Yazılar

“Denizlerin Beyi” demek isterdim tabii ki ama bu canlı bazı beylerde olmayan özellikleri ile göz doldurduğu için “Denizlerin Beyni” olarak anılsa diğer başlığa da haksızlık etmemiş olurum diyerek başlıyorum.

Hoş geldiniz hayvanlar âlemine…
Ben nedense “hayvan” kolik bir kişilik olarak hepsini tek tek yazsam hiç sıkılmam ama merak etmeyin bugün gerçekten sağlam şaşırtıcı bir canlı var önümde… Kendisi ara ara rüyalarıma giriyor ve ben nedense varlığının verdiği ürpertici tanımlamaları yapamıyorum. Bazen kendimi ahtapot gibi hissettiğim için kimseyi de suçlayamıyorum açıkçası.

Çoğu insan tarafından “garip yapışkan şey” diye tasvir edilse de bu olağanüstü sekiz kollu sihirbaz, gezegendeki en büyüleyici hayvanlardan biri imiş. Kendisini gördüğüm bir rüya üzerine araştırıldığımda, onların neredeyse “doğaüstü” güçleriyle var olduklarını da öğrenmiş oldum. Sevimli değil, pofuduk tüylerle kaplı değil ya da büyük tatlı gözleri yok elbette hatta son derece itici geliyor yüzerken falan hani. Lezzetti tartışılmaz olunca biz ölümlülerin en sevdiği canlı haline geliyor.

Çok az insan bu hayvana hayranlık besliyor. Ama gösterilen ilgi, onların neredeyse “doğaüstü” güçleriyle orantılı olsaydı, ahtapotlar dünyanın en sevilen hayvanların olurdu.

Ne yazık ki, onun yerine deniz canavarı efsaneleri Kraken ve Lusca’ya, kurgusal kötü karakterler Ursula ve Doctor Octopus’a ilham kaynağı oldu. Şimdi ise bu ağırbaşlı ve dahi varlıklara çamur atmak yerine saygı gösterilmesini gerektiren bilgilerle sizi baş başa bırakıyorum.

Sihirbazlık yetenekleri olduğunu bilmiyordunuz tabii…
Tıpkı sihirbazlar gibi ahtapot da nesneleri duman ve aynalar kullanarak yok edebiliyor. Fakat bunu yaparken sihirbazlar gibi mekanik aletler kullanmak yerine, ahtapot bildiğimiz biyolojiyi kullanıyor. Pigment hücre ağı ve özelleşmiş kaslarını kullanarak, bir ahtapot nerdeyse anında; renkleri, şekilleri ve etrafındaki yüzeyleri birebir taklit edebiliyor. Kamuflajı o kadar ustalıkla yapılmış ki yırtıcılar yanından fark etmeden geçip gidiyor.

Ahtapotlar en havalı kaçış mekanizmasına sahipler…
Sihirbazlara eşdeğer farklı bir yeteneği de saldırganın görüşünü engelleyerek ahtapotun kaçmasına olanak sağlayan, salgıladığı mürekkep bulutu – bu özellik genelde mürekkep balıklarıyla karıştırılır, bazı türleri bu özelliğe sahiptir ve mürekkep balıkları ahtapotların en yakın akrabasıdır. Ne ilginç ben hepsinin akraba olduğunu düşündüğümü söylediğimde çok akıllı biri gülmüştü katıla katıla.
Eğer bu da yeterince havalı gelmediyse, çoğunlukla mukus ve pigment hücrelerden oluşan bu bulut, saldırganın gözlerini tahriş eden ve koku hissini körleştirerek kaçış ustasının takip edilmesini daha da zorlaştıran bir çözelti barındırıyor.

Hız ve çeviklikte muhteşemler!
Kendilerini güvende hissetmediklerinde ahtapotlar, mantolarından geriye doğru suyu ileterek kendilerini ileri itiyorlar. Bu davranış onları saatte 40 kilometre hıza çıkarıyor. Ayrıca görülmeye değer başka bir becerileri de, yumuşak vücutları sayesinde en ufak çatlaklardan ve deliklerden rahatlıkla geçebilmeleri.

Belki bu noktada çok esnek olmayabilirim ama istediğim yerden her zaman girer ve geçerim. Hele kullandığım araba gerçekten önden çekişli ve sağlam bir motor gücüne sahipse siz beni bir de trafikte görün… Şaka tabii bunlar sakın örnek almayın.

Ortalama bir Ayı’dan daha zekiler!
Aristotales ahtapot hakkında “aptal bir yaratık” tabirini kullanmasına rağmen (ölmüşün arkasından konuşulmaz ama gerisini siz tamamlayın), araştırmalar ahtapotların gelişmiş zekâya, duygulara ve hatta kişisel karakterlere sahip olduklarını gösteriyor. Kurnaz kafadanbacaklı aynı zamanda labirentlerden geçebiliyor ve hatta işbirliği yapmak istemiyorsa karşı koyabiliyor.

Problem çözüp çözümleri hatırlayabiliyor, sadece eğlence olsun diye bir şeyleri parçalarına ayırabiliyorlar. Hatta oyun olsun diye köpekler gibi atılan şeyleri alıp geri getirebiliyorlar. Su borularını yerinden çıkarabiliyor, kablo bağlantılarını kesebiliyor, laboratuvarlardan kaçabiliyor ve hatta yuvalarının etrafına deniz kabuklarını ve diğer objeleri toplayarak kale inşa ediyor ya da yuvalarının etrafına bahçe yapabiliyorlar.

Bilim insanları ahtapotların bireysel kişilikleri olduğunu düşünüyorlar. Yapılan çalışmalarda ahtapotların her birinin mizaçlarına göre, oynamak için farklı oyuncakları tercih ettikleri gözlemlenmiş.

Geniş kapsamlı beyinleri vardır!
Ahtapotların en çılgın özelliği nöronlarının kafaları yerine kollarında bulunmasıdır. Ve bu kollardan biri vücuttan koparsa, araştırmalar kopan kolun suda kendi kendine hareket edebildiği ve hatta bir besini bağımsız ağzın bulunacağı bölgeye doğru yönelttiğini gösteriyor. Tabii kol koptuktan sonra bu öyle kolay olmuyor ama gene de bağımsız olarak çalışan uzuvları aslında beyinleri.

Kaybedilen uzuvlarını yenileyebiliyorlar!
Adeta Deadpool’un yenilenebilme yeteneğine sahipmiş gibi kaybettiği bir kolunun yerine hiçbir kalıcı zarar almadan tekrar yenisini çıkarmak onun için tam bir çocuk oyuncağı. Nedense Vampirleri hatırlattı.

Tam üç adet kalbe sahipler!
Dediysem asla 3 kişiyi aynı anda sevemiyorlar :). Onu sadece biz İnsanlar yapabiliyor ah ne manidar…
Evet, tam üç adet kalbe sahipler, iki tanesi kanı solungaçlara oradan da 3 numaralı kalbe taşımakla görevliyken, 3 numaralı kalp ise diğer 2 kalpten aldığı kanı bütün vücuda pompalıyor. Ve şaşırtıcı olan şey, 3 numaralı kalbin ahtapot yüzerken durması ki bunun sebebi hızlıca yüzerek kaçmaktan çok kamufle olarak saklanmayı tercih ettiklerini açıklıyor, yüzmek bu kafadanbacaklı için yorucu bir aktivite.

Çiftleşme sırasında erkek, dişinin her zaman sağ tarafındadır!
Erkek spermleri dişinin tübüler borusuna koyar veya dişi, erkekten kollarıyla kendi alır. Spermleri aktardıktan sonra erkek hemen kaçabilirse şanslı! Çünkü çiftleşmeden sonra dişi erkeği boğarak öldürür ve yer. Erkeği her zaman sağ tarafında tutması ise henüz açıklanamamış.
Dişilerin bu agresifliğinin sebebinin bir çeşit annelik içgüdüsü gibi yumurtalarını her türlü tehdite karşı korumak amaçlı olduğu düşünülüyor. Çok şeker.

Çiftleşme döneminden sonra, erkekler hala yaşıyorsa bile birkaç hafta içinde ölür. Dişiler ise yumurtalar açılana kadar yaşamaya devam ederler. Fakat yumurtalar açılana kadar beslenmelerini durdurdukları için yavrular çıktıktan bir süre sonra açlıktan ölürler.

Dağlar kadar yaşlılar…
Hatta belki de daha yaşlı. Bilinen en yaşlı ahtapot fosili 296 milyon yıl önce Karbon Çağı zamanı yaşamış. Şu anda Chicago, ABD’de Field müzesinde sergilenmektedir. Çağımızdaki ahtapotlar gibi sekiz kola ve iki göze muhtemelen de mürekkepli kaçış mekanizmasına sahipti. Smithsonian, “Ahtapotlar karada yaşamdan çok önce, şekillerini milyonlarca yıl sonrasına gelebilmek için belirlediler” diyor. Bence çok doğru bir tez.

Neredeyse tüm ahtapotlar zehirlidir. Mavi Halkalı bu ahtapot ise (Haoalochlaena lunulata) dünyadaki en zehirli ahtapottur. Bir ısırıkta sizi öldürebilir. Herhangi bir panzehri henüz yok.

Ahtapotlar gruplar halinde yaşamazlar. Bu nedenle her biri, çevik davranışlarıyla av olmaktan kaçarak türlerini kontrol altında tutarlar. Bu nedenle süper avcılar olarak bilinirler. Zeki olmalarının temelinde de tek başına yaşam sürdürebilmenin zorlukları yatıyor olabilir.
Derin denizlerde hayatta kalabilmek için, kanlarında oksijen taşıyan solunum pigmenti olarak hemosiyanin bulunur. Hemosiyanin yapısında bakır içerir ve oksijenle birleştiğinde mavi renkte görünür. Bu sistem asitlik-bazlık değişimlerine karşı çok hassastır, eğer ortam asidik olursa ahtapotlar yeterince oksijen alamaz. Bu nedenle iklim değişikliğine bağlı olarak okyanusların yavaş yavaş asidik hale gelmesiyle buradaki canlılara ne olacağı hala tartışma konusu.

Dünya denizlerinde çeşitli büyüklük ve özellikte 50’den fazla ahtapot çeşidi vardır. Mavi olanı görünce sakın sevmeyin ok 😉

Genel olarak kendilerinden büyük hayvanlardan korkan ve insanlardan olabildiğince uzak durmaya çalışan, parlak veya ses çıkaran bir obje gördüklerinde meraklarını dizginleyemeyen bu muhteşem canlılar, sadece Ege ve Akdeniz sofrasında bir meze olarak görülmekten çok daha fazlasını hak ediyorlar.

Evrimin yıllardır nerdeyse hiç uğramadığı ahtapotlar, zekâlarıyla birçok insanı kendine hayran bırakabilme yeteneğine sahip muazzam bir canlı.

 

Sevgilerimle,
Merve♥

 

Çok gülerek alıntı yapıyorum yazanında mizah duygusu kadar beklentilerinin geniş olmamasını umuyorum :).

Ekşi Sözlük/ Scarletsage: Her işe el atan, bir sürü meziyeti olan insanlara verdiğim isim.
Ekşi Sözlük/Islak köpek: Gittiği yer neresi olursa olsun fark etmeden, tanıdığı tanımadığı sağda solda gördüğü herkese hemen bir kol atan, bunlar hatunsa bele sarılmak ya da omzundan tutmakla da yetinmeyip, enseden yakalayıp kulağa baskı uygulamak suretiyle kol hareketlerinde bulunan ve aynı anda kaç kişiye kolunu attığını takip edemediğimiz insanlara verdiğimiz isim.Ekşi Sözlük/Olmayana yergi: İspanyolların İtalyan erkeklerine taktığı isim.
Hepsi de çok iyi yorumlar…

 

Kısa kısa…
Kraken: iskandinav mitolojisin ’de bir karakter. Kendisi dev bir mürekkep balığıdır. Gemileri kollarıyla sarıp dibe çekecek kadar güçlüdür.
Lusca: Karayiplilerin efsanevi deniz canavarıdır.
Aristotales: Aristoteles ya da kısaca Aristo Antik Yunan filozof. Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılır. Fizik, gökbilim, ilk felsefe, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir.
Smithsonian: Smithsonian Enstitüsü, ABD hükümeti tarafından yönetilen bir müze ve araştırma merkezi öbeğidir. 1846 yılında “bilgiyi artırmak ve yaymak” amacıyla kurulmuştur. Washington, DC’deki merkezinde 137 milyon nesne bulunmaktadır.

Kaynaklar

https://onedio.com/haber/ahtapotlar-hakkinda-muhtemelen-ilk-kez-duyacaginiz-15-enteresan-bilgi-715746

DANİMARKA HEEYY GİDEN VAR MI?

Kısa kısa…
Bilmiyorsanız eğer; Danimarka Kuzey Avrupa’nın İskandinav yarım adasında ki en minnoş Ülke :).
Öyle minnoş dediğime bakmayın 443 adaya sahip bir ülke Danimarka. 5 idari bölge ve bu bölgeler 98 farklı belediyeye bağlı. Başkent Kopenhag’dır.

Yılbaşı arifesinde gidilebilecek yerler listemde de vardı hatta okuyanlar bilir. Jutland, Arhus, Billund ve Charlottenlund başlıca şehirleri. Avrupa’nın en modern ve insan haklarına duyarlı ülkelerinden biri ayrıca. Sanki masallardan kafanızda kalan rengârenk evleri, kalabalık sokakları, lezzetli yemekleri, tarihi eserleri ve göz alıcı mağazalarıyla İskandinavya’nın en akılda kalan yerlerinden. Deniz ve okyanus karışımı iklimi de ayrı bir hava yaratıyor diyebiliriz. Fazla yağmurlu olan bir lokasyon olduğu için şemsiyesiz ya da yağmura dayanaklı giysileriniz olmadan gitmeyin derim. Bu ülkede ki en ilginç özelliklerden biri de 300’den fazla kuş türü bulunuyormuş hani doğa falan seviyor ve fotoğraflarla dönmek istiyorsanız diye dedim ancak ben deneyimleyemedim o ayrı…

Neyse hani Danimarka demişken Vikinglerden bahsetmemek olur mu hiç… Olmaz elbet.! Aslında yazımı yazma kastım Vikingler desem daha doğru sanki. Vikinglere ayıp ettik ediyorum ve konuya giriyorum.

Bildiğimiz standart yazılı bilgilere göre; Vikingler,8. yüzyıl ile 11. yüzyıl arasında, İskandinavya kıyılarında, Britanya adalarında ve Avrupa’nın kuzey kesimlerinde hüküm sürmüş olan savaşçı bir halktır. Viking kelimesi, İskandinav dillerinde, bu kuzeyli savaşçılara verilen isimdir. Aslında bir halktan ziyade bir kültürü temsilen kullanılır. O devirdeki Viking halkına, İskandinavca da kuzeyli anlamına gelen Nors denir.

Peki, biz ne biliyoruz?
1-Kafasında boynuzlu miğferleri olan şişman ve göbekli adamlar.
2-Saldırgan hatta bir o kadar da vahşi olan bir halk üstelik kadınlı erkekli…
3-Masumları öldüren, işkenceler yapan üstelik ölülere bile tecavüz eden bir halk…

E normal bizim küçüklük yıllarında ki edindiğimiz dünya tarihi bilgisine bakarsak bunları bilmiyoruz tabii ki. Ama suçu şu an müfredata atarsak işin içinden çıkamayız. Konu tabii ki sadece eğitim sisteminde ki sağlam edinilmemiş boşlukları dolduran bilgiler değil. Tarihte bakmayın aslında biraz kaleme alındığında zevk işidir. Normal yani kıyafet gibi altını üstüne mutlaka kombin etmen gerek ki sevdiresin, baktırasın. Hal böyleyken gelelim bugüne şimdilerde seri olarak dizisi bile çekiliyor hatta izleyenler bilirler. Hadi diyelim orada görsel kurguların da yer alması lazım ki izlensin, beğeni toplasın ama tarihe de haksızlık etmemek gerek diye düşünüyorum. Ve eğer yazımı okuyup ta bu cümleleri ukala bulacak benden çok daha bilgili insanlar varsa da onlardan da sürçü lisan ediyorsam baştan özür dilerim…
En azından ben şunu söyleyebilirim ki bir gün bile şöylesine bir ev ödevi aldığımı hiç hatırlamıyorum. Kızım sen git haftaya bana Vikingler kimmiş git araştır öğren gel diye hiçbir zaman ödev almadım ne yalan söyleyeyim. Üstelik bizim zamanımızda google falan yok ansiklopedi var böyle mis gibi ağır ağır alfabe alfabe… şanslıydık bakmayın şu an her şey çok kolay çocuklarımız imkanlar dahilinde harika bir kolay düzene doğuyor büyüyor tabii bu ilerisi için nasıl bir kültürel farklılık yaratır onu da artık anne babalar düşünmeli.

Neyse ben Vikinglerime döneyim…
Aslında bu Vikingler sizin bildiğiniz haydut, kavgacı falan değil aralarında taa o zamanlar bile vejeteryan olanlar varmış. El sanatları konusunda ciddi usta olan bu halk öğretmeye ve eğitime çok önem verirmiş…



Hatta Üniversite bile kurmuşlar… Aslında o boynuzlu koca koca miğferleri bile hiç takmadan ölüp gittiler. Sadece neden olduğu bilinmez ama sanırım sanatsal ve kültürlerine ait bir ikon olarak kalsın diye düşünüyorum bu miğferlere ciddi sempati duymuşlar o kadar.
Vikinglerin sadece yağma ile geçinen sıradan barbarlar olmadığı, keşfettikleri topraklar üzerinde yeni koloniler kurup çiftçilik yaptıkları ve ganimeti sadece sınırlı olarak gelir kapısı olarak kullandıkları da diğer bilgiler arasında.

Bir diğer sevdiğim Viking bilinmeyeni…
Kuzey halklarının tanrılarından olan Skaði ile Ullr çoğunlukla kışla ve dağcılıkla ilişkilendirilmektedir. Skaði’nin Batılarının “skiing” dediği karda kayma sporunu insanlara armağan ettiği düşünülmektedir. Vikinglerin altı bin yıl kadar önce bu sporu, bugün Rusya olarak bilinen topraklardaki kolonilerinde icat edildiği düşünülmektedir.

Sarı saçlarımdan Vikingler suçluymuş meğersem…
Vikinglerin hijyeninden bahsetmiştik. Siyasal konum ve askeri yetenek göstergesi olan saç bakımı Vikingler için çok önemliydi. Özellikle Vikingler için sarışın olmak bir güç göstergesiydi. Bu yüzden esmerlerin saçlarını boyamak ya da çeşitli etmenler kullanarak açmak yoluna başvurmuşlardır. Bu anlamda da saç rengini açmak konusunda da Vikinglerin tarihi öncülükleri teslim edilmelidir.
Yani öyle filmin sonunda ki kocaman devasa ahtapota yem edilen bir kurbanları oldu mu ya da öyle bir ahtapotu hiç oldu mu bunları bilemeyiz elbet bunlar sadece kurgudur…

Bence Vikinglere biraz ayıp ediyoruz.. Hatta ettik bile. Tamam adamlar bundan yüz yıllarca önce yaşamışlar ama onlarında bir google babası vardı elbet haa o da el yalatıyor muydu inanın bilmiyorum 🙂 Ama bugün hala bu işlerle uğraşan insanlarında var olduğunu düşününce aslında Tarih Tekerrürden ibarettir lafı da hiç yanlış gelmiyor.

Sadece Danimarka’ya gidecek ya da hala kültürel olarak bu gibi şeylerin düşünen insanlar varsa sanırım bu yazı size iyi gelecektir.

Sevgilerimle,
Merve♥

 

 

Buraya bir göz atın derim 🙂
http://arkeofili.com/ingilterede-viking-ordusuna-ait-devasa-kamp-ortaya-cikarildi/

KOH SAMUI ADASI

Koh Tay’ca da “Ada” demek. Yerel halk için “Samui” olarak anılır. Ada üzerinde 50 bin kişinin yaşadığı söyleniyor. Ülkenin 2.büyük adası olarak geçer. Mayıs ve Ekim ayları muson yağmurları zamanıdır.
Samui Adası olarak da bilinen Thailand körfezinin içinde yer alan cennetten kopartılmış arazi parçası desek haksızlık etmiş olmayız. Uçaktan indiğinizde, havaalanının bambulardan yapıldığını görünce vize işlemleri bir an önce bitsin istiyorsun… Sanki tatil köyü diyor insan kendine… Bangkok ile Samui Adası arası uçak ile 1 saat. Bangkok Airways her gün karşılıklı seferler gerçekleştiriyor.


Phuket kadar olmasa da Samui Adası oldukça popüler. Fiyatlar gerçekten ucuz ve dışarıdan gelen turist için her türlü konaklama imkânı mevcut. Alan da iner inmez 400 baht sabit fiyatla bir taksi alıp konaklama yapacağınız otelinize ulaşmanız mümkün. Her yer palmiye ve beyaz kum ve yine adım başı en sevdiğim masaj salonları burada da kültürel bir meslek haline gelen kazanç kapısı… Masaj salonlarından sonra en çok takım elbise satan dükkânlar karşınıza çıkar Chaweng tarafında gezerken… Eğer yeni yılı burada geçirme planınız var ise sahilde güzel bir havai fişek şovu, havada uçuşan ışıl ışıl balonlar ile yeni yıl eğlencesi yaşayabilirsiniz… Ya da konaklama yaptığınız Otelin eğlencesine dâhil olabilirsiniz. Eğer ki Thailand sınırları içindeyseniz zaten aynı zamanda da eğlence dünyasındasınız demektir… Ladyboy Showlar ne güne duruyor bence en eğlenceli partyler orada…

Burada da insanlar inanılmaz güler yüzlü ve neşeli. Sanki Balideyiz.
Samui Adasında ne yapılır, nerelere gidilir hakkında çok fazla kafanız karışmasın her yerde olduğu gibi temel atraksiyonlar: fillerle gezme, dalma, maymun ve timsah gösterileri, altın buda tapınağını gezmek gibi etkinliklere katılabilirsiniz…

Eğer ki balık yemiyor, deniz ürünlerine karşı antipatik bir tutum içindeyseniz üzgünüm ama gittiğiniz yerlerde makarna yapıyorlar mı bir sorun…

Deniz ürünleri demişken fiyatlar inanılmaz ucuz. Özellikle Frogs diye bir restaurant var ki uğramadan Adadan ayrılmayın derim. Gece hayatı Phuket kadar olmasa da Koh Samui’nin de kendine has bir eğlence caddesi var elbet Chaweng plajı üzerinde “Soi Green Mango”. Ama tabiatı gece hayatından üstün tabii ki…
Not: Leonardo Di Caprio’nun oynadığı, “kumsal” filmi Koh Samui’ye tekneyle iki saat uzaklıkta olan Phi Phi Lay Adalarında çekilmiştir… Koruma altına alınmış yeryüzü cennetlerinden biridir…

Thai dili bir efsane sürekli unutup duruyorum merhabadan öteye gidemedim, teşekkür ederim’i unutuyorum zaten başka da bir şey bildiğim yoktu zaten;)

Hadi o zaman turlayalım…

Koh Samui Adasına gidiyorsun…
Güzel fotoğraflar çekmek istiyorsan, harika yemekleri tatmak istiyorsan… Doğru adreslerden birindesin… 😉

Angthong Marine Milli Parkı

102 km² kare alandan ibaret olan milli park 12 Kasım 1980 yılında koruma altına alınmıştır. Ang Thong deniz milli parkı Tayland körfezinde bulunuyor. Çeşitli adalara ve bu adalardaki lagünlere sahip olan park Tayland’daki en güzel ve de önemli doğa harikalarından. Buraya Koh Samui, Koh Phangan ve Koh Tao adalarından günübirlik turlarla ulaşmak mümkün. Adadaki kuş türleri batakçulluğu, brahminy kites, oriental pied horn bills, drongo kuşu, mina kuşu, balıkçıllardır. Kuş haricinde görülen diğer hayvan türleri ise yeşil kaplumbağalar, piton, kobra, büyük kertenkeleler, iguana ve şahin gagalı kaplumbağalardır.

Bophut Plajı


“Fisherman’s Village” (balıkçı kasabası) Samui adasının kuzeyindeki Bophut bölgesinin küçük bir mahallesi. Burası adada ki Tai-Çin kültürel etkilerinin en çok görüldüğü yerlerden biri. Kuzey kıyısında bulunan Bophut plajı lüks butik otelleriyle daha seçkin bir kesime hitap ediyor ve özellikle balayı için sıkça tercih ediliyor.
Dalmayı Sevenler için…


Mutlaka 2 gün bu Adaya ayırmalı harika ulusal parklar ve su altı cennetine sahip olan bu adaya yolunuz düştüyse mutlaka suyun altını da görmelisiniz.

Wat Khunaram


1973 yılında vefat eden ve insan varlığının geçiciliğinin hatırlatıcısı olarak cesedinin sergileneceğini söyleyen “Anne Karnesi” nin tapınağı Luang Pho Daeng için en dikkat çekici şey. Adanın etrafındaki ana rota olan Taylandlı rota 4169’da, Na Muang ve Hua Thanon arasındaki bölgede bulunur. Adanın “başkenti” ve ana limanı olan Nathon’un 13 km güneydoğusunda ve tatil köyü Lamai Plajı’nın 6 km batısında.

Ladyboy Kabere Şov


Yukarıda da yazdığım gibi Phuket ile bir tutmanız münkün değil çünkü Samui daha sakin daha az sesli bir ada. Genel olarak Tai Kültürel Tatil turizmini tatmak isteyenler ilk önce Phuket gezisi yaparlar ve bir sonra ki seyehatlari genelde Samui Adası olur. Eğer burada da etkinlik, müzik, eğlence yok mu yani derseniz tabii ki var sadece sabaha kadar değil çoğu mekân gece 02.00 sularında eğlence konusunu kapıyor. Chaweng plajında Soi Green Mango caddesinde yürürseniz mutlaka bir yerlere göz atacaksınız eminim ki. Ladyboy Show ları izlemediyseniz mutlaka gidip izleyin şahsen ben çok seviyorum ve çok yaratıcı buluyorum. Ayrıca hemcinsim olmasa da bence çok güzeller.

Alışveriş olmadan olur mu?

Alışveriş tutkunları için adanın her noktasında imkân olduğu gibi en önemli merkezleri Chaweng, Lamai ve Nathon’dur.

En Muhteşem Konaklama 😉

En sevdiğim başlık…
Dünya üzerinde Otel zincirlerine çocukluğumdan beri olan bağımlılığım ile gene çok mutlu ayrıldım… Keşke hiç ayrılmasaydım bütün tatili orada geçirseydim diyorum…
Neresi orası derseniz?


Intercontinental Koh Samui… Şiddetle mi tavsiye etsem kendiniz görünce tası tarağı toplayıp yerleşme kararı alacaksınız nasıl olsa…
Fiyatlar nasıl mı? İşte orada çok mütevazı değil burası maalesef ama bir görün sadece hak verirsiniz diyebiliyorum sadece…
Tam adı ile InterContinental Samui Baan Taling Ngam Resort

Öncelikle Yatık menüsünü sunuyorum takdirinize 🙂
👇🏻

Odanıza geçtiğinizde sizi harika bir sürpriz bekliyor olacak :)🐒

Kendinizi Rüya da hissedeceğiniz diğer  KoH SAMUI Otelleri
👇🏻

Banyan Tree Samui
Four Seasons Resort Koh Samui Thailand
W Retreat Koh Samui
Anantara Bophut Koh Samui Resort
Code Samui
X2 Koh Samui Resort – All Spa Inclusive
OZO Chaweng Samui
Chaweng Regent Beach Resort
Nikki Beach Resort & Spa

Gecelik ücret pool-villa seçiminiz de hatırı sayılır bir miktar. Elbet normal odalar da var ama buralara kadar gelmişken sabah uyanıp kendine ait olan bir havuza girmeyeceksen bence böyle bir otel tercih etmemelisin…

Çok Acıktım… 😉

Konaklamadan sonra en önemlisi doyma konusu. Biliyorum herkes bu Uzakdoğu mutfaklarına çok sıcak bakmıyor bizim kültürümüzde ama seven de çok meraklı ne kadar değişik tat varsa bilmek istiyor insan… Kırmızıbiber, taze nane, misket limonu, yer fıstığı, Hindistan cevizi başta olmak üzere egzotik tatlar ile yaratılan eşsiz karışımlardan oluşan Thai Mutfağı oldukça zengindir.
İlk gün tavsiyelerim; Tay usulü kızarmış uzun erişte (Phad Thai) ve Rosto ördekli köri (Kaengphet pet yang) olacak.
Deniz ürünlerini ve tropik meyveleri bol bol bulacağınız bölgelerden biride Koh Samui’dir.

Zazen… Şiddetle tavsiye ederim. Zazen Fransız mutfağını baz alarak Thai lezzetleriyle karma bir menü oluşturmuş… Önceden rezervasyon yapmanız gerekli.

Dr Frogs… Burayı çok sevmiştim yemekleri lezizdi ama manzarası da harika. Gece gece ne gördün diyenlere cevabım gündüz de gittim oradan biliyorum 😉 Italian&Thai Cuisine olarak geçiyor…
Executive Chef: Massimo Mariani’nin leziz yemeklerini tavsiye ederim…

Zen Japanese Restaurant… Burada da sushiler harikaydı tavsiye ederim…

Fisherman’s Village restaurantlarında yemeden dönmeyin derim..

Bunların dışında her keseye uygun farklı lezzetler tadabileceğiniz bir yer Koh Samui ama tabii çokta fazla güvenmediğiniz yerlerde Thai mutfağı dışına çıkmayın derim…

Biraz da İlgiye ihtiyacım var… 😉
Nedense masaj dendiğinde önce ben demekten hiç vazgeçemiyorum… Koh Samui’nin en iyi spa merkezlerinden olan
Eranda Spa ve Tamarind Springs Forest Spa’ya gidin demezsem sanki eksik kalacak bu yazı…
Beni en çok etkileyen buraların esasen Spa okulu olmaları ve aynı anda da 5 yıldızlı terapi hizmeti vermeleri. Bakmayın Spa Okulu olduğuna base olarak en pahalı okullardan biri ve burada eğitim alanların tamamı iyi maaşlı ve isimli yerlerde çalışabiliyor…

Eranda Spa


Kaldığınız otelde mutlaka masaj hizmeti var tabii…Ama biraz daha iyisine oynamak ve denemek istiyorsanız Eranda Spa’nın dünyaca ünlü Thai masajını denemenizi şiddetle öneririm.

 

Tamarind Springs Forest Spa


Six Senses Spa
Daha kaliteli bir spa hizmeti almak isteyenler Six Senses Spa’ya gidebilir. Fiyatları dışarıya göre daha pahalı olmasına rağmen farkı hemen hissedeceksiniz. Geleneksel Thai masajı, size verilen ipek ya da benzeri bir pijama üzerinden, eğitim almış bayanların kaslarınıza kısmen baskı, kısmen gerdirme hareketleri uygulayarak yaptıkları bir masaj türüdür. Günümüzde Tayland‘da bu masaj haricinde esasen Bali’de uygulanan aromaterapi (çıplak vücuda ılık esans karıştırılmış yağlar ile yapılır), geleneksel Thai masajlarından biri olan Ayak Masajı (foot Reflexology) da yapılmaktadır. İlk gün yaptıracağınız masajın kesinlikle Geleneksel Thai Masajı olmasını öneririm. Daha sonraki günlerde ise mutlaka 2,5 saatlik Samui Sensation paketini deneyin.


Rezervasyonsuz gitmeyin çünkü üzülerek otelinize geri dönersiniz sadece…

Belki lazım olur…

Para Birimi: Thai Baht (THB) para birimi olarak kullanılır.
Saat Farkı: GMT +7
Telefon Kodu: +66
Resmi Dili: Thai resmi dildir. Ama Çince ve İngilizce de konuşulan diğer dillerden.
Vize: Aralarında Türkiye’nin de olduğu birçok ülkenin vatandaşlarına Tayland vizesi gerekmiyor. Vizeye gerek olmaksızın Tayland’da 30 veya 15 gün kalma hakkı tanınıyor.

Her hangi bir durum acil numaralara ihtiyacınız olabilir.
Polis : 191 Türk Konsolosluğu: 61/1 So Chatsan Suthisarın Road Bangkok 10310, Tel: (2) 274 7262
Su konusunda çok dikkatli olun. Pet şişeleri tercih edin.

En sevdiğim kaynaklarım 😉

👇🏻

https://en.wikipedia.org

http://www.g-e-t.in/blog/index.php/ben-olsam-nasil-gezerdim-koh-samui-ve-bangkok/
https://thebuddhistcentre.com/buddhism
http://www.aboutbuddhism.org/what-is-buddhism.htm/
http://www.chanpureland.org/purelandhandbook.html
http://www.buddhanet.net/e-learning/5minbud.htm
https://www.agoda.com/tr
http://www.shivasamui.com
www.samui.intercontinental.com
http://www.drfrogssamui.com/
www.samuizazen.com

🐒

#visittokohsamui
#musttovisit
#gotothailand
#thaimemories
#girlsborntotravel
#travelmore
#sheisnotlost
#eatpraylove
#luxuryworldtraveller

🐒

İyi Yolculuklar ve İyi Tatiller
Güzel Uçuşlar olsun diyorum şimdiden.
Sevgiler
Merve😍

Afrika’nın İncisi Cape Town

Çok küçüktüm herhâlde 8 yaşlarındaydım bir komşumuz vardı Güney Afrika’da yaşıyorlardı ve hep çok büyük köpek balıkları olduğundan bahsederlerdi… İşte çocukluk ne bilirsin ki ileride bütün kıtayı gezeceksin… Köpek balıklarını her şeyden çok seveceksin.

Güney Afrika’dan bahsedelim biraz… Güney Afrika Cumhuriyeti, Afrika kıtasının güney ucunda 22°10′-34°55′ güney enlemleri ile 16°30′-32°55′ doğu boylamları arasında yer alan ülkedir. Güney Afrika Cumhuriyeti, Afrika’nın güneyinin yaklaşık yarısını kaplar. Bu enlemi boylamı ne yapacağım diye soranlara verecek bir cevabım yok gerçekten.

Güneybatısında Atlas Okyanusu, güney ve doğuda Hint Okyanusu, kuzeydoğuda Swaziland, Mozambik ve Zambiya, kuzeyde Botsvana, kuzeybatıda Namibya ile çevrili olan Güney Afrika Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde, topraklarının Ortadoğu kesiminde Lesoto Devleti bulunmaktadır. Dünyada, ırk ayrımının en şiddetli bir şekilde vuku bulduğu ülke olması ile tanınmaktadır.

http://Kaynak: Güney Afrika hangi kıtadadır? https://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/412572-guney-afrika-hangi-kitadadir.html#ixzz4hz4cJEX0

Cape Town şehrinde sıcak ve ılıman iklim görülmektedir. Güney Afrika, ekvator çizgisinin güneyinde yer aldığından iklimler Türkiye’nin tersidir. Kış aylarında yaz aylarından çok daha fazla yağış düşmektedir. Köppen-Geiger iklim sınıflandırmasına göre Csb olarak adlandırılabilir. Cape Town ilinin yıllık ortalama sıcaklığı 16.9’dır. Yıllık ortalama yağış miktarı: 853 mm. 20.9 sıcaklıkla Ocak yılın en sıcak ayıdır. Temmuz ayında ortalama sıcaklık 12.8 olup yılın en düşük ortalamasıdır. Yılın en kurak ve en yağışlı ayı arasındaki yağış miktarı: 119 mm Yıl boyunca ortalama sıcaklık 8.1 dolaylarında değişim göstermektedir.

İlkbahar ayları: Eylül, Ekim, Kasım Yaz ayları: Aralık, Ocak, Şubat Sonbahar ayları: Mart, Nisan, Mayıs Kış ayları: Haziran, Temmuz, Ağustos

Yaz aylarında ortalama sıcaklık 30 derece civarıdır. Kış ayları rüzgârlı ve çok nadiren sıfırın altındadır.

Şehirler

Yaz Kış

Bloemfontein (Free State)

29,0 ° C 18,5 ° C

Cape Town ( Western Cape)

24,0 ° C 22,6 ° C

Durban (KwaZulu-Natal)

25,5 ° C

22,6 ° C

Johannesburg (Gauteng) 24,7 ° C

18,0 ” C

Kimberley (Northern Cape) 32,0 ° C

20,0 ° C

Nelspruit (Mpumalanga) 28,5 ° C

23,0 ° C

Pretoria (Gauteng) 27,5 ° C

21,0 ° C

 

Farklı soy ve farklı ırklardan gelen yaklaşık 50 milyon insanın vatanı olan Güney Afrika’da İngilizce ve Afrikans dillerinin yanı sıra, Xhosa, Sotho, Venda, Tsonga, Pedi, Shangan ve Ndebele yerli dilleriyle birlikte 11 resmi dil kullanılmaktadır. Bu yerli diller birbirlerine ancak Almancının İspanyolca’ya benzediği kadar benzerler.

Turistlere zengin kültür yelpazesinin ilk ipuçlarını veren bu dil çeşitliliği eşsiz bir ülke olan Güney Afrika’nın bu sıfatı hak ettiğinin en önemli belirtisidir. Güney Afrika Avrupa kültürünün geleneklerle kesiştiği, küresel akımların eski törelerle omuz omuza verdiği, güneyin kuzeyle, doğunun batıyla kaynaştığı bir ülke…

Kültür köylerindeki sergilerde görebileceğiniz el sanatları, yöresel yemeklerin hazırlanışları ve izleyeceğiniz yerel dans ve törenler, Güney Afrika’nın kırsal kesimlerine ait geleneksel yaşama açılan pencereler olacaktır. Eğer seçiminiz Johannesburg’un dış kesimlerindeki büyüleyici Soweto’ya yapılacak bir gezi ise, derme çatma kulübe ve mütevazı evlerin hemen yanı başında muhteşem malikâneleri de görme şansını elde edecek, caz kulüpleri ve meyhanelerden yayılan gizemli ruhu ve enerjiyi hissedeceksiniz.

Gökkuşağı Ulusu

Güney Afrika ‘nın gökkuşağı ulusu az sayıda San üyeleri (Bushman’lar); Sotho,Tsvana ,Tsonga’lar; Venda’lar; Hintiler, Afrikaanlar, Ingilizler konuşan ve diğer Avrupa ülkelerinden gelen göçmenler ile değişik kökenlerden gelen diğer halklardan oluşur.
http://www.southafrica.org.tr/

Dünyanın En Güzel İnsanlarının Olduğu Yere Gidiyorsun… Bu cümleye dikkat edin çünkü gerçekten öyle… İnsan Mozaiği çıkıyor karşınıza sırf o da değil, doğayı sevenler için rengârenk bir yelpaze sizi bekliyor o zaman… Öncelikle herhangi bir kıyaslamaya girmek istemem ama kendi şehrimden daha güvenli olduğunu söyleyebilirim. Ama illa ki okyanusta yüzeceğim, telleri aşacağım, kafes dalışını kafessiz yapacağım diyorsanız böylesi yüzen köpişler dünyanın hiçbir yerinde yok bilginiz olsun. Kafes dalışından sok dakika dönmüş biri olarak söylüyorum…

Tabii Güney Afrika ilk düşündüğünde “hadi gidelim” destinasyonu olmuyor. Belki Afrika, belki o belli belirsiz yanlış intiba yüzünden. Kötü bir ün sahibi maalesef ama Güney Afrika’nın karanlık tarihi artık sadece kitaplarda… Fakirlik ve zenginliğin en uçlarda yaşandığı bu ülkede Afrikalılar Avrupalılar tarafından yıllarca ezilmiş, sömürülmüş ve ayrıştırılmış. Doğal olarak siyah halk bunca sömürü yüzünden açlığa ve fakirliğe isyanlarından beyazlara nefret duymuşlar. Bu yüzden uzun yıllar bu karanlık tarihe ev sahipliği yapmış. Mutlaka gidilmeli mutlaka görülmeli yerlerden biri olduğunu bastıra bastıra söylüyorum. Gerçi dünyanın her yeri ayrı güzel, her yeri ayrı kendine has ve öz. Ne aradığına, ne beklediğine bağlı. Bana hep sorarlar filanca yere gitmişsindir nasıl, iyi mi, gidelim mi? Ben hep şunu söylüyorum yolculuğunun adını ne koyduğuna bağlı… Tatil mi, iş mi, keşif mi, gezi mi, fotoğraf mı, meditasyon mu? Hangisisin ona göre bir yer seçmek en mantıklısı.

Güney Afrika Cape Town yolculuğu İstanbul’dan 13 saat sürüyor…Hani daha uzunlarını da gördüm bu bir şey değil demiyorum tabii. Ancak yolculuktan keyif almanız adına artık Türk Hava Yolları çok keyifli bir seyahat sunuyor size o yüzden bu süre sizi korkutmasın sakın.

Genel olarak Cape Town seyahatlerim hep Kasım-Aralık-Ocak aylarında olmuştur o yüzden Kıştan yaza gitmek psikolojisiyle valizimi hep mutlulukla hazırlamışımdır. Size tavsiyem rüzgârlı günleri ve dağ yürüyüşlerini dikkate alarak yanınıza mutlaka hafif kalın bir şeyler alın  tecrübeyle sabit.

Peki, Cape Town’da Neler Yapılmalı?

Masa Dağı- Table Mountain

1503 yılında ilk kez Portekizli bir pilotun tırmandığı Masa Dağına ismini veren de aynı kişi. Portekizce Taboa da caba yani Cape’in Masası anlamına gelen bu dağ ismini şeklinden alıyor.


Masa Dağı; dünyanın 7 doğal harikasından biri, şehrin de simgesi. Alp Dağlarından, And Dağlarından hatta Himalayalar’dan bile daha eski bir tarihe sahip. Üç km uzunluğunda düz bir zirveye sahip olması nedeniyle Masa Dağı ismini almış. Gerçekten de uzaktan bakınca dağ bir masayı andırıyor. Zaman zaman dağın tepesini bulutlar kaplıyor ve zirve gözden kayboluyor. Zirveyi kaplayan bu bulut için de “masa örtüsü” benzetmesi yapılıyor. Masa Dağı, yaklaşık 2,200 çeşit bitkiye, 1,400 çeşit floraya ve dünyada sadece burada yaşayan Heleophrynidae isimli bir kurbağa cinsine ev sahipliği yapıyor.

Masa Dağı’na Waterfront’tan binebileceğiniz kırmızı tur otobüsleriyle hop-on & hop-off ile ulaşabilirsiniz. Tur otobüsleri hem şehri kolayca gezmeniz yardımcı olacaktır. Dağın zirvesine aynı anda 65 kişiyi taşıyabilen bir teleferikle çıkılıyor. Gezginlerin en çok fotoğraf çekebildiği nokta desem… Bu manzara gerçekten kaçmaz! Teleferiğin bir özelliği de kendi etrafında dönmesi; bu sayede yerinizi değiştirmek zorunda kalmadan 360 derecelik bir seyir şansını yakalıyorsunuz.

Buraya kadar sizi leylekler getirmedi kalkın helikopterle bir de kuş bakışı gezin şu güzel şehri. Yazı dilinde ki anlam ve mana size ağır gelmesin elbet bir seyahat her şeyden önce maddiyatla çok ilişkili buna zaten sözüm yok sadece imkânlar dâhilinde rahatsanız diye söylüyorum mutlaka bir de şehir yukarıdan görülmeli. Göremezseniz de üzülmeyin zaten Cape Town şehri manzarasını izlemek için yeterince doğal tepe ve yüksekliğe sahip.

V & A Waterfront dendiğinde…
Ben mesela çok mutlu oluyorum. Sanki bir 100 metre geride yazlık evimiz var da ben niye seviniyorsam. Burada çok şeker bir anım var paylaşamadan duramam. Şimdi benim yolum bir gün Güney Afrika’ya düşer ve tabii bir Türkün ulaşılması zor hayali nedir? Diye sorsalar asla köpek balıklarıyla dalmak değildir sanırım. Neyse ben aşırı motive ve kendinden oluşmuş doğal heyecanımla kendimi marina da zencilerle pazarlık yaparken buldum. Sonra bir baktım benden başka kimse yok. 3 tane zenci ve ben. Dedim bu iş böyle olmaz başkası yok mu falan dediler ki şu an da belirlenmiş bir tur yok. Neredeyse tamam gidelim diyeceğim yani. Tabii her zaman olduğu gibi orada da aklıma en son gelen yani sorulması gereken ilk soru oluyor o da. Dedim ki bu dalış yapılan yer kıyıdan ne kadar uzaklıkta? Cevap:2 saat. Ben tabii iyi günler diyerek kaçtım… Zaten elinden imzalı kâğıt alıyorlar bir de tanımadığın adama pasaport kopyanı veriyorsun. O yetmiyor 2 saat gidiyorsun üstelik can güvenliğin yok, tek başınasın, zaten kendi başına bir tekneyi kiralamak çok maliyetli falan derken dedim ki Merve kalk evine dön deli misin kızım. Niye yalnız başınasın derseniz çünkü orada bunu yapmak isteyen bir deli vardı o da bendim diğer arkadaşlarım yanıma yaklaşmadılar bile. Ama içim de o kadar büyük ukde ki hala istiyorum, hala yapacağım diye hayallerim var. Artık çoluk çocuk dalarız bilmiyorum. Ayrıca Waterfront çok güzel bir alışveriş merkezi var bir de kocaman bir dönme dolap bilginiz olsun ve çeşit çeşit seafood restaurant’larla çevirili. Güney Afrika şarabı içmenizi de ayrıca tavsiye ederim. En lüks oteller Waterfront etrafında denebilir. Ama ben gene de bir alternatif olarak ev kiralamanızı öneririm.

En renkli bölge Bo-Kaap… Müslüman halkın yaşadığı bölge Malay Quarter olarak biliniyor. Birçok milletten Müslümanın yaşamasına rağmen çoğunluğu oluşturan Malezyalılar sebebiyle bu adı almış. Bölgenin yemekleri çok meşhur. Evleri ise asıl önemli özelliği. Müslümanlar renkli karakterlerini yansıtmak için evlerinin dışını parlak, fosforlu ve canlı renklere boyamışlar ve ortaya bu güzel bölge çıkmış… Bo-Kaap’ı hop-on hop-off’un 2 günlük turunu alanlar ücretsiz olarak yapılan yürüyüş turuyla gezebiliyorlar.

Cape Town için diğer yapılacaklar listesindeki aktivitelerden en popüler olanı yürüme sporları. Kişiden kişiye ve yol alternatiflerine göre çeşitli zorluk dereceleri olan dağda en kısa süren yol 3 saatlik mesafeden oluşuyor. Eğer bütün yürüme yollarını tamamlayacaksanız sadece bunun için 1 haftanızı ayırmanız gerek. İkinci popüler alternatif ise, dağcılık. Farklı zorluk derecelerinden oluşan yamaçlarda sert tırmanma stili olan “trad climbing” yani her türlü emniyet aleti dağcı tarafından yerleştirilen spor deniliyor ki bu da diğer popüler aktivite denebilir.

Diğer yapılacak aktivitelerde fokların yaşadığı Houtbay Adası mutlaka görülmeli diyebilirim… Ünlü Chapmans Tepeleri ve Atlantik Okyanusu ile Hint Okyanusu’nun birleştiği nokta olan ünlü denizci, kâşif Vasco de Gama’nın geçtiği Ümit Burnu’nu ve Cape Point’teki dünyanın en yüksek fenerini ve Boulders Beach’teki penguenleri görmenizi tavsiye edebilirim. Afrika kıtasının en uç noktası olan Ümit Burnu, Cape Town’a bir saatlik uzaklıkta bulunuyor.

Peki Nerede yenir???
The Roundhouse Restaurant ben burayı çok sevmiştim. Burada ki his aynı menüsünde de yazdığı gibi “home is where the heart is…” Rezervasyon yapmadan gitmeyin. Tel:021 438 4347
Savoy Cabbage Restaurant burasıda snop mekânlardan biri yemekleri çok lezzetli. Çalışma saatlerini kontrol edip çıkıp gidin şansınız varsa masa bulabilirsiniz. Yoksa rezervasyon yapmanızı önereceğim.
Signal Restaurant burasıda Waterfront bölgesinde bulunan çok şık mekânlardan biri.
Pepenero Restaurant

Son olarak konaklamadan hiç bahsetmedim farkındayım çünkü birden fazla otel de kaldım o yüzden en güzel şurası demek için bu satırları en sona ayırdım.

Cape Town Marriott Hotel Crystal Towers konumu ve kendisi için kelimelerim kifayetsiz kalır diye makyajsız övüyorum bu oteli.
Belmond Mount Nelson Hotel Masa Dağı manzaralı harika bir otel neredeyse bütün odalarından rahatça görebileceğiniz gizemli bir manzaraya sahip. Spa bölümü muhteşem. Odaları çok konforlu ve en sevdiğim oda bölümü banyosunda ki küveti…
The Commodore burasıda bir başka sevdiğim ve huzuru hiç değişmeyen bir otel. Waterfront için sadece 5 dakika yürüme mesafesinde.
Cape Town Hollow konum olarak harika, çalışanları da güler yüzlü.

En sevdiğim kısım Safari turu… Bunun için Johannesburg ya da Nairobi yazısında görüşürüz artık diyorum çünkü Safari için bundan daha güzel bir seçenek bulabileceğinizi düşünmüyorum.

Afrika kültürünü daha yakından tanımak için seyahatinizi mutlaka çok ince detaylandırmalısınız. Yukarıda da bahsettiğim gibi yolculuğunun adını ne koyduğuna bağlı… Tatil mi, iş mi, keşif mi, gezi mi, fotoğraf mı, meditasyon mu? En önemli ayrıntı bu bence. Buradan sonra bu kıtayı ister ortasından, ister batısından, ister güneyinden başlayarak keyifle gezebileceğinizi düşünüyorum. Yine söylüyorum bu kültürü yakından tanımak gerçekten başka bir farkındalık kazandırıyor bir zaman sonra yarattığı fark sayesinde bakış açınızı nereye çevirirseniz çevirin buranın sizde bıraktığı kültürel iz kolay kolay silinmiyor.

Para Birimi:Rand (sembolü: R; ISO 4217 kodu: ZAR) Güney Afrika Cumhuriyeti’nin para birimi. 1TL- 3.6516 ZAR

Saat Farkı: Türkiye ve Güney Afrika arasında sadece 1 saat fark bulunmaktadır. Türkiye Güney Afrika Saatine göre 1 saat ilerdedir.

Vize İşlemleri: Türk vatandaşları Güney Afrika Cumhuriyeti’ne yapacakları 30 güne kadar ikamet süreli seyahatlerinde vizeden muaftır.

#visitcapetown
#musttovisit
#gocapetown
#southafricamemories

İyi Yolculuklar

Güzel Uçuşlar olsun diyorum şimdiden.

Sevgiler

Merve

Bugün özellikle artık herkesin mutlaka gittiği adadır. Gitmeyen de evlenmeyi bekler gider gene gider. Balayı der, yıl dönümü der, düğün der gene gider.

Peki, bu Maldivler nerededir, nasıl gidilir, neler yapılır?

Canım Vikipedim diyor ki; Maldivler, resmî adıyla Maldiv Cumhuriyeti, Hint Okyanusu’nda 1.200 adadan oluşan bir devlettir. Hindistan’ın güneyinde ve Sri Lanka’nın yaklaşık 750 kilometre (435 mil) güneybatısında yer alır. … Yerleşim bulunan 281 adadan 195’inde Maldivliler, 86 ada ise “otel ada” şeklinde kullanılmaktadır.
Maldiv halkının % 97’si Müslüman olup devlet “başkanlık” tipi cumhuriyet ile yönetilmektedir.

Adalarda ki yerleşim binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Daha önce Budist olan ada halkı, Arap tüccar Abul Barakhat Al-Bar Bari’nin tebliğiyle Müslümanlığı seçmiştir. Sırasıyla, Portekiz ve Hollandalıların saldırılarıyla ve kısa süreli hakimiyetleriyle boğuşan Maldivliler, 75 sene İngilizler’in hakimiyetine boyun eğmek zorunda kalmış, 26 Temmuz 1965 yılında İngiltere’den bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Daha sonra 3 sene Kral Muhammad Fareed saltanatı devam etmiştir. 11 Kasım 1968’de Monarşi kaldırılmış ve İbrahim Nasir başkanlığı idaresinde Cumhuriyete geçilmiştir. Cumhuriyet idaresine geçiş sembolik olmaktan öteye gitmemiş olsa da, 1970’lerin başlarından itibaren turizm adalarda gelişmeye başlamıştır.

Turizm ve balıkçılık, Maldiv ekonomisinin iki temel bileşenidir. Gemicilik, bankacılık ve taşımacılık da hatırı sayılır bir hızla büyümektedir. Dünyanın tüm büyük kara parçalarına uzak bu adalar ülkesinde hemen her şey İthalat yoluyla sağlandığından, yerel halk büyük bir sıkıntı çekmektedir.

Maldivlerin kültürü komşu olan yakın Srilanka ve Hindistan kültürleri benzer. Bunun nedeni zamanında adalara göç eden insanlar Srilanka’dan gelmektedir. Genel tropik ülkeler gibi çok eğlenceli bir kültür yoktur. Fakat genel halk daha sakin ve yavaş bir hayat düzeni sever.

Turizmin gelişmesi, ülkenin ekonomisinin de büyümesini sağlamıştır. Doğrudan ve dolaylı olarak istihdam ve gelir artışı sağlamıştır. Günümüzde turizm ülkenin en büyük döviz kaynağı haline gelmiştir ve ülke ekonomisinin %20’sini oluşturmaktadır. Maldivler’de oteller adalar üzerine kurulmuştur ve her otel genelde adanın adıyla anılmaktadır.

    

Düşünün 1200 adet ada ama tabii bunların bazıları sadece kara parçası ve küçük adacıklar. Bu kadar küçük kara parçalarına otel tesisi kurmak mümkün olmadığından gene de jeolojik olarak adadan sayılıyor. Başkent Male adası. Resmi dilleri Maldivce ve İngilizcedir. Ada tamamı Müslümandır. Male adasında her hangi bir etkinlik ve sosyal alan olmadığından gelenler sadece otel turizmi yaparlar ve bu geriye kalan 86 adadan birine giderler. Oteller de konaklama standarttır yani 2 tür oda seçebilirsiniz. Birazdan onları da ayrıntılı olarak yazacağım.

Eğer su sporlarına, su altı dünyasına meraklı iseniz aranılan kan bulunmuştur diyebiliriz. Gerçi ben Kızıl Deniz için daha iyi diye düşünüyorum ama burası doğa ve ada özelliği açısından durumu en başından farklı kılıyor. Mesela Başkent Male yakınlarında muhteşem sörf alanları var. Ben uğramadım çünkü Maleyi sevmemiştim etrafına da bakma istemedim. Ama burada bütün adalar ve etrafında her türlü su sporu yapılabiliyor. Özellikle Diving & Snorkelling dalmayı sevenler için mercanların okyanus derinliklerine girdiğiniz zaman belki de yeryüzünde başka hiçbir yerde daha bir arada bulamayacağınız kadar çok canlı türünü ve renk karmasını bir arada görebilirsiniz.

Dalgaların yumuşak dansı, beyaz kumlar ve palmiyelerin altında yüzmek eşsiz. Ananas, nar, hindistancevizini unutmayalım adanın başlıca yetiştirdiği ürünler bunlar. Çok iyi restoranlar da var oralarda ki yabancı şefler bu ürünlerle harika sunumlar yapıyorlar. Sadece bir kere akşam yemeğine kalmış biri olarak sanırım çok fazla şey yazmam doğru olmayabilir.

Niye yemedim konusunu şöyle açıklığa kavuşturayım gün boyunca bu muhteşem manzaraya nazır güneşin altında korkunç bir mutsuzlukla kalmak akşama enerji bırakmıyordu ondan  Damak Zevkime her zaman güvenebilirsiniz tabii ama burada da gündüz ve öğlenleri ağırlıklı yemek yediğim için mutfak deniz mahsulleri üzerine kurulu bir düzen var diyebilirim.

Suyun Üstünde Uyanmak derseniz evet orası Maldivler. Rüyamı bu Tanrım dedirtiyor gerçekten ve huzur depolayacağınız bir manzara sürekli önünüzde. Ama bu balayı seferileri durumu inanılmaz abarttıkları için artık orada da uyumak gelmiyor insanın içinden 🙂 şaka tabii şu an Maldivlerde olsam ilk yapacağım şey suyun üzerine bütün düzeneğimle kurulmak olurdu.


Balayı çiftlerine alerjim var dermişim bunlar sadece şaka sakın ciddiye almayın böylesine güzel bir iklimi yazarken ambiyansı nasıl bozarım olmaz ki öyle şey… 😛

Her neyse yazıma geri dönüyorum… Daha önce hiç duydunuz mu bilmiyorum Deniz Kulağı yani diğer adıyla Lagun. Bunlar dalgalar tarafından oluşturulan kıyı birikim şekillerindedir alçak kıyılardaki koy ve deltalardan oluşurlar. Adadaki bir diğer özellikte her adanın kendine özgü bir lagün tarafından korunuyor olması… Buna örnek olarak Büyükçekmece Gölü ve Küçükçekmece Gölü verilebilir. Tabii ben Maldivleri yazarken neden bunu örnek verdim bilemedim. Odağımızı Maldivlerden almayalım lütfen :-P.

Neyse göller, akarsular konularından uzaklaşıp bazı önemli deneyimlerimi yazmak istiyorum. Daha üst satırlarda yazdığım gibi Halk Müslüman olduğu için alkol kullanımı sadece turistlere aittir. Ülkeye girerken havaalanında ciddi bir alkol kontrolü yapılıyor ve dışarıdan yanınızda getirdiğiniz içkilere dönüşünüzde geri verilmek üzere el konuluyor. Welcome to Maldives. 🙄

Otel konusu çok önemli çünkü burada çok fazla bir aktivite olmadığı için otellerin size sunduğu her neyse ondan faydalanacaksınız bu sebepten Maldivler diğer ada turizmi olan adalar gibi seçenek sunuyor ama fiyat olarak çok ucuza kaçmak gibi bir lüks vermiyor neredeyse oteller ortalama fiyatta aynılar. Sadece otel içi seçeneklerinizde fiyat artışına gidebilirsiniz bu da istediğiniz lüks seçime bağlı olarak değişiklik gösterir. Sadece lüks oteller için değil, Maldivler’in geneli için ekstraların oldukça pahalı olabileceğini söylemek mümkün. Yiyecek ve içecekler öncelikle dışarıdan, başkent Male’ye ithal edilir, sonrasında da otellere dağıtım yapılır. Otel fiyatlarının yanında 2 çeşit vergi uygulanmaktadır. % 10 servis bedeli ve – % 8 ürün ve hizmet bedeli (bu vergi sürekli olarak yükselmektedir.) Bazı otellerde ise bu bedeller menülerinde ve fiyat listelerinde size sunulan fiyatlar içine önceden dahil edilmiş olarak bulunur.

      

Eğer uçağınız saat 16.00’dan sonra Maldivler’e ulaşırsa otelinizin konumu ve politikası gereği ilk gecenizi Male’de ya da havaalanı adasında geçirmek durumunda kalabilirsiniz. Ertesi gün otelinize transferinizi gerçekleştirebilirsiniz. Dönüşte uçuşunuz gece geç vakitte dahi olsa otelinizi erken terk etmek durumunda olacaksınız, bu durumda da havaalanında fazladan bir kaç saat geçirmek zorunda kalabilirsiniz. Otelinizin konumuna göre tekneler ve deniz uçakları güvenlik nedeniyle son seferlerini en geç 17.00-17.30 saatlerinde gerçekleştirirler. Deniz uçakları gün doğumundan önce ve gün batımından sonra uçamazlar. Gün doğumu ile çalışmaya başlayıp gün batımı ile birlikte seferlerini durdururlar. Sadece ‘Fly Me’ ve ‘ Maldivian’ değişik tip uçaklarıyla gece uçuşu yapabilirler. Bu iki şirket hem Maldivlerin güney ve kuzey bölümlerine hem de takımadaların değişik havaalanlarına uçarlar.

Kuzey Male Atol’ ündeki en iyi ada ” Paradise Island” dır. Paradise Island haritada bulabileceğiniz adı ise “Lankanfinolhu” dur. Burada Sheraton Otel var iyi tercihlerden bir tanesi. Velassaru Maldives Otel var ben burada kalmayı çok istemiştim tabii hayaller son dakika gerçekleşemedi. Jumeirah Vittaveli var ki hani hayal bile etmiyorum inşallah canım demekle kalıyorum o derece yani. Gene onu takip eden Baros Maldives var herkes bir gün Baros lu olacak bu gidişle var da var kısaca… Gitmeden bütçe belirlemek en doğrusu olur sizin için… Eğer burada yer bulamaz iseniz ” Kurumba Village ” ikinci tercihiniz olabilir. Ama mutlaka Kuzey Male tercih edilmelidir. Ben Kurumba Viilage ı çok beğenmiştim. Turkuaz rengi deniz ve beyaz kumlar… Plajda sürekli önünüze çıkan minik beyaz yengeçler inanılmaz gerçekten… Hatta bir gün balıklardan bir tanesi ile çok içli dışlı olmuşum ekmek falan atıyorum suya bir tanesi sudan zıplıyor elimden ekmeği kapıyor falan bildiğin under water life sona erdi orada. Ne zaman ki otel görevlileri beni uyarana kadar. Hayaller denizkızı gerçekler Merve ne de olsa. Her neyse kendisi hakkında bir öğrendim ki adı Mr.Trigger Fish “more dangerous than sharks, can attack divers for no reason” dişleri var, denizdeki pislikleri temizliyor, diğer balıklar ona gayet rütbeli davranmaktaymış çünkü köpek balığından bile tehlikeli diyorlar. Düşünsenize ben bununla 1 saat falan oynadım suda sanıyorum ki evcil bir şey. Hala hatırladıkça buz gibi oluyorum. Onu evcil zannetmem ayrı bir konu zaten hiç oraya girmiyorum sadece havanın sıcaklığına veriyorum ruhsal durumumu ahahahah.

     
Bir sürü minik köpek balıkları var onlarla ilgili her hangi bir sorun yokmuş, hatta ada yerlileri “shark attack” köpek balığı saldırısı hakkında çok önemli bir şey olmadığını söyleseler de shark is shark arkadaş değişir mi huyu ısıran hep ısırır. Desem de bakmayın yüzün, açılın, dalışa gidin ben yüzdüm ne düşünürsen o olur sadece ben suyun üstündekilerden korkmayı o zamanlar öğrenmiştim mesela Senenin 365 günü sıcaklık 29 – 31 derecedir; ama muson yağmurlarını unutmamak gerekir: aslında çok hoş oluyor, yağmur altında yıkanmak, yüzmek vs.. vs.. Seycheller de en uzun gecenin sabahında yüzmüştüm hala o gün ki enerjiyi hissederim… Bu arada next topic will be Seychells olamaz mı olabilir…


Maldivlerin ne günahı var sanki burada en uzun gece oldu da ben mi uyanıp yüzmedim sanki zaten en uzun gecelerimin şahididir sanırım Maldives ve Taj Exotica Resort & Spa.

          Otellerden en ünlüleri:

  • One and Only Reethi Rah Resort – Makunudhoo
  • Huvafen Fushi Resort – North Male Atoll
  • Naladhu Resort – Gulhi
  • W Retreat Resort – Himandhoo
  • Jumeirah Vittaveli – Gaafu Alifu Atoll
  • Banyan Tree Resort – Vabbinfaru Island
  • The Beach House at Manafaru Resort
  • Ayada Resort – Gadhdhoo
  • Sheraton Resort – Furanafushi Island
  • Anantara Kihavah Maldives Villas – Kudarikulu Island
  • Baros Maldives – North Male Atoll
  • Conrad Maldives Rangali Island – Mandhoo
  • Taj Exotica Resort & Spa – South Male Atoll
  • Hurawalhi Island Resort – Kuredu Island

Hurawalhi Island Resort – Kuredu Island

⇐ Burası herkesin resimlerden bildiği su altında odaları ve müthiş restoranı bulunan Otel oluyor.

Otellerde iki ayrı oda kategorisi bulunmaktadır.
⇒Beach Bungalow (Sahil Villa)
⇒Water Bungalow(Su üstü Villa)

Water Bungalowlar, denizin üstüne çakılan kazıklar üzerine inşa edilmiştir. Birçok otelde “no news-no shoes” uygulaması vardır. (haber okumak yok, ayakkabı yok !) 😛
Tesislerin çoğunda “buttler” (bir çeşit uşak, sadece size hizmet eden görevli) bulunur. Ayrıca, birçok otelde 12 yaş altı çocuk kabul edilmemektedir.
(The Beach House, W Retreat, Baros Island Resort gibi).
Bazı oteller de sadece çiftler içindir zaten rezervasyon kanalınız nereyse oradan bu bilgilere rahatlıkla ulaşabilirsiniz.
Water Bungalowlar 12 yaş altı çocuklar için güvenlik gerekçesiyle yine yasaktır.

◊ Maldiv parası birimi Rufiyaa’dır. (1 Rufiyaa = 12 kuruş)

Bir de güzel harita linkimiz var bol bol bakabilirsiniz.↓
http://www.mal-dives.com/maldives/maldives_google_map.html

NİL’İN DOĞDUĞU YER
UGANDA
ENTEBBE

Uganda ya da resmî adıyla Uganda Cumhuriyeti. Afrika kıtasının doğu kesiminde yer alan ve denize kıyısı olmayan bir kara ülkesidir. Ülkenin sınır komşularını kuzeyde Güney Sudan, doğuda Kenya, güneyde çoğu sınırı Victoria Gölü ile oluşan Tanzanya, güneybatıda Ruanda ve batıda ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti oluşturmaktadır. Ülkenin başkenti Kampala’dır.

Ülke içerisinde özerk bir krallık olan Buganda Krallığı da yer almaktadır.
Ne gerek varsa sanki Krallık içinde Krallık kurarsın ?
Ama ülke ismini içindeki krallıktan aldığı için saçmalamamaya özen gösteriyorum ne yapayım?
Buganda’dan Uganda çok havalı dimi?

Coğrafya dersine hiç girmeden Ülkenin malum sıcak ve tropik olduğunu bildiğinizi düşündüğümden sakın Maldivler hayal etmeyin diyorum. Çok şeker çok minik gibi görünse de pek sayılmaz. Ama Ülkenin güney bölgesinden Ekvator çizgisi geçiyor beni de zaten oraya gitmeye hazırlanırken en çok heyecanlandıran bu olmuştu ama sonradan anlatacaklarıma inanamayacaksınız gerçekten hayal kırıklığı mı yoksa benim uçsuz bucaksız hayal dünyamın yüz ölçümünün bu denli geniş olması yüzünden mi hala bilemiyorum.

Bir de yerel halk Swahilice diye bir dil konuşuyor o da o zamanlar bugün hayattan ne öğrendim kısmına not ettiğim en önemli bilgi idi. Bir de 10 tane şehri varmış neyse ki akılda tutulacak önemli bilgiler bunlar.

O zamanlar ben tarifeli bir şirkette çalışıyorum ve sık sık yeni başlayanlar için askerliğin acemilik dönemi gibi sanki Afrika yatıları oluyor. Aman ne severiz ne severiz bilemezsiniz. Türk insanı titiz, dindar, acayip değişik huylara sahip kişileriz hayatımızın hangi dönemi güzel uzun bacaklı bir manken kızdan özenmediysek kalktık sabah kahvaltı da ananas yedik mümkün değil ya da Suudilerin Mısır&İngilizlerden özenip mutfaklarına adeta kendilerininmiş gibi koydukları Foul Mudammas mı yiyoruz tövbeler tövbesi. İşte böyle bir şey bazen bazı şehirler de uyanmak bilmem anlatabiliyor muyum

Bunlar işin esprisi tabii ki ne yediğimiz kısmında her zaman her damak tadına yakın bir şeyler olur o kadar ucunu kaçırmayayım şimdi ?

Her neyse kalktık gittik biraz da araştırma yaptık nerelere gidilir, neler yapılır, yok efendim kaldığımız oteller canlı mıdır, taksi pahalı mı, extreme ne yapılır falan klasik her zaman yaptığım ve aynı köpek balıklarıyla dalamadan döndüğüm Cape Town gibi araştır dur sanki uygulama olacakta.

Öncelikle Nil’den bahsetmek lazım hem belki Nil’in doğduğu yer olma özelliğini nereden aldığını bilmeyenler için güzel bir bilgi de olabilir.

Dünyanın en uzun nehri olan Nil Nehrinin yine dünyanın en büyük 2. gölü olan Victoria Gölü’nden doğduğunu ve doğduğu yerin ekvatorun başlangıç yeri olduğunu kitaplarda okumak yerine, yerinde gidip görmenin keyfi ve hazzını yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum o ayrı ama bir de dilek dileyeceğim gene ritüel peşindeyim o daha heyecanlı.

 

Nil’in kaynağını arayan Avrupalılardan İngiliz kâşif John Hanning Speke, 1858’de gölü gördü ve daha önce Araplarca Ukereve olarak bilinen göle İngiltere kraliçesinin onuruna Viktorya adını verdi. Gölün ayrıntılı araştırmasını 1901’de Sir William Garstin gerçekleştirdi. Bu gölün Nil’e açılan yerine ; “Ripon Falls” denir. Bu keşfi de “Speke” yapmıştır. Fakat bu keşifte ona eşlik eden “Grand” gibi isimleri hastalık(sıtma) ve sakatlıklarından ötürü geride bırakmıştır. Mart 1964 de Nil’in başka bir kaynağı olan başka bir göl keşfedildi. Bu göle de Prenses Victoria’nın ölmüş eşi “Albert”ın adı verildi.
Hani bir gün biri sorarsa cevaplamak için ek bilgi kim soracaksa.

 

Bir de ekvator çizgisi var ki bu konu çok mühim ne bekledim ne buldum da olabilirdi yazımın başlığı. Şimdi ben dediğim gibi kafamda uçsuz bucaksız bir sahra hayal ettim sonra orda böyle fay kırıkları gibi çizgiler falan neyse bizi gezdiren Türk rehber adam ilk buraya götürdü inanılmaz heyecanlıyız falan anlatılmaz yaşanır cinsten. Eee geldik, burası dedi, inin dedi böyle bakıyoruz sanırım tek ben değildim orada hayal kırıklığına uğrayan neyse işte indik görüntü ve ekvator havası da soluduktan sonra fotoğraflarımızı çektik, hediyelik eşyalarımız alındı ve ikinci mühim durağa geldi sıra timsahlar alemine doğru yola çıktık.  :mrgreen: 



Uçuyorum ben havalara tabii çünkü ekvator beni kesmedi Uganda’yı kestiği kadar ondandır ilginç ve tehlikeli şeyler peşindeyim gene neyse Timsahçıklarımın da olduğu bölgeye geldik sonunda. İndik emin adımlarla yürüyoruz etrafımız Afrikalı çocuklarla doluştu falan böyle heyecanlanıyorlar yabancı birilerini gördüklerinde inanılmaz şekerler.

Meğer bizim rehberin bizi getirdiği nokta acı ama gerçek timsah çiftliği imiş. Yani adamı dövmemek için kendimi nasıl zor tuttum anlatamam. Kalkıp Allah’ın en uzak en kurak en kimsesiz Ülkesinde yaşamaya başlıyorsun sonra ekmek paranı kazandığın insanlar senin Memleketinden insanlar onları kazıklamak için aptal yerine koyuyorsun neyse biz bu işe yaramaz varlıktan kurtulduk ama günümüz, zamanımız, paramız boşa gitti. Ve 5 sene kadar önce adam başı bizden 100$ aldığını hatırlıyorum sadece bu anlattıklarımı yapmak için ödediğimiz paranın ne kadar da boşa gittiğini keşke bir çocuk sevindirseymişim. Adam bizi timsah üretim çiftliğine getirdi yani bize ne üremelerinden anlayabilmiş değilim hala sinirleniyorum neyse.


Entebbe o kadar da kötü geçmedi bir de otel kısmı var bu işin gittiğinde en önemli olay Afrika’daki konaklamandır. Çünkü bilindiği üzere temizlik, hijyen çok bulunan kıstaslar değil o yüzdenden de en iyi seçim otel olmalı bu tarz destinasyonlar için. Ayrıca şimdi ki aklım olsa onca yolu gittiğime değer kısmından gezer tozardım zaten o zamanlar fotoğrafta çekmiyordum o sebeple de bu geziler ve gördüklerim sadece kalemime kaldı.

Aynı günün akşamı bizim ekiple beraber kalkıp kumarhaneye gittik öncesinde bir kebapçı bulduk en çokta işin bu kısmı ilginç. Adamcağızın kartviziti mutlaka benim bir yerlerimde duruyordur hala ama maalesef şu anda ismini hatırlayamıyorum. Bu beyefendi kalkmış 20 küsur sene önce Antakya’da yaşar ve tır şoförlüğü yaparken yurt dışı seferlerinden birinde bu Uganda’ya gelmiş bakmış burada hiç Türk yok. Zaten kimse de buraya gelmeyi akıl etmez en iyisi demiş ben burada güzel bir mekân açayım, ülkemizin harika yemeklerini tanıtayım hem turist kesime hem halka çok pahalı olmadan bizim lezzetimizi tanıtırım hem de para kazanırım. Dediğini de yapmış gerçekten. Yerleşmiş 4 tane de kız çocuğu okutmuş büyütmüş ve eşini bu süre zarfında ziyaret dışında getirmemiş oraya düzenleri bozulmasın Afrika kolay kolay bize göre yaşanacak yer değil diye. Böyle bir hikâyesi var ve gerçekten çok para kazanmış yatırımlarını yapmış geleceğe dair her türlü önlemini almış gerçekten limon satsa kazanır dediğimiz erkek tipi bu olsa gerek. Bugün zaten kalkıp ev değiştirmek kolay değilken sen kalk bir de 20 sene önce Afrika’ya yerleş helal diyorum başka bir şey demiyorum.

Bu arada yemekleri de inanılmaz lezzetli, oralara gidip tok döneceğim asla aklıma gelmezdi. Kartvizitini bulur bulmaz yazıya ekleme yapacağım hani bir gün Uganda’ya yolunuz düşerse rahat rahat gidin diye ?

Kumarhane kısmına geri dönüyorum zaten çokta merak edilecek bir ayrıntı yok tabii ki kaybettim tatlım ben ne zaman kazandım ki diye sorarsan buna en iyi cevabı Annem verir sanırım ?

Oradan da bir gece kulübüne geçtik yani sözüm ona gece kulübü yanlış anlaşılmasın bizim için restoranın orta katındaki oturma grubu ışığının karanlıklaştırılmış hali diyebiliriz. Aman Tanrım diyorum oradan zar zor çıktık Kadınlar bir ilginç masadaki erkeklerin değil bizim üstümüze geliyorlar falan biraz dans ettikten sonra tabii ki ortamın azizliğine uğramamak için oradan düz bir çıkış yaptık ve doğru otele.

Otel Uganda’nın meşhur oteli lake Victoria Otel daha iyisi sanırım hala yok bu da ortalama denebilecek standartlarda. Ama tesis olarak büyük ve sanırım diğer otellere kıyasla güvenlik önlemi daha çok olan bir yer. Gene de kötü olmadığını vurgulamak istiyorum. Otel göl kenarında olduğu için yürüyüş yapma şansınız var bir de otelin önünden halkın kullandığı yeşillik alana doğru da bir yol uzanmakta orada da yürüyüş yapmak mümkün.

Doğru dürüst rehberlerle de şehri başka şekillerde gezmek diye bir gerçek var tabii biz o hatayı masumane kendi vatandaşımız kazansın diye yaptığımız için zararlı çıkmış olduk. Harika rafting alanları mevcut, doğal parklar, müzeler, çiftlikler gibi bir sürü seçenek mevcutmuş aslında Afrika deyip geçmemek bu olsa gerek.

Ve son…
İlk gün ki gezi esnasında bir bölgeden geçiyorduk arabayla yeşillik ormanlık kurak bir alan diyebilirim. Bir tahtanın üstünde “school” yazıyordu. Dönüp baktığım da üstü açık hiçbir duvarı olmayan, açık alan içerisinde duran bir okul vardı. İçinde de yüzünde gülümseme olan çocuklar. İnsan sadece bir saniyeliğine bile olsa durup düşünüyor ben ne kadar şanslıyım diye. Tabii bunu gündelik hayatta kaç defa tekrarlıyoruz bilemiyorum ama orada tek gördüğüm imkânsızlıklar içinde gene de eğitim ve öğrenimin devam edebildiği idi. Baktığında kendine kolejlerde özel okullarda ve özel üniversitelerde eğitim görmüş biri olarak yüzüm kızardı. Herkes anne-babasından şanslı doğmuyor elbet ama madem hayattayız imkânlarımız var neden hala bu şımarıklık ve yetinmeme kafasında ilerliyoruz işte bu işin en can sıkıcısı noktası. Bunları da uzun uzun düşünüp tabii evime döndüğümde şükretmekten hiç vazgeçmedim. Doğamız gereği yaşadığımız iklime zaten mecburen ayak uydurmak zorundayız ona sözüm yok yaşadığım şehir pahalı ona göre çalışıp para kazanmam gerek ama işte ya daha fazlasını istemek mi yoksa daha fazlası için çok çabalayarak mı istemek zararsız olanı bilemiyorum. Sanırım çok çalışarak elde etmek ya da istemek hakkı doğuruyor ve emek verilmeden hiç bir şey yeşermiyor. Çalışmak, çabalamak hep lazım en azından uğruna emek vermediğin bir şey senin olmadığında mızmızlanmamak için iyi bir yöntem.

Çocukların her zaman daha iyi şartlar ve koşullar çerçevesinde yaşaması gerektiğine inansam da Entebbe güzel bir örnek maalesef orada ki hayatı onlar seçmiyor ama belki de bugün seçmedikleri hayatı değiştirme şansları olursa yön verebilecekler. Dilerim de öyle olur. O sahneyi ömrüm boyunca unutabileceğimi sanmıyorum çünkü. Gerçekten bizler inanılmaz şanslı varlıklarız. Her şey elimizin altında en azından vizyon olarak güzel bir coğrafyada olduğumuza inanıyorum.

Merve