Yazılar

BASİT AMA UFACIK MUTLULUKLAR ÜZERİNE

Hiç düşünür müsünüz eski günleri bazen böyle kahvenizi alıp dalıp gider misiniz hatıralara? Böyle büyüklerimizin evlerine gittiğimizde sehpa ortasında duran değerli aksesuarlardan oyunlar yarattığımız o günleri… Şahsen benden en çok çeken babaannem olmuştur. Neler yapardım ona, gık demezdi. Bilemiyorum ama açık oturum yazısı olsun hadi belki sizlerin de vardır böyle hatıraları bir yerlerde hatırladıkça mutlu sizi mutlu eden, huzurlu hissettiren… Aklınıza gelen en kötü gününüzde bile bir şeyler vardı bir yerlerde değil mi… Neydi onlar sahiden?
Hayat daha mı kolaydı o zamanlar? Madde denen şey daha mı az dile getiriliyordu bilemiyorum….
Yoksa bizler bu kadar çabuk tüketmeyi henüz bilmiyor muyduk?

Geçenler de birbirine girmiş eşyaların içinde bir not buldum. Anneme yazmış olduğum bir not. Ondan ayakkabı istemişim. Ve o an ne kadar önemliymiş bu benim için. Ona sahip olmak, giymek vs. Sahiden şu an düşünüyorum da, hayat sadece bu kadar basit isteklerden oluştuğu o zamanlar da, ne oldu da biz böyle büyüdük? Neden artık en iyisi bile mutlu etmiyor. Huzursuzluk içinde yaşamanın bilincinde isek neden bazı şeyleri değiştirmiyoruz. Huzur insanın ruhunun en büyük ilacı. Ötesi var mı?

Artık o istekler bile bitti. Bayram geldiğinde artık kimse kimseyi ziyaret bile etmiyor. Kapı çalmıyor hatta eve şeker bile alınmıyor. Bunların hepsi de gerçekten çok özeldi. Benim için hayatımın ve ailemin bana kattığı en önemli duygu birlik ve beraberlik içinde hayat sürmek. Yarın için büyük hayaller kurmakta sakınca yok ancak yarın için ne olacağım demeli insan. İşte bu yüzden de küçük şeylerin bizleri mutlu ettiği o güzel günler anısına bir kaç konuya değinerek bir yazı hazırladım.

Bu basit ama keyifli mutluluklar kimisi için çok daha büyüdü ama bahsettiğim şey küçük şeylerin, isteklerin yarattığı telaşlarken artık “küçük” ya da “az” diye bir kavram kalmadı. Gerçekten eskiden basit şeylerle mutlu olabilen ve bunun keyfini günlerce çıkarabilen insanlardık. O zamanlar bugünlerin böyle hissettireceğini söyleselerdi zaman dursun isterdim. Şu an da bana böyle hissettiren her şeye çok kolay ulaşıyor olmak hissinden çok yalnızlaşan bir toplum haline gelmemiz yüzündendir.

Lise döneminde kopya çekmek ve onun için sarf edilen enerji o minicik kâğıtlar, sınıfta hocanın gözüne girmek, karne hediyeleri, bayram harçlıkları falan bir sürü şey… O kadar saf ve güzeldi ki şimdi ise bunların yerini sadece hayat telaşı aldı. Hiç bilmediğimiz hırslarla tanışık olduk bir anda. Rekabet arttı ve insanlar kötüleşti. Sürekli taktik üzerine yürüyen veya yürümeyen ilişkilerin var olduğu mutsuz kadınlar ve erkeklerin içinde bu dünyayı döndürüyoruz. İnsanların birbirilerine yaptıklarını sanırım hiç bir enerji sistemi yapamaz. Hani hastanelerde görüntüleme odalarının olduğu yerlerde kapıda yazar ya kocaman “dikkat” diye. O radyoaktif enerjiden korkarız. İşte aslında şu an hepimiz birer “dikkat” ibaresiyiz. Enerjiler kötü, inanışlar kötü… Ne bileyim artık haberleri okurken git gide mutsuzlaşıyorum.

Suç işleyen insanların bile neye dayanaklı olarak kasti şekilde zarar verdikleri canların hazin son hikâyeleri git gide arttı. Neden diyor insan “ben” bunu yapmam “o” neden yapıyor. Şiddet neden bu denli aldı başını gitti? Esas sorun temelde ise bugün geldiğimiz nokta teknoloji adına bir devrim. Ancak insanların bu devrim de geçirmiş olduğu evrim bizi milyarlarca yıl geriye götürüyor. İşte böyle soru-cevap karmaşası içinde geçen sohbetlerde buluveriyoruz kendimizi… Herkesin bir fikri var ancak kim o fikri dibine kadar savunuyor orasını bilemiyorum. Yargılamıyorum da. Eskiden çok daha sert üslupla hayvanlara ve insanlara yapılanları eleştirirdim. Şimdi ise hayvana yapılan katliama söz söylesen biri çıkıyor insanlara neden üzülmüyorsun diyor. Sizce mümkün mü bu? Hayvana üzülen insana nasıl kayıtsız kalsın. Neyse işte böyle insanlarla doldu taştı dünya. Aslında gündemin de bir parçası olan herkesin bildiği ve Türkiye’yi yasa boğan küçücük bir meleğin neden, ne sebeple öldüğü? Hayvanlara yapılan işkenceler, tecavüzler neler neler… İşte bunlar bizi geriye götüren meseleler. Artık kimse çocuğunu sokakta oynamaya göndermiyor sebebi belli. Bizler böyle büyümedik ki. O yüzden bu anılar canlandığında eskiyi bu denli arıyor insan.

İnsanlık nereye gidiyor… Sosyal medya yaratılışının aksine kötüye kullanılıyor. Niye mi? Eskiden ihanetler gizli kapaklı da olsa kolay yakalanamazdı ama artık öyle mi? Aksine sanki gel beni yakala dercesine her şey apaçık ortada. Kimsenin kimseden korkusu kalmamış. Özel hayat denilen dört duvar arasında yaşanan mahremiyet bitmiş. Yaş belki 18 bile değil ama gencecik kızların sosyal medya üzerinden tanımadıkları insanlara yolladıkları fotoğraflar ve videolar içler acısı. Kısaca İnsanlık bu şekilde giderse kendi kendinin sonunu getirecek diye düşünüyorum. Ve tatmin olma seviyesi git gide azalacak. Ne yediğin yemekten zevk alacak, ne de uyuduğun uykudan bir fayda görecek hale getiriliyoruz. Evet, birileri bundan ciddi manada maddi kazanç sağlıyor. Ama her şey sadece bu boyutta kalsa iyi. Daha da kötüsü maddi kazancın önüne geçen insanların kolay yoldan para kazanma hırsı ve bunun uğruna yok ettikleri birçok hayattan bahsediyorum. İşte bizler eskiden basit şeylerle mutlu olurduk. Şimdi ise mutluluğun resmini çiz dercesine dalga konusu haline gelmiş haldeyiz. Kimimiz çok farkında, kimimizde çok farkında olduğunu sanıp hiçbir şey bilmemekte.

Çok şey bildiğini sanan kesim azalan gizlilik düzeyinin farkında olmasına rağmen bunu kimi zaman bir reklam amacı olarak kullanıyor. Bir sürü sosyal medya sitesine üye olan kullanıcı özel bilgilerinin buralarda güvende olduğunu düşünüyor. Ve hatta bunun için yüksek derecede birçok adımlı kimlik doğrulaması yöntemlerinin olması daha da güven duyulmasını sağlıyor. Ancak, kullanıcıların gizli tutmadıkları tek ayar arkadaş listeleri. Araştırmalar sonucunda arkadaş listesini kullanarak ulaşabileceğiniz bilgiler eğitim seviyesi, mezun olunan üniversite, memleketi ve diğer kişisel ve ya özel bilgiler olduğu belirlenmiştir. Ve bunlar size zarar vermek isteyen biri için kolaydan elde edilen standart bilgiler gibi görünse de aslında sonuçları hiçte öyle değildir. Bunu yazan ben bile aynı grup listesindeyim. Tabii ancak sosyal medyayı ne amaçla kullandığım ve ya işimin gerektirdiği bilgileri yayınlanmak kaidesi ile sınırlı olmaya özen gösteriyorum.
Yüzeysel bakıldığında sosyal ağlar insanları internet üzerinde bir araya getirir, ama daha derine inildiğinde ise aslında bireylerin soyutlandığını görebiliriz. İnsanların sosyal ağlarda daha fazla zaman geçirmeleri yüz-yüze iletişimi büyük oranda azalttı.
İşte tam da burada “iletişim” denilen en önemli kendini ifade etme yeteneği köreldi. Belki çoğunuz buna katılmayacaksınız ama maalesef öyle. Hiç tanımadığınız biri ile saatlerce sohbet edip, kendi evinize döndüğünüzde ailenizle bir kelime sohbet etmiyorsanız maalesef dediğime geliyoruz.

Bilim adamlarının yaptığı birçok çalışmada “soyutlanma” kavramını araştırdı ve bu kavramın birçok zihinsel, psikolojik, duygusal ve fiziksel rahatsızlıklara aynı zamanda bunaltı, somatik yakınmalar ve depresyon gibi daha birçok sıkıntıya yol açtığını bildirdiler. Bunun sebebi ise aşırı sosyal medya kullanımının yol açtığı soyutlanma beyne etki eden hormonları zayıflatır ve bundan dolayı sosyal olarak soyutlanmış insanlarda yüksek oranda stres, saldırganlık ve anksiyete görüldüğü söylenebilir.

Mutlu olmak için yapılan her şey kalpten geçer. Hala basit şeylerle mutlu olma imkânınız var. Yağmur yağdığında, hava buz kestiğinde, semt pazarı gününde vs. bir şeyler yapın. Belki bir yerlerde mutlu olmayı unutmuş bile olabilirsiniz ve hatta farkında bile olmayabilirsiniz. Günlük hayat telaşı ve rutin dışına çıktığında insanların çeşit çeşit istekleri olsa da iç sesinize kulak verin, geçmişi hatırlayın. Bu kadar kolay değildi birine istediğin anda ulaşmak. Merak etmek vardı. Şimdi aksine hem kolay ve hem de bir o kadar zor. Unutmayın bunları yapan bizleriz. Telefon çalarken gördüğümüz halde bakmayan, sonra ararım diye erteleyen bizleriz. Eskiden bunlar yoktu. Hayatın içinde modernleşirken bir o kadar da yozlaşmaya yüz tutmuş bu düzenin biraz olsun dışında kalmak için hiç değilse günde 1 saatinizi ayırın.
Hatta en son olarak şunu da eklemek istiyorum…

Mektup yazın…

 

Sevgilerimle,
Merve♥

 

 

 

KAYNAKLAR
http://vizyonered.com/genel/sosyal-medya-ve-olumsuz-etkileri