Yazılar

 

 

Başınız çok ağrıdığı zaman kendinize has çözümleriniz mutlaka vardır. Benimde her şeyi yüksek sesle dinleme durumum bir anda karıncalanır ve siyah tarafa geçer. Buyurun sessizlik!
-Akıllı telefon değilsin sen – her şeyi sessize alamazsın diyor “dış ses”.!

Keşke akıllı telefon olabilseydik ve canımızın istediğine tak engel! Ne güzeldi eski zamanlar telefonların çok bir fonksiyonu da yoktu en azından o elektronik cihazlar üzerinde hırs tatmini yaşamıyorduk. Şimdi herkes yürek yemiş gibi mangalda kül bırakmıyor ama telefonun bir diğer ucundan… 🙂

Engel konusunda şakacıyım ancak bende bu zamanın olumsuz özelliklerine sahip nimetinin zararlarına dâhil oldum diyebilirim. En kolay çözüm biri ile konuşmak ve iletişimde olmamak için engellemek. Ne garip ama eskiden olmayan garip garip şeyler. İnsanlığımızı yok etmeye başlayan çağın getirmiş olduğu en büyük düşman “teknoloji” bunu asla unutmayın. Eskiden Terminatör filmini izlediğim de içimden acaba insanlık kendi sonunu kendi yaptığı silahlarla mı getirecek diye geçirirdim. Sanırım bunlardan en önemlisi de hepimizin evlerinin ve hatta vücutlarında takılı gezdikleri teknolojinin nimeti sanılan cihazlar.

Baş ağrısından girip teknolojiye falan bulaştım gene daldan dala uçuyorum. Evet, asla hiçbir yere ait olmayacağım :). Bundan memnun kalmanızı temenni ediyorum.

Her neyse neden bunları yazdım kısmına biraz değineyim… Sosyal medya ile ilgili birkaç veryansınım var ve de dikkatimi çeken birkaç çıkıntı durum. Biliyorsunuz son zamanlarda sosyal medya fenomeni olarak tanınan ve de tanıdığınız sürü ile insan türedi. Sosyal medya bu insanlara influencer terimini yakıştırdı ancak tam anlamıyla konuya karşılık gelen bir Türkçe anlamı maalesef bulunmuyor. Anlam olarak kanaat önderi, fikir önderi vs. gibi. Karşılıkları bulunan İngilizce bir kelime olan Influencer artık evimizde, yatak odamızda, iş yerimizde…

Olanlardan bahsediyorum tabii ki Sezar’ın hakkı sezara. Ama olmaya çalışan kesim var bir de “olmaya çalışan-olamayan” olarak kendime göre ayırdığım arkadaşlar. Öncelikle hiç kimse kendine bu kötülüğü yapmamalı kesinlikle net bilgi. Niye mi? İsmini veremeyeceğim bir sosyal medya fenomeni’nin çok çok eski halini bilmekle beraber asla yansıttığı kişi olmadığını da bildiğimden kendisini afişe etmek istemiyorum. Ama başaralı mı şu anda muazzam diyebilirim. Hem para kazanıyor, hem geziyor, hem yaşıyor ve de istediği hayat bu idi. E daha ne olsun değil mi? Bence durum tamamen sosyal medyayı etkin kullanmaktan geçiyor ve bunu başarabilen insanlar zamanında verdiği emeklerin karşılığını şimdi alıyorlar. Büyük olasılıkla da çoğu insan yaptıkları işlere hobi olarak başladığında bir gün çektikleri youtube videolarının milyonlar tarafından izleneceğini hiç düşünmemişlerdi. E normal bundan 8 sene önce instagrammer, influencer, social media queen ler yoktu. Olanlar da başka bir şey olma çabasında değillerdi. Ama sahne hep aynı kalır bilirsiniz sadece suretler geçicidir. Bu sektör değişime her zaman muhtaç ama boşluğu doldurmayı bilen kazanır her zaman.

Gelelim o-la-ma-yan arkadaşlarımıza. Bazı profiller çok aktif, paylaşımlar ve görsellerin kalitesi muazzam ancak beğeni ve yorum yok mesela bu haksızlık bence çünkü bana göre hak eden profil bu. Diğer taraftan bir hesap ve görseller sadece dişilik, erotizm içerikli fotoğraflar korkunç kalitesiz. Profesyonellik yok işin için arkadaşımız manken bile değil. Hani olsa birisi bir yerden tutsun elinden gel sana bir profil yapalım dese hayır o da yok. Ama takipçisi 40bin – 50bin nasıl yani diyorsunuz. Kusura bakmayın hayatınızda bu kadar insanı görme olasılığınızı sayamıyorum bile! Ama bu sahtelik akan hesaplardan beklentiniz nedir Allah aşkına beyaz atlı prensle prenses buradan gelmeyecek biliyorsunuz değil mi?

Her neyse çoğunun temel amacı belli bu konu çokta tartışmaya açık değil ancak altına yazılan yorumlar yani 10 tane olanlar hele 3 falan olanlar aman yarabbi en azından o güzel resmi yakmasaydın demek geliyor içinden. Çok mu takip edilmek istiyorsun bunun çeşitli yolları var ancak sen herkesi etkileyemezsin canım Nusret değilsin! 🙂
Çok tanınan bir kişi olma görüntüsü çizme !!!

Evet, aslında işin bu kısmı en çok istenilen şey ama o meşhur mavi tıkların da bir fiyatı var desem… Yani bu dünya üzerinde tanınan insanların aksine hiç tanınmayanların ünlü kapasitesinde olması sizce de çok büyük bir kandırmaca değil mi? İnsanları kandırıp kendi egolarını şişiriyorlar ha bir de işin ucunda ki parasal şöhretler. Haklısınız her şeyin kolay versiyonu rahat geliyor insana. Ama zahmet olmazsa üretin ve yardım kampanyalarının kahramanı olun.
Bizim ülkemizden 3-5 kişi çıktı çıkmadı Afrikalara gidip çocuklar için çalışan didinen. Onun dışında ki kimse cesaret mi edemedi, muhteşem zamanından mı vermek istemedi bilinmez. Ancak kimsenin gidip gerçekten adına layık ve örnek teşkil edecek şekilde yardım kampanyalarında çalıştığını göremiyorum Ülkemizi temsilen. Varsa yoksa lüks otellerin kermeslerinde boy boy dergilere ne aldım ne giydim fotoları çektirmek için giden, görüntü için kendi çapında bağışlar yapan ve bunu dedikodu yaptığı gazeteciler aracılığı ile yazdırtan insanlarla dolu bu dünya.
Baktığında herkes hayvan sever, doğaya saygılı, yaşlılara, kimsesizlere ve de çocuklara… ama bir bakıyorsun sokak hayvanları için kermes düzenleniyor elinde bir etiketi eksik olan petshoptan satın alınma köpek! Neden satın alma, sahiplen diyoruz sence? Neden savaş mağduru çocuklara yardım edelim diyoruz. Neden özel günleri unutmayalım kimsesizleri mutlu edelim diyoruz. Sosyal medya da olmasa her birimiz çok düşüncesiz ve kendine has tipler olacaktık.

Zahmet olmazsa arkadaşlar olmadığınız insanları temsil etmeye çalışmayın.
Zahmet olmazsa harika ve bilinçli bir yardım sever gibi davranırken süsü püsü ihtişamı bırakın biraz sadeleşin muhtemelen savaş mağduru insanlara üstünüzde ki koca parasıyla alınan kıyafetlerle yardım edemezsiniz.
Zahmet olmazsa moda iconu gibi davranmayın bugün varsınız yarın… No!
Zahmet olmazsa sanatı, müziği, dünyayı tanıyormuş gibi değil tanıdıktan sonra işin gurusu olun.
Zahmet olmazsa 5 dk önce tanıştığınız insanlarla 40 bin senelik dost, akraba gibi görünmeye çalışmayın.
Zahmet olmazsa hayatınızda bir kere ait olduğunuz hamurun kişisi olun.
Bu Ülke de mesleksiz ve okumamış çok insan var ama içlerinde cevher çıkmış örnekleri var. Neden olan kısımdan yürümek varken olmayan kişi olarak hayatına devam etmek için çaba gösterirler ben bunu hiç anlayamıyorum.

Söyleyeceklerim bu kadar.
Çok konuştum zaten!

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

 

 

 

Burada durmasını çok isteğim bir liste var♥

• Bir insana tavsiyeler

1. Utanç bir prangadır. Kendini azat et.
2. Yeteneklerin hakkında endişelenme. Sevme yeteneğin var. Bu yeter.
3. Diğer insanlara karşı nazik ol. Evrensel boyutta onlar sensin.
4. İnsanlığı teknoloji kurtarmayacak. İnsanlar kurtaracak.
5. Gül. Sana yakışıyor.
6. Meraklı ol. Her şeyi sorgula. Şimdinin gerçeği gelecekte bir hikaye olacak sadece.
7. İroni iyidir, ama hissetmek kadar değil.
8. Fıstık ezmeli sandviç bir kadeh beyaz şarapla gayet iyi gider. Aksini söyleyenleri dinleme.
9. Bazen kendin olmak için kendini unutman ve başka bir şey olman gerekir. Karakterin sabit bir şey değil. Ona ayak uydurabilmek için hareket etmelisin.
10. Tarih matematiğin bir dalıdır. Edebiyat da öyle. Ekonomiyse dinin dalıdır.
11. Seks aşka zarar verebilir ama aşk sekse zarar veremez.
12. Haberler matematikle başlamalı, şiirle devam etmeli ve buradan ilerlemelidir.
13. Hiç doğmayabilirdin. Varlığın imkansıza yakın bir ihtimal. İmkansızı reddetmek kendini reddetmektir.
14. Hayatında 25.000 gün olacak. Bunların bir kısmını unutamayacağın şekilde yaşadığından emin ol.
15. Züppeliğe giden yol mutsuzluğa giden yoldur. Tersi de doğrudur.
16. Trajedi, tamamına ermemiş komedidir aslında. Bir gün buna
güleceğiz. Bir gün her şeye güleceğiz.
17. Kıyafet giy, her anlamda, ama onların yalnızca kıyafet olduğunu unutma.
18. Bir yaşam formunun altını, bir diğerinin teneke kutusudur.
19. Şiir oku. Özellikle de Emily Dickinson şiirlerini. Seni kurtarabilirler. Anne Sexton insanın kafasının içini bilir, Walt Whitman çimenleri, ama Emily Dickinson her şeyi bilir.
20. İleride mimar olursan şunu unutma: Kare iyidir. Dikdörtgen de öyle. Ama aşırıya kaçma ihtimalin var.
21. Güneş sisteminin dışına çıkamıyorsan uzaya gitmeye zahmet etme. Çıkabiliyorsan Zabii’ye git.
22. Öfken seni endişelendirmesin. Öfke duyman imkansız hale geldiğinde endişelen. Çünkü o zaman tükenmişsin demektir.
23. Mutluluk senin dışında bir yerde değil. Mutluluk senin içinde.
24. Dünyada yeni teknoloji beş sene içinde gülüp geçeceğin bir
şeydir yalnızca. Beş sene içinde gülüp geçmeyeceğin şeylere değer ver. Aşk gibi. Ya da iyi bir şiir gibi. Ya da bir şarkı. Ya da gökyüzü.
25. Kurguda tek bir tür vardır. Bu türe “kitap” denir.
26. Yakınlarında bir radyo olsun hep. Radyolar hayatını kurtarabilir.
27. Köpekler sadakat konusunda dâhidirler. Ve bu sahip olunası bir dehadır.
28. Annen roman yazmalı. Onu yüreklendir.
29. Güneş batıyorsa durup izle. Bilgi sonludur. Hayranlıksa sonsuz.
30. Mükemmelliği hedefleme. Evrim ve hayat hatalarla mümkündür sadece.
31. Başarısızlık bir ışık oyunudur.
32. Sen insansın. Para meselesini kafana takacaksın elbette. Ama paranın seni mutlu edemeyeceğini bil, çünkü mutluluk dükkanlarda satılmıyor.
33. Evrendeki en zeki yaratıklar siz değilsiniz. Hatta gezegeninizdeki en zeki yaratıklar bile siz değilsiniz. Kambur balinaların şarkılarındaki tonal dil Shakespeare’in tüm eserlerinden daha karmaşıktır. Bu bir yarış değil. Ya da evet öyle. Ama kafana takma.
34. David Bowie’nin “Space Oddity”si uzay hakkında hiçbir şey söylemiyor olsa da müzikal motifleri çok hoş.
35. Bulutsuz bir gecede gökyüzüne bakıp binlerce yıldız ve gezegen gördüğünde bunların pek çoğunda hemen hemen hiçbir şey olmadığını bil. Asıl hikayeler çok daha uzakta.
36. Bir gün insanlar Mars’ta yaşayacak. Ama oradaki hiçbir şey dünyada yağmurlu bir güne uyandığın tek bir sabahtan daha heyecan verici olmayacak.
37. Soğuk biri olma. Evren soğuk zaten. Önemli olan sıcak kısımlar.
38. Walt Whitman en azından bir konuda haklıydı. Kendinle çelişeceksin. İçin büyük. İçinde çokluklar var.
39. Hiç kimse hiçbir konuda tamamen haklı değildir. Hiçbir yerde.
40. Herkes bir komedidir. Eğer sana gülüyorlarsa asıl şakanın
kendileri olduğunu anlamıyorlardır sadece.
41. Beynin açık. Kapanmasına asla izin verme.
42. Bin yıl içinde, tabii insanlar o zamana kadar hayatta kalabilirlerse, bildiğiniz her şeyin yanlış olduğu ortaya çıkacak. Ve onların yerini daha büyük mitler alacak.
43. Her şey bir fark yaratır.
44. Zamanı durdurma gücün var. Öpüşerek zamanı durdurabilirsin. Ya da müzik dinleyerek. Bu arada, müzik başka türlü göremeyeceğin şeyleri görmeni sağlar. Müzik süper güçtür. Bas gitarı bırakma. İyi çalıyorsun. Bir gruba katıl.
45. Arkadaşım Ari şimdiye dek yaşamış en bilge insanlardan biriydi. Yazdığı kitapları oku.
46. Paradoks: Kitap, sanat, sinema ve şarap gibi yaşamak için ihtiyacın olmayan şeyler, yaşaman için gereken şeylerdir.
47. İster biftek, ister bonfile de, inek inektir.
48. Hiçbir iki insanın ahlak anlayışı tamamıyla uyuşmaz. Zarar verecek kadar keskin olmadığı müddetçe farklılıkları kabul et.
49. Kimseden korkma. Evrenin öbür ucundan gönderilen uzaylı bir suikastçiyi ekmek bıçağıyla öldürdün sen. Ayrıca çok sıkı yumruk atıyorsun.
50. Bir noktada başına kötü şeyler gelecek. O zamanlarda tutunabileceğin biri olsun hayatında.
51. Alkol akşamları çok eğlencelidir. Ama sabah uyandığında kendini berbat hissedersin. Bir noktada seçmen gerekecek: Akşamları mı istiyorsun, sabahları mı?
52. Eğer gülüyorsan, aslında ağlamak istemediğinden emin ol. Ağlarken de düşün, belki de gülmek istiyorsundur.
53. Birine onu sevdiğini söylemekten korkma sakın. Dünyanızda yanlış olan çok şey var, ama fazla sevgi bunlardan biri değil.
54. Şu anda telefonda konuştuğun kız var ya. Umarım hoş biridir. Ama hayatında başkaları da olacak.
55. Dünyada teknoloji sahibi tek tür siz değilsiniz. Karıncalara bak. Gerçekten. İnce dallar ve yapraklarla yaptıkları şeyler inanılmaz.
56. Annen babanı seviyordu. Aksini iddia etse de.
57. Türünüzde çok fazla salak var. Hem de bir sürü. Sen onlardan biri değilsin. Sakın pes etme.
58. Önemli olan ne kadar uzun yaşadığın değil. Ne kadar derin yaşadığın. Ama derinlere inerken hep üstünde tut güneşi.
59. Sayılar hoştur. Asal sayılar güzeldir. Bunu anla.
60. Aklını dinle. Kalbini dinle. İçgüdülerini dinle. Hatta, en iyisi, emirler haricinde her şeyi dinle.
61. Eğer günün birinde nüfuz sahibi biri olursan insanlara şunu anlat: Bir şeyi yapabiliyor olmanız onu yapmanızı gerektirmez. İspatlanmamış teorilerde, öpülmemiş dudaklarda ve koparılmamış çiçeklerde bir güç ve güzellik vardır.
62. Ateş yakabilirsin. Ama sadece mecazi anlamda. Tabii eğer üşüdüysen ve ortam güvenliyse o zaman çekinme, ateş yak.
63. Önemli olan teknik değil yöntemdir. Kelimeler değil, melodi.
64. Hayatta kal. Dünyaya karşı birinci vazifen bu.
65. Bildiğini düşünme. Düşündüğünü bil.
66. Bir kara delik oluşurken muazzam bir gama ışını patlaması yaratır ve koca koca galaksileri ışığıyla kör edip milyonlarca gezegeni ortadan kaldırır. Yani her an yok olabilirsin. Mesela şimdi. Ya da şimdi. Bu yüzden, yaparken ölmekten mutlu olacağın şeylerle uğraş her fırsatta.
67. Savaş yanlış sorunun cevabıdır.
68. İnsanlar arasındaki fiziksel çekim her şeyden önce salgı bezleriyle ilgilidir.
69. Ari hepimizin simülasyon olduğuna inanıyordu. Ona göre madde bir yanılsamaydı ve her şey silikondu. Haklıydı belki de. Peki ya duyguların? Onlar gerçek.
70. Sorun sende değil. Onlarda. (Ciddiyim.)
71. Her fırsatta Newton’ı yürüyüşe çıkar. Evden çıkmayı seviyor. Ve o iyi bir köpek.
72. Çoğu insan pek düşünmüyor. Yalnızca ihtiyaçlarına ve arzularına kafa yorarak hayatta kalıyorlar. Sen onlardan değilsin. Dikkatli ol.
73. Kimse seni anlamayacak. En nihayetinde önemli de değil bu. Önemli olan senin kendini anlaman.
74. Kuark dünyadaki en küçük şey değildir. Hani ölüm döşeğindeyken geriye bakıp da keşke daha çok çalışsaydım deme ihtimalin var ya, o ihtimal o kuarklardan bile daha küçük çünkü öyle bir şey olmayacak.
75. Kibarlık çoğu zaman korkudur, incelikse her zaman cesurluk. Ama seni insan yapan şey başkalarını umursaman. Daha çok umursa, daha insan ol.
76. Kafanda her günün adını cumartesiye çevir. İşin adını da oyuna.
77. Haberleri izlerken türünün üyelerini sıkıntı içinde gördüğünde yapabileceğin hiçbir şey olmadığını düşünme. Ama yapabileceğin şey her neyse, bunun haber izleyerek yapılmadığını bil.
78. Uyanıyorsun. Kıyafetlerini giyiyorsun. Sonra da kişiliğini. Seçimlerini akıllıca yap.
79. Leonardo da Vinci sizden değil, bizdendi.
80. Dil bir mecazdan ibaret. Hakikat aşktadır.
81. Hayatın anlamını arayarak mutlu olamazsın. Anlam önem
sırasında üçüncüdür yalnızca. Sevmekten ve var olmaktan
sonra gelir.
82. Eğer bir şey sana çirkin görünüyorsa daha iyi bak. Çirkinlik bakan gözün başarısızlığıdır.
83. Başında beklenen su kaynamaz. Kuantum fiziği hakkında bir tek bunu bilsen yeter.
84. Sen parçacıklarının toplamından fazlasısın. Bu da epey bir toplam demek.
85. Karanlık Çağ henüz sona ermedi. (Annene söyleme.)
86. Bir şeyi hoş bulmak onu aşağılamak dernektir bir bakıma. Ya gerçekten sev ya da nefret et. Tutkulu ol. Uygarlık ilerledikçe kayıtsızlık büyüyor. Bir hastalık bu. Sanat ve aşkla kendini kayıtsızlıktan koru.
87. Galaksileri bir arada tutmak için karanlık madde gerekir. Zihnin de bir galaksi. Işıktan çok karanlık var. Ama onu ışık değerli kılar.
88. Kendini öldürme. Dört bir yanın zifiri karanlık olduğunda bile öldürme. Hayatın sabit olmadığını unutma. Zaman uzamdır. O galaksinin içinde sen de hareket ediyorsun. Yıldızları bekle.
89. Atom altı düzeyde her şey karmaşıktır. Ama sen atom altı düzeyde yaşamıyorsun. Basitleştirmek hakkın. Yoksa delirirsin.
90. Basitleştirirken dikkatli ol. Erkekler Mars’tan, kadınlar Venüs’ten değil. Kategorilere aldanma. Herkes, her şeydir. Bir yıldızın içindeki her şey senin içinde de var ve şimdiye dek var olan her karakter zihin sahnende başrolü kapmak için yarışıyor.
91. Hayatta olduğun için şanslısın. Nefes al ve hayatın mucizelerini içine çek. Tek bir çiçeğin tek bir taç yaprağını bile kanıksama.
92. Eğer çocukların olursa ve bir çocuğunu diğerinden daha çok seversen bu sorunu halletmeye çalış. Çünkü aradaki fark tek bir atom kadar bile olsa çocuklar bunu hissedecektir. Ve tek bir atom dev bir patlama için yeterlidir.
93. Okul şaka gibi gerçekten. Ama idare et. Yakında bitecek, sen de gülüp geçeceksin.
94. Akademisyen olmak zorunda değilsin. Hiçbir şey olmak zorunda değilsin. Zorlama. Kendi yolunu ara ve sana uyan bir şey bulana kadar aramayı bırakma. Belki de hiçbir şey uymayacak. Belki de sen bir hedef değil, yolsun. Sorun değil. Sen de yol ol. Ama bu pencereden bakmaya değecek bir yol olsun.
95. Annene iyi davran. Onu mutlu etmeye çalış ve mutlu et.
96. Sen iyi bir insansın Gulliver Martin.
97. Seni seviyorum. Bunu hiç unutma.”

İnsanlar
Matt Haig

 

Vazgeçilmez Nostalji Kasetler

“Yeni kasetime çok güzel şarkılar hazırladım” diyen birçok ünlü Türk sanatçımız sayesinde sıkça duyduğumuz, kutusunu açarken jelatininin tırnak kırdığı o güzel kutu…

80 ler kuşağında doğunca plakların sonuna kasetlerin doğuşuna şahit olduk ister istemez. Ama iyi ki de o kuşağın çocukları olarak dünyaya gelmişiz diyorum. Teknolojinin her seferinde önümüze sunduğu yeni bir sürprizi denemenin eşsiz zevkinden bahsetmek mi yoksa buna ters oranla bu zevkten hızla sıkılmamız mı diyelim durumun sıkıcı hale gelmesine…

İlk dinlediğim kaset koleksiyonumun ilki Phill Collins ve Michael Jackson dan start alarak başlamıştı. Çok küçüktüm ama deliler gibi müziğe âşıktım. Bilenler nasıl sağlam bir müzik kültürüm olduğunu da çok iyi bilirler.

80 lerde doğmak 40 ları bilmemek anlamına gelmiyor sonuçta müziği sevdikten sonra ne kadar geçmişte yaşadığınızın bir önemi yok. Bugün ki halim o günlerden gelmekte.

 

Teknolojiyle beraber her türlü bilgiye ve veriye bu kadar kolay erişebilmenin bir nimet olduğunu inkâr etmiyor olsam da, eskisi gibi kaseti başa sarmak deyimini yaşamayı da özledim.

Bir zamanlar hala çok severek hatırladığım o tatlı hatıralardan biri de, yazlığa gitmek üzere yola koyulmuştuk sene 1996 ydı.
Arabanın kasetçaları bozuldu ve Ankara – Çeşme arası aşağı yukarı 8 saat falandı. Biz o yolu baş son Levent Yüksel dinleyerek vardık. Tabii yazlıkta da durum aynı her saniye Levent Yüksel…

Şimdi kel alaka bir yerde, bir başkası bile o şarkılar okusa insanın yüreği cız ediyor. Biz gerçekten şanslıydık. Biz güzel günleri, canlı müziği, sanatçıların en verimli olarak ürettiği zamanlarda büyüdük.

Her neyse bu yazının sonu çağın kanayan yarasına dönüşür ve ben kalemi bırakamam sonra konu başlığından sapmasın diye… Kısa kesmek istiyorum. Hala elinizde bu değerli nostaljik albümlerden varsa sıkı sıkı sarılın. Niye mi? Linklerde de içerikleri görüntülediğinizde önünüze çıkacak olan şu an kasetleri toplayan “geçmişin müdavimleri” dediğimiz koleksiyonerler var ve bazı albümler gerçekten ciddi bir miras değerinde tekrardan alıcı bulabiliyor.


Aslında hem biraz geçmişe özlemi hem de Ağustos’a hoş geldin diyerek kalemimi elime almıştım, yazıma başlamadan önce ama tabii ki bunları anlatınca gene her şeyin ne kadar güzel olduğu duygusu yerleşti. Bunları yaşamış olmak bile bu dünyada artıdır. 80lerde 90larda eğer diskoda dans edebilmişsen, spor ayakkabıların disko topunun altına ritim tutmuşsa, Lambada nedir biliyorsan, Moonwalk seviyorsan, Gipsy Kings’ten sonra İspanyol müziğinin çingeneleşmiş yani sokak gitarcılarının versiyonlarını biliyorsan… Daha fazla yazmasam daha iyi… 🙂

 

Çok sevin, çok âşık olun.

Ağustos bam başka bir ay hele hele bu sene için en rahat nefes aldığımız süreye girdik desem yalan olmaz.

Bütün yazınız güzel geçsin…

Hep sevin ve de sevilin…

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

 

 

#1ağustos
#yeniaşklar

 

Okumanızı tavsiye ederim♣
www.sabah.com.tr/pazar/2018/08/19/kaseti-basa-sarma-donemi
www.iha.com.tr/haber-bazilari-icin-hala-vazgecilmez-nostalji-kasetler-792437/

 

Bence sen sus, Hiç konuşma!

Başlığı böyle atınca tabii çok sevdiğim o şarkım gelir aklıma ve mevzudan kopabilirim. O yüzden fon müziksiz bir yazı var sırada. Bu seferlik üzgünüm 😉

Ne diyordum ben…

Hayatımı karşımda ki insanların sözünü kesmeden ve de dinleyerek geçirdiğimi bilirim. Hala da en katlanamadığım ses tonu ve konu başlıklarına rağmen karşımdakini “sağlam” sabırla dinlerim. İyi bir dinleyiciden çok “cevap vermek için dinlemem” diyebiliriz. Kulak meselesi…
Ama benim de şuraya bırakacak bir pişmanlığım olsun istedim bir anda bu yazıyı yazma isteği doğduğunda…
Komik bir şekilde aklıma bir söz geldi ve dedim ki tamam bu da burada dursun Mervecim.
Söz uçar yazı kalır… Söz sende yazı bende demişler 🙂

Her neyse…
Zamanında bir yerlerde oldukça da fazla bilgi kirliliğine sebep olan bir tanıdığım vardı. Farkındaysanız “di” ‘li geçmiş zamanda kalan bir tanıdık olarak kayıtlara geçebilir.

Resmen o güzel değerli zamanımı alı koyardı. Her hangi bir şeyi saatlerce anlatır hatta bir anlattığını bir daha bir daha anlatır susmak bilmezdi.
Aman tanrım bir konuşmaya başlasın sonra sabahlar olmasın. Hem susmaz hem başladığı konuyu bitirmez. Bir yere bağlamaz. Sanki üniversite sınavındasın gibi döner dinliyor musun dinlemiyor musun diye de garip bir sorgulama yapardı. Sonra da etrafa kızardı saygısızlar beni dinlemiyorlar diye.
Alkışlanma güdüsü sanırım ya da takdir edilme dürtüsü diyelim. Ama inanın karşınızda susmayan biri olduğunda işiniz çok zor. Her ne anlatıyorsa bir yerden sonra insan ses istemiyor.

Ah ah onun böyle ağzına bant yapıştırmadığım için çok üzülüyorum ama neyse ki hayat benden daha yaratıcı şimdilerde 🙂
Daha esnek ve hatta daha zamansız şekilde ve de oldukça sanatsal.

O yüzden bence siz de fazla konuşmayın her düşündüğünüzü. Çünkü dikkat ediniz ki ne söyleseniz hepsinin bu gezegende bir yeri var. Hepsi de kayda geçiyor. Ama her düşündüğünüzü de söylemeyin ya. Bırakın size kalsın. Boş boş konuşmanın ne anlamı var işte kâinat üzerinde ses kirliliği falan.
Bazen çok konuşan değil de, konuşmama hakkını kullananların sessizliği daha gerçek oluyor.

Lütfen karşınızdaki insanların sizlere olan tahammül ve sabır sınırını zorlamayın.
Hele hele sizi koşulsuz ve sınırsız dinleyecek biri varsa yanınızda çok şanslısınız demektir. Ona sımsıkı sarılın ve sizi dinleyen biri olduğu için şükredin. Bugün her şeyi hızlı bir şekilde tükettiğimiz için çok şeyin değerini bilmiyoruz. Yanımızda duran sımsıcak bir dost eli belki de bulunmayacak hint kumaşı kadar kıymetli artık. Çünkü kimse çıkarsız sevmiyor.

Eğer iki sözün sohbetin değeri bilinmezse hayat bu noktada çok daha yaratıcı ve de zevkli. Paylaşılan ve varlığına dair saygı duyulan her şey bize tahammül ve hoş görü duygusu katar. Eğer bugün yanınızda olan kimseler tarafından “boş bile” konuşsanız sevgiyle kaale alınıyorsanız değerini bilin.
Bir gün sizi duvarların duyduğu bir an geliverir o nazik insanlara göstermediğiniz saygı için kalbiniz çok acır.
Sanırım söyleyeceklerim şimdilik bu kadar…

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

 

 

 

 

Aylardan Temmuz…

Yazın tam ortası ve de heyecan konularının odak noktası. Âşıkların tanışma zamanı.
Tatil zamanı…
Ara verme zamanı…
Bazen uzaklaşmak bazen de yeniden olma zamanı…

Benim Yen-Geç olma nedenim…

Çok heyecanlıyım, çocukluğumdan beri bana mucizeler getireceğine inandığım doğum ayım…
Ve ne tesadüf ise ben bir ay kızıyım.

Ay ne şekle girse sanki bedenimin aynı renklere ve bulanıklığa büründüğünü hissederim. Az şeyden etkilenirim ama gökyüzü benim için milyarlarca yıldızın bir bütünü olarak değil, tam olarak beni yansıtan parlaklığın ta kendisi.

Bir sürü anlamı ve manası var Temmuzun bence bu yazı da burada kalmalı…

Tammuz veya Tamuz Arapça تمّوز Tammūz
İbranice תַּמּוּז;
Akadca Duʾzu, Dūzu
Sümerce Dumuzi bir Babil tanrısı…
Babil Tanrılarını merak edeceğinizden;
İamat: Ulu Tanrıça veya Ana Tanrıça, Toprak Ana, tüm yaşamı besleyen, Apsu’nun karısı, Anşar ve Kişar’ın annesi, tuzlu suların efendisi olarak adlandırılır.
Mummu: Tiamat ve Apsu’nun oğlu, sislerin tanrısı olarak adlandırılır.
Anşar: Tiamat ve Apsu’nun oğlu, Kişar’ın ağabeyi ve kocası olarak adlandırılır.
Kişar: Tiamat ve Apsu’nun kızı, Anşar’ın kızkaresi ve karısı olarak adlandırılır.
Enlil: Yeryüzü ve gökyüzü arasındaki havanın tanrısı olarak adlandırılır.
Ea: Anu’nun oğlu, Damnika’nın kocası, Marduk’un babası ve Apsu’dan sonra tüm tanrıların ve tatlı suların efendisi olarak adlandırılır.
Damnika: Ea’nın karısı ve Marduk’un annesi olarak adlandırılır.
Marduk: Ea ve Damnika’nın oğlu, en akıllı ve yetenekli tanrı, tüm tanrıların efendisi oldu olarak adlandırılır.
Kingu: Marduk’a karşı Tiamat’ın güçlerini yönetir.
Sin: Ay tanrısı, Şamaş’ın babası olarak adlandırılır.
Şamaş: Sin’in oğlu, Güneş tanrısı. Zayıfları, haksızlık yapılanları ve gezginleri korur.
Babil dini Semitik bir dindi. Şehir tanrıları olarak başlayan Sümer tanrıları Babil panteonunda çeşitli roller üstlendiler:
Anu: Yaratıcı tanrı
Enlil: Rüzgar tanrısı
Ea: Su tanrısı
Nana: Ay tanrısı.


Samiler bu tanrılara güneş tanrısı olan Şamaş’ı ve bereket tanrıçası İştar’ı ekledi. Babil şehir tanrısı Marduk ise panteondaki tanrıların kralıydı.

(Tam/Dam) kökünden türemiştir. Sümerlerde Dumuzı veya Damuzı olarak yer alır ve anlamı güvenilir veya oğul demektir. Türkçe de Dam/Tam yani ahır ile bağlantılı bir anlam kazanmıştır.

Türk ve Altay mitolojisine de Tamız (Tamus, Tammus, Tamıs, Dumuz, Dumıs) Han olarak geçmiştir. Sümer kökenlidir.
Türk coğrafyasının büyük kısmında adı yaz aylarından birisine verilir; Temmuz, Tamız, Tamıs gibi…


Çoğu zaman Ahır hayvanlarının ve/veya Çobanların ya da kırsal hayatın, ekinlerin ve hasadın koruyucusu olarak görülür.

Damızlık sözcüğü, Damız (ahır) sözcüğüyle olduğu kadar bu isimle de bağlantılıdır ve Tamız Han için ayrılan hayvan demektir.
Sümer mitolojisinde çoban görünümlü olarak betimlenir.

Sümerce adı Dumuzi, 12 Hayvanlı takvimde de yer alan Domuz ile bağlantılı görünmektedir.
Ünü tüm Ortadoğu’ya yayılmıştır.

Temmuz ayı ismini bu tanrıdan almıştır. Babil’de Temmuz ayı tanrı Tammuz’un onuruna kurulmuştur.

Tammuz’un kökeni Sümer çoban-tanrı, Dumuzid veya Dumuzi’dir. Dumuzi İnanna’nın eşiyken, Akadlar’da İnanna’nın dengi olan İştar’ın eşidir.

Antik Suriye inancındaki Adonis, ki daha sonraları Yunan panteonuna da girmiştir, buradan kök almıştır.

Temmuz, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 7. ayı olup 31 gün çeker. Yaz mevsiminin 2. ayıdır.

Eski Türkçede “tamu-z” “çok sıcak, cehennem” sözcüğünden, Sümerce/Sumarca/Sümmerce/Suomerce bereket tanrısı bir Tammuz sözcüğünden gelmektedir.
Süryanca/Süryanice temmuz sözcüğü aynen Türkçeye geçmiştir.

Türkçede bu aya “orak ayı” ya da “ot ayı” denir.

Gregoryen takviminde bu aya, Roma İmparatoru Julius Sezar’a ithafen July adı verilmiştir.
Daha önceleri, Mart ayından başlayan Roma takviminde beşinci ay olduğu için Latince Quintilis olarak adlandırılmıştır.
İrlanda takviminde Temmuz, Iúil olarak adlandırılmıştır ve yaz mevsiminin üçüncü ve son ayıdır..

SEVGİLERİMLE, 
MERVE♥

♥♥♥♥

 

 

Kaynaklar
Dünya Mitolojisi, İmge Kitabevi İstanbul, Ağustos 1998
http://mitolojik.tripod.com/babiltnr.htm
http://tammuzi.blogspot.com/2013/10/tammuz-temmuz-vikipedi.html

Sorun SENDE!
HAYIR! Sende .!
Tamam Bende…

 

Yazı yarılamışken sevgili arkadaşlar ve birçoğumuz form tutkunu olduğundan, şu sıralar bedenine iyi bakıyor en azından bakmaya başlayanlardan biri olarak yazıyorum işte…

Merak etmeyin şimdi size harika bir diyet tarifi vermeyeceğim benimkisi masum bir yazı olarak burada duracak… 🙂

Bedenlerine bu kadar iyi bakan insanlar acaba ruhlarına da aynı şekilde bakıyor mu diye düşünmüyor değilim. Mutlak suretle beslenmenin bir sanat olduğuna inanan biri olarak, kavgayla beslenenlerinde git gide çoğaldığını fark ettiğim bir yaş skalasındayım diyelim.
Yani demeyin bana “aaa günaydın” diye. Ben bunu yeni tecrübe edenlerdenim diyorum masumum :).

Skala yabancı bir sözcük ve özellikle seçtim. Neden mi? Buyurun o halde okuyun…

Skala, genellikle ölçü aletlerinde ki gösterge çizelgesidir. Yaşımın bir ölçüsü olmadığından yani daha doğrusu yaşımın insanı olarak görmediğimden kendimi ben bunu yeni öğrendiysem artık…

Yıllardır ruh 60-70 diye dolaşıyordum bir de ortalarda. E tamam işte her gün yeni bir bilgi fena mı yani diyeceğim tam ama o türden bir bilgi değil bu. Oldukça ruhu yoran bir bilgi. Çünkü ben ruh 70 gibi sanırken kendimi, bir baktım ki bu şekilde beslenen ve ruhunu çökerten ve nefes alan karakterler var.
Aman tanrım neredeyim ben demek geliyor içimden ama tabii dünya hoş bir yer bence. Başka gezegenleri de görmeden yazamam bir şey :).

Neyse işte böyle yaza kendimizi formda ve sağlıklı besinlerle hazırlarken aklıma geldi bu şekilde beslenen arkadaşlar. Ondan bir yazayım dedim. Kötü de etmedim bence.

Bir ara enerji vampirlerinden söz etmiştim. İşte tam orada bu yazı hazırlanıyordu aslında ama henüz pişmemişti sizi besleyemedim özür dilerim.
New age tabir ile gerçekten bu tiplere “enerji vampirleri” deniyor. Ya iyi de ben çok severim vampirleri keşke onlara kıymasalardı. Neyse şimdi bu vampircikler sürekli kavga çıkartırlar ve bir bakarsınız hiç bir şey olmamış gibi gelip size sarılı verirler. Anlayamazsınız mümkün değil. Çünkü bu onların yaşama şeklidir. Ve gerçekten ruhlarını zinde tutar bu kavga etme eylemi. Durmazlar susmak bilmezler. Çıldırırsınız ve sonun da olan olur. Ve de suçlu bir bakmışsınız siz olmuşsunuz. Korkmayın hiç sorun yok. Eğer bunlarla yaşamaya alışkın hale gelmişse ruhunuz formülü söylüyorum. Hak etmediğiniz halde suçunuzu kabul edin 🙂 niye yoksa susmaz bunlar. Ses çıkarmayın demiyorum çıkarsanız ne olur diyorum.

Yani öyle vahim ki bu durum en zayıf halka konumunda ise çıkartın gitsin diyeceğim ama ya çıkartılamayacak kadar kalın halka olmuşsa… İşte orada reçete belli bırakın suçlu siz olun, ne fark eder 5 dakika sonra unutacak yaptığını başka şey arayacak ve biliyorum hiç kolay değil ama bunlarla yaşamakta bir sanat unutmayalım. Sanata destek vererek siz de bir ruh kurtarabilirsiniz tabii işin dozu çok kaçmamışsa… Yani hala umut vardır belki.

Ama bir gerçek daha var ki o da şu olumsuz insanlar asla ikna edilemezler. Sorun sende dersin, hayır sende der ama sen de dersin o gene hayır sende der. Yani bu böylesine bir çıkmaz sokaktır. Asla onları ikna etmeye falan çalışmayın, nafile nefesiniz tükenir. Sonra hevesiniz ve en sonunda da sevesiniz…

Yani bir şeyi sadece olduğu gibi kabul etmek bence oldukça zararsız bir sevme biçimi. Ama buna asla kişilik haklarının ihlal edilmesini dâhil etmiyorum. Tabii ki birini olduğu gibi kabul etmek kolay ama “o” biri eğer öylesine de “biri” değilse işiniz zor diyorum. Sizi sonunda kendinizden bezdirene kadar uğraşacakları için bir köşe de sessiz sessiz kabul de etseniz maalesef bu tarz insanlar her şeyi dışsallaştırırlar. Kabahatin kökeni hep başkalarındadır onlar için ve kendileriyle yüzleşmek oldukça zor bir sanattır. Bu sebeple durmaksızın üstünüze gelen adeta “White Walker” edasıyla çoğalır onların olumsuz düşüncüleri ve eylemleri.

Hâlbuki pozitif yaşama biçimi kadar güzeli yok. Bir insanın kahkahasından bile yeri gelir etkilenir kafanızı çevirir bakarsınız. Hiç tanımadığınız bir yaşam belirtisidir o. Yaşadığımız dünya yeteri kadar stresli ve zorlayıcı etkiler altında bir de bu ruhlarla uğraşmak zor iş.

Küçük detaylarda büyük değişiklikler olacağına çok inanan bir insan olarak gene de umut hiç bitmemeli. Görüntüye başkaları bile girse inanın ki sarsılma anı insanın değişiminin başladığı andır.

Herkese Güzel Hafta Sonları Diliyorum…

Sevgilerimle,
Merve♥

 

 

 

 

 

Don’t waste your time with explanations, people only hear what they want to hear.

Paulo Coelho

 

 

 

Life Lessons

 

“Don’t be afraid of your fears. They’re not there to scare you. They’re there to let you know that something is worth it.”
C.JoyBell C.

Life teaches us that at some point we will be faced with things that absolutely terrify us. Losing someone we loved, losing our job, moving away from home, … etc.
We can’t escape fear so we have to learn how to face it and walk with it.

Kısa Kısa…

Uzun zamandır yazılarımı İngilizce edit edip etmeme hakkında karar veremiyordum. Belli bir kitleye hitap etmektense ortak dilde hitap etmek daha doğrusu tabii. Ancak Türkçenin ne kadar zengin ve birden fazla anlamı taşıyan deyimsel cümlelerini düşününce yazıları tam olarak çeviri yapmak yerine günlük yazılar yazalım dedim…

Instagram ve Facebook üzerinden kısa ve alıntılara ilave ettiğim kendi cümlelerimle oluşan günlük yayınlar yapıyorum uzunca bir süredir.
Hadi dedim artık bunu da burada paylaşma zamanı geldi…♥

SEVİLERİMLE,

MERVE♥

 

 

#gotit
#fallandupthenlearned
#bebravebeyou
#bravesoul
#listentoyoursoul
#blog
#bloggers
#instablogger
#lifestyleblogger
#fashionblogger
#makeupblogger
#wonderwoman
#worldismine
#worldisyours
#dontforgettohappy
#keepwriting
#writers
#writergram
#writersmind
#writergirl
#aboutmyblog

 

 BİR ŞARKI OLSAYDIN EĞER…

Böyle giriş yaparsam aklıma ilk Nietzsche’nin “Müziğin sesini duymayanlar, dans edenleri deli sanıyorlar ” sözü gelir…

“And those who were seen dancing were thought to be insane by those who could not hear the music.”

Yakında özelden mesaj almaya başlayacağım Friedrich Nietzsche sözleri yüzünden. Ne yapayım inanılmaz malzeme var bu sözlerde kendini tutamıyor insan. Yazdıkça yazası geliyor.

Kendisi hakkında ekşi sözlükte “annesi yüzünden bunalımlara girmiş başarılı bir filozof” yorumunu okuduktan sonra tamamen duygusal olarak gene bu annelerle-oğullarının ilişkisi gelmedi değil aklıma hadi neyse bugün oradan çalmayacağım. Repertuarım hazır.

Ve evet eğer bir şarkı olsaydınız siz hangisi olurdunuz isimli çoktan seçmeli sınav blogu♥ma hoş geldiniz. Sonunda kazanan falan olmayacak sadece kendinizi bir şarkı yerine koyduğunuz oldu mu hiç. Merak ediyorum. Acaba herkes benim kadar meraklı mı bu şarkı işine.

Ben müzik olmadan yaşayamayanlardanım. Her zaman her yerde mutlaka şarkılar şahitlik etmeli yaşananlara bence ancak böyle ölümsüzleşir insanın anıları. İşte ne yapalım bu da bir bakış açısı…

Öyleyse başlıyorum…

Eğer bir şarkı olsaydım milyon tanesi olabilirdim elbet konu bensem…
Ama hatırlatmak iyi gelir belki hani 1990’lardan birkaç dize size…

Senle topla beni
Çarp uzaklarla
Ekle sensizliği
Böl saatlere
Ne kaldı ne kaldı…

Özlemi formülleştirilmiş şarkı sözüdür kendisi. Adı gibi “Melankoli” şimdilerde belki de tam şu anda aklınıza gelip de dinleyeceğiniz melankolik şarkı.

Sene 1989…

Ben o zamanlar 4 yaşındayım ve bu şarkıyı ezbere söylüyorum. Elimde fön fırçası, adeta süper star havasında uçuyorum evin içinde…

Demet Sağıroğlu daha 20li yaşlarında sanıyorum ve sesi derya gibi akıyor şarkıya. Tabii onu henüz Kayahan vokalisti olarak tanıyoruz sadece. Henüz kendisinin Kınalı Bebek albümü çıkmamıştı.

Yani kronolojik bilgilere yer vermeden olmaz elbet ama ben bir şarkı olsam özlemi böylesine formüle eden bir şarkı olurdum. Bundan daha iyi anlatılamaz birine duyduğun özlem.

Şimdi bugün bu şarkılara bakıp nasıl “ah ah” çekiyoruz. Çünkü böylesi yok artık, sesi olan da olmayan da sahnede elinde en kötü bir single albüm… Eskiden bunlar yoktu ki sesi güzel olmayan birini piyasa da içine almazdı… Seslerin düzeltildiği, muhteşem notalara dönüştürüldüğü stüdyolar yoktu dolayısıyla da eğer sesin de malzeme yoksa ne olursan ol tutmazdı. Piyasa gerçekti, yapılan işler kaliteliydi. Ondandır halen bu şarkılar çaldığında içim cız ediyor.

Arabada, evde, telefonda ne kadar müzik için alan varsa hepsinde ayrı bir bölümde bu yılların şarkılarının olduğu albümlerim vardır halen de sıkılmadan dinlerim.
Sıra sizde…?

 

Sevgilerimle,

Merve♥

Sen anlatıyorsun karşı taraf telefonuyla oynuyor. Sen ağlıyorsun o instagram’dan foto like ediyor. Ama o anlatıyor sen pür dikkat dinliyorsun. O ağlıyor sen omzunu onun için çoktan rezerve etmişsin. Ne de olsa sen bugünler için varsın. Senaryo minimalize edilerek böyle başlıyor. Empati ne zaman oldu da böylesine seviyelere geldi değil mi?

Burada ki sen ve o tamamen hayali kişilerden esinlenerek yaratılmışlardır :).

Empati demişken açıklamadan olur mu hiç…

Neden böylesine zorlayıcı bir dürtü altında kimimiz bilemiyorum ancak empati (duygudaşlık) kişinin karşı tarafta ki diğer kişiyle derin bir bağ kurabilmesi için onun yerine kendini koyma durumudur. Oldukça zor bir durumdur baştan söylemeliyim. Hani kendimden oldukça deneyimliyim. Benim kadar empatik bir insan neden oldu hala bulamıyorum cevabını. Trafikte bile empatiğim o derece yani aniden antipatikte olabiliyorum tabii 
Empatik insanların gerçekte iyi dinleyiciler olduğu söylenir. Öyledirler de. Sempatiklerle karıştırmayalım ama. Sadece sempatik olanlar genelde ilgi kendinde olsun istediğinden sadece kendinden bahsetmeyi severler bende hiç dayanamam o tiplere. Hem empatik hem sempatikseniz sorun yok. Devam edebiliriz :).

Bu empatik tatlı insancıklar hem meraklıdır, hem meraka değer verirler. Sanat gibi yani. Sanata meraklısındır bir taraftan da sanatçıya destek verirsin durumu. Ama burada şöyle bir es vermek istiyorum bu empatikler meraklarından dolayı aşırı yıpranmış ruhlara dönüşebiliyorlar. Çünkü bir taraf empatikse kesinlikle diğer taraf –100 empatik. Buna anneleri dahil etmiyorum çünkü anne-çocuk ilişkisinde ki çocuktan gelen merak dürtüsünün cevabının karşılığı asla antipatik değil. Ben fark ettiyseniz gene karşı cinsime atıfta bulunuyorum… :). İnceden inceden…

Sen onu merakla dinlerken mesela asla o seni o derece merakla dinlemez. Sen onun için çocuklar gibi heyecanlanırsın o asla o heyecan içinde değildir. Normaldir onun için, sıradandır. O kadar çok örneği var ki o yüzden bir taraf yoğun empatik ise kesin karşı tarafta bir eksiklik söz konusudur.

Empatik insanlar ciddi ciddi söylediklerini 100 defa aynı cümle ile size kurabilirler. Ve genel de kriminal mesleklerde ki insanların empatik olmasına önem verilir. Çünkü yalan söyleyen bir kişiye aynı soruyu 5 farklı şekilde sorun asla aynı cevabı veremez. Hep cevaplarında duraksamalar ve tereddütler vardır. Bu da zaten kişinin yalan söylediğinin en belirgin özelliğidir. Tabii ki “aşkım dün neredeydin” kalıbını 5 farklı şekilde sorun demiyorum. Alacağınız cevap nettir yalan bile olsa. Ben diyorum ki şeytan madem ayrıntı da gizli ve empatik kişiliğiniz sizi daha fazla algı ile bağ kurmanızı sağlıyor, bu yetenek ile yola çıkın diyorum.

Bir de empatik canımcımlar herkesi bir başka kabul ederler. Herkes başkadır. Her insanın kimyası başkadır diye durup durup onları aynı kefeye koymazlar. Ama bu nasıl yorucu bir durumdur. Hele hele de mesleğiniz üzerinden ilerlemiyor sadece sosyal çevrenizde bu kimliği takınıyorsanız bu gerçekten de yorucu bir durumdur.

O yüzden empati hep en üst seviye iken aslında bir o kadar da olmamalı demeye getirmek istedim. Çünkü hayatta her şey karşılıklı. Her zaman yapılan bir davranışın karşılığı olmalı. Bugün hiç bilmediğin bir konuda sana yardım eden kişinin bile bir hakkı var. Tabii ki bunu maddiyata bağlamıyorum ama hayat böyle. Her şeyin bir geri dönüşü de var. Elbette hepimizin farklı misyonları ve kimlikleri var. Hem ailelerimiz de hem iş hayatımız da ama neden sadece bir kişi empatik olduğunda diğer herkes bu duygunun sömürüsünü ciddi ciddi yapıyor. Hiç düşündünüz mü? Aslında ne kadar yorucu bir durum bu. Çünkü empatik olmak kelime anlamı ile ifade edilmiyor. Alttan alan taraf ile karıştırılıyor. İnanın ki hayatınız da anneniz dışında sizi anlayan ve dinleyen insanlar varsa onlara sımsıkı sarılın. Çünkü empatik insan sayısı bugün çok az. Git gide de azalıyoruz hem duygulardan hem de hayattan.

Sizi yoran, kemiklerinize kadar boğan insanları uzaklaştırın kendinizden. Onlar enerji vampiri. Hani vampirleri severim o ayrı ama enerjinizi boşuna ve sizi hiç anlamayan ruhlara harcamayın. Yeteri kadar empatik ve sempatik olmanız dileğimle…

Sevgilerimle,
Merve♥

 

♥RADYOAKTİF AŞK♥

 

Radyoaktif kelime anlamı ile atom çekirdeğinin, tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanmasıdır, bir enerji türüdür.

Tabii bu böylesine bilimsel bir konuya giriş olacak sanmayın… Ama biz kadınlar için duygularla birleşik bir bilimsel yazı haline gelebilir. Gidişatı öyle görüyorum ben. 🙂

Düşünün ki bu bir enerji türü. E aşk ne sanıyorsunuz o da bir enerji türünün isimleşmiş hali. Kalbinizi atom çekirdeği farz ederseniz karşı cinsi gördüğünüzde hissettiğiniz bin bir farklı ve heyecanlı duygunun çeşitli ışımalar yayması sonucu içimizde kıpır kıpır bir şeyler oluşmaya başlıyor. Ve bu kıpırdanmalar sonucunda booooom âşık oluyorsunuz. Ben buna Radyoaktif Aşk diyorum. Tabii bazı aşklar var ki tamamen zararsız maddelerden oluşuyor ve sizi mutluluğa taşıyor. Bazıları da bu küçücük atom çekirdeğini daha da küçük parçalara ayırıp 3. Dünya savaşı bile çıkarır hale getirebiliyor. Aynen ben de tam bundan bahsedeceğim…
Evren bütünüyle bir enerji sistemi döngüsünde e tamam durum böyleyken ne ekersen onu biçersin. Çok severim bu arada “ what goes around comes around” :). Bu küçücük atom çekirdeğini kıran arkadaşlar var ya tebrik ediyorum sizi. Niye mi? Çünkü siz bu atom çekirdeklerini kırdıkça evrenin düzenini bozuyorsunuz. Dünyanın bir düzeni var neden bu düzeni bozmak üzere yaşıyorsunuz anlayabilmiş değilim. Ama çekim yasasına da inanın derim. Bugün kırdığınız kalp yarın etrafa yaydığı müthiş bir enerjiyle sizi tekrar bulabilir ve bu seferde sizin o minnoş kalbiniz kırılabilir. Ve de bu böyle uzar gider.

Kimsenin kimseyi üzmediği, kırmadığı bir dünya düşünün ki barış içinde olsun. Sanırım burada da anormallikler olacaktır. Ama biz insan olarak çok şeyin ölçüsünü kaçırırcasına yaşıyoruz. Ve bu ister inanın ister inanmayın evrende ki birlik düzenini bozuyor. Ve gün geçtikçe gerçekten de radyoaktif etken enerji halinde ilişkilerimizin içine işliyor. Aldatmalar, yalan söylemeler, ikili oyunlar… Bunların hepsi içimizde ki muhteşem enerji sisteminin bir anda olumsuzlaşıp etrafımıza dört bir yandan yayılmasına neden oluyor.

Kısaca yazımı sonlandırmadan şöyle özetleyebilirim ki; lütfen kırdığınız kalbin sahibi bir gün de siz olmayın. Çünkü bu dünya öyle bir düzen içerisinde işliyor ki bugün bana yarın sana…

Sevgilerimle,
Merve♥

 

BİR KADIN İÇİN NEDEN “BİR” ERKEK ÖNEMLİ?

Yazımı okumaya başlar başlamaz biliyorum tek eşlilik diyeceksiniz…
Tabii ki de öyle herhalde çift eşliliği savunacak değilim.
Bir kadın için neden –erkek- figürü önemli sorusunun cevabı çok derinlerde gizli. Ama bir o kadar da sığ kısımlarda. Hani erkeklerin kolayca anlayabileceği dilden aslında.

Tam olarak zıt beklentiler içinde olduğumuz doğru elbet. Ne yapalım kim bilir doğamız gereği belki de… Sen seversin o sevmez, o sever sen sevmezsin. Zıt kutuplar birbirini çeker de çeker.

Önce hadi şu canım karşı cinsime biraz hak vereyim…
Erkekler güzel kadınlardan hoşlanır, iki kere iki, dört!
Bakımlı ve kendine değer veren kadınlar ne kadar lafta “kıskançlık” için malzeme olsa da her erkek güzel kadın sever.
Ama unutmayın ki her kadın da güzel adam sever. Bunun erkek ve adam olarak farklılıklarına değineceğim aman erkekler bana kızmasın da.

Biliyorsunuz ki zayıflık her zaman çekici de olmayabiliyor. Böyle bir deri bir kemik kadınlar benimde hoşuma gitmiyor o ne canım öyle kadın dediğin azıcık görüntüyü doldursun yani di mi:)

Tabii ki bu arz talep meselesi ama kendine bakan kadın belli vasıflarla bile olsa kendini güzel göstermeyi biliyorsa bu bir erkek için güzelliktir. En azından genel olarak bir güzellik kıstasıdır nokta. 🙂
Erkekler emir cümlelerini sevmeyebilirler. Çünkü onlara ormanın kralı muamelesi yapmıyorsanız kendilerini evcilleştirilmiş gibi düşünürler ve kimi erkek için aileden de gelen duygusal dürtülerle bu iş tam anlamıyla bir iç savaşa dönebilir. O yüzdendir ki bir kadın için bir erkek bu nokta da önemli. İç savaş çıkarmayan ve kendi ile barışık erkek örneği hatta ve hatta buna şunu da eklersem fena olmaz.
Geçmişi ile barışık erkek örneği bir kadın için çok ama çok önemlidir.

Neden mi?

Başlıyorum o halde kırılmak, darılmak yok sevgili karşı cinslerim…
Erkekler annelerinden yani ilk tanıdıkları kadın olarak temel alırsak, belli başlı kıstaslar ile hayatlarına merhaba derler. Buna birçok örnek verebiliriz. İyi yemek yapan, titiz olan, hayata dik duran ya da tam tersi evde kimliği bile belli olmayan… Uzar gider. Ama bir gerçek vardır ki, oda erkeklerin ilk tanıştıkları dişinin anneleri olduğunu bilerek, onların hayatlarında çok ciddi yerleri vardır. Sosyal hayatlarında ki kadınlara bazen eğlenmek ama buna ters orantılıda ciddi gözlerle bakarlar. Ve biz kadınlar bunu asla anlamayız çünkü niye şeytan ayrıntıda gizlidir. Kadın dediğin varlık kendini değerli hissetmek için bin bir çeşit vasıf arar ve ister. Bunu bulamadığı zaman da “sevilmiyor” olur ya terk eder ya da savaşır.

Hal böyleyken bir kadın için bir erkek geçmişi ile mutlak suretle barışık olmalıdır. En başta annesi ile. Ve sonrasında tanıdığı, tanışmış olduğu bütün dişil enerjilerle barışık olmalıdır ki bugünüyle sarmaşık olsun.
Erkekler gülümseyen kadınları ister. Siz isterseniz buna cilveli kadın da diyebilirsiniz. Ama bir gerçek var ki gülümsemek en zor ve katı insanı bile yumuşatır. Ama bazen sizi güldürmeyebilirler hatta ağlatırlar o zaman da siz suçlu olursunuz. Konu uzayan ciklet kıvamında laubalileşmeye doğru kucak açar. O yüzden kadın için de gülümseten erkek oldukça mühimdir. Ona küçük sürprizler yapın ve başkasıyla evlenin demiyorum sadece bir kadını gülümsetebilmek için çok büyük eforlara gerek yoktur diyorum.
Koku çok önemli bir detay. Buna vücut hijyeni de diyebiliriz ama bir kadın kesinlikle hem kendine has hem de çok özel kokmalı. Çoğu erkek için koku bir kriter değilken yani kozmetik olarak çok anlamadıkları için söylüyorum ne neymiş bilemediklerinden bu ayırt edici bir özellik olmasa da her erkek için koku baş döndürücü bir aksesuardır. Ama bir kadın içinde bir erkek resmi olarak güzel kokmalıdır. Kadınların asla ekşi ve ter kokan adamlara tahammülleri yoktur. Varsa da katlanıyordur canım o sevdiğinden değil emin ol :).

Peki ya gerçekte Erkeğin isteği ne?
Mutlu bir yuva…
İçinde emekleyen miniklerin olduğu bir yuva…
İmkânların sunduğu hoş ve güzel bir hayat…
Ve tabii ki her zaman koşarak sığındıkları özgürlükleri…

Ne kadar zıt değil mi hem yuva istiyorlar hem de özgürlük kimisi buna erkek erkeğe bir yemek derken kimisi de bunu abartıp başka başka şeylere yöneliyor ama nedir bize öğretilen döneceği yer yuvası. İyi de sormazlar mı yuvanı sen otelle mi karıştırıyorsun diye. Bence burada ki özgürlük kavramı hem bizim kültürümüz de hem de dünya üzerinde zamanın da fazlaca çarpıtılmış bir kavram olarak kalmış. Özgür olmak yalnız olmaktır. Yalnızlığı her kul sever buna ne sözüm ne itirazım var ancak özgürleşmeyi çoğullaşma yani çok eşlilik ile karışım yapıyorsa Erkek, orada gerçekten büyük bir sorun vardır.

Hangi açıdan bakarsanız bakın, kadınlar sizin için her zaman bir artıdır. Bu yüzden onlara iyi davranmayı ve nazik sözler söylemeyi unutmayın. Böyle bir eşe sahipseniz Allah’a şükretmeyi de unutmayın. Çünkü kadın dediğin varlık bir erkeği rezil de edebilir vezir de sözünü hatırlatırım size.

Bütün kadın eşler özeldir. Erkekler önemsiz demiyorum ama hali hazır da hamur hep aynı diye yutturulur biz kadınlara en küçüklüğümüzden beri, uzlaşırken bile bu cümle tekrar edilir. İnanın ki sizi seven ve sayan bir kadınınız varsa ne dost arayın ne sırdaş. Kadın kendini yuvasında hissediyorsa dünya tersine dönse, yuvasını terk etmez. Ama bu güvenli hal yerine, ona kendini güvensiz bir ortamda hissettiriyorsanız vay halinize diyorum. Çünkü kadın durmadan düşünen bir işletim sistemi gibi sürekli ve yeni yazılımlar yapar kendine. Ve uygulamaya geçmeye başlamışsa da geçmiş olsun diyorum.

Bir Kadın için Bir Erkek gerçekten bu kriterleri taşıyorsa çok ama çok önemlidir.
Değerlidir.
Kıyaslanamaz.
Ve bir ömür geçirmeye tek sebeptir.

Hayatınızda ki Kadınları iyi anlayın.

Sevgilerimle,
Merve♥

 

 

 

 

Not: Yazı görselimde kullandığım resim  Audrey Hepburn görselidir.
Kendisine çok hayran olduğum için kadını temsilen yazıma başka bir canlıyı layık göremedim dersem kızmayın biz kadınlar hep güzeliz hep çiçek♥