Yazılar

Kozmik kelime anlamı ile “evrenle ve onun genel düzeniyle ilgili” olarak ifade edilir. Günümüzde yüksek öneme sahip gizli ya da gizemli ve geneli ilgilendiren “şeylere” hitaben kullanılır. Tam da burada ne güzel oldu aylardır beklettiğim konu başlıklı yazım. Bugün yayında…
Ne derler bilirsiniz her şeyin bir zamanı var.
En çok bu “zaman” olayına takıntılı olarak gene kendi kendime de bir ders vermiş oldum♥

Peki, nedir bu kozmik seviye durumumuz…
Ülke olarak baktığında sanırım en üst seviyelerdeyiz… Bakış açıları değişti, ilişkiler değişti, iş ahlakı değişti… Değişti de değişti. Aslında iyi olan “değişim” zaman içinde kendi anlamına bile ters düşen bir duruma düştü.

Halimize bakın diyeceğim bakmayın bile… Ben bile kendimle çelişiyorum. Yazı yazıyorum işte kendi çapımda ve haddimi aşmadan bunları da web sitemde yayınlıyorum falan. Ama bazen ne için bütün bu çaba demiyor musunuz sizde? Sabah kalk işe git, para kazan, stres ol, eve gel, yat uyu! Robotik yaşamın dışında bir de hayatın gerçekleri var öyle hadi canım deyip geçemiyorsun. Gerçekten ben bile bunu sorguluyorum. Çünkü sosyal medyayı kullanıyorum, yazılarımı paylaşmak için ve çıkaracağım kitabımın az da olsa adını duyurmak için… Bir taraftan da sosyal medya resmen bir şeytan oyunu. Yani doğru yerde miyim, kime hitap ediyorum ya da edeceğim endişesindeyim aslında… Bu bir çelişki benim için o yüzden de oldukça dikkat ediyorum kullandığım kelimelere.

Günlerdir uyuyamıyorum okuduklarım, manşetler, olaylar… Aklım burada nasıl yaşayacağız diye sorguluyor artık. Hani gizlilik denen şey zaten kalmadı da, bir de ifşa durumları var. Akıl almaz halde insanlar birbirilerine saldırıyorlar. Ve biz sadece bardağın boş tarafını görmeye alışığız. Bu kötü bir ruh hali değil olaylara hazırlıksız yakalanma hali diyelim. O bardak var ya aslında hep boş. Yani aldığı kadar hazneye sahip. Konularda bundan ibaret. Aslında çoğu şey basitken zorlaştıran bir zihniyet olmaya doğru gidiyoruz.
Bizler insani canlılar olarak yani pekte uzaylı olduğumuzu düşünmezsek eğer, bu kozmik enerjiyi neden olumlu yönde kullanmıyoruz. Cevap belli işimiz gücümüz #stalk çünkü…

Herkesin elinde (ben de dâhilim) telefon o ne yemiş, ne içmiş, ne giymiş yani saçma sapan bir durum. İnanın artık kimse kimseyi özlemiyor. Niye özlesin ki! Sosyal medyayı aç bak gör. İşte bu hale geldi bizim sözde “kozmik seviye” durumumuz.

İşi, gücü sadece insanlara hava atmakla geçen, zamanının %80’nini sosyal medyada harcayan bir nesil var. Ve ne yazık ki yetiştireceğimiz çocuklarımızı bunlardan uzak tutmak ne kadar mümkün? Aslında bu işin en korkutucu kısmı. Zaten artık sokakta oynayan çocuk yok, kimse çocuğunu başıboş sokaklara bırakmıyor. Kötülük ve müebbet suç teşkil eden olaylar kol geziyor çünkü. Kimsenin kimseye güveni kalmadı. İyi de sokaktan korudun ya sosyal medya?

Şimdi söyleyeceklerim gündemi meşgul eden, etmiş olan, etmekte olan ve daha niceleri için… Hepimiz yetişkin insanlarız ama bir de korumakla sorumlu olduğumuz evlatlarımız var. Şu anda evde bir saniye bile televizyon ya da internetle baş başa kalsalar görecekleri neler bir düşünsenize? Birilerinin çıplak videoları, açıklamaları, ifşa edilmiş özel hayatlar, çeteler, terör… Sizce böyle çocuk yetiştirmek nasıl bir duygu? Tahmin edebiliyorum.

Peki ya bunlara izin verenler ve gizli kalması gereken mahrem hayatlarını önümüze direk sunanlar için ne düşünüyorsunuz? Onu da tahmin ediyorum. Hayat sadece fotoğrafların altına yazılmış hashtag #andanibaret değil arkadaşlar. Hayat bir bütün olarak temsil ettiğimiz kişilikten ibaret. Yaşadığın hayat ve temsil ettiğin isim senin kim olduğundur. Her gün bir yenisine imza atan sözde skandal haberlerin gündemi ve hayatımızı doldurduğu bir hayata ben “hayat” demiyorum. İnsanların bu denli çirkinleşip birbirilerine saldırdıkları bir düzene dâhil olduğum için ucundan kıyısından sessiz de kalamıyorum.

Hadi sorgulayalım şimdi nerde kaldı bizim “kozmik” “seviye” ? Mutlaka bir yerlerde ama nerede? İnsanların kendi kusurlarını örtmek için başka hayatları harcamasına “seviye” diyebiliyorsak ayakta alkışlarım.

Çünkü yetişmekte olan yeni bir nesil var her ne kadar bunun farkında olmayanlarla beraber aynı havayı soluyor olsak da. Ve o nesil öyle bir geliyor ki, yakında belki de yenidünyayı yaratacak olan bir nesil bu. Nasıl örnek olacağız? Ne bırakacağız geride… Ya da bizler yaşlandığımızda bir köşede insanların birbirini ezip geçmesine mi şahit olacağız. Kimse farkında değil ama ister istemez gülüp geçtiğiniz sözde skandal olaylar bile zamanla kendi içinde meşrulaşıyor. Ve kişiler yapmakta oldukları eylemlerine bir yenisini ekliyorlar.
Konu da bu ya zaten.!

Ne olduğun değil, ne yaptığınla anılmak. Şu anda hangimiz sorguluyoruz karşımızdakinin hayrını, hayırsızlığını? Ama yapılanlar orada kalıyor. Ve çok uzun zaman alıyor biliyor musunuz sosyal medya üzerinden yayılan şeylerin kalkması. Çünkü internet kanser hücresi gibi çoğaldıkça başka yerlere de bulaşıyor. Resmen metastaz oluyor bu olaylar. Belki fikri mülkiyet sahibinin esas amacı da bu ama bize neden bulaştırıyorsun? Başka hanelerde yaşananlar, özel hayat, cinsel kimlikler neden bizi ilgilendirsin ki? Ama ilgilendiriyor olaylar böyle işlediğinde. Bence artık dur deme zamanı geldi. Ve kalpten inanıyorum bunların bir seferde değil belki ama kalıcı çözümlü cezai yaptırımlarla önleneceğine.

Mesela ben yan dairemde neler oluyor bilmek istemiyorum. Kim ne kadar kazanıyor merak etmiyorum. Beni sadece kendi sorumlu olduğum kişiler ve hayatları ilgilendiriyor. Böyle olması gerek değil mi normal şartlarda. İstemeden dahil edildiğimiz özel hayatlar hakkında fikir sahibi oluyoruz ve gizlilik diye bir şey kalmıyor. Evet, belki bundan para kazanan insanlar var ama kısmı da beni ilgilendirmiyor. Sadece bu hayatların eksilmiş enerjilerini alıyoruz kendi içimize. Örnek asla olamaz ve hatta insanın aklında uyuyan tilkileri bile uyandırıyor deyimi yerindeyse. Buna hakkınız var mı? Beni, seni, onu, diğerlerini konuya yorum yapar hale getirmeye hatta ve hatta empati kurmak zorunda bırakmaya hakkınız var mı?

—YOK!—

İşte bu yüzden insanları edindiği hobilerinden ve zevklerinden vaz geçmeye zorluyorsunuz. Özgürlük anlayışınıza her şey ters ama bir sizin ki doğrudan şaşmıyor. Zamanında inancınız eksik şimdilerde tavan. Peki, bize ne bundan. Her şey Allah ile kul arasındadır. Aynı şekilde AİLE yaşantılarınızda sizleri ilgilendirir. Bizlere ne bundan! Yaptığınız hayırdan ya da bağıştan bizlere ne! Zaten yapılan bir iyilik asla dile gelmez. Bize böyle öğretildi. Ancak sizler yüzünden dediğim gibi dinlemeyi sevdiğim müzikten, eğlendiğim mekânlardan, kendimce dilediğim dileklerimi bile manasız görmeye başlamış biri olarak. Gerçekten bizlerin hayatların da sizlerin ne işi olabilir? Herkes yaptığı iş ile gündemdir ya da değildir. Sonra bir de şu arınmalarınız yok mu?

Hele hele en delirdiğim konulardan biri de şu; jimnastik yapmayı yani bir nevi bedeni gevşetmeyi başka isimler altında arınma olarak görenlere deli oluyorum. Saygıda duyuyorum ama şahsi fikrim maalesef kendini bir yere bir türlü ait hissedemeyen ve travmatik geçmişleri olan azdan çok bilen insanlar bu yola baş koyuyor. Başarılı da oluyorlar. Ama hangi konuda? Kendini geliştirmek mi yoksa bedenini geliştirip aynı denklem içinde zihnini açmak mı?

İnanın tahmin edemeyeceğiniz kadar okumuş ve bilgi birikimi sağlam biri olarak bunları söylüyorum. Kimilerini rahatsız edeceğini bilsem de bunu söylemekten dolayı asla kendimi kötü hissetmiyorum. Eninde sonunda bu da bir tercih değil mi?

Huzur isteyen kendini her şeye adayabilir. Ama önce kendine verecek bunu sonra sorumlu olduğu kişilere. Bu konuda da çok netim. İnsanlar bazı arayışların sonunda aşırıya kaçtıklarını ya fark etmiyorlar ya da bu bir şeyin kafası olmalı…

Bir kere her şeyden önce bilimsel olarak ispatlanmış beden iskeletinin farklı travmalara uğramasına sebep bu derin düşünme işleri. Ben bedenimi seviyorum ve iyi bakıyorum çok arınmak istersem de ne yapacağımı ve bana neyin iyi geleceğini çok iyi biliyorum. Ama bu yol asla aşırıya kaçmak değil. Yani aslında şunu söylesem size sokaktaki bir dilenciye acıdığınız zaman ona para veriyorsunuz, çünkü kendinizden farklı ve aşağı buluyorsunuz onları.

Hâlbuki biz insanlar eşit değil miyiz? Ne zaman ki sen birini kendinden az görürsün o zaman kendini de nerede gördüğünü hatırla derim.
Bir laf vardır “acıma acınacak hale düşersin” diye. Niye böyle demişlerdir biliyor musunuz kendinizi kimseden üstün görmeyin herkes eşit yaratılmıştır inanışından gelir bu.

Ancak bazı bedensel aktiviteler bunu Dünyanın en fakir bilinen Ülkelerine giderek yapıyorlar. Niye mi çünkü orada ki kültürel ve sosyal farklılığın onları terbiye ettiğine inanıyorlar.

İşte bu bir acıma sistemi! İnsan ister istemez kendi mutlu hissediyor, şükür etmeyi bilmeyen bile oraları gördükten sonra şükür ediyor.
Bu sizce bir arınma yöntemi mi? Yoksa kendini daha da değerli hissetmene sebep olan yaşayışı görüp mutluluğun para olmadığını anlama yöntemi mi? Hangisi?

Bana göre bunlar tamamen insanın kendi kendini inandırıp avunma sistemi.
Sistem ne ister? Çalışasın, çok çalışasın ve bunu şikayet etmeden yapasın, izin verilen ölçülerde eğlenesin, evine dönesin, televizyon izleyesin ve sonra yine çalışasın, çalışıp kazandığını sandığın parayı yine sistem için tüketip ona geri veresin… Kapitalizmin işleyişi böyle.

Alın bakın buyurun gündeme koskoca bir cemaat kurulmuş insanlar kandırılmış, istismara uğramış. Her şeyin aşırı zarar ve de gizli kalsın diye yıllarca üstünü başkalarını suçlayarak örttüğümüz kusurlarımız yüzünden bir yerlere sığınmak diyelim. Ya da demeyelim. Herkes yapmak istediği arınma sisteminde özgür!

Ama halk olarak bizi en çok rahatsız eden bakış açısı işte bu! Bana ne senin ne yediğinden, organik hayatından ve inanışlarından. Bedeninden, geç yaşlanmandan bunların ıvır zıvır faydalarından. Gerçekten bize ne! Doğal hayatın adresi belli bunu seçen insanlar da var ancak hiç biri körü körüne “kabul ediş” yaşamıyor. Ve işin manevi kısmında direnip konu maddeye gelince de özenilesi hayatlar yaşamıyor.

Ama şunu özledim hani o duvara bardak dayayıp komşusunun evini dinleyen teyzeleri ve giriş kat penceresinden ayrılmayan sokağın ajanı olan insanları işte o nesil…
Hatırlatırım ama o bardakta boştu.!
Bir de Masumdu!

Kötü değildik bu kadar. Savunmasız olan canlılara böylesine ıstıraplar çektirmiyorduk bence (hala eskinin iyi olduğuna inanan biri olarak) belki de haberimiz yoktu ama kötüydü gene. Ne fark eder gizlilik diye bir şey var mıydı? Vardı! Mahremiyete saygı vardı. Aile denen koskocaman bir çatıydı. Ve böylesine gelişi güzel harcanmıyordu hiç bir duygu.

Sabah 4’e doğru sıçrayarak kalkıyorum aman Allah’ım ne rüyalar neler neler filmlere konu olur öyle şeyler görüyorum şu sıralar. Çünkü insanların üzerinde bırakılan metastaz olan bu sosyal medya hastalığı rüyalarımıza kadar girmeye başladı. Anlatsam inanamazsınız. Çünkü korkuyorum gelecekten ve yetiştirmekte olduğum evladımın hayatından.

Daha dürüst ve gerçek insanların ön planda olması gerektiğini düşünüyorum. Ve inanır mısınız ben çok uzun süredir zaten televizyon izlemeyen biri olarak artık dizi bile izlemeyi bıraktım. Sadece bebeğimin izlediği şeyleri takip ediyorum o kadar. Buna rağmen işim gereği yazdığım için sosyal medyadan bir haber de olamıyorum ama şu an gerekli enerjiyi bulsam hayatımı iş kolik olarak geçireceğim bir meslek seçmeye harcardım.

Her neyse sadece evrenin bir parçası olarak kabul ediliyorsak bu enerjiye sahip olduğumuz alanları tamamen gene başka kozmik konulara doğru yönlendirelim hiç değilse. Son zamanlarda her şey bu kadar ters giderken bu işte de vardır bir hayır demeyelim mesela. Çok bilmek ya da çok gezmekten değil aile olgusunun en özel sırların kasası olduğunu unutmayalım, unutturmayalım.

Ve son olarak Alman yazar merhum Günter Grass’a ait olan Kozmik isimli şiirden birkaç dize paylaşarak, bir sonraki yazımda daha neşeli ve güzel şeylerden bahsetmek dileği ile konuyu artık kapatayım.

 

♥♥♥

Bir yaşantımız var şu yuvarlakta
Adına yeryüzü dediğimiz
Biz kaplamışız duvarlarını bin yönde
Çizmiş karanlığı üzerine ellerimiz
Düşmanlar yaratmışız kendi içimizden
Ölümü üleştirmiş eşken isimlerimiz
Sımsıkı kapanacaksa bütün kapılar
Hiç belirmeyecekse o düşsel umut
Kapkara duracaksa orada ufuklar
Sonsuza kadar ışıksız şu konut
Yalnız korkudur boy verir içimizde
Bir gizli düşmanın açlığını büyüten
Saldırır belki yıkar duvarlarımızı
Çiğnenir geçeriz belki dişlerinden
Direnç anlamsızdır o zaman, yenilmişizdir çünkü
Yönelir sorulara durmadan çaresizlik
Dostlar, kardeşler, en kopmaz ilgiler
Şu yuvarlak içinde baştan gömüldük…

♥♥♥

 

Belki de ileriyi gördü ya da sezgileri çok kuvvetli idi.
Ama sonuçta ne ben kâhinim ne de sen. Hepimiz güzelleştirmekle meşgul olduğumuz bedenlerin içinde ki ruhlarız. Ne zaman bu bedenlerin içinden dışarı taşıyoruz işte orada kozmik seviye dediğim nokta başlıyor…

Sevgilerimle,
Merve♥

 

 

 

Kaynaklar
www.antoloji.com/kozmik-2-siiri/

Yazımı okuyup buradan sadece “meditasyon” alıntısı yapacak olanlara da bir link tavsiye edeceğim.

Mutlaka okuyun
Bilgi zararsızdır kirletmediği sürece…
http://www.derki.com/sifacilik/yoga-tehlikeli-midir/

Esasen sosyallik üzerine bir yazı olsun istiyorum ondan böyle bir başlık attım. Şimdi bu sosyal civcivlerden bahsedeceğim size… Daha önceki yazılarımda “Diksiyonsuz Silikonlar” vardı. Hatırlayanlar bilir. Hatırlamıyorsanız acilen okuyun!

Bu civcivleşmiş sosyaller ya da sosyalleşmiş civcivler olarak kaleme alırsak şöyle başlayabiliriz…
Hazır mısınız?

Kanayan Yara; Sosyal Medya.!
Şimdi tarihçesine inersek bundan tam da bundan 14 sene önce falan vardı yani mesela “yonja” diye bir site vardı hatırlayanlar bilir. Bir çeşit arkadaş-dost ağı sitesi idi kendisi. Hatta o zamanlar için oldukça da iyi bir giriş yapmıştı. Chain letter kavramının online hali diyelim. O zamanlarda da bir dating sistemi vardı. Mesela yonja’dan tanıştım falan diyordun ama öylesine masumdu ki. O zamanlar bile bu masumiyeti bozan civcivler vardı. Yok saymayı çok istedik ama zamanla teknolojinin yetiştirmiş olduğu un-celebrity ler olarak hayatlarına devam ettiler. Ve bir şekil de olsun hayatlarımıza dahil oldular. İyiydiler, hoştular ama dünyadan hep uzaktılar. Yani diyorum ki maneviyat o zamanlarda da hep sıfırın altındaydı. Sonra sonra çok sevdiğimiz diğer uygulamalar geldi de hafifledik dedik. Ama ne hafifleme bu sefer de iş sosyal medya üzerinden kendini reklam etmeye kadar vardı. Korkunç bir ilerleme bu, çünkü kimileri emellerine ulaşırken kimileri de şeytanın icadının kokusunu aldığından bunu öylesine güzel kullandılar ki şimdi anlıyoruz ne denli yanlışa sürüklemiş bunlar bizi. O zamanlar da siteye kaydolanlar kendi arkadaşlarını davet ediyordu ve bu chain sistem öyle güzel yürüyordu. Ne zaman iş halka açık oldu işte o zaman kişisel tatmine ulaşmak ciddi derecede kolay oldu.

Hani dersiniz ya bir yerde karşılaşsak ve ola ki aynı çatı altında isek bu bizim için itibar kaybıdır. İşte öylesine tipler vardı ki buna örnek olacak öylesine kaçardık bunlarla aynı mekânlarda olmamak için. Bırakın hem cinslerimi ( canlarım benim ) karşı cins bile kaçardı. Korkunçtu çünkü yani düşünsenize cadılar bayramı her gün. Aman Allahım nasıl bir his bu dedirtircesine kaçan kovalanır oynardık. Asla aynı yerde yenmez ve içilmezdi. Az çok anlıyorsunuz nereye varacağımı…

Ancak o dönemler öyle whatsupp falan yok asla öyle online bağlanmak falan yok “msn” var ancak o da evde. Ay düşünemiyorum o evlerde neler oldu ahahahahah.

Her neyse geçmiş elbet geçmişte kaldı ama tarih tekerrürden ibarettir diye de hatırlatmak istiyorum. O gün neyse bugün teknolojinin diğer nimetlerinden faydalanan arkadaşlarımı kutluyorum. Merak etmeyin asla arkadaşım değil onlar.! Olamazlar, mümkünsüz! Dedim ya itibar kaybıdır diye.

İtibar nedir biliyor musunuz? Tabii ki biliyorsunuz…
Ama kelime anlamını yazmazsam dayanamam. İtibar: Saygı görme, değerli bulunma, güvenilir olma demektir. Düşünsenize karşınızda ki tipte bunların hiç biri yok. Nasıl olur da siz onca yetiştirilmişliğe rağmen böylesine insanlarla arkadaş olabilirsiniz. Ne mümkün! Siz öylesine dolu onlar öylesine çöp poşeti. Asla birleşmeyecek iki akıl düzeni. Onlar başka amaç için dünyaya gelmişler, sizse başka. Kısaca vitrin başka.

İşte bugünler de en çok da bunlar konuşuluyor. Benim asıl meselem hatta ilk yazım. Diksiyonsuz Silikonlar bunlar kısaca özetlersek ama ben kısaca özetlemekten biraz daha taşacağım… Şimdiden özür dilerim. Asla estetik cerrahiye dil uzatmıyorum. Uzatsam ne olur diyorum. Kıyamet koptu kimsenin haberi yok. Dünyanın sonu bunlar ve bu gibilerle gelmemeli elbet. Beklentim bu değil. Ama birazda bizler destekliyoruz bu insanların böylesine gelişi güzel şöhret pazarında koşmalarına. İşte buna gönlüm razı değil.

E kıyamet böylede kopacaksa kopsun artık. Çünkü beklentilerim büyük. Niye mi çıtayı yükseltti birileri bilmeden. Belki de bilerek yükselttiler. Ama ne denir “ne ekersen onu biçersin”. Ben görünenlerle yetinemiyorum artık. Ve adaletin tam da bu noktada devreye girmesini diliyorum.

Farz edin bir sabah uyanıyorsunuz ve gayet normal bir hayatınız var. Ama uyandığınız an itibari ile hiç bir şey eskisi gibi olamıyor. Niye mi? Beklenenin aksine işleyen bir düzen yüzünden. İşte tam da burada okur-yazar oranının ne denli kültürüne düşkün olduğuna bakıyorum. Ve maalesef görünen ekonomik ve siyasi düzen aksine sadece magazin.

Buna pirim veren kitle yazdıklarımın aksine oranla oldukça yüksek. Olmaz diyor insan ama ne mümkün ülkenin gündemi neler neler olacakken biz elalemin na-mahremine şahit oluyoruz. Olamaz böyle şey ve kabul bile edilemez.

Çocukları olan anneler daha iyi anlayacaklardır beni. Neden insan çocuğunun elinde ki telefonda ya da bilgisayarda yanlış bir şey göreceğini düşünsün ki. Ama düşünüyor! Sayenizde diyorum. Çünkü bir kadınla bir erkeğin arasında geçenler sadece bu iki kişi arasında kalmalı. Sizler yüzünden insanların hayatları kısıtlanıyor hatta uçuruma sürükleniyor. Bu kadar mı basit her şey. Ünlü olmak için her yolu denemek ( ama ne yollar ) yapmayın arkadaşlar. Kadınlığın şerefini sizlerle ayaklar altına alacaksak vay halimize! Siz bu yollardan geçerken zannetmeyin ki küçük dağları sizler yarattınız. Neydim demeyip ne oldumcular diyoruz bizler sizlere. Yazık valla. Hayatınızda görmediğiniz sınırları yaşıyorsunuz iyi ve kötü anlamda. Saygılı olup biraz çamursuz güreşmek lazım diyorum. İlk önce acı biberi kaşıkla süreceksin ağzına ondan sonra geçeceksin o sınırları. Aaa gücün mü yok duracaksın. Kötü örnek olmayacaksın. Bunun dışında “konuşulmadıkça hiç bir şeysin” sana sadece zarar ile döner. Sanmayın ki akıl falan veriyorum bu civcivlere gayet ayar veriyorum diyelim. Aslında civcivlere hakaret ettiğimin de farkındayım ancak o derece acıyorum ki onlara şirinleştirmek istedim onları!

Son!
Size tavsiyem kıramayacağınız bacağın boyunu uzaktan ölçmeyin!
Ne yaparsanız yapın asla ömürlük değilsiniz.!
Alay konusu ve itibar kaybı olursunuz.!
Ha bir de zarar vermek istediğiniz başka yürekler sizden daha yürekli çıkar sadece öyle bakar durursunuz.!
Hedefler size başarısızlık olarak döner!
Eğer her hangi bir nosyonunuz varsa bunlarla gündem yaratın!
Yoksa da sadece bir objeden ibaret olduğunuzu unutmayın!
Konuşulmadıkça hiçbir şeysin lafından çıkar konuşuldukça HİÇLEŞİRSİNİZ!
Son olarak aileleriniz! Tabii varlarsa. Düşünün onları!
Bu Arada Hastanelerde yapılan check-in leri hiç samimi bulmuyorum 🙂
SAMİMİYETSİZSİNİZ!
Şimdi bu ahlar vahlar boş! Herşey buram buram reklam!

Fazlasını da yazardım da o da artık başka bir platformda olacak ne yapalım hayat böyle tatlım 🙂 o iş bende!

Sevgilerimle,
Merve♥

Not: Kanayan yara: Sosyal Medya! Kızmayın çünkü evde yara bandı bitti 🙂