisi zaten size ait olanlar. Zamanla edindiğiniz ya da aynı yerden gelen zalim sorular. Veremediğiniz sinsi cevaplar silsilesi :). Hayat böyle olmasa zaten yeterince sıkıcı olurdu. Aynı dizi misali bir bölüm sonra olacaklara tahmin yürütmek bir kenara, ne zaman hayatınız dizi tadında geçiyor inanın bana şanslısınız…

Ya monoton ve yemek yiyip uyumaktan başka yapacak bir şeyiniz olmasaydı? Bunların bile neden olduğuna teşekkür etmek lazım.

Olayları ve anıları dramatize edenler bizleriz. Bazen tekiz bazen hepimiziz. Ama sonuçta olayların kendi halinde kalmasına izin veriyor olsak, orada öylece kalacakken maalesef vermiyoruz ve iyi yönetemiyoruz.

Sonra “ben hatalıyım” demek büyük bir erdem haline geliyor ki daha ben bu sözü olayların sıcaklığında söyleyenine rastlamadım.
Her neyse ki bir zaman sonra bile söyleyene şapka çıkarıyorum.

Sevgili tecrübeye, bir taraftan hayatın bize öğrettiklerini unutmama sanatı da diyebiliriz. Acıların bizi istemediğimiz kadar olgunlaştırdığını düşününce ben buna sanat demeyi çok görmüyorum. Her birimiz yeterince sanatçıyız. Kimileri ünlü, kimileri ünsüz sanatçılar.

Oturduğumuz yerde değil de, yaş aldıkça ve hatalarımızla güzelleşebilmeyi öğrenmeye tecrübe diyorum.
Oradan biri çıkar da sen deli misin? Hatayla güzelleşilir mi diye sorarsa buna da cevabım hazır. Tabii ki evet! Neden güzelleşilmesin ki. En önemlisi çirkinleşmemek değil mi zaten. Vedaların arkasından güzel kalabilmek meziyet bence.

Tecrübe, herkesin hatalarına verdiği addır aslında. Bakmayın kimse ben hatalıydım demeyi sevmediğinden bolca yaşanmışlığı olduğunu iddia eder. Aslında öyle çukurlara girmiştir ki buna bir türlü kendi hatası gözüyle bakamadığından, yüzleşmeyi de beceremez.

Ne zaman hatalarınla çırılçıplak yüzleştiğinde masumiyetini de fark ediyorsun. Belki o hatayı yapmaman gerekirdi ama ne fark eder yaptın! Geriye alabiliyor musun zamanı? Boş ver o zaman ileriye bak.

Gözlerin iyi görmüyorsa bir gözlük tak. Ama gör!

Sezen ne derdi?
İnsan biraz olsun akıllanmaz mı?
Büyümez mi er geç?
Yanardağ gibi için için
Sönmez mi bu sinsi ateş?

Söner… Öyle bir söner ki, yeri gelir sizi o hataya sürükleyen insanlar ve olaylar bile unutulur. Gün gelir evde kullanmayıp bez yaptığın gereksiz eşya haline gelirler.
Hayatımı bu yüzden çok seviyorum.

İnsanları tanımaktansa 33 senelik ömrümü önce kendimi anlamaya adadığım için kendime çoğu yerde (kafamı kırmam gereksede) kızmıyorum. Çünkü önce kendini anlayan empati de yapar. Yerine koyar başkasını ve aynısını onun yaşamasını istemez.

Ama önce başkaları için yaşarsan daima onların istediği hayatı sürdürürsün. Onların istediği gibi giyinir ve yersin.
Sen ne zaman sen olmayı başarırsan işte hayatta yaptığın en iyi şey bu olur. Sen sen olursun. Başkası olmaya kalkmazsın.
Seni başkalaştırmaya çalışanlar senin için tecrübe olurlar, sen değil.
Sen kendinin farkına varırsan dünya senin etrafında döner. Sen değil!
Hayat böyledir işte. Bir bakmışsın varsın, bir bakmışsın yoksun.

 

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

Hayatımızda çoğu zaman “yarım kalan” bir şey yok aslında.
Ömrü o kadar, onun bizimle bağı o kadar. Yarım olduğunu düşündüren şey, beklentilerimiz.
Ve insan zamanla onu da öğreniyor; kimden, neyi, ne kadar bekleyebileceğini…
Yasemin Öztürk👠
@terapiyegel

 

Beklentiler çoğu zaman insanı umutsuzluğa sürükleyen yegâne çukurlar. Ne zaman beklentisiz olursun o zaman şartsız mutluluk seçimin olur.
Bunu başarabilsek duyguları bir kenara, mantığı bir kenara koyabilmeye başlamışız demektir.
Ve ne yazık ki 30’ndan sonra insan gurmesi olmak denen bir şey var.

 

Ağzınızın tadını bozan insanları eleyin. Ve bunu vicdan ile karıştırmayın. İnsanın en çok kendine yaptığı kötülük vicdan sandığı ama gerçekte kaybetme korkusudur.

Kimse vaz geçilmez değil. Ve de hayat bunları deneyimlerken başkasının canını acıtmak için çok kısa.

Neden yaşarken görüyoruz haksızlıkların çetelesini…?

Çünkü cayır cayır yanmaktan korktuğumuz cehennem burası.

 

 

SEVGİLERİMLE,
Merve♥

 

Sad Piano Music – Despair (Original Composition)

 

#tweegram
#amazing
#look
#love
#igers
#instadaily
#girl
#iphoneonly
#bestoftheday
#instacool
#instago
#webstagram
#colorful
#style
#swag
#instamood
#instagrammer
#bestoftheday
#instagramers
#igdaily
#webstagram

 

 

Rahatını bozmadan hiçbir şeyi değiştiremezmişsin!

İnsan aklı yaşadıklarına şiddetle karşı çıksa da bunu öğrendiğinde her şey değişmeye başlıyor.

Ne mutlu bana🙏🏻

Dünyanın en mükemmel iyiliği terazinin sizin iradeniz dışında sarsılmasıdır ve tekrar olması gereken haline kavuşmasıdır♥️♥️♥️
Ve de iradeniz dışında davranmamanızdır!

Her ne sebeple olursa olsun iyi olmaktan vaz geçmemek ve de bunun kimse tarafından onaylanmasına ihtiyaç duymamak ne kadar huzur verici.

Herkes sizi suçlayabilir, kötülenebilirsiniz.

Zaten kötü diye adlandırdığımız bütün olaylar arka arkaya gelmez mi hep?
Bırakın su aksın yolunu bulsun.

Bunlar ne kadar can acıtıcı olsa bile insanın kendini bilmesi dışında hiç bir şey güç veremez.

Hayat size bunu er ya da geç öğretir.

Uğruna savaşsanız bile doğruluğunu senelerce ispatlamak için, duygularınızın ve
iyi niyetinizin saflığına inanın.

Başka sesler sadece eleştirir. Ama insan sadece başına geldiğinde içinde bulur kendini.
Dışarıdan konuşmak hep kolaydır.

Neden doğru duvar yıkılmaz derler biliyor musunuz?

Çünkü, iyi temeller üzerine inşa edilmiş niyetler asla sözlerin kurbanı olmaz. En ufak sarsıntıda dağılmazlar.
Tam olarak bunun aksine inşa edilmiş niyetler bir an da tuz buz olur.
Kendinize inanın.

Ne yaşarsanız yaşayın, iyiliğiniz her zaman sizin baş ucunuzda olsun.

Her zaman paylaşacağım ve çok sevdiğim söz;

“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme…
Nereden bilebilirsin hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”

― Şems-i Tebrizî

 


Sevgilerimle,
Merve♥

#mutlulukyakalanır
#mutluyumçünkü
#huzurluyum
#huzur🙏
#değişenbeynim📚
#içselhuzur

Cam Fanus ’un içindeki Japon Balığı Hikâyesi🔮

Balık sahibine sormuş “neden beni buradan seviyorsun” diye?

Sahibi de “ben uzaktan da severim” demiş.

Balık düşünmüş…

Neden onu seçtim koskoca bir okyanus varken…!

Sonra eski arkadaşlarının söylediği bir sözü hatırlamış…

“Seni uzaktan seveni, sende en uzağına koy! O zaman seni göremez ve uzaktan sevmemeyi öğrenir…!”

 

🐠🐠🐠🐠🐠🐠🐠🐠

Hayatınız sizi uzaktan sevmeyi öğütleyenlerle geçirilmeyecek kadar kısa.!
Bunu onlara da hatırlatın ya da bırakın kendileri öğrensinler.

 

Kelebeğin ömrünü hatırla🦋

Kendine çok güvenen Şövalyeyi…

 

Söz kılıçtan keskinse neden başka hayatların sevgisine uzaktan ihtiyacımız olsun ki?

Seni uzaktan seveni sen hiç sevme çünkü onun gözleri bozuktur🤙🏻

 

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

 

Yazıya çok sevdiğim bir şarkıyı ekledim severek dinlemenizi diliyorum okurken…

Buray – Tac Mahal

 

Kendimizi bolca dev aynasında görmek dileği ile yazıma giriş yapmış bulunuyorum…
Dev aynası dediğime bakmayın sakın ola sadece kast etmek istediğim kendimizi çok sevmeye devam etmememiz dileği ile!

Ben aynaları çok seviyorum ancak içinde çeşitlileri var o yüzden güzel gösteren aynayı bulmak şans.
Bolca filtrelenen resimlere rağmen evet dünyalılar hala aşkı yansıtan bir ışık bulamadık…
Anladınız sanırım diye düşünüyorum.

En güzel gösterenini bulsak bile “aşk” ı yansıtan nerde hani?

Şöyle bir beyin fırtınasına hiç mi hiç ihtiyacımızın olmadığını biliyorum ancak kalem benim elimde:).

Hani “ayna ayna benden daha güzeli var mı bu dünya da” diye sormuştu Pamuk Prensesin bir o kadar güzel ama donuk kalpli üvey annesi.

Var demişti ayna… Senden çok daha güzel biri var. O gün sarsılmaz güvenini kaybettiği ilk gündü kraliçenin. Belki de kaybedeceği bir ömrün ilk günüydü.
O kadar inandırmıştı ki kendini bu güzelliğin kalıcılığına ve esas perdenin tenin altına olmadığına. Onun için sadece aynada gördüğü idi. Hadi hoş güzeldi bu öz güven. Ama insan kendini sadece aynada görmemeli aslında aynanın tam aksinde içine ışık tutan bir ayna daha var. İşte onu bulabilen gerçek güzelliği yakalıyor. O zaman ne ayna ne de başka birinin söylediği gerçek olamaz hal alıyor.

Zaten asıl mesele de bu ya.
Masallarda bize öğretilen ve prensi tarafından kurtarılmayı bekleyen prensesler olarak büyümemizde çok büyük sakıncalar olduğunu kimse bilemiyor. Ne zaman ki kalbin kırılıyor. Onun bile camdan daha keskin olduğunu anlıyorsun. O zaman aynaya çok güvenme güzel kız.

Aynada ki bir gün sen bir günde bir başkası olabilir. Yıllar hele asla iyi davranmaz insana. Estetiğin mucizevi etkileri bile genç deriyi sever.
Dürüst ol güzel kadın! Sen bu masala hep inanmak istedin. Aynanın ne kadar yalancı olduğuna kızdın. Sen zaten çok güzelsin. Bu güzelliği bir başka güzellik değiştiremez ki.
İçine dön bak orada ki güzellikleri keşfet. Neler neler saklı orada. Hiç keşfetmediğin eşsiz bir güzelliğin dışındasın sadece. İçine dön bak ve senden daha güzelinin sen olmadığını bil. Sen sadece sensin. Seni kimse değiştiremez seni sen yapan güzellikler sayesinde sen oldun.

Bunları hangi sebeple olursa olsun görmezden gelmene kalbim dayanmaz. Bırak en güzel aynayı arama zaten ışık sensin gerisi teferruat.
İnsanların senin hakkındaki yargıları seni boşluğa düşürmesin ve asla kendine olan sevgini kaybetme.

Unutma bir aşkı daha büyük bir aşk temizler. Ayna da gördüğüne güç veren o sembolik sandığın mutluluk ayaklarının dibinde.
Seçim senin.

Kendini sevmekten sakın vaz geçme.
Başkalarına da bulaştır.

Önce sen Güzel Kadın!

 

SEVGİLERİMLE,
MERVE

Çok sevdiğim Odessam…

Anne tarafından anavatanım ve komik insanların genetik olarak fazlaca üremiş olduğu güzel iklim.
Ne desem nasıl tarif etsem yetmez.
Görüldüğünde kendine hayran bırakan manzarası, yumuşacık havası adeta huzurun ortasında hissettirir bana kendimi.
Toprak kısmi olarak çekiyor. Ne kadar böyle desem de sene de 1 kez bile gidemiyorum son zamanlarda.

Yurtdışından ev alma hakkımı orada kullanacağım kesin.

Tüm dünyada olduğu gibi, 1 Nisan’da Odesa’da da şakalarla geçen bir gün yaşanır.
Şaka Festivali var gerçekten şaka değil.
Odesa merdivenleri, Yedi Kilometre pazarı, Pototsky Sarayı derken kendinizi burada kaybedebilirsiniz.
Neler neler var her  şey renkli ve sizi kendine çekiyor adeta.

 

Odesa’da el yapımı ürünler oldukça popülerdir.
Kupalar, küçük sandıklar, el yapımı takılar, el örmesi giysiler derken valizinizi bir dolu hatıra ile doldurabilirsiniz.
Yerel bir ürün dediğinizde tabii ki matruşkalar gelir akla ve oldukça da şekerdir hepsi.

Eski Rus zamanlarında, işçiler arasında Matryona veya Matrioska çok meşhur ve beğenilen bir bayan adıydı.
Akademisyenler bu ismin kökeninin Mater, yani anne olduğunu söylemektedirler.

Bu ismin büyük bir işçi ailesinin sağlıklı, canlı ve iri görünüşlü anneleri tasvir ettiğini düşünmekteler.
Bunun sonucu olarak Matruşka, içine başka bebekler sığdırılarak yapılan, parlak boyalı tahta figürlerin ismi haline gelir.
Yani hikâyesi gene Ana’dan doğar. Bu bebeklerin hep tek sayıda olmasının nedeni ise, Rusların tek sayının uğuruna inanmalarıdır.
Matruşkalar genelde geleneksel Rus kıyafeti olan “sarafan” giymiş bebekler şeklinde boyanır ancak bazen eski Sovyetler Birliği liderleri olarak çizilmiş olanları da vardır.

Şehrin merkezi Deribasovskaya Caddesidir ve trafiğe kapalıdır.
Burada dilediğiniz gibi alışveriş yapabilir, önü açık kafeteryalarda atıştırabilirsiniz.
Geceleri de ışıklandırıldığından oldukça keyiflidir.

Türk erkekleri maalesef her yerdeler ve timsah gibi gezip kızlara saçma sapan İngilizceleriyle sorular soruyorlar.
Hani böyle sahnelere sıkça şahit olabilirsiniz. Malum Odessa dendiğinde bir de kadınının güzelliğinden bahsedilir ki bu da başa bela bir durum olmuştur.
Kendi adımıza utanç olarak görüyorum bu sarkıntılığı. Ayrıca karısından, kız arkadaşında gizli gelmiş birçok tanıdığımı da görmüşlüğüm var burada.
Ne yazık ki kendi kültürümüzü bile oldukça yavan şekilde tanıtıyor olmamıza bir anlam veremiyor ve kendilerini sit-com’ların malzemesi olarak görüyorum.
Gene de gidecek olanlara tavsiyem tenhalarda fazla gezmeyin, her önünüze gelene güvenmeyin. Kafe-bar ve restoranlarda içeceğinizi önünüzde açtırın.

Odessa, Ukrayna’nın güneybatısında şehir ve aynı isimdeki Odessa ilinin yönetim merkezidir. Karadeniz kıyısındaki en büyük limanlardan birine sahiptir. 2004 yılı itibarı ile nüfusu 1.012.500’dür. Kiev ve Kharkiv’den sonra 3. en büyük Ukrayna şehridir. Önemli bir demiryolu kavşağı ve otoban bağlantı noktası olup aynı zamanda önemli bir endüstriyel, kültürel, bilimsel ve tatil merkezidir. Tahıl, şeker, makine, kömür, petrol ürünleri, çimento, madenler, hint keneviri ve kereste, Odessa limanında ticareti yapılan en önemli ürünlerdir.

Odessa, aynı zamanda, askeri bir üstür ve balıkçılık ve antarktik balina avcılığının da ana üssüdür.
Şehirde, gemi inşası, petrol rafinesi, makine inşası, metal işçiliği, gıda üretimi, kimyasal madde üretimi, giyim, ağaç işçiliği, makine yedek parçaları, hint keneviri ürünleri ve ipekçilik gelişmiştir.

Pek çok büyük sağlık merkezleri de şehir çevresindedir. 1865 yılında kurulmuş bir üniversitesi, 1809 yılında inşa edilen bir opera ve bale tiyatrosu, 1825 yılında yapılan bir tarih müzesi, 1830 yılında inşa edilen bir belediye kütüphanesi, 1871 de inşa edilen bir astronomik gözlemevi, 1883 – 1887 yılları arasında inşa edilen bir opera binası ve 1898 yılında yapılan bir resim galerisi vardır.
Halkı, Ukraynalılar, Ruslar, Yahudiler ve Yunanlıların ağırlıklı olduğu kozmopolit bir yapıya sahiptir.
Şehrin, 3. ve 4. yüzyılda ortadan kalkan antik yunan kolonisinin yerini doldurmakta olduğu söylenir.
14. yüzyılda, Litvanya egemenliği altındaki şehir, khadzi-bei (gazi bey) adı ile anılan bir kırım tatar kalesi ve ticaret merkezi olmuştur.
1764 yılında buraya limanı korumak için “yenidünya” adında bir kale kuran Türkler tarafından alınmış, 1789 yılında ise Rusların eline geçmiştir.
1792 yılındaki Jassy anlaşması ile, Türkler Dniester ve Buh arasındaki Odessa’nın da içinde olduğu bölgeyi buraları tekrar bir kale, ticari bir liman, ve deniz üssü olarak inşa eden Ruslara bıraktılar.

Şehir, bu kalenin etrafında çok kısa bir sürede Ukrayna’nın tahıl ticareti merkezi olarak gelişti. 19. yüzyılın ikinci yarısında demiryolunun gelmesi ile şehrin önemi daha da arttı. 1819 – 1849 yılları arasında serbest limandı ve 1866 yılında Kiev, Kharkiv ve Romanya şehri olan Jassy ile demiryolu bağlantısı kuruldu. Sonrasında da, endüstrileşme başladı.
Odessa, Bulgar ve Yunan vatansever göçmenlerinin, Ukrayna kültürel ve milli hareketinin, Yahudi kültürünün, çalışma hareketinin ve sosyal demokrasinin merkezi olmuştur.

Şehirdeki ilk işçi organizasyonu 1875 yılında kurulmuştur. Odessa, 1905 deki potemkin zırhlısı denizcilerinin yaptığı ayaklanmanın da olduğu yerdir. Türkiye, 1. dünya savaşında Çanakkale boğazını müttefiklere kapatınca Odessa limanı da kapandı ve daha sonra Türk donanması tarafından bombalandı. Ardından 1917 Bolşevik devriminde, kızıl ordu 1920 yılında gelip de şehri generalden teslim alıp Sovyetler birliğine katana kadar art arda merkezi güçlerce işgal edildi.

2. dünya savaşı sırasında, Ekim 1941 de, şehir Romen ve Alman kuvvetlerinin eline geçti. Sovyet ordusu sayesinde bağımsızlığını kazandığı 1944 Nisanına kadar, Transnistra’nın başkenti sıfatı ile Romanya’nın yönetimi altındaydı. Bu dönemde, işgalciler tarafından pek çok bina yıkıldı ve söylentilere göre çoğu Yahudi olmak üzere 280.000 sivil katledildi ya da yurtdışına sürüldü.
Günümüzdeki Odessa, çevresindeki kasabalarıyla birlikte 2.5 milyon kişilik bir şehirdir. Limanı gören teras misali bir tepe üzerine kurulmuştur. İklimi yumuşak ve kurudur. Ortalama sıcaklıklar, ocak ayında – 2 derece, temmuzda ise 22 derece civarıdır. Sadece 35 cm yağış alır. Sağlık amaçlı pek çok tesisi vardır.

Şehirde en çok konuşulan dil Rusçadır. Ukraynaca da resmi dildir ve pek çok tabela bu dildedir. Ruslar Odessa’yı “odessa” olarak, Ukraynalılar da “odesa” olarak okurlar.
Odesa ayrıca “Karadeniz’in incisi” , “Odessa anne”, ve “güney palmira” olarak da anımsanır.

Para birimleri: Ukrayna Grina’sıdır. Ukrayna Grivnası’da denir.

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

I have this strange feeling that I’m not myself anymore.
It’s hard to put into words, but I guess it’s like I was fast asleep, and someone came, disassembled me, and hurriedly put me back together again.
That sort of feeling.

Haruki Murakami

#harukimurakami
#harukimurakamiquotes

Kelimelerle açıklamak kolay olsaydı Allah herkese yarın uyanmayı nasip etmezdi.
Zannetmeyin bu gece karanlığı üzerimize örtülü kalacak…
Gün aydınlanacak…
Işık pencereden içeri sızacak ve sizinle kucaklaşacak.
Hayatın en sevdiğim yönü en çaresiz anların hemen arkasından gelecek olan sürprizleri.

Mutlaka aşka kalbini açık tutmalısın.
Biri gelecek ve görüntüye girecek.

Hayat böyle işte.
Bir bakarsın hikayenin tam ortasındasın, bir bakarsın hiç yaşamamış gibi yeniden onarırsın.

Hiç bir acı sonsuza dek sürmez yeniden sevebilirim diye boşuna mı demiş Sezen ⭐️….!

 

Sevgilerimle,
Merve♥️

#photooftheday
#tweegram
#amazing
#look
#love
#igers
#instadaily
#girl
#iphoneonly
#bestoftheday
#instacool
#instago
#webstagram
#colorful
#style
#swag
#instamood
#instagrammer
#bestoftheday
#instagramers
#igdaily
#webstagram

 

 

KISA KISA…

12 Ocak 1949 (69 yıl yaşında), Fushimi, Kyoto, Kyoto, Japonya’da doğmuştur.
Franz Kafka, Stephen King’den etkilenerek yazdığını söyler.

http://www.harukimurakami.com/

Sevgili minik kurbağa,

Seni öptüğümde prens oldun sanmıştım.

Meğer sen kılığında kalmış ve geceleri diğer arkadaşlarını rahatsız etmişsin.

Oysa ki ben sana asaleti ve sessizliği öğrettim. Seni öperken dudağıma değen iklimin bana zarar verir dememiştim.
Neye inanırsan meselesi…

Kimi öpersen öp benim “adım” geçer.

Çünkü Prens olman için önce hiyerarşiyi ezberlemen gerek.

Yoksa sınıfta kaldın.

Bende öpücüğümü geri aldım.

Merve♥️

#kurbağaprens
#kurbağacık
#öpücüğümüaldım
#sessizol
#günenot📝

Çok basit aslında; lafının nereye gittiğini bileceksin. Bilmesen de öğreneceksin zaten sana hayat er ya da geç bunu deneyimletecek. Her eyleminin bir sonucu olduğunu kabul edeceksin. Hata yaptığında veya bunun tersi olduğunda özrün kabahatinden büyük olmayacak.

Özür dilemeyi öğreneceksin.

Kendi kabahatlerini başkalarının sırtına yüklemeyerek rahat nefes almaya alışacaksın. Yoksa her bir kabahatin bir gün nefes aldığın yüreğe cam kırığı gibi batar.
Hayat aynı zamanda dışarıdan şiddetle kırılan ve geride derin çatlaklar bırakan bir yolculuk. Bu yolculukta ne kadar özgür olmak istersen, sevdiklerini de özgür bırakmayı bileceksin. Kendi hırslarının esaretine başka hayatları dâhil etmeyeceksin.

Cam kırıkları evin kuytu köşelerine saklanır ve en zamansız anda ortaya çıkar. Battığı zaman nereye değdiğini bulamadığında canını çok sıkar. O kuytu köşelere çok fırsat vermeyeceksin ve kapının önünü temiz tutacaksın.

Neden akacak kan damarda durmaz dersin boşuna mı sence?

Olması gereken sen iyi ya da kötü desen de olur.

Ama sen sen olacaksın kimseyi durduk yere kırmayacak ve kabahatlerinin sorumlusunu aramak için insan harcamayacaksın.

Unutma bu dünyada harcanacak tek şey paradır!

Birinin zamanını harcamak yerine paranı harca. Kimsenin rızkını koparıp kendine pay etme.

Bugün değil ama yarın senden kat kat çıkar.

Korkun olsun azıcık.
İşte bu kadar basit😊

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

#♥️
#love
#tweegram
#photooftheday
#amazing
#picoftheday
#instadaily
#like
#girl
#IF
#igers
#instagood
#bestoftheday
#colorful
#iphoneonly
#statigram
#fun
#pretty
#funny
#art

I am not ordinary woman.
My dreams come true🙏🏻
Daenerys Targaryen

 

Desem ki; “winter is coming…” hemen aklınıza gelecekleri biliyorum.
Ancak biraz değil, fazlaca zaman geçince insan beklemeyi de unutuyor.
Her neyse 2018 de 8.sezon gösterimde.
Kim bilir gene haziran derlerse hiç şaşırmam.

Hazır kış geliyor demişken, dizinin en dişi ve güçlü karakterlerinden biri olan Daenerys Targaryen namı değer Khalisee’nin bir sözü var ki işte bu dedim.
Zaten ben sıradan bir kadın değilim dediğinde yok canım olur mu, sen de bizler gibi dip boyası gelen işte manikürü, pedikürü bozulan bir canlısın diyemiyoruz.
Kapında 3 tane ejderhan var.

#dracarys

Hadi birini kaptırdın ama olsun 2 tane daha var yani herhalde sıradan değilsin.
Ben anormalim hatta nasıl olur da benim ejderhalarım olamaz.
Kadın haklı yani:)

Doğru söze ne denir?
Kabulümüz elbette.
Hayallerimde mesela hiç ejderham olsun dememişim ama artık bende çıtayı yükselttim hani sanki benimde hayallerim hep gerçek olmuştur.
Bir de Retro falan gene gökyüzü karışık ne dilersen oluyor durumu var sanırım.
Ben hayallerime bir yenisini daha ekledim arkadaşlar. Hoş görün artık 🙂
Ama bu kadar da özgüven biraz fazla değil mi?
Hayır değil!

Ben kendine güvenen ve şahsiyetlerini başkalarının egolarına değişmeyen kadınları seviyorum.
Bu belki birçok karşı cinsimin kulağına dikey açı ile gelecek ama yine de birkaç kez bu cümleyi okuyun derim.
Eleştiriler emailim de patlamasında.
Erkekler hep annelerine benzeyen kadınları isterler hayatlarında, daha önce de çok yazdım bununla ilgili.
Biraz annelik edecek olsanız of, pof başlar hemen. Ama unutmayın her erkek annesine benzeyen bir kadın ister.
İster de annesinin de burnundan bilmem kaç kere getirdiğinden, aynı uygulamayı hayat arkadaşına da yapar.
Hele hele biraz evcimen, ev işinden anlayan bir kadınsanız tamam bittiniz.
Eleştiriler, laf sokmalar, kıyaslamalar, takdir edileceğinize bir de niye yapmışsın gibi delirtir halde cümleler bitmez.
Yapmayın!

Yani adamın gömleğini, ayakkabısını siz düşünmeyin derken bırakın kendi halletsin demek istemiyorum sadece hayat ortak payda da müşterek ise, en modern tiplerin evin kapısını kapatınca ayak yıkatan adamlar haline gelmeleri bu iklime de, meseleye de aykırı. Tabii ki kadın kadınlığının gerektirdiği görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirecek.
Bu kaçınılmaz bir bakış açısı burada sorun yok. Olmadığınız karakterler haline gelmenizde sorun var.
Hatta olmasanız bile oldurulmaya çalışılmasında sorun var.
Beklentiler her zaman şekil değiştirmeye eğilimlidirler.
Ancak insanların aynı çatı altında şahsiyetlerinden ödün vermelerini beklemek ya da baskı uygulamak bence çok tehlikeli bir tutum.

Her insanın bir annesi olur!
Manevi olarak birini seçseniz bile biyolojik olarak herkesin bir annesi ve bir babası olur.
Kimse sizin olmayan ya da çok aşık olduğunuz anne/baba modelinizin yeni versiyonu olamaz.
Hatalar burada başlar.
Kadınlar babalarının yerine koyarlar, erkeklerde annelerinin yerine koyarlar.
Sonra o koyulan yere uymayan bir davranış sergileyin bakın o çocuk nasıl ağlamaya başlıyor.
Sonra bir bakmışsınız siz ağlıyorsunuz.
Üzülerek söylüyorum ama bunu yaptıkça evliliklerde ve uzun süreli birlikteliklerde kaçınılmaz son hep bir adım ötede.
Ne zaman ki bu durumun tersi bir tutum içinde oluyorsunuz, bakın etrafınızda ki mutlu çiftlere bu işin sırrı şahsiyetlerin yerini değiştirmemekten geçer.
Ve de çok doğrudur.

O yüzden kendi şahsiyeti ve duvarları olan kadınlar evlilik hayatlarında başarılılar.
Çünkü hiçbir şekilde önceliklerinden ve amaçlarından vaz geçmeyen kadınlar oldukları için evliliği de bir nevi kariyer olarak görürler.
Bu insanlar en çok yokluğu aratanlardır.
Ne mutlu ki böyle insanlarında örnekleri çevremizde var olduğundan nedense hala umut var hissi veriyor.

Düşünsenize 3 tane evlilik bırakmışsınız arkanızda hepsinde de başarısızsınız.
Sizce bu mümkün mü?
Eğer sorunun sizde olduğunu kabul etmiyorsanız bence de mümkün değil olurdu cevabım.
Hayatınıza alacağınız insanın eski ilişkileriyle ilgilenmezsiniz ama geçmiş hayatı bir nebze sizi ilgilendirir hele ki evlilik gibi aile olmaya adım atılan bir kurumda başarısızlığı var ise düşünmeniz gerek.

Erkeklerin günümüzde en çok yaptıkları sanki hesap kapar gibi bitirdikleri evlilikleri maalesef bir kariyer sayılıyor ve eksi hanenize büyük harflerle yazılıyor.

Özgüven sahibi ve hayallerinin peşinden koşan kadınları kendinize rakip görmeyin. Evliliğin bir yarışma olmadığını hiçbir zaman unutmayın ve çetele tutmayın.
Tanrı iki kişiyi aynı takıma, kazanabilmeleri için koyuyor.

Sıradan kadınları da sevmeyin zaten.
Az biraz deli dolu olsun, belki bazen en çok şikayet ettiğiniz o deliliği özletecek çok an gelir. Onun iyi ki sıradan olmayışına bile şükür edersiniz.

 

Ve ne mutlu eğer hayatınız da böyle bir kadın varsa değerini bilin.
Hatta her gün şükredin.

 

 

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

Uzun zamandır dilime dolanan ve her gün en az 10 defa dinlediğim şarkıyla yazımı bitirmek istedim…