Yazılar

Değerin, sahtesi de gerçeği de kara bahtın fırtınalarında belli olur.
William Shakespeare

Değerin sahtesi olur mu derseniz öyle bir olur ki siz bile neye uğradığınıza şaşarsınız!
Gerçeğine rastlarsanız da kendinizi şanslı saymanız gerek. Bugünün insanların da çok az rastlanan hatta ve hatta nesli tükenmiş özellik diye düşündüğüm durum.

Birinin gözünde çok değerli olmak sadece onun size verdiği kıymet ile ilgiliyken, buna orantılı da kendi içsel dünyasının ne denli zengin olup olmadığı ile alakalıdır.

İnsan olmanın gereğidir.

Önce kendi değerini bilmektir ve buradan yola çıkarak karşınızdakinin sizin yerinizde olsa deyimi ile “empati” kurabilmenin en temel kuralıdır.

Değer derdine düşmemek lazım sözün özü. İnsan önce kendi değerini bilmeli sonrası zaten gelir. Tersini düşünüyorsa da buna karşılık kişiler ve olaylar önünüze çıkar. Hayat böyledir ne ekersen onu biçersin diye boşuna dememişler. O yüzden uzmanlar ısrarla çocukların mutlu ve huzurlu bir ortamda büyümesinin ne denli önemli olduğunu söylüyorlar. Mutluluk duygusunun buram buram koktuğu bir yuvadan asla kendini değersiz hisseden bir çocuk çıkmaz.

Eğer ki huzursuz ve kaos yaşanan bir ortama çiçek bile bıraksanız iki gün sonra ölür. Enerji meselesi.
Bizler genellikle başımıza gelen ve kötü diye yorumladığımız olayları kadere bağlarız. Aslında hiç ilgisi yok ve tamamen bunlar kurgusal desem.?

Yani insan neye inanıyorsa ona yoğunlaştıkça onu içinde büyütüyor ve günün birinde beklenmedik olaylar silsilesine şahit olmaya başlayınca yaptığı şeyin meyvelerini almaya başlıyor. Ve bu maalesef her şey için geçerli.

Kaçınılmaz olayları yaratan biziz. Korkularımız ve endişelerimiz öyle güçlü sinyaller yayıyor ki bunun hormonel kısmını katmıyorum bile. Sonunda da bir şekilde bomba patlıyor. O yüzden korkuyu ve endişeyi yaratan çukuru çok iyi bulmak lazım. Çünkü ilk fırsatta oraya beton dökmezseniz hayat boyu maalesef karşınıza çıkacak olan konular ve başlıkları şu andan itibaren bellidir.

O kadar ki insan her şeyi zihni ile yönetecek donanıma sahip. Bir önceki yazımda bir ahtapotun özelliklerinden bahsettim. Şehir efsanesine inanmayın. İnsanlar beyinlerinin neredeyse %100’ünü kullanıyor. Üzgünüm ama bilimin söylediği gerçek bu. İnsan beyni oldukça fazla enerji üretir. Uyuyan bir beyin 25 watt’lık bir ampulü çalıştırabilir güçte. Yani neye odaklanırsak öylesine güçlü bir enerji alanı yaratırız ve bu alanı da verimli/verimsiz kullanmak gene bize kalmış demektir.

Değer arayışına girmeyecek ve değer değil, değer aralığı vereceksiniz. Ama önce kendinize değer vereceksiniz. Çünkü bu en insani tavrı kendinize göstermezseniz, başkalarından da beklentileriniz o derece artar ya da azalır. Az beklenti de olmak demeyelim de beklenti hakkınızın bile elinizden alınmış olması durumudur bu. Ve maalesef gene sözü öz benliğe çevirince, kendi varlığım dışında ki hiçbir canlıyı sorumlu tutamam.

Kaçınılmaz olan elbet olur, olacaktır da. O yüzden kelime anlamı ile “kaçma” kısmında “kaçırmadan” bunu kontrol edebilirsiniz.
Herkes yaşadığı hayatı nasıl sergilediği ile kendisinden sorumludur. Ve başka insanların sorunlarını benimsemeden önce bunun size son derece zarar vereceğini bir düşünün derim. Herkes birer bireydir hayatta. İkiz doğan çocuklar bile. Farklıyız birbirimizden ve farklı senaryoların içine doğuyoruz. Böyle düşündüğünde insan çok az kişiyle ortak nokta bulabiliyor. O yüzden hayatımızın kemik yapısını tamamlayan, benim hep kemikleşmiş diye tabir ettiğim yabancı insanlar az sayıda kalıyor. Çünkü insan yaş aldıkça çevresinin de steril olmasına özen gösterir hale geliyor ki bu çok normal. Fazla kalabalık hayatlardan gelenler özellikle bu bahsettiğim duruma uygun. Böyle olunca birden fazla insanın hayat enerjisini de içinize almamış oluyorsunuz ki bir kişinin ki bile oldukça fazla. Benim vurguladığım en özel ve hassas nokta partnerler. O yüzden hayatınızın merkezi haline getirdiğiniz insanların size değer vermesini değil de sizin kendinize ne kadar değer verdiğinizi görerek sizi sevmesini sağlayabilirsiniz ki bu zaten kendiliğinden olur. O zaman kimsenin hayatında ki bir yükü üstlenmek yerine onun sizin alanınıza ne kadar dâhil olabileceğini görmesini sağlarsınız.

Bence beyninizin %10luk kısmını değil de, yanına bir 0 daha ekleyip %100’ünü kullandığınızı bir kez daha hatırlayın. O zaman düşünce gücünüzün gerçekten de bu başlık kadar kaçınılmaz bir gerçek olduğunu benimsersiniz.

Her şey kendini çok sevmekle başlar.

Her sabah uyandığınız da aynaya baktığınız da ben çok güzelim deseniz ölmezsiniz hem cinslerim. Karşı cinslerim için espri yapardım ama çoğunluğa haksızlık etmek istemiyorum.

Sonuçta bir önce ki yazım #ahtapot konusundaydı ve istemeden size güzelim hayvancığı yere yere onun kadar aklınızı kullanamıyorsunuz diyemiyorum 🙂 çünkü buna bende dâhilim.

Kendinizi çok sevin! Mümkünse başkalarına da bulaştırın.

Gülümseyişinizi hak etmeyen insanlara da bulaştırın demiyorum, bulaştırsanız da bir yol olmaz diyorum 🙂 çok sevdiğim bir atasözü var ancak yazamıyorum. Güzel gülümsemeniz eksik olmasın, kimse sizin değerinizden fazla değil ve tabii ki az da değil ama her koyun kendi bacağından asılır. Sizin için siz önemli olun gerisi zaten mis gibi yolunu bulur.

Sevgilerimle,
Merve♥

Unutmadan şunu da eklesem iyi olur; unutmayın gün olur en sevdiğiniz t-shirt bile toz bezi oluyor. Yani…♥
#söyleyeceklerimbukadar

Soru sorarak kendini dinleme yöntemini çok severim… Önce sorular sorarım kendime ve sakince cevaplarımı kaydederim. Kafama, not defterime, günlüğüme, telefonuma… Ben hep yazarım yazdıklarımı da hep saklarım bir gün mutlaka lazım olur illaki. Övünmek gibi olmasın ama yazılarımın reçete bile olduğu görülmüştür. Bunlar öyle faydalı geri bildirimler olur ki çoğu zaman tıpkı sabahları soğuk duş almak gibi beni de kendime getirdiği çoktur.
Sizlere de tavsiye ederim. Soru sorun kendinize. Her zaman önce kendinize sorun ve ilk dinlediğiniz kişi siz olun.

O zaman başlayalım sormaya…

Sizce sevgi nedir?

Sonsuz bir akış mıdır ya da karşılıksız versiyonu kutsal sevgiye mi dairdir sadece. Üzerine milyarlarca söz, şiir, şarkı, romanlar yazılmış o meşhur Sevgi nedir, kimdir, nerededir? Bir bilene soramıyoruz çünkü her birimiz bir bileniz aslında.

Sevmek, beklemektir.
Sevmek, inanmaktır.
Sevmek, sabırlı olmaktır.
Sevmek, gitmektir.
Sevmek, kalmaktır.
Sevmek, susmaktır.
Sevmek, acıdır.
Sevmek, teslim olmaktır.

Bu liste sanırım böyle uzar gider…

Eee o zaman Sevgi nedir, Sevmek nedir dediğinde karşınıza bir delilik tablosu çıkmıyor mu? Sevmek gitmektir diyor yazının biri… Ne alaka ama niye gidesin severken değil mi? Kal ve sev niye gidiyorsun ama işte bu melankolik ve arabesk anlayış binlerce yıl öncesinde de vardı. O zamanlar bile sevgi kimilerine göre fazla acıydı.

Sevmek neden acı olsun mesela yani işte araştırsanız iyi bir yazı için karşınıza türlü türlü komik şeyler çıkacak… O yüzden diyorum hepimiz bir bileniz. Kimimize acı, kimimize sevinç getirir bazen her ikisi de yer alır kalbimizde. Bu böyle uzar gider de esas değinmek istediğim nedir, ne değildir değil. Neden bu kadar sevgisizlikten yakınır hale geldik ve neden sevgiyi sonsuz bir rezerv haline getirdik…

Öncelikle bence toplum olarak en büyük sorunumuz kendimizden başka herkese olumsuz olmamız. Trafikte, işte, evde, ilişkide, okulda, iş görüşmesinde kısaca her yerde. Kendimizden başka herkes olumsuz. Tabii ki empati yeteneği herkeste yeterli halde yok doğru ama madem insan bu kadar kendine düşkün ve kendine kör o zaman dışarıda ki sesi de anlaması bir o kadar kolay olmalı diye düşünüyorum.

Mesela Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı – TEPAV 10 Temmuz 2015 tarihinde Türkler neden birbirine güvenmez? Başlıklı bir yazı yayınladı.

http://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/5273/Turkler+neden+birbirine+guvenmez_+

Okumanızı tavsiye ederim. Çünkü benim eğlenceli halde yazıya yansıtmaya çalıştığım konu, bakmayın aslında öyle ciddi yerlere dokunuyor ki iş psikolojinden ülke yönetimine kadar gidiyor…

Birde Türklerin birbirinden çok hoşlanmamalarını birçok kişi kaleme almış ne kadar ilginç diyorsunuz diğer toplumlara baktığınızda.

Araştırma sonuçları ilk bakışta Müslüman ağırlıklı bir toplumun Müslüman olmayanlara duyduğu hoşnutsuzluk olarak yorumlanabilir diyor makale de ve devam ediyor. Fakat sonuçlar İran ve Suudi Arabistan gibi Müslüman ülkelerin de pek sevilmediğini ortaya koyuyor. Pew araştırmacıları bunu şöyle yorumluyor: “Aslında, Türklerin gerçekten sevdiği bir ülke ya da bir kuruluş bulmak epey zor, tabii ki Türkiye hariç”.

Ne var ki, bu kanıya da şüpheyle yaklaşmak gerek. Zira başka araştırmalar Türklerin aslında birbirinden de pek hoşlanmadığını gösteriyor. Muhtelif küresel “kişiler arası güven” araştırmaları Türkiye’nin dünyanın en güvensiz toplumlarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, 2008 tarihli Dünya Değerler Araştırması’nda Türkiye kişiler arası güven anketinde 60 ülke arasından sonuncu durumda.

Bu verilere baktığımızda, Türkiye’nin paranoyak bir toplum olduğunu söylemek pek de haksızlık olmaz. Bunun dış politikadaki yansıması, toplumun diğer ülkelerin Türkiye’ye karşı sürekli komplolar kurduğuna inanması. Aynı paranoya, iç politikada ise şiddetli siyasi çatışmalar, gövde gösterileri ve tekrarlanan cadı avları şeklinde tezahür ediyor.

http://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2014/11/turkey-polls-turks-dislike-everybody.html

Kısaca genel tabloya da baktığımız da aslında Ülke genelinde bir problem yaşıyoruz. Dolayısıyla aile içi ilişkiler, özel hayat ve ilişkiler, evlilikler, ortaklıklar ve daha birçok ikili diyalog üzerinden yürüyen ilişkinin temel çatısını güvensizlik üzerine kuruyoruz.

Peki, hal böyle araştırmalar ve anketler malum peki biz hiç mi gelişmiyoruz? İnsan umudunu kaybeder bu tabloya baktığında değil mi? Bence gelişiyoruz kesinlikle “hala umut var” en azından benim inancım sonsuz. Ama yürümeyen ataerkil toplum yaklaşımı olabilir. Ve mümkündür de. Örneğin çok severek evlenen bir çift, çok kısa bir süre sonra sen/ben demeye başladığında evliliklerinin çatısı sarsılmaya başlıyor. Burada odaklanılması gereken kişilerden hangisinin sevgi ile ilgili sorun yaşadığıdır. Ve tabii ki sevgi eşittir insanlara olan güven/güvensizlik sendromları da bu kişileri bu duruma iten sebeplerdir.

Neden bugün kendinden güçsüze yapılan türlü işkence ve taciz vakalarına bakıldığında temelinde insanın kendine duyduğu sevgisizlik olarak yorumluyorlar.

Ben kendi dilimde ki sevgiyi yorumladığımda ilk ailem geliyor aklıma. Çünkü sevgi tohumları ailede başlar. Anne ve Babaların çocuklarına sık sık onları sevdiklerini söylemeleri gerekir. Bu o kadar önemli ki bu çocuklar ileride kendilerine güvenen, kendilerini önemseyen ve seven bireyler olarak yer alacaklar toplumda Ve yanlış olan bir algı var ki düzeltilmesi şu an mümkün olsa keşke her bir zihniyette… Sevgi çocukları şımartmaz aksine ilerisi için altın kalpli bireyler olurlar. Sizce sevginin iyileştiremeyeceği ya da onaramayacağı bir şey var mı?

En sevgisiz insanların bile sevgiyle ne hale geldiklerini biliyoruz. O yüzden bu ataerkil bilgilerin lütfen öncelikle yetiştireceğiniz veya yetiştirmekte olduğunuz çocukları engellemesine izin vermeyin. Her şey aile de başlar, güzel bir çocukluk geçiren bireyin hayalleri de bu oranla renkli ve azimli olur.

Sevgisiz büyüyen çocukların ne gibi duygusal zorluklar çektiğini bildiğimizden bunu unutmayalım. Sevgi ilk aşkınıza duyduğunuz duygu patlaması değildir. Bu duyguyu ilk bu şekilde yaşayan bireyler sevgiyi sonsuz bir rezerv haline getirirler. Hayatlarında ki insanların onları şartsız ve kusurlarını görmeksizin sevmelerini beklerler. Ve çok acıdır ki geçmişte bu gibi birliktelikler başarılı evlilikler olarak gösterilip sonlanmadığından çoğu bireye de kötü örnek olmuştur.

On sekiz yaşındaki bir genç nasıl kendini intihar bombacısı yapar diye düşündüğünüz de aklınıza ne geliyor. Bütün geleceğini bir anda çöpe atmak ister bir insan ve diğer insanların…
İşte bunların hepsi ailede başlıyor. Aile içi sevgisizlik bambaşka bir durum. Sevginizi belli etmediğiniz birey altı aydır kayıp olduğunda ve onu bulamadığınızda da aynı soruyu sormanız gerek.

Aileleri tarafından önemsenen çocukların hayata bakış açıları hep farklı oluyor. Dediğim gibi oyun oynarken kurdukları hayalleri bile bir o kadar uçsuz bucaksız oluyor.

Ailelerinden ilgi ve alaka görmeyen, takdir edilmeyen çocuklar ise bu sevgiyi gösterecek ilk kişiye teslim ediyorlar kendilerini. Bu da bazen cemaat bazense terör örgütleri oluyor. Sonuçların hep sebepleri var bunları gözden kaçırmamak gerek.

Ve Kalıbımı basarım Sevgisiz yaşayan insan yoktur arkadaşlar. Ya bir kuş sahiplenir daha büyüğüne bakamadığından ya da gider parasını, pulunu, gücünü hayır işlerine bağışlar. Belki insanlardan uzak durarak huzuru bulur bilemem ama insanız sevgi olmadan yaşayamayız, bunu iddia eden çok bilenlere de sevgiler. Ve bunu sevgilisiz olmakla karıştırmayalım lütfen sevgi insanın içindedir ve her zaman yansımasını dağda, bayırda, kuşta, köpekte de bulabilir.

Kısaca…
Yeteri kadar uzun oldu o ayrı…
Kalemi elime alınca bırakamıyorum ne yapayım.
Kendi ile barışık, çevresi ile barışık insanların sevgiyi bir rezerv olarak görmekten çok bulunduğunda ne kadar kıymetli olmasından ötürü kaybetmeme odaklı ellerinde tutmalarını dilerim.
Sevgi hayatımızda hep olsun. Sevgi varsa her şey hallolur gerisi hikâye diyorum.

Sevdiklerinize SENİ SEVİYORUM demeyi unutmayın.
SEVGİLER
Merve

TİPİ TİPLER
TRAJİKOMİK

Bu yazı Sosyal Mesaj içerir, lütfen esprileri ciddiye alıp uygulamayınız.
Teşekkürler 🙂

Var böyle tipler kullanıcı isimli bir hesap var Instagram da ben en sıkı takipçisiyim iyiki de var o olmasa son aylarda elimde telefon kahkahalara boğulamazdım sanırım kendisine teşekkürü bir borç bilirim?.

Mutlaka takip edin pişman olmayacaksınız. Gerçek kimliğini ifşa etmemesi beni hiç rahatsız etmiyor aksine çok akıllıca bir hareket sonuçta kendi keşfettiği ve sosyal çevreden yakalayıp vurgulamak istediği figürlerin önüne kendini atsa belki bu kadar popüler olmayacaktı o da bunun farkında zaten.

Şimdi adamın işlediği karakterler eğer aktif bir hayatınız varsa gerçekten çok fazlaca gün için de karşılaşacağınız minimum 2 ya da 3 tipten biri oluveriyor. Birinci kat sol kapı komşu teyze, mahallenin bakkalı ve terzisi ama en önemli mekân biz kadınlar için kuaför salonları ve sanatkârlarımız diye uzar gider. Zaten hali hazırda gün içinde yurdumdan manzaralar korosu malumunuz bir de bunların hayatımızda olan versiyonları var ki, işte orda yol sadece çatallaşmıyor, git gide kıvrımlarına kıvrım katıyor.

Mesela en sık karşılaştığımız ya da hayatımızda olup da en çok şikâyet ettiğimiz insan tipi olumsuz kişilikler. Muhtemelen ben de bunlardan biriyim bir başka arkadaşım için nasıl olsa er meydanı diye aldım kalemi yazıyorum işte… Siz de alın siz de yazın hem ben öyle kimseye laf geçirmem yüzüne baka baka söylemekten inanılmaz haz alırım ve dürüst sevgi yoluyla noktayı koyarım bazen virgül de olabiliyor gelmeyin üstüme?.

Bu tipi tipten biraz bahsetmek istiyorum sizin için sakıncası yoksa zaten yazı bitince ah yazık Merve neler çekmiş fikrine kapılacağınızdan hazır kalem bendeyken istediğim kadar ajite edebilirim durumu?

Bu olumsuz insan tipi tip sabahın körlerinde sizi aramaya başlar taa ki akşam uyuyana kadar, akıllı bir tanecik telefonunuzun şarjı ölene kadar arar arar arar … Uyuyamaz gene arar, uyanır gene arar. Rüya görür arar, görmez arar. Bakkala gider bakkaldan arar eve döner evden arar, tuvalete gider oradan arar. Şarjı biter komşunun telefonundan arar, mesaj yağmuruna tutar… anlatabiliyor muyum ? Dertleri sıkıntıları bitmez, hep mutsuz ve kadersizdir. Öyle alışmıştır ki rolüne dışarıda ki insanları da ağır eleştirir sırf bu yüzden yani hata payı sıfır insan örneği oluveriyor kendileri. Ah ne şeker dimi?

Hep siz onunla olun isterler eğer bu bir kız arkadaş ise asla sevgili, eş yapamazsınız çünkü kuvvetle muhtemel kendinin ki kısa süre önce, çok kısa bir süre kaldıktan sonra kaçtığından bu kızcağız yalnızdır ve harika bir çeyizi vardır ama nafile her şeyi siz olursunuz. Sevgiliniz varsa da zaten vazgeçin o iş bitti demektir. Ya sevgiliden ya arkadaştan vaz geçeceksiniz ama bence ikisini de terk edin 🙂 Bir taş la iki kuş vurmuş olursunuz, hem zaten öbürüyle hala sevgiliyseniz aman ne işiniz var iyi bir adam olsaydı şu an size o muhteşem gelinliği giymeniz için geç olmadan en büyük taş ile teklifi yapmıştı. Yapmadığına göre hala sevgilisiniz 🙂 Dediğimi yapmayın bu sadece çok şeker bir şaka 🙂 ama yapabilenleri tebrik ediyorum canım hem cinslerim iyi ki varsınız ama keşke biraz daha az kıskanç olsanız doğanız gereği sadece hayatınızda ki adamı kıskansanız ve bu korkunç arkadaşlık safsatası bozulup gitmese dimi…?

Çünkü maalesef kadının en büyük düşmanı gene kadın ?.

Ama bu tipi tip eğer sıradan bir erkek arkadaşsa yani sevgili olmayan versiyonu ile hayatınızda boy gösteriyorsa, bunu sadece evde kalmış kız arkadaşlarınızla tanıştırın ki başını yakın çünkü eğer hala bekarlığından yakınıyor, yalnız uyanmaktan, kadınların bu devir de artık erkekleştiğinden, geyşalığı unuttuklarından falan mız mızlanıyor ise bilin ki kaşınıyordur onun sultanlık dönemini şehzade olarak geçirdiğini ona hissettirmeden Rus ruleti oyunuyla gösterin☺ ve onun başını yakın kısaca başınızdan atın derim onlar zararsızlardır. Sadece erkekler inanılmaz dedikodu severler. Çoğunluğu dinleyici olduğunu iddia etse de bu büyük bir yalandır alakası yok asla öyle bir şey yok çünkü tarihte de çok fazla örneği vardır ki erkeklerin çenesini tutamadığı ve çok fazla dedikodu meyilli karakterler olduğundan çok kişinin ocağına incir ağacı dikilmiştir.? Neyse bunlarla düşman olsanız da bunlardan zarar görmezsiniz çok az erkek kin tutar arkadaşlıklarına karşı. Hem fenamı birinin daha yuvasını yapmış olmanın verdiği muhteşem hafiflemeyle artık siz kesin bir kanatsız meleksiniz. Neyse ben bunu çok yaptım hala da çok pişmanım çünkü kendime faydam olmadı insan önce kendini sonra çevresini mutlu eder yok ben  ilk önce 1349933 milyon insanı mutlu etmezsem asla hafifleyemiyorum.

Peki, iyide bir de sizin de azıcık kalmış enerjinizi de alır götürürler bunlar zaten her yerdeler kaçmak mümkün değil. Özel hayat sigortanız varsa sizi delirttiğinde gidebilecek dilinizden anlayan güzel konforlu özel hastaneler var özelden yazın anında adresleri cebinizde ? şaka tabii ki asla böyle bir şey yok.

Bir de bu olumsuz ve mutsuz, ölmüş, bitmiş, tükenmiş insan versiyonuna ilaveten biri daha var ki belki ondan çok az vardır hayatınızda belki henüz karşılaşmadınız bile yani çok şanslısınız diyorum kaçın diyorum … Gidin bir sahil kasabasına yerleşin, dönmeyin buraya… Çünkü karşılaştığınızda muhtemelen bir daha hayatınızdan çıkarmak için çok uğraş vermeniz gerekecek çünkü bir de bunlar bağımlılık yaparlar, alışırsınız sonra da çekip gidemezsiniz kolay kolay. Neyse bu kişiden kişiye değişir tabii hepimiz aynı değiliz arkadaşlar rahat olun?.

Biraz da canım Katalizörcüğümden bahsetmek istiyorum yüksek müsaadenizle…

Bu da böyle dünyaları yaratmıştır, en muhteşem, en özel, en en en en yani yazmakla bitmez öyle en leri vardır ki yani siz daha ne gördünüz ki neyse aman Allahtan öğrenmeye açığımda benim için sorun olmuyor.

Bunlar acayip kavgalar çıkartılar katalizör diyebiliriz bunlara ben öyle gruplandırdım bu yavrucakları. Neyse bu katalizörler çıkarttıkları acayip anlamsız zamanlamalı kavgalarını size yıkarlar ve bunu toplum önünde küçük düşmenize sebep olma amacıyla yaparlar ki dikkatli olun onlarla kavga etmeyin he deyin itaatkâr olun isterler. İtaatte en ufak bir değişme hissederlerse görmeyin zaten kapayın gözlerinizi çünkü birazdan üstüne atılacak suçlar sayesinde 1873187329 milyar ışık hızı ile bu dünyadan uzaklaşmak isteyebilirsiniz.

Çok normal bir tepki bu  korkmayın hiçbir şey olmuyor sadece kısa süreli devrelerinizi zorlayan bu gerilim hattı projesi yüzünden biraz hayatı erteleme moduna girebilirsiniz bunlar dediğim gibi çok normal.

Neyse bu katalizör arkadaşlarla uğraşmak çok zor ve bunaltıcı ama bunlar bir de korkunç blöf tipler yani siz kendinizi nimetten saymıyor ve rahat kafa.com diye yaşıyorsanız bile inanın zor. Yalan, blöf, bahane, uydurma her türlü iskambil bunlarda ve eğer yalan söylemeyi beceremiyorsanız emin olun ki söyleyeni çok ama çok iyi anlıyorsunuz. Tecrübeyle sabit?

Siz düşünün artık bunlar ne denli tehlikeliler… Yaşam enerjinizi çalarlar bir köşeye geçer onca şeyi yapan kendisi değilmiş gibi bir de nutuk çekerler size hani burada vermek istediğim orijinal tepkiyi yazamayacağımdan ? sadece G kuvvetiyle bunlara doğru koşmak istiyorsunuz zaman zaman, ne şeker dimi.

Bunlarla ilişkilerinizi nereye taşırsınız bilemem ama hala onlarında farkında değilseniz sadece kendinizi küçümsemeyin hayatta her şey şaka, espri tadında diye böyle içimden geldiği şekilde tatlı bir hale çevirmeye çalışıyorum ondan yazı dilim ve kalemim ağırlıkta esprili. Lütfen kendinizi sevin, her şey kendini sevmekle başlar geçte olsa bu sözü öğrenip hayatıma geçirdiğim için şükrediyorum ama gerçekten insan en taze yaşlarında bunu göremiyor zaten her birimiz ölmeyecekmişiz gibi yaşadığımızdan bazımız için öz güven egoya dönüyor ben bundan değil zararsız kısmından bahsediyorum o yüzden de kendinizi sevdiğiniz için kimse ölmez, önce kendinizi sevin bu bedende geldiyseniz bu dünyaya önce bedeninize güzel ve sağlıklı bakmak zorundasınız.

İşte böyle bunlarla ilgili zaman zaman yazı yazacağım ama siz dediğim gibi dediklerimi yapmayın…?

Sevgiler.