“Hayatımıza giren herkes değerlidir; ama herkes özel değildir.
Saygı hepsine, sevgi layık olana verilir.”

Sevme Sanatı, Erich Fromm

Her şey yolunda giderken insan ne kolay güveniyor ve teslim oluyor karşısındakine. En kapalı odaları ve onların içindeki sırları açıveriyor. Güven ne güzel bir duygu karşılıklı olduğunda. İçindeki düşünceleri biriyle paylaşmak ne kadar insani. Tabii ki o güven dediğimiz, yani güvendiğimiz dağlara karlar yağıncaya kadar…

İnandığın, güvendiğin ya da o çok sevdiğin kimseler için artık böyle düşünmüyorsun. Yani birkaç saat bile olmuş olabilir hatta. Çok değil bütün bunları hayal meyal hatırladığın o an ki güvensizliğin ve inançsızlığın bir o kadar tezat bütün yaşananlara. Gereğinden fazla yüklenen bütün anlamlar aynı şekilde anlamsızlaşarak bütün inandırıcılığını tüketiyor.
Zamanla yok olması beklenen ne varsa bugün saniyeler içinde kendini imha ediyor. Oysaki insanların birbirinde bıraktıkları iyi şeyler de olmalı, her şey bittiğinde. Bugünün sevmeleri ve sıkı dostlukları kendini, kendi kuralları içinde imha ediyor.

Ne zaman karşımızdakine verdiğimiz ipleri, paha biçilmez değeriyle halka arz ediyoruz o zaman da ilk vaz geçtiği kişi biz oluyoruz. Neden ben, neden sen falan soru soru soru bitmeyen bir arbede başlıyor beyninin içinde. Aslında burada ki tek yanlış hamle, vazgeçilmez olanın sadece biz olduğunu hissettirememekten kaynaklı. İşin aslı ve özünde vaz geçilmez tek kişi biziz. Diğerleri sadece bizim verdiğimiz değer ile hayatımızda var olabilenler o kadar.

Ne yazık ki dengeler şaştı mı insanoğlu kendisi gibi görür karşısındakini de. Kendinde göremediğin kusur hep başkasında bulduğundur aslında. İnsan insanın aynasıdır sözünü bu sebepten çok severim.

İlişkilerin bütünü aynı sınavdan geçer ve temeli sağlam olan ne varsa her zaman büyüyerek yolunda devam eder. Ne kadar tevazu gösterirsen göster, karşındaki kişinin de aynı çaba ve istek ile emek vermesi ile ilişkiler sağlamlaşır. Aslında bildiğimiz ama uygulayamadığımız doğrular silsilesi bütün bunların hepsi de. Ancak sadece insanlar kendilerine verdikleri değerin tam anlamıyla taşıyıcısı olabildiklerinde bu dengeyi tutturabiliyorlar.

Günümüz ilişkileri çok iyi örnekler olarak durmasa da, aslında çok eskiden de böyleydi her şey bugün değişmedi. Değişen tek şey zamanın bile kontrol edemediği teknolojinin sadece zararlı kısmına eğilimli hale gelmemizden kaynaklı. Tek bir farkla bugün daha kolay yaşanılır ve çabuk tüketilir hale geldik o kadar.

Bugün sarıldığımıza yarın canavarca davranabiliyoruz. Dostluk ve arkadaşlık kavramlarını birbirinden ayırmak zor değil artık, aksine ilgimizi çekmiyor. Kim dost, kim arkadaş diye bir arayışın iddiası içinde de değiliz, yeter ki hayatımızdakilerden sadece alalım. Gayet tek taraflı ve sağlam tüketme üzerine kurulu yavan ilişkilerden ibaret bir hayatı herkes gerçekçi sansın diye de gereken süsü püsü ihmal etmeyelim.

Yamalı yalnızlıklar peşindeyiz kaliteli yalnızlıkları kimse umursamıyor. Arkamızda bıraktığımız ne varsa bugün hatırına bile saygı göstermiyoruz. Ondandır güven biteli çok oldu aslında. Herkesin her şeyi yapabileceğini gördükten sonra, herkesten her şeyi beklemek büyük bir evham da değil artık. Hayatımızı sahtelik ve son kullanma tarihli ilişkiler üzerine kalabalıklaştırıldığımızdan beri aslında sevginin de çok önemi kalmadı. Sevmeden bile insanların, ne kılıkları kuşanıp yaşadığını göreli çok oldu aslında belki de kabul etmek istemedik. Ama günümüz aşk-ı memnu edebiyatı haline gelen ilişkilerde ki son durum bu. Mutlaka arada derede farklı birileri vardır ama çoğunlukta mı? Asla…

Böyle hayatınız kalbiniz gibi olsun gibi temennilerle devam etmeyeceğim yazıma merak etmeyin. Sadece insanların kendi iç dünyalarında ki saklı odalarından çıkardıkları bu yapay davranışların çok uzun vadede puan toplamadığına inanın. Eğer ki başınıza üzücü bir olay geldiyse sırf bu yazdıklarıma benzer olarak, bırakın elbet su akar yatağını bulur…

Hayat bize menfaatler çerçevesinde merhaba demek zorunda kalmadığımız, kendi düzenimiz bozulmasın diye başka bir düzeni sarsmadığımız senaryolar versin. İnsan olmak kolay, iyi insan olabilmek için illa ki kötülerle karşılaşman gerek diyor dış ses. Olsun her konu başlığında gene de iyilik olsun diyebiliyorum sadece.

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

“Hayat fazla garip. Bugünün dünündeyken bugün için hiçbir umut vermeden daha dünden çalmaya başlıyor hayat.
Bugünün içinde soramadığın sorularla baş başa kalıp, en önce kendine sarılmayı öğreniyorsun.
Sonra yine ellerin buz kesiyor kendinden uzaklaşıyorsun. Senle yaşananın bir kopyasına gözler doluyor, kalpler titriyor ama ne garip esas sen elindekinin kıymetini bilmiyorsun. Fazlasıyla garip ve manası tükenmiş bir samimiyetsizlik içindeyiz.”

Merve

 

Bazen yazılarım günlerce aylarca durduğu yerde sürünüyor.
Devamı gelmiyor ve “yazamıyorum” klasörüne atılıyor ileride bir şans daha olur mu diye. Ama mutlaka bir açıyorum bakıyorum mutlaka hayat buluyor bir gün.

Bazen de bir kaç saniye içinde konu başlığı, alt metin, görsel, ses derken her şey tamamlanıyor. İşte en çok bu anlarda yazmayı seviyorum. Ama hep bu anlarda telefon çalıyor :(.
Konsantrasyon oldukça önemli benim için. Anında yok olur gider aman aman. Benim yazılarım çok değerli benim için her düşüncem geldiği gibi kâğıda dökülmeli ve kaydedilmeli.

O kadar çok yazım var ki yayınlamadığım ve hala bir yere oturtamadığım, merak ediyorum acaba bir gün istediğim konsepte ulaşacak mı diye. Ulaşamazsa da mutlaka kitap olarak çıkacak. Her şeyden önce en değerlime benden bir şeyler kalmasını çok istiyorum.

Öylede olacak biliyorum.

Çoğu yazım son cümlesini beklediği için senelerdir öylece duruyor. Çünkü yazıların kurgusu çok önemli benim için. Hiç bir yazımı öylesine diye yayınlamıyorum, yayınlayamam ki, her birinin kendi içinde bir kurgusu var, kendine ait bir yaşanmışlığı var. O yüzden her yazımı yayınlama aşamasına geldiğimde oldukça titiz davranıyorum. Gerçi hala çok içime sinmeyen bir kaç tanesi gözüme çarpsa da onlarında nazarlık olarak tutuyorum diyelim.

Bugün aniden gelen bu cümleler tabii ki öylesine akmadı kâğıda. Bunun kurgusu da bende saklı kalsın. Ancak gece geç saatte gördüğüm bir ölüm haberi ve buna ilaveten okuduğum bir yazı diyelim… Bir anda gene ben bilgisayarımın başındayım.

Ama unutmayın her olayın kendi içinde bir kurgusu vardır ya yakın geçmişinde, ya da tam olarak zemininde. Şartlar ne olursa olsun kurguya dayalı yaratılan konular hayal ürünü olarak algılansa da her birinin yeterince gerçek sebepleri vardır.

Yani ben yazayım içimi dökeyim siz okuyun ama işin aslını astarını da çok sormayın demek istiyorum nazikçe sadece.

Kimilerine göre gerçek dışı duygulardan esinlenmiş olarak kalırım, kimilerine göre de gerçeğin bana hala kendini şaka gibi hissettirdiği bütün o “an” ların toplamından yola çıkmış olurum… Fark eder mi? Söz uçar yazı kalır… Bir gün gene açar bunları ben mi yazdım derim kendime…

Bu yazının da diğerleri gibi mutlaka doğru bir zamanı vardı buna inancım tam. Bunca zamandır üzüntünün sebep olduğu üzücü kayıplar, hak ve hakkın şiddetle alı konulması üzerine fazlaca dolmuş olmalıyım ki, kafam da bunu mutlaka iyi betimlemeliyim diye evirip çeviriyordum.

Sonra sıklıkla yaptığım görsel arayışlarımın her hangi bir “an” diliminde karşıma çıkmış olan bu görsel bana doğru zaman geldi dedi.

Bazı resimler konuşur bilir misiniz? Yani ben genellikle bu cümleyi çok kullanırım. “Bu resim konuşuyor” dediğim çoktur. Bilenler bilir :))) Evet aynen bu resim fazlasıyla konuşuyor. İçinde ki sevgi ve korku eşit. Kaybetmekten korkmak ve aynı anda da cesur olmak. Ve de imgelerin anlamları falan derken resmin içinde kendimi ve güzeller güzeli kızımı buldum sanki. Vurdu geçti derler ya. Yalnız ikimiz varız. Birbirimize sarılmışız… Aslında bizim bütün fotoğraflarımız bu sanat eserinin sadece bir kopyasıydı. Biz ikimiz. Başka kimse yok.

Baktıkça bu resme içimden kopan duygularımın bir daha asla aynı yere oturamayacağı gerçeği ile de yüz yüzeyim. Kan kaybettiriyor resmen bütün bu hislerin toplamı. Olsun diyorum kendine sarılmayı öğrenirsen zamanla iyi bir öğretmen olacak ve aynısını ona öğreteceksin. Peki, neden ona kendine sarılmayı öğretmeli ve kodlamalıyım ki… İlla ki güçlü olması için kimseye güvenmemeyi mi öğrenmesi gerek?

İşte burada durun çünkü burası çok önemli.!

Kadınlar kendinden bir parça dünyaya getirmeden önce sadece kendini düşünüyor. Şimdi ki modern zaman için kuaför, alışveriş, sosyal hayat vs tabii bazılarımız hariç :).
Ama ne zaman ki kendinden bir parça dünyaya getirdiği an, artık kendini düşünme kısmı ortadan kalkıyor ve başlıyoruz ilmek ilmek karşılıksız fedakârlıklara… Bu yol uzun, bu yol durmayı kabul etmez, bu yol çoğu zaman dikenlidir hele de yalnız bir kadın olarak yola çıkmışsan dikenleri bile bal kıvamında yer yutar susarsın…

Sırf bu yüzden “feda” ve “kar” olarak ayırmış olduğum bu kelimenin anlamının ne derece ağır olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Bütün bunların bilincinde olmadan, sadece koruma içgüdüsüyle bu duyguları aşılıyoruz evlatlarımıza. Bugünlerin yarınları var diye…

Fedakârlık etmenin için de “kar” etmek var. Biri feda ederken, diğeri kar edecek… Ne kadar acımasız görünse de hayat böyle işte.

Gelelim bugünlerin dünlerine…

Benim için bugünlerin dünlerinde hiç böyle masallar ve hatıralar birikeceği düşüncesi yoktu. Nasıl olsun ki? İnsan gerçek dışı ve imkânsız derecesinde olmasına ihtimal vermediği şeylere inanır mı? Ama ne olur sonunda, olacak olan illa ki olur sen inansan da inanmasan da. Şartlar ve koşullar her an değişebilir kader buna hep razıdır. Hazırlıklı olmalı ve şeytanın çoğu zamanın şaşabileceğini bilerek hatalarına yenisini katmalısın eğer ki çok ısrarcıysan…

Ancak olanların karşısında ki duruş ve son resim hep önemlidir. Çünkü ilk hatırlanacak olan hep o duruş/duruşsuzluk ve son görüntü hatıradır. Bunlara rağmen başımıza gelen ani ve şok etkisi yaratan olaylara karşı genelde tepkili olur ve sancılı bir sürece sürükleniriz. Tıp bu sürecin 12-18 ay arasında son bulduğunu söyler.

Peki ya geri kalan kısımda son bulmayacak ve asla sonlanamayacak olan “dersimizin” ikinci kısmı ne olacak.?

İşte tam da orada normal ve aklı başında bir insan olarak şunu soruyorum kendime.
Elindekinin değerini bilmezsen gözlerin neden dolar?

Hayat bize ısrarla büyük lokma ye büyük söz söyleme der. Bunun sebebi söylediğin ve eyleminde ısrarla bulunduğun olayların hepsi senin sınavın olarak karşına çıkacaktır. Söylediğin her söz, evren de bir yer tutar ve bulunduğun her eylemde karmik bir bağ kurarsın. Yani ne ekersen onu biçersin.

Her ne şartla hayallerimizden ve kendimizden olan parçamızın kaderinden edildiysek bir şekilde buna sebep olan her birey bunun sancısını elbet çekecektir.

Bugün elinizdekilerin kıymetini bilmezseniz yarın başkasındakine gözleriniz dolsa kaç yazar. Önemli olan sizden olana sahip çıkmak ve emek vermek değil mi? Bunun dışında ki sahip olduğunuzu iddia ettiğiniz her duygu gerçek hayatta değerini bilmediğiniz esas duygularınız için samimiyetsiz olarak kayda geçer gider….

Son olarak ölüm değilse bizleri ayıran, gerçekten ortada büyük bir yazık etmişlik olarak kalacak ve de ömür boyunca da içinize hiç sinmeyecek o duyguyu taşıyacaksınız.
Bir gün aynı şekilde muamele görmek istemiyorsanız kimseyi kendi hayallerine küstürmeyin.
Bir şeyin sebebi olmaktansa orada hiç olmamak daha kalıcı bir çözüm var oluşunuz adına.

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

 

 

 

 

 

Lauren Jauregui – Expectations

Bir Merve sözü der ki; Boş konuşan, çok konuşur!

Kulağımın dibindeki susmayan sivrisinek misali resmen. Onun uçmasına hiç sözüm yok ama bazen de duruma ister istemez müdahale ediyorsun. Ama sevgili sivrisinek seni inan ki birçoğundan daha çok seviyorum hiç değilse sadece uçuyorsun 🙂

Bugün gene geldiler gelenler bende aldım elime kalemimi döktüresim var… Üstüne alınan, alınmayan, bir derdi olan, olmayan herkese en baştan sevgilerimi yolluyorum. Bu dünyayı, siz olsanız da olmasanız da sevgi ve iyilik kurtaracak.!

Sanıyorum günümüzde insanların ya derdi yok, ya da zamanında ağızlarına birileri bant yapıştırmış karanlık bir odaya kapatmış. Olamaz böyle bir şey. Sırf konuşmuş olmak için saatlerce telefonda lak lak yapan insan sayısı yüzünden bir gün telefon kullanmaya son vereceğim diye korkuyorum. Korkuyorum evet, çünkü bugünün en gerekli ulaşım aracı o lanet telefon ne yazık ki.

Eskisi gibi olsa keşke telefonda konuştukça para yazsa belki o zaman kralın çocukları gibi oradan buradan saldıramaz kimse kimseye. Şimdi yok dakikalar bedava, yok limitsiz paketler nefret ediyorum gerçekten ve sırf bu yüzden parası olan konuşsun diyorum 🙂 kızmayın ama hakikat bu. Aslında her konuda ağzı olan konuşmasa en çok ben mutlu olurum. Çünkü ağızdan çıkan bütün o anlamsız boş sözlerin hepsi bu dünya da bir enerji yaratıyor. Boşuna yaratıp yaratıp bizide çekmeyin şu işin içine aaaayh:)

İşi olmadığı için saatlerce sizi bloke eden o karşı taraflar hiç bitmez bu hayatta. Oysaki ne güzeldir sevdiğin, özlediğin biriyle konuşmak. Saatlerin nasıl geçtiğini fark edememek ne güzel duygudur. Ama yok illa ki tüketecekler ya, illa ki kötüye kullanacaklar.

Demem o ki, işi olmayan ne kadar boş tip varsa bir gün içinde tek yaptığı şey çokça BOŞ konuşmak. Konuşmaktan kastım bu eylemi gerçekleştirmek ve bununla yetinmeyip chat e dökmek. Bunlar sadece telefonda yaşamıyorlar. Gündelik hayatta da çoğunlukla hayatımıza olan “var böyle tipler” dediğimiz canlılar kendileri. Telefondan çıksalar elleri durmuyor, elleri dursa olumsuzlukları bitmiyor. Kısaca hep varlar ve de olacaklar. Ne kadar izole edip hayatımızdan uzaklaştırırsak o kadar iyi diyebiliyorum.

“Lâkırdı ile peynir gemisi yürümez.” Atasözünü de bu tiplemelere hediye ediyorum. Sanki hediyeye çok layıklarmış gibi 🙂

Az laf, çok iş! Az laf, çok icraat!

Boş boş konuşup kendi ipinizle bir action olmayacağını başkalarının zamanını çalarak ispat etmenize gerek yok. Siz zaten böyle yaparken çok değil bir iki denemeden sonra yüzünüzün boyası akar. Hiç konuşmayın hayır işleyin. Kafa şişirmeyin. Kendi dertlerinizi dinlemesi için insanların duygularını sömürmeyin. Kimsenin değerli vaktini kendi gereksiz çıkarlarınız için harcamayın. Unutmayın ki zaman çok ama çok kıymetlidir. En büyük hırsızlıkta bir başkasının zamanını çalmaktır.

Teşekkür ederim…

Aman da aman ne kadar doluymuşum ben hâlbuki…

 

SEVGİLERİMLE,
Merve

 

 

DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR

Hadi bakalım, böyle de başlık atarsan altını da sağlam satırlarla dolduracaksın Mervecim…

Hayatta bir şeyleri hep biliyoruz farkında mısınız? Yani genel olarak “ben bilirim, ben en doğrusunu bilirim, benim bildiğimden daha iyi bir doğru yok” derken neredeyse yani bilmenin gurusu olduğumuzu da biliyorsunuz değil mi?

Hepimiz biraz fazla biliyoruz arkadaşlar burada hiç bir sıkıntı yok. Sıkıntı sadece bildiklerimizin ne kadar doğru olduğu ve anlamını temsil ettiği desem kimseyi de kırmış olmam diye düşünüyorum.

Neyse kırılan kırılsın. Sonuçta her bildiğim doğruysa sorgularım bir hayatımı önce. Ne yani her şeyi doğru bilemezsin değil mi?
Gerçekten doğru bildiğimiz sabit yanlışlar var. Ve aramızda maalesef her şeyin en doğrusu bilen kıymetli arkadaşlarımız var. Aman Allah’ım ne zordur bay-bayan en doğruyu bilene dert anlatmak bilirsiniz.

Bundan sonra her gün birimizin doğru bildiği bir yanlışı yazarmışım:) Hahahah… Biliyorum arkadaşlar bildiklerimi yazsam aah ah olaylar kopar ama bir süre daha sade bir yazar olarak yaşamayı seçiyorum 🙂
Neyse ama günün haftanın en önemli gökyüzü meselesini de atlamayalım…

Merkür diyorum yahu… Anlayanlar lütfen sesinizi çıkarmayınız. Çünkü bu retro bana, doğru bildiklerimi de içime atmamı fazlasıyla öğretti de öğretti. Aman yarabbi bir güneş tutulur, bir ay tutulur sonra bunlar bir anda bir geri giderler falan ne oluyoruz durumları kısaca…

Her neyse… Bitti rahatlayalım, eşi dostu arayalım, dışarı çıkalım sosyalleşelim diyorum.
Adı üstüne ağzından çıkanı kulağın duysun gezegenidir o. Hiç acımaz. Dediğini de elbet yapar.

Peki, neler oldu ?

Merkür Retrosu dün sona erdi çok şükür diyelim. Hani herkesin bir köşesinden fikir sahibi olduğu, astroloji bilgileriyle hayatımızda önemli bir yere sahip olan -retro var ya hani…. Bir de yanına o harika gezegeni koyunca tadından yenmiyor bu ikisi.
Peki, ne anlama gelir bu retro kelimesi dediğinizi duyar gibiyim. Hatta hadi çok biliyorsan söyle bizi de rahat bırak diyorsanız ayıp ediyorsunuz.

Merak etmeyin bende bu işe yeni karıştım çok olmadı ve de yolum çok ama çok uzun. Öğrenmenin sınırı olmadığının en iyi kanıtıdır aslında astroloji… Aklınıza uzay gelir, mayalar gelir valla gelir de gelir. Ama bir doğru bilgi daha burada dursun bence de diyerek giriş yapmış bulunuyorum.

Retro?

En anlaşılır tanımıyla bir gezegenin geri hareketleri sonucu oluşan olaylara “Retro” deniyor.

Merkür Retro’su yani “gerileme” anlamına gelen olayların tamamına denir. Dikkat edin g-e-r-i-l-e-m-e diyorum gerilmeyin 🙂
Bir gezegenin gerilemesi nedir yani gerilediğinde ne gibi olaylar gündemi meşgul eder dediğimizde, kendi yörüngesinde yavaşladıkça ağır adımlarda geri gitmeye başlıyor. Aslında tam da “slow motion” efekti bu tanımlamanın karşılığı olsa gerek.

Bir gezegen gerilediği zaman astrolojik olarak dinlenme, yerinde sayma durumuna geçer. Bir nevi nekafet süreci geçirir. Bu nedenle de yönettiği alanlar, aktiviteler iyi çalışamaz. Bütün enerjiyi atması için fiziksel eylemini kendini yorarak gerçekleştirmesi gerekirken o sadece olduğu yerde durur. Ve durağan sabit bir enerji yaymaya başlar. Sonuç olarak da birçok alanda kargaşa, anlaşmazlıklar, kıssadan hisse gerilimler falan derken istenmeyen bir sürü olay yaşanabilir.

Neyse ki bu seneyi yarıladığımıza göre 6 Temmuzda başlayan retro dün itibari ile bitip, ileriye doğru devam edecek.

Merkür iletişim gezegenidir unutmamalı… Ve eğer kendini ısrarcı bir şekilde geri harekete alıyorsa orada biraz durmalısınız. Adı üstünde iletişim gezegeni… İletişimin olmadığı bir kâinat yoktur herhalde en kötü ateşle suyla falan anlaşsak gene de bir jest mimik anında bütün algıyı yıkar geçer tabii olumlu anlamda olan tarafındayım ben.

Merkür’ün yönettiği alanlar sadece iletişimle kalsa iyi tabiki ama sadece bunla sınırlı değil. En önemli; iletişim, düşünce, haberleşme, yazma, teknoloji, seyahatler, ticaret, reklam, kitap, senaryo ve yazılı kaynakları yönetir.

Eee ne olmuş yani…?

Şöyle…
Şimdi bu arkadaşlar bir araya gelip geri gittiler ya hani… O günden beri farkında değil misiniz sizde, her şey bir saçma hayvanlar bile sokakta kafa göz kavga halindeler.

İnanın ki bu çok ama çok büyük bir bilinç birlikteliği aslında. Neye inanırsan onu çekersin diyerek bunları da olumsuz olaylar olarak algılıyoruz. Hemen düzeltelim lütfen… 🙂
Merkür Cici, Merkür Bir tane :)))

Tabii bunların birer safsatadan ibaret olduğuna inanan kesime de sonsuz saygılıyım. Ne yapayım yani dükkân benim bende bir şeyler yazıp iletişim gezegenimi doyurmayayım mı?

Dediğim gibi insan hayatına hiç bir etkisi olmayabilir düşüncesinde olabilirsiniz bu konu bile değil. Ama ama ama şuna inanmalısınız ki siz doğduğunuzda gökyüzünde bir sürü action oluyor. Ve dünyaya karşı aldığınız ilk nefesiniz sizi, bu gökyüzünün yaratımına teslim ediyor aslında. Ve o andan itibaren bürüneceğimiz kişilik bizim öncelikle kendimizle olan iletişimimizi güçlendiriyor.

Bazı astro bilgi guruları der ki, bu Retro’da yapılmayacaklar listesi vardır. Lütfen bunlara özenle dikkat ediniz derler.

♣Yeni işlere başlamak iyi sonuç vermez diyenler vardır ve bununda sebebini sağlam temellere dayandırırlar bence haklıdırlar da.
♣Yeni anlaşma ve sözleşme yapmak risk taşır Randevularda gecikme, verilen sözlerde unutmalar yaşamak olağandır.
Çok takılmayın biraz relax derler.
♣Elektronik eşya satın almamak gerekir. (arıza problemi ve fiyat sorunu yaşanması görülebilir ) kolay değil koskoca bir dünya üzerinde yaşayan canlıların enerjisi aynı anda eksideyken, en kusursuz teknoloji bile vaz geçer kendinden.
♣Mecbur kalmadıkça seyahate çıkılması önerilmez, aksaklıklar yaşanabilir.
♣Pahalı ürünler almamak yerinde olur.( ev, arsa, araba gibi) imzaların bu dönemde atılmaması tercih edilir.
♣İkili ilişkilerde de iletişim ve fikirler kaynaklı yanlış anlaşılmalar olabilir.

Bu dönemleri çok da kötü algılamamalıyız. Her şerde bir hayır var mantığı ile yaklaşmak gerek. Birşeyler olmuyorsa mutlaka vardır bunun için engelleyici bir sebep.

Merkür gerilemesi sinir bozucu zamanlar olabileceği gibi, durup düşünülecek bazı olayları yeniden gözden geçirilebileceği, düzeltmeler yapılabileceği zamanlardır. Kayıp eşyalar, eski arkadaşlar ve eski aşklar bu dönemlerde yeniden ortaya çıkabilir.
Sanırım en güzel tarafı bu 🙂

Gerileme dönemlerini, hepimiz bilinçle atlatıp kendi yararımıza kullanabilirsek olumlu taraflarını da zaten çok net bir şekilde hayatımıza katmış olacağız.

Bu haftaya başlamadan son Pazar günü yazımı da bu şekilde tamamlamak ve sizinle paylaşmak istedim. Merak etmeyin bütün olay 2 Ağustos 05.58 de sona erdi…

 

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

 

Aylardan Temmuz…

Yazın tam ortası ve de heyecan konularının odak noktası. Âşıkların tanışma zamanı.
Tatil zamanı…
Ara verme zamanı…
Bazen uzaklaşmak bazen de yeniden olma zamanı…

Benim Yen-Geç olma nedenim…

Çok heyecanlıyım, çocukluğumdan beri bana mucizeler getireceğine inandığım doğum ayım…
Ve ne tesadüf ise ben bir ay kızıyım.

Ay ne şekle girse sanki bedenimin aynı renklere ve bulanıklığa büründüğünü hissederim. Az şeyden etkilenirim ama gökyüzü benim için milyarlarca yıldızın bir bütünü olarak değil, tam olarak beni yansıtan parlaklığın ta kendisi.

Bir sürü anlamı ve manası var Temmuzun bence bu yazı da burada kalmalı…

Tammuz veya Tamuz Arapça تمّوز Tammūz
İbranice תַּמּוּז;
Akadca Duʾzu, Dūzu
Sümerce Dumuzi bir Babil tanrısı…
Babil Tanrılarını merak edeceğinizden;
İamat: Ulu Tanrıça veya Ana Tanrıça, Toprak Ana, tüm yaşamı besleyen, Apsu’nun karısı, Anşar ve Kişar’ın annesi, tuzlu suların efendisi olarak adlandırılır.
Mummu: Tiamat ve Apsu’nun oğlu, sislerin tanrısı olarak adlandırılır.
Anşar: Tiamat ve Apsu’nun oğlu, Kişar’ın ağabeyi ve kocası olarak adlandırılır.
Kişar: Tiamat ve Apsu’nun kızı, Anşar’ın kızkaresi ve karısı olarak adlandırılır.
Enlil: Yeryüzü ve gökyüzü arasındaki havanın tanrısı olarak adlandırılır.
Ea: Anu’nun oğlu, Damnika’nın kocası, Marduk’un babası ve Apsu’dan sonra tüm tanrıların ve tatlı suların efendisi olarak adlandırılır.
Damnika: Ea’nın karısı ve Marduk’un annesi olarak adlandırılır.
Marduk: Ea ve Damnika’nın oğlu, en akıllı ve yetenekli tanrı, tüm tanrıların efendisi oldu olarak adlandırılır.
Kingu: Marduk’a karşı Tiamat’ın güçlerini yönetir.
Sin: Ay tanrısı, Şamaş’ın babası olarak adlandırılır.
Şamaş: Sin’in oğlu, Güneş tanrısı. Zayıfları, haksızlık yapılanları ve gezginleri korur.
Babil dini Semitik bir dindi. Şehir tanrıları olarak başlayan Sümer tanrıları Babil panteonunda çeşitli roller üstlendiler:
Anu: Yaratıcı tanrı
Enlil: Rüzgar tanrısı
Ea: Su tanrısı
Nana: Ay tanrısı.


Samiler bu tanrılara güneş tanrısı olan Şamaş’ı ve bereket tanrıçası İştar’ı ekledi. Babil şehir tanrısı Marduk ise panteondaki tanrıların kralıydı.

(Tam/Dam) kökünden türemiştir. Sümerlerde Dumuzı veya Damuzı olarak yer alır ve anlamı güvenilir veya oğul demektir. Türkçe de Dam/Tam yani ahır ile bağlantılı bir anlam kazanmıştır.

Türk ve Altay mitolojisine de Tamız (Tamus, Tammus, Tamıs, Dumuz, Dumıs) Han olarak geçmiştir. Sümer kökenlidir.
Türk coğrafyasının büyük kısmında adı yaz aylarından birisine verilir; Temmuz, Tamız, Tamıs gibi…


Çoğu zaman Ahır hayvanlarının ve/veya Çobanların ya da kırsal hayatın, ekinlerin ve hasadın koruyucusu olarak görülür.

Damızlık sözcüğü, Damız (ahır) sözcüğüyle olduğu kadar bu isimle de bağlantılıdır ve Tamız Han için ayrılan hayvan demektir.
Sümer mitolojisinde çoban görünümlü olarak betimlenir.

Sümerce adı Dumuzi, 12 Hayvanlı takvimde de yer alan Domuz ile bağlantılı görünmektedir.
Ünü tüm Ortadoğu’ya yayılmıştır.

Temmuz ayı ismini bu tanrıdan almıştır. Babil’de Temmuz ayı tanrı Tammuz’un onuruna kurulmuştur.

Tammuz’un kökeni Sümer çoban-tanrı, Dumuzid veya Dumuzi’dir. Dumuzi İnanna’nın eşiyken, Akadlar’da İnanna’nın dengi olan İştar’ın eşidir.

Antik Suriye inancındaki Adonis, ki daha sonraları Yunan panteonuna da girmiştir, buradan kök almıştır.

Temmuz, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 7. ayı olup 31 gün çeker. Yaz mevsiminin 2. ayıdır.

Eski Türkçede “tamu-z” “çok sıcak, cehennem” sözcüğünden, Sümerce/Sumarca/Sümmerce/Suomerce bereket tanrısı bir Tammuz sözcüğünden gelmektedir.
Süryanca/Süryanice temmuz sözcüğü aynen Türkçeye geçmiştir.

Türkçede bu aya “orak ayı” ya da “ot ayı” denir.

Gregoryen takviminde bu aya, Roma İmparatoru Julius Sezar’a ithafen July adı verilmiştir.
Daha önceleri, Mart ayından başlayan Roma takviminde beşinci ay olduğu için Latince Quintilis olarak adlandırılmıştır.
İrlanda takviminde Temmuz, Iúil olarak adlandırılmıştır ve yaz mevsiminin üçüncü ve son ayıdır..

SEVGİLERİMLE, 
MERVE♥

♥♥♥♥

 

 

Kaynaklar
Dünya Mitolojisi, İmge Kitabevi İstanbul, Ağustos 1998
http://mitolojik.tripod.com/babiltnr.htm
http://tammuzi.blogspot.com/2013/10/tammuz-temmuz-vikipedi.html

Aşk Layık Olanda Kalmalı adlı çalışmam 🙂

Bana göre hayatın anlamı diyerek girerim yazıma.
Yaz demişken ne güzel geçti gitti değil mi? Hayatımda en çok bu yaz mevsimi için bir yerlere tekrar yaşanacak notu iliştirdim!

Hadi konuya girelim sabırsızlanıyorum…

Aslında felaket heyecanlıyım çünkü çok yakında uzun süredir turşu gibi beklettiğim kitabımı hayata geçiriyorum. Niye bu kadar bekledim diye herkes kızacak merak etmeyin cevabı ikinci kitapta…
Bu başlık biliyorsunuz harika bir İlhan Şeşen şarkısıydı. Sanırım ikinci bir sesten sene 2000 de dinlemiştim.
O zaman da şu an ki duygulara sahip olmayı ne çok isterdim tabii aynı beden ve ruh değişim geçirmeden edinilmiyor tecrübeler. Bunu da öğrendiğimizden ah kafam ah diyecek zamanımız yok artık.

Aşk dedim değil mi?

“Bir şeye sahip olmak değil, layık olmak önemlidir.”
Diyor Erich From

Bence anladınız 🙂
Sizi aşka layık görmeyen tipler var ya bu yazım onlara aslında. Hatta üstüne alınan değil herkesin bir tık alması gereken bir mesaj var burada.
Öyle havalardan mı bilemiyorum işte bir şey oldu gitti insanlara. Herkes ayrılıyor. Boşanıyor. Terk ediliyor. Terk ediyor. Buna kimisi iş hatta bazısı proje diyor. Şaka gibi değil mi?
Neyse gökyüzüne haksızlık etmek istemem elbette ama kendisine saygısızlık ediyoruz. Bunca güzel ve parlak yıldızın içinde neden gidip en denk olmayanına tutuluyoruz derseniz eğer…
Bakınız Büyükayı 🙂 – Küçükayı 🙂 2’ye ayrılırlar aralarında ki farkı sorarsanız onunda yakıştırmasını siz yapın derim.
Benim en sevdiğim app lerimden biri olan SkyViewLite yoksa edinin derim. Gökyüzünü rahatlıkla izleyebiliyorsunuz. Bütün yıldızların isimleri, açılar derken tabii kafanız karışacak baştan söylemedi demeyin.

Nerede kalmıştık…
Büyükayı ve Küçükayı hmmm bunlar 2 adet işte göründüğü gibiler. Bir de diğer yıldızlar var ki onlarda gayet güzeller. Üstelik bunların hepsi de aynı takımdalar. Bir diğer yazıda ki gibi rekabet temalı birliktelikleri yok.

Peki, neden seçimlerimizi bize daha kendini sevdirmeden, üstelik layık olma kategorisine girmemişlerden yana yapıyoruz ki? Çünkü en iyisi diye bir inanış var onun peşinde herkes.
Hayır, öyle bir şey yok. Herkes iyi ya da kötü, az veya çok hemen hemen aynı. Elbette keskin farklılıklar bariz var ama en iyisi diye bir seçim sadece hüsranla sonuçlanır.
İyi diye seçilenle mutlu olunmaz, gider beterine tutulursun falan bu böyle başından zincirleme kaza. Uydudan bakın oradan bile görürsünüz.
Aşk öyle güzel bir duygudur ki bunu asla kalıplar içinde yaşayamazsınız. Bir kıvılcım yeter bir “an” ‘ı ölümsüzleştirmeye… Asla altını üstüne bakmazsın. İşte bunları öğrenmişken bile kendini hala şanslı sayanlardanım ben ama gene de şunu söylüyorum bazı deneyimler ne kadar acı hatıralara kendini teslim etse de insan vaz geçmiyor. Tekrar tekrar aynı duyguya hem de çok hızlıca bürünüyor.

İşte tam olarak görüntüye biri girmek üzereyken sahip olmaktan çok layık olmanın ne denli değerli olduğunu hatırlatmak istedim.
Çünkü en hazin sonlar bile bu şekilde inşa edilmiş bir düzen üzerinde vedalaştığında diğer vedalardan farklı olduklarını göreceksiniz.
Ne demişler aşığın kalitelisi vedada anlaşılır…

 

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

Kısa Kısa
Erich Fromm, Yahudi kökenli Almanya doğumlu Amerikalı ünlü bir psikanalist, sosyolog ve filozoftur.
Büyükayı, takımyıldızı, modern 88 takımyıldızdan biridir. Kuzey yarım küreden tüm yıl boyunca görülebilir. Callisto efsanesiyle ilişkilendirilir.
Küçükayı, Ursa Minor ya da Küçük Ayı takımyıldızı, modern 88 takımyıldızdan biridir. Büyük Ayı takımyıldızı “Büyük Kepçe” ye çok benzeyen “Küçük Kepçe”, gerçekte tam bir takımyıldız değildir.

Hayatımızda çoğu zaman “yarım kalan” bir şey yok aslında.
Ömrü o kadar, onun bizimle bağı o kadar. Yarım olduğunu düşündüren şey, beklentilerimiz.
Ve insan zamanla onu da öğreniyor; kimden, neyi, ne kadar bekleyebileceğini…
Yasemin Öztürk👠
@terapiyegel

 

Beklentiler çoğu zaman insanı umutsuzluğa sürükleyen yegâne çukurlar. Ne zaman beklentisiz olursun o zaman şartsız mutluluk seçimin olur.
Bunu başarabilsek duyguları bir kenara, mantığı bir kenara koyabilmeye başlamışız demektir.
Ve ne yazık ki 30’ndan sonra insan gurmesi olmak denen bir şey var.

 

Ağzınızın tadını bozan insanları eleyin. Ve bunu vicdan ile karıştırmayın. İnsanın en çok kendine yaptığı kötülük vicdan sandığı ama gerçekte kaybetme korkusudur.

Kimse vaz geçilmez değil. Ve de hayat bunları deneyimlerken başkasının canını acıtmak için çok kısa.

Neden yaşarken görüyoruz haksızlıkların çetelesini…?

Çünkü cayır cayır yanmaktan korktuğumuz cehennem burası.

 

 

SEVGİLERİMLE,
Merve♥

 

Sad Piano Music – Despair (Original Composition)

 

#tweegram
#amazing
#look
#love
#igers
#instadaily
#girl
#iphoneonly
#bestoftheday
#instacool
#instago
#webstagram
#colorful
#style
#swag
#instamood
#instagrammer
#bestoftheday
#instagramers
#igdaily
#webstagram

 

 

Rahatını bozmadan hiçbir şeyi değiştiremezmişsin!

İnsan aklı yaşadıklarına şiddetle karşı çıksa da bunu öğrendiğinde her şey değişmeye başlıyor.

Ne mutlu bana🙏🏻

Dünyanın en mükemmel iyiliği terazinin sizin iradeniz dışında sarsılmasıdır ve tekrar olması gereken haline kavuşmasıdır♥️♥️♥️
Ve de iradeniz dışında davranmamanızdır!

Her ne sebeple olursa olsun iyi olmaktan vaz geçmemek ve de bunun kimse tarafından onaylanmasına ihtiyaç duymamak ne kadar huzur verici.

Herkes sizi suçlayabilir, kötülenebilirsiniz.

Zaten kötü diye adlandırdığımız bütün olaylar arka arkaya gelmez mi hep?
Bırakın su aksın yolunu bulsun.

Bunlar ne kadar can acıtıcı olsa bile insanın kendini bilmesi dışında hiç bir şey güç veremez.

Hayat size bunu er ya da geç öğretir.

Uğruna savaşsanız bile doğruluğunu senelerce ispatlamak için, duygularınızın ve
iyi niyetinizin saflığına inanın.

Başka sesler sadece eleştirir. Ama insan sadece başına geldiğinde içinde bulur kendini.
Dışarıdan konuşmak hep kolaydır.

Neden doğru duvar yıkılmaz derler biliyor musunuz?

Çünkü, iyi temeller üzerine inşa edilmiş niyetler asla sözlerin kurbanı olmaz. En ufak sarsıntıda dağılmazlar.
Tam olarak bunun aksine inşa edilmiş niyetler bir an da tuz buz olur.
Kendinize inanın.

Ne yaşarsanız yaşayın, iyiliğiniz her zaman sizin baş ucunuzda olsun.

Her zaman paylaşacağım ve çok sevdiğim söz;

“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme…
Nereden bilebilirsin hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”

― Şems-i Tebrizî

 


Sevgilerimle,
Merve♥

#mutlulukyakalanır
#mutluyumçünkü
#huzurluyum
#huzur🙏
#değişenbeynim📚
#içselhuzur

Cam Fanus ’un içindeki Japon Balığı Hikâyesi🔮

Balık sahibine sormuş “neden beni buradan seviyorsun” diye?

Sahibi de “ben uzaktan da severim” demiş.

Balık düşünmüş…

Neden onu seçtim koskoca bir okyanus varken…!

Sonra eski arkadaşlarının söylediği bir sözü hatırlamış…

“Seni uzaktan seveni, sende en uzağına koy! O zaman seni göremez ve uzaktan sevmemeyi öğrenir…!”

 

🐠🐠🐠🐠🐠🐠🐠🐠

Hayatınız sizi uzaktan sevmeyi öğütleyenlerle geçirilmeyecek kadar kısa.!
Bunu onlara da hatırlatın ya da bırakın kendileri öğrensinler.

 

Kelebeğin ömrünü hatırla🦋

Kendine çok güvenen Şövalyeyi…

 

Söz kılıçtan keskinse neden başka hayatların sevgisine uzaktan ihtiyacımız olsun ki?

Seni uzaktan seveni sen hiç sevme çünkü onun gözleri bozuktur🤙🏻

 

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

 

Yazıya çok sevdiğim bir şarkıyı ekledim severek dinlemenizi diliyorum okurken…

Buray – Tac Mahal

 

I have this strange feeling that I’m not myself anymore.
It’s hard to put into words, but I guess it’s like I was fast asleep, and someone came, disassembled me, and hurriedly put me back together again.
That sort of feeling.

Haruki Murakami

#harukimurakami
#harukimurakamiquotes

Kelimelerle açıklamak kolay olsaydı Allah herkese yarın uyanmayı nasip etmezdi.
Zannetmeyin bu gece karanlığı üzerimize örtülü kalacak…
Gün aydınlanacak…
Işık pencereden içeri sızacak ve sizinle kucaklaşacak.
Hayatın en sevdiğim yönü en çaresiz anların hemen arkasından gelecek olan sürprizleri.

Mutlaka aşka kalbini açık tutmalısın.
Biri gelecek ve görüntüye girecek.

Hayat böyle işte.
Bir bakarsın hikayenin tam ortasındasın, bir bakarsın hiç yaşamamış gibi yeniden onarırsın.

Hiç bir acı sonsuza dek sürmez yeniden sevebilirim diye boşuna mı demiş Sezen ⭐️….!

 

Sevgilerimle,
Merve♥️

#photooftheday
#tweegram
#amazing
#look
#love
#igers
#instadaily
#girl
#iphoneonly
#bestoftheday
#instacool
#instago
#webstagram
#colorful
#style
#swag
#instamood
#instagrammer
#bestoftheday
#instagramers
#igdaily
#webstagram

 

 

KISA KISA…

12 Ocak 1949 (69 yıl yaşında), Fushimi, Kyoto, Kyoto, Japonya’da doğmuştur.
Franz Kafka, Stephen King’den etkilenerek yazdığını söyler.

http://www.harukimurakami.com/