Yazılar

 

 

Başınız çok ağrıdığı zaman kendinize has çözümleriniz mutlaka vardır. Benimde her şeyi yüksek sesle dinleme durumum bir anda karıncalanır ve siyah tarafa geçer. Buyurun sessizlik!
-Akıllı telefon değilsin sen – her şeyi sessize alamazsın diyor “dış ses”.!

Keşke akıllı telefon olabilseydik ve canımızın istediğine tak engel! Ne güzeldi eski zamanlar telefonların çok bir fonksiyonu da yoktu en azından o elektronik cihazlar üzerinde hırs tatmini yaşamıyorduk. Şimdi herkes yürek yemiş gibi mangalda kül bırakmıyor ama telefonun bir diğer ucundan… 🙂

Engel konusunda şakacıyım ancak bende bu zamanın olumsuz özelliklerine sahip nimetinin zararlarına dâhil oldum diyebilirim. En kolay çözüm biri ile konuşmak ve iletişimde olmamak için engellemek. Ne garip ama eskiden olmayan garip garip şeyler. İnsanlığımızı yok etmeye başlayan çağın getirmiş olduğu en büyük düşman “teknoloji” bunu asla unutmayın. Eskiden Terminatör filmini izlediğim de içimden acaba insanlık kendi sonunu kendi yaptığı silahlarla mı getirecek diye geçirirdim. Sanırım bunlardan en önemlisi de hepimizin evlerinin ve hatta vücutlarında takılı gezdikleri teknolojinin nimeti sanılan cihazlar.

Baş ağrısından girip teknolojiye falan bulaştım gene daldan dala uçuyorum. Evet, asla hiçbir yere ait olmayacağım :). Bundan memnun kalmanızı temenni ediyorum.

Her neyse neden bunları yazdım kısmına biraz değineyim… Sosyal medya ile ilgili birkaç veryansınım var ve de dikkatimi çeken birkaç çıkıntı durum. Biliyorsunuz son zamanlarda sosyal medya fenomeni olarak tanınan ve de tanıdığınız sürü ile insan türedi. Sosyal medya bu insanlara influencer terimini yakıştırdı ancak tam anlamıyla konuya karşılık gelen bir Türkçe anlamı maalesef bulunmuyor. Anlam olarak kanaat önderi, fikir önderi vs. gibi. Karşılıkları bulunan İngilizce bir kelime olan Influencer artık evimizde, yatak odamızda, iş yerimizde…

Olanlardan bahsediyorum tabii ki Sezar’ın hakkı sezara. Ama olmaya çalışan kesim var bir de “olmaya çalışan-olamayan” olarak kendime göre ayırdığım arkadaşlar. Öncelikle hiç kimse kendine bu kötülüğü yapmamalı kesinlikle net bilgi. Niye mi? İsmini veremeyeceğim bir sosyal medya fenomeni’nin çok çok eski halini bilmekle beraber asla yansıttığı kişi olmadığını da bildiğimden kendisini afişe etmek istemiyorum. Ama başaralı mı şu anda muazzam diyebilirim. Hem para kazanıyor, hem geziyor, hem yaşıyor ve de istediği hayat bu idi. E daha ne olsun değil mi? Bence durum tamamen sosyal medyayı etkin kullanmaktan geçiyor ve bunu başarabilen insanlar zamanında verdiği emeklerin karşılığını şimdi alıyorlar. Büyük olasılıkla da çoğu insan yaptıkları işlere hobi olarak başladığında bir gün çektikleri youtube videolarının milyonlar tarafından izleneceğini hiç düşünmemişlerdi. E normal bundan 8 sene önce instagrammer, influencer, social media queen ler yoktu. Olanlar da başka bir şey olma çabasında değillerdi. Ama sahne hep aynı kalır bilirsiniz sadece suretler geçicidir. Bu sektör değişime her zaman muhtaç ama boşluğu doldurmayı bilen kazanır her zaman.

Gelelim o-la-ma-yan arkadaşlarımıza. Bazı profiller çok aktif, paylaşımlar ve görsellerin kalitesi muazzam ancak beğeni ve yorum yok mesela bu haksızlık bence çünkü bana göre hak eden profil bu. Diğer taraftan bir hesap ve görseller sadece dişilik, erotizm içerikli fotoğraflar korkunç kalitesiz. Profesyonellik yok işin için arkadaşımız manken bile değil. Hani olsa birisi bir yerden tutsun elinden gel sana bir profil yapalım dese hayır o da yok. Ama takipçisi 40bin – 50bin nasıl yani diyorsunuz. Kusura bakmayın hayatınızda bu kadar insanı görme olasılığınızı sayamıyorum bile! Ama bu sahtelik akan hesaplardan beklentiniz nedir Allah aşkına beyaz atlı prensle prenses buradan gelmeyecek biliyorsunuz değil mi?

Her neyse çoğunun temel amacı belli bu konu çokta tartışmaya açık değil ancak altına yazılan yorumlar yani 10 tane olanlar hele 3 falan olanlar aman yarabbi en azından o güzel resmi yakmasaydın demek geliyor içinden. Çok mu takip edilmek istiyorsun bunun çeşitli yolları var ancak sen herkesi etkileyemezsin canım Nusret değilsin! 🙂
Çok tanınan bir kişi olma görüntüsü çizme !!!

Evet, aslında işin bu kısmı en çok istenilen şey ama o meşhur mavi tıkların da bir fiyatı var desem… Yani bu dünya üzerinde tanınan insanların aksine hiç tanınmayanların ünlü kapasitesinde olması sizce de çok büyük bir kandırmaca değil mi? İnsanları kandırıp kendi egolarını şişiriyorlar ha bir de işin ucunda ki parasal şöhretler. Haklısınız her şeyin kolay versiyonu rahat geliyor insana. Ama zahmet olmazsa üretin ve yardım kampanyalarının kahramanı olun.
Bizim ülkemizden 3-5 kişi çıktı çıkmadı Afrikalara gidip çocuklar için çalışan didinen. Onun dışında ki kimse cesaret mi edemedi, muhteşem zamanından mı vermek istemedi bilinmez. Ancak kimsenin gidip gerçekten adına layık ve örnek teşkil edecek şekilde yardım kampanyalarında çalıştığını göremiyorum Ülkemizi temsilen. Varsa yoksa lüks otellerin kermeslerinde boy boy dergilere ne aldım ne giydim fotoları çektirmek için giden, görüntü için kendi çapında bağışlar yapan ve bunu dedikodu yaptığı gazeteciler aracılığı ile yazdırtan insanlarla dolu bu dünya.
Baktığında herkes hayvan sever, doğaya saygılı, yaşlılara, kimsesizlere ve de çocuklara… ama bir bakıyorsun sokak hayvanları için kermes düzenleniyor elinde bir etiketi eksik olan petshoptan satın alınma köpek! Neden satın alma, sahiplen diyoruz sence? Neden savaş mağduru çocuklara yardım edelim diyoruz. Neden özel günleri unutmayalım kimsesizleri mutlu edelim diyoruz. Sosyal medya da olmasa her birimiz çok düşüncesiz ve kendine has tipler olacaktık.

Zahmet olmazsa arkadaşlar olmadığınız insanları temsil etmeye çalışmayın.
Zahmet olmazsa harika ve bilinçli bir yardım sever gibi davranırken süsü püsü ihtişamı bırakın biraz sadeleşin muhtemelen savaş mağduru insanlara üstünüzde ki koca parasıyla alınan kıyafetlerle yardım edemezsiniz.
Zahmet olmazsa moda iconu gibi davranmayın bugün varsınız yarın… No!
Zahmet olmazsa sanatı, müziği, dünyayı tanıyormuş gibi değil tanıdıktan sonra işin gurusu olun.
Zahmet olmazsa 5 dk önce tanıştığınız insanlarla 40 bin senelik dost, akraba gibi görünmeye çalışmayın.
Zahmet olmazsa hayatınızda bir kere ait olduğunuz hamurun kişisi olun.
Bu Ülke de mesleksiz ve okumamış çok insan var ama içlerinde cevher çıkmış örnekleri var. Neden olan kısımdan yürümek varken olmayan kişi olarak hayatına devam etmek için çaba gösterirler ben bunu hiç anlayamıyorum.

Söyleyeceklerim bu kadar.
Çok konuştum zaten!

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

 

 

 

Burada durmasını çok isteğim bir liste var♥

• Bir insana tavsiyeler

1. Utanç bir prangadır. Kendini azat et.
2. Yeteneklerin hakkında endişelenme. Sevme yeteneğin var. Bu yeter.
3. Diğer insanlara karşı nazik ol. Evrensel boyutta onlar sensin.
4. İnsanlığı teknoloji kurtarmayacak. İnsanlar kurtaracak.
5. Gül. Sana yakışıyor.
6. Meraklı ol. Her şeyi sorgula. Şimdinin gerçeği gelecekte bir hikaye olacak sadece.
7. İroni iyidir, ama hissetmek kadar değil.
8. Fıstık ezmeli sandviç bir kadeh beyaz şarapla gayet iyi gider. Aksini söyleyenleri dinleme.
9. Bazen kendin olmak için kendini unutman ve başka bir şey olman gerekir. Karakterin sabit bir şey değil. Ona ayak uydurabilmek için hareket etmelisin.
10. Tarih matematiğin bir dalıdır. Edebiyat da öyle. Ekonomiyse dinin dalıdır.
11. Seks aşka zarar verebilir ama aşk sekse zarar veremez.
12. Haberler matematikle başlamalı, şiirle devam etmeli ve buradan ilerlemelidir.
13. Hiç doğmayabilirdin. Varlığın imkansıza yakın bir ihtimal. İmkansızı reddetmek kendini reddetmektir.
14. Hayatında 25.000 gün olacak. Bunların bir kısmını unutamayacağın şekilde yaşadığından emin ol.
15. Züppeliğe giden yol mutsuzluğa giden yoldur. Tersi de doğrudur.
16. Trajedi, tamamına ermemiş komedidir aslında. Bir gün buna
güleceğiz. Bir gün her şeye güleceğiz.
17. Kıyafet giy, her anlamda, ama onların yalnızca kıyafet olduğunu unutma.
18. Bir yaşam formunun altını, bir diğerinin teneke kutusudur.
19. Şiir oku. Özellikle de Emily Dickinson şiirlerini. Seni kurtarabilirler. Anne Sexton insanın kafasının içini bilir, Walt Whitman çimenleri, ama Emily Dickinson her şeyi bilir.
20. İleride mimar olursan şunu unutma: Kare iyidir. Dikdörtgen de öyle. Ama aşırıya kaçma ihtimalin var.
21. Güneş sisteminin dışına çıkamıyorsan uzaya gitmeye zahmet etme. Çıkabiliyorsan Zabii’ye git.
22. Öfken seni endişelendirmesin. Öfke duyman imkansız hale geldiğinde endişelen. Çünkü o zaman tükenmişsin demektir.
23. Mutluluk senin dışında bir yerde değil. Mutluluk senin içinde.
24. Dünyada yeni teknoloji beş sene içinde gülüp geçeceğin bir
şeydir yalnızca. Beş sene içinde gülüp geçmeyeceğin şeylere değer ver. Aşk gibi. Ya da iyi bir şiir gibi. Ya da bir şarkı. Ya da gökyüzü.
25. Kurguda tek bir tür vardır. Bu türe “kitap” denir.
26. Yakınlarında bir radyo olsun hep. Radyolar hayatını kurtarabilir.
27. Köpekler sadakat konusunda dâhidirler. Ve bu sahip olunası bir dehadır.
28. Annen roman yazmalı. Onu yüreklendir.
29. Güneş batıyorsa durup izle. Bilgi sonludur. Hayranlıksa sonsuz.
30. Mükemmelliği hedefleme. Evrim ve hayat hatalarla mümkündür sadece.
31. Başarısızlık bir ışık oyunudur.
32. Sen insansın. Para meselesini kafana takacaksın elbette. Ama paranın seni mutlu edemeyeceğini bil, çünkü mutluluk dükkanlarda satılmıyor.
33. Evrendeki en zeki yaratıklar siz değilsiniz. Hatta gezegeninizdeki en zeki yaratıklar bile siz değilsiniz. Kambur balinaların şarkılarındaki tonal dil Shakespeare’in tüm eserlerinden daha karmaşıktır. Bu bir yarış değil. Ya da evet öyle. Ama kafana takma.
34. David Bowie’nin “Space Oddity”si uzay hakkında hiçbir şey söylemiyor olsa da müzikal motifleri çok hoş.
35. Bulutsuz bir gecede gökyüzüne bakıp binlerce yıldız ve gezegen gördüğünde bunların pek çoğunda hemen hemen hiçbir şey olmadığını bil. Asıl hikayeler çok daha uzakta.
36. Bir gün insanlar Mars’ta yaşayacak. Ama oradaki hiçbir şey dünyada yağmurlu bir güne uyandığın tek bir sabahtan daha heyecan verici olmayacak.
37. Soğuk biri olma. Evren soğuk zaten. Önemli olan sıcak kısımlar.
38. Walt Whitman en azından bir konuda haklıydı. Kendinle çelişeceksin. İçin büyük. İçinde çokluklar var.
39. Hiç kimse hiçbir konuda tamamen haklı değildir. Hiçbir yerde.
40. Herkes bir komedidir. Eğer sana gülüyorlarsa asıl şakanın
kendileri olduğunu anlamıyorlardır sadece.
41. Beynin açık. Kapanmasına asla izin verme.
42. Bin yıl içinde, tabii insanlar o zamana kadar hayatta kalabilirlerse, bildiğiniz her şeyin yanlış olduğu ortaya çıkacak. Ve onların yerini daha büyük mitler alacak.
43. Her şey bir fark yaratır.
44. Zamanı durdurma gücün var. Öpüşerek zamanı durdurabilirsin. Ya da müzik dinleyerek. Bu arada, müzik başka türlü göremeyeceğin şeyleri görmeni sağlar. Müzik süper güçtür. Bas gitarı bırakma. İyi çalıyorsun. Bir gruba katıl.
45. Arkadaşım Ari şimdiye dek yaşamış en bilge insanlardan biriydi. Yazdığı kitapları oku.
46. Paradoks: Kitap, sanat, sinema ve şarap gibi yaşamak için ihtiyacın olmayan şeyler, yaşaman için gereken şeylerdir.
47. İster biftek, ister bonfile de, inek inektir.
48. Hiçbir iki insanın ahlak anlayışı tamamıyla uyuşmaz. Zarar verecek kadar keskin olmadığı müddetçe farklılıkları kabul et.
49. Kimseden korkma. Evrenin öbür ucundan gönderilen uzaylı bir suikastçiyi ekmek bıçağıyla öldürdün sen. Ayrıca çok sıkı yumruk atıyorsun.
50. Bir noktada başına kötü şeyler gelecek. O zamanlarda tutunabileceğin biri olsun hayatında.
51. Alkol akşamları çok eğlencelidir. Ama sabah uyandığında kendini berbat hissedersin. Bir noktada seçmen gerekecek: Akşamları mı istiyorsun, sabahları mı?
52. Eğer gülüyorsan, aslında ağlamak istemediğinden emin ol. Ağlarken de düşün, belki de gülmek istiyorsundur.
53. Birine onu sevdiğini söylemekten korkma sakın. Dünyanızda yanlış olan çok şey var, ama fazla sevgi bunlardan biri değil.
54. Şu anda telefonda konuştuğun kız var ya. Umarım hoş biridir. Ama hayatında başkaları da olacak.
55. Dünyada teknoloji sahibi tek tür siz değilsiniz. Karıncalara bak. Gerçekten. İnce dallar ve yapraklarla yaptıkları şeyler inanılmaz.
56. Annen babanı seviyordu. Aksini iddia etse de.
57. Türünüzde çok fazla salak var. Hem de bir sürü. Sen onlardan biri değilsin. Sakın pes etme.
58. Önemli olan ne kadar uzun yaşadığın değil. Ne kadar derin yaşadığın. Ama derinlere inerken hep üstünde tut güneşi.
59. Sayılar hoştur. Asal sayılar güzeldir. Bunu anla.
60. Aklını dinle. Kalbini dinle. İçgüdülerini dinle. Hatta, en iyisi, emirler haricinde her şeyi dinle.
61. Eğer günün birinde nüfuz sahibi biri olursan insanlara şunu anlat: Bir şeyi yapabiliyor olmanız onu yapmanızı gerektirmez. İspatlanmamış teorilerde, öpülmemiş dudaklarda ve koparılmamış çiçeklerde bir güç ve güzellik vardır.
62. Ateş yakabilirsin. Ama sadece mecazi anlamda. Tabii eğer üşüdüysen ve ortam güvenliyse o zaman çekinme, ateş yak.
63. Önemli olan teknik değil yöntemdir. Kelimeler değil, melodi.
64. Hayatta kal. Dünyaya karşı birinci vazifen bu.
65. Bildiğini düşünme. Düşündüğünü bil.
66. Bir kara delik oluşurken muazzam bir gama ışını patlaması yaratır ve koca koca galaksileri ışığıyla kör edip milyonlarca gezegeni ortadan kaldırır. Yani her an yok olabilirsin. Mesela şimdi. Ya da şimdi. Bu yüzden, yaparken ölmekten mutlu olacağın şeylerle uğraş her fırsatta.
67. Savaş yanlış sorunun cevabıdır.
68. İnsanlar arasındaki fiziksel çekim her şeyden önce salgı bezleriyle ilgilidir.
69. Ari hepimizin simülasyon olduğuna inanıyordu. Ona göre madde bir yanılsamaydı ve her şey silikondu. Haklıydı belki de. Peki ya duyguların? Onlar gerçek.
70. Sorun sende değil. Onlarda. (Ciddiyim.)
71. Her fırsatta Newton’ı yürüyüşe çıkar. Evden çıkmayı seviyor. Ve o iyi bir köpek.
72. Çoğu insan pek düşünmüyor. Yalnızca ihtiyaçlarına ve arzularına kafa yorarak hayatta kalıyorlar. Sen onlardan değilsin. Dikkatli ol.
73. Kimse seni anlamayacak. En nihayetinde önemli de değil bu. Önemli olan senin kendini anlaman.
74. Kuark dünyadaki en küçük şey değildir. Hani ölüm döşeğindeyken geriye bakıp da keşke daha çok çalışsaydım deme ihtimalin var ya, o ihtimal o kuarklardan bile daha küçük çünkü öyle bir şey olmayacak.
75. Kibarlık çoğu zaman korkudur, incelikse her zaman cesurluk. Ama seni insan yapan şey başkalarını umursaman. Daha çok umursa, daha insan ol.
76. Kafanda her günün adını cumartesiye çevir. İşin adını da oyuna.
77. Haberleri izlerken türünün üyelerini sıkıntı içinde gördüğünde yapabileceğin hiçbir şey olmadığını düşünme. Ama yapabileceğin şey her neyse, bunun haber izleyerek yapılmadığını bil.
78. Uyanıyorsun. Kıyafetlerini giyiyorsun. Sonra da kişiliğini. Seçimlerini akıllıca yap.
79. Leonardo da Vinci sizden değil, bizdendi.
80. Dil bir mecazdan ibaret. Hakikat aşktadır.
81. Hayatın anlamını arayarak mutlu olamazsın. Anlam önem
sırasında üçüncüdür yalnızca. Sevmekten ve var olmaktan
sonra gelir.
82. Eğer bir şey sana çirkin görünüyorsa daha iyi bak. Çirkinlik bakan gözün başarısızlığıdır.
83. Başında beklenen su kaynamaz. Kuantum fiziği hakkında bir tek bunu bilsen yeter.
84. Sen parçacıklarının toplamından fazlasısın. Bu da epey bir toplam demek.
85. Karanlık Çağ henüz sona ermedi. (Annene söyleme.)
86. Bir şeyi hoş bulmak onu aşağılamak dernektir bir bakıma. Ya gerçekten sev ya da nefret et. Tutkulu ol. Uygarlık ilerledikçe kayıtsızlık büyüyor. Bir hastalık bu. Sanat ve aşkla kendini kayıtsızlıktan koru.
87. Galaksileri bir arada tutmak için karanlık madde gerekir. Zihnin de bir galaksi. Işıktan çok karanlık var. Ama onu ışık değerli kılar.
88. Kendini öldürme. Dört bir yanın zifiri karanlık olduğunda bile öldürme. Hayatın sabit olmadığını unutma. Zaman uzamdır. O galaksinin içinde sen de hareket ediyorsun. Yıldızları bekle.
89. Atom altı düzeyde her şey karmaşıktır. Ama sen atom altı düzeyde yaşamıyorsun. Basitleştirmek hakkın. Yoksa delirirsin.
90. Basitleştirirken dikkatli ol. Erkekler Mars’tan, kadınlar Venüs’ten değil. Kategorilere aldanma. Herkes, her şeydir. Bir yıldızın içindeki her şey senin içinde de var ve şimdiye dek var olan her karakter zihin sahnende başrolü kapmak için yarışıyor.
91. Hayatta olduğun için şanslısın. Nefes al ve hayatın mucizelerini içine çek. Tek bir çiçeğin tek bir taç yaprağını bile kanıksama.
92. Eğer çocukların olursa ve bir çocuğunu diğerinden daha çok seversen bu sorunu halletmeye çalış. Çünkü aradaki fark tek bir atom kadar bile olsa çocuklar bunu hissedecektir. Ve tek bir atom dev bir patlama için yeterlidir.
93. Okul şaka gibi gerçekten. Ama idare et. Yakında bitecek, sen de gülüp geçeceksin.
94. Akademisyen olmak zorunda değilsin. Hiçbir şey olmak zorunda değilsin. Zorlama. Kendi yolunu ara ve sana uyan bir şey bulana kadar aramayı bırakma. Belki de hiçbir şey uymayacak. Belki de sen bir hedef değil, yolsun. Sorun değil. Sen de yol ol. Ama bu pencereden bakmaya değecek bir yol olsun.
95. Annene iyi davran. Onu mutlu etmeye çalış ve mutlu et.
96. Sen iyi bir insansın Gulliver Martin.
97. Seni seviyorum. Bunu hiç unutma.”

İnsanlar
Matt Haig

 

Bir Merve sözü der ki; Boş konuşan, çok konuşur!

Kulağımın dibindeki susmayan sivrisinek misali resmen. Onun uçmasına hiç sözüm yok ama bazen de duruma ister istemez müdahale ediyorsun. Ama sevgili sivrisinek seni inan ki birçoğundan daha çok seviyorum hiç değilse sadece uçuyorsun 🙂

Bugün gene geldiler gelenler bende aldım elime kalemimi döktüresim var… Üstüne alınan, alınmayan, bir derdi olan, olmayan herkese en baştan sevgilerimi yolluyorum. Bu dünyayı, siz olsanız da olmasanız da sevgi ve iyilik kurtaracak.!

Sanıyorum günümüzde insanların ya derdi yok, ya da zamanında ağızlarına birileri bant yapıştırmış karanlık bir odaya kapatmış. Olamaz böyle bir şey. Sırf konuşmuş olmak için saatlerce telefonda lak lak yapan insan sayısı yüzünden bir gün telefon kullanmaya son vereceğim diye korkuyorum. Korkuyorum evet, çünkü bugünün en gerekli ulaşım aracı o lanet telefon ne yazık ki.

Eskisi gibi olsa keşke telefonda konuştukça para yazsa belki o zaman kralın çocukları gibi oradan buradan saldıramaz kimse kimseye. Şimdi yok dakikalar bedava, yok limitsiz paketler nefret ediyorum gerçekten ve sırf bu yüzden parası olan konuşsun diyorum 🙂 kızmayın ama hakikat bu. Aslında her konuda ağzı olan konuşmasa en çok ben mutlu olurum. Çünkü ağızdan çıkan bütün o anlamsız boş sözlerin hepsi bu dünya da bir enerji yaratıyor. Boşuna yaratıp yaratıp bizide çekmeyin şu işin içine aaaayh:)

İşi olmadığı için saatlerce sizi bloke eden o karşı taraflar hiç bitmez bu hayatta. Oysaki ne güzeldir sevdiğin, özlediğin biriyle konuşmak. Saatlerin nasıl geçtiğini fark edememek ne güzel duygudur. Ama yok illa ki tüketecekler ya, illa ki kötüye kullanacaklar.

Demem o ki, işi olmayan ne kadar boş tip varsa bir gün içinde tek yaptığı şey çokça BOŞ konuşmak. Konuşmaktan kastım bu eylemi gerçekleştirmek ve bununla yetinmeyip chat e dökmek. Bunlar sadece telefonda yaşamıyorlar. Gündelik hayatta da çoğunlukla hayatımıza olan “var böyle tipler” dediğimiz canlılar kendileri. Telefondan çıksalar elleri durmuyor, elleri dursa olumsuzlukları bitmiyor. Kısaca hep varlar ve de olacaklar. Ne kadar izole edip hayatımızdan uzaklaştırırsak o kadar iyi diyebiliyorum.

“Lâkırdı ile peynir gemisi yürümez.” Atasözünü de bu tiplemelere hediye ediyorum. Sanki hediyeye çok layıklarmış gibi 🙂

Az laf, çok iş! Az laf, çok icraat!

Boş boş konuşup kendi ipinizle bir action olmayacağını başkalarının zamanını çalarak ispat etmenize gerek yok. Siz zaten böyle yaparken çok değil bir iki denemeden sonra yüzünüzün boyası akar. Hiç konuşmayın hayır işleyin. Kafa şişirmeyin. Kendi dertlerinizi dinlemesi için insanların duygularını sömürmeyin. Kimsenin değerli vaktini kendi gereksiz çıkarlarınız için harcamayın. Unutmayın ki zaman çok ama çok kıymetlidir. En büyük hırsızlıkta bir başkasının zamanını çalmaktır.

Teşekkür ederim…

Aman da aman ne kadar doluymuşum ben hâlbuki…

 

SEVGİLERİMLE,
Merve

 

 

Vazgeçilmez Nostalji Kasetler

“Yeni kasetime çok güzel şarkılar hazırladım” diyen birçok ünlü Türk sanatçımız sayesinde sıkça duyduğumuz, kutusunu açarken jelatininin tırnak kırdığı o güzel kutu…

80 ler kuşağında doğunca plakların sonuna kasetlerin doğuşuna şahit olduk ister istemez. Ama iyi ki de o kuşağın çocukları olarak dünyaya gelmişiz diyorum. Teknolojinin her seferinde önümüze sunduğu yeni bir sürprizi denemenin eşsiz zevkinden bahsetmek mi yoksa buna ters oranla bu zevkten hızla sıkılmamız mı diyelim durumun sıkıcı hale gelmesine…

İlk dinlediğim kaset koleksiyonumun ilki Phill Collins ve Michael Jackson dan start alarak başlamıştı. Çok küçüktüm ama deliler gibi müziğe âşıktım. Bilenler nasıl sağlam bir müzik kültürüm olduğunu da çok iyi bilirler.

80 lerde doğmak 40 ları bilmemek anlamına gelmiyor sonuçta müziği sevdikten sonra ne kadar geçmişte yaşadığınızın bir önemi yok. Bugün ki halim o günlerden gelmekte.

 

Teknolojiyle beraber her türlü bilgiye ve veriye bu kadar kolay erişebilmenin bir nimet olduğunu inkâr etmiyor olsam da, eskisi gibi kaseti başa sarmak deyimini yaşamayı da özledim.

Bir zamanlar hala çok severek hatırladığım o tatlı hatıralardan biri de, yazlığa gitmek üzere yola koyulmuştuk sene 1996 ydı.
Arabanın kasetçaları bozuldu ve Ankara – Çeşme arası aşağı yukarı 8 saat falandı. Biz o yolu baş son Levent Yüksel dinleyerek vardık. Tabii yazlıkta da durum aynı her saniye Levent Yüksel…

Şimdi kel alaka bir yerde, bir başkası bile o şarkılar okusa insanın yüreği cız ediyor. Biz gerçekten şanslıydık. Biz güzel günleri, canlı müziği, sanatçıların en verimli olarak ürettiği zamanlarda büyüdük.

Her neyse bu yazının sonu çağın kanayan yarasına dönüşür ve ben kalemi bırakamam sonra konu başlığından sapmasın diye… Kısa kesmek istiyorum. Hala elinizde bu değerli nostaljik albümlerden varsa sıkı sıkı sarılın. Niye mi? Linklerde de içerikleri görüntülediğinizde önünüze çıkacak olan şu an kasetleri toplayan “geçmişin müdavimleri” dediğimiz koleksiyonerler var ve bazı albümler gerçekten ciddi bir miras değerinde tekrardan alıcı bulabiliyor.


Aslında hem biraz geçmişe özlemi hem de Ağustos’a hoş geldin diyerek kalemimi elime almıştım, yazıma başlamadan önce ama tabii ki bunları anlatınca gene her şeyin ne kadar güzel olduğu duygusu yerleşti. Bunları yaşamış olmak bile bu dünyada artıdır. 80lerde 90larda eğer diskoda dans edebilmişsen, spor ayakkabıların disko topunun altına ritim tutmuşsa, Lambada nedir biliyorsan, Moonwalk seviyorsan, Gipsy Kings’ten sonra İspanyol müziğinin çingeneleşmiş yani sokak gitarcılarının versiyonlarını biliyorsan… Daha fazla yazmasam daha iyi… 🙂

 

Çok sevin, çok âşık olun.

Ağustos bam başka bir ay hele hele bu sene için en rahat nefes aldığımız süreye girdik desem yalan olmaz.

Bütün yazınız güzel geçsin…

Hep sevin ve de sevilin…

SEVGİLERİMLE,
MERVE♥

 

 

 

#1ağustos
#yeniaşklar

 

Okumanızı tavsiye ederim♣
www.sabah.com.tr/pazar/2018/08/19/kaseti-basa-sarma-donemi
www.iha.com.tr/haber-bazilari-icin-hala-vazgecilmez-nostalji-kasetler-792437/

Life Lessons

 

“Don’t be afraid of your fears. They’re not there to scare you. They’re there to let you know that something is worth it.”
C.JoyBell C.

Life teaches us that at some point we will be faced with things that absolutely terrify us. Losing someone we loved, losing our job, moving away from home, … etc.
We can’t escape fear so we have to learn how to face it and walk with it.

Kısa Kısa…

Uzun zamandır yazılarımı İngilizce edit edip etmeme hakkında karar veremiyordum. Belli bir kitleye hitap etmektense ortak dilde hitap etmek daha doğrusu tabii. Ancak Türkçenin ne kadar zengin ve birden fazla anlamı taşıyan deyimsel cümlelerini düşününce yazıları tam olarak çeviri yapmak yerine günlük yazılar yazalım dedim…

Instagram ve Facebook üzerinden kısa ve alıntılara ilave ettiğim kendi cümlelerimle oluşan günlük yayınlar yapıyorum uzunca bir süredir.
Hadi dedim artık bunu da burada paylaşma zamanı geldi…♥

SEVİLERİMLE,

MERVE♥

 

 

#gotit
#fallandupthenlearned
#bebravebeyou
#bravesoul
#listentoyoursoul
#blog
#bloggers
#instablogger
#lifestyleblogger
#fashionblogger
#makeupblogger
#wonderwoman
#worldismine
#worldisyours
#dontforgettohappy
#keepwriting
#writers
#writergram
#writersmind
#writergirl
#aboutmyblog

 

Yıllarca uçmuş ve uykusuzlukla sıkı imtihan olmuş bir “havacı” ama daha çok “biri” olarak bu konuya da değinmeden olmazdı dedim ve oturdum araştırdım. İnanılmaz bilgiler edindim. Araştırmacı kişiliğim sayesinde ciddi ciddi oturdum bütün bir gün okudum. Yanlışlıkla yaptığım doğru şeyler üzerine de kendime kocaman bir aferin dedim.

Hani zaten hali hazırda bildiklerim bir yana gerçekten ilginizi çekeceğini düşündüğüm bu bilgileri seve seve hava atarak paylaşabilirsiniz… Çünkü ben öyle yapacağım :)… Kendime göre uzunca bir sıraladım ama emin olun okurken sıkılmayacaksınız. Ve şimdiden söylüyorum ki uyumak çok güzel şey tabii ki ayakta uyumadığın ve uyutulmadığın sürece…

Başlıyoruz…

Ve diyoruz ki;

Uyku hakkında bilinmeyenler… !

Nefes açıcı ilaçlar-spreyler, kafeinli içecekler, diyet hapları, hastalıklar, yatak odası içerisinde ki rahatsız edici mobilyalar da dâhil olmak üzere bunların uykusuzluğa neden olduğu ispatlanmış. Sigara tiryakileri genellikle tavşan uykusu uyurlar. Yani kanda nikotin miktarının kritik düzeyin altına düşmesi nedeniyle uyanırlar. O yüzden sabah aç karnına sigara içmeye bayılanlar bu sebeple ayıldığını iddia eder. Alkol de uykuyu bozar. Uykusuzluk çeken insanların çoğu sorununu alkolle çözmeyi dener. İçmeden uyuyamıyorum diyeni çok duymuşumdur. Alkol sadece hafif uyku dönemini tetikler. Uykunun kalitesini oldukça düşürür.

1-Öncelikle 2 sayısı ile başlayacağım… Çünkü insanları en çok saat 02.00 ve 14.00’lerde uyku tutarmış. Yorgunluğun zirvesi deniliyor. Ondan merak ettim baktım 2 sayısının manidar bir anlamı var mı diye. Neyse bunlarda dursun bir yerde belki bir gün bir yarışmaya falan katılırsanız beni hatırlarsınız…
Yahudilikte 2 sayısı; Tamamlayıcı anlamı belirtir.
Hristiyanlık geleneğinde 2 sayısı; Kişiye işaret eder. Nitekim insan yaşayan düşünen varlıktır.
Uzak doğuda 2 sayısı; Karşılıklı olmayı ifade etmiştir.
Yani bu ifadelerden ne çıkarıyoruz diye sormayacağım çünkü ben bağlayamadım :).

2-Hayatımızın ortalama olarak üçte ikisi uykuda geçiyor. Yani biz mecburen en çok zamanı uykuda kaybediyoruz. Bu bir kayıp mı tabii ki hayır ama bardağın ne tarafından baktığına bağlı. Bebekken 16 saat, 3-18 yaş arası 10 saat, 19-55 yaş arası 8 saat, 65 yaş sonrası da eğer hala hayattaysanız 6 saat uykuya ihtiyacınız var. Bir de insanoğlu ömrünün 115 gününü sadece çekici bulduklarına bakmakla geçiriyormuş. Yok artık dedim.! Türkiye’nin 2050 ortalama yaşam beklentisi 79 yıl. Yani hayatımızın 24 yılı uyuyarak geçecek! 24 yıl çöpe mi yoksa hayra mı yorulsun…

3-Uyurken gelen düşme hissinin bir ismi bile var : Hypnic Jerk.!
Araştırırken karşıma İzmirli bir rock grubu çıktı o da çok şirin.
Özellikle akşam saatlerinde yorucu aktiviteler yapmak, kafein almak, stres ve anksiyetenin neden olduğu durum. Ayrıca insanların % 70’inin yaşadığı şeymiş. Ben çok yaşarım mesela… Zevkli gözükebilir ama kötü bir şey düşme hissi. Sevmiyorum yükseklik korkum var benim.
Düşme hissinden çok bacak ve kollarda ani titreme ya da elektrik almış gibi zıplama durumu da var. Zaten “jerk” ani hareket demek. Beyin hızlıca uyku moduna girince kaslara ani bir sinyal veriyor ve kabin ok alınca yola devam ediyor diye açıklayabiliriz.

4-Karabasan olarak bildiğimiz şeyin bir adı: Sleep Paralysis.! Boogeyman değil. Yok, Burning Man daha neler canım 🙂 bu arada 2018 Burning Man biletleri satışa sunuldu 26 Ağustos Pazar günü başlayacak ve 3 Eylül Pazartesi bitecek yer Nevada 🙂 Bak bildiğin muhabbet ediyoruz nereden nereye geldim… Düşünün bir de karşınızdayım işte hiç susmuyorum. Neyse ben konuma döneyim ve ne diyor vikipediciğim aktarayım size hemen.

Sleep Paralysis: Uyku felci (Halk arasında “karabasan” olarak da bilinir), uyandıktan hemen sonra (hipnopompik felç olarak da bilinir) veya seyrek olarak, uykuya dalmadan hemen önce, bedenin geçici olarak hareket edememesi (felç olması) ile karakterize edilen bir durumdur. Sonuçta bir karabasan durumu var yani…

5-Evli çiftlerin %32’si daha fazla uyuyabilmek için ayrı yataklarda uyuyor. Sebep karşı cinsimin horlamasıdır kesin ah kıyamam ben onlara. Yani insan kendiyle azıcık barışık olsun ben horluyorum mesela.
Amerikan Ulusal Uyku Vakfı evli veya ilişki içerisinde olan çiftlerin her gece partnerinin uyku problemi sebebiyle ortalama 49 dakika az uyuduğunu açıkladı.

6-Kadınlar hayatları boyunca sadece 3 yıl bulaşık yıkıyormuş. Tabii bulaşık makinesi icat edildikten sonra ki veri bu :). Temizlik ve diğer psikopat hijyen girişimleri de 6 sene sürüyormuş toplamda yani.

7- Teknoloji bağımlılığını araştıran uzmanlar deneklerin %71’inin telefonlarıyla uyuduğunu belirtiyor. Örnek ben mesela. Niye çünkü gece uyumadan önce ismi lazım değil bir alışveriş sitesinden alışveriş yaparken uykum geliyor ve alışverişi sonlandıramamışsam şanslıyım 🙂 uyuya kalıyorum.

8- Bekâr anneler en çok uyku yoksunluğu çeken kişiler. %44’ü 7 saatten az uyuyor. Sırf bu yüzden karşı cinse geliyor bir yazı….

9- İnsanların ortalama %40’ı uyku problemi yaşıyor veya 7 saatten az uyuyor. Amerika’da 2005 yılında 6 milyon uyku hapı reçetesi yazılmış. Rekor rakam sayılır artık bu.

10- Hayvan sahiplerinin %42’si hayvanlarının kendileriyle uyumasına izin veriyor. Evcil hayvanların stres seviyesini düşürdüğünün bilinmesine rağmen bu kötü bir alışkanlık. Çünkü onların istikrarsız uyku halleri sizin uykunuza zarar verebilir diyor. Ve ben buna örnek olarak Haribo’yu gösteriyorum. Bilmeyenler için Haribo benim sol yanım diye tabir ettiğim evcilim. Dikkat edin hayvan demiyorum çünkü bu sıfata layık göremiyorum kendisini. 🙂

11- Yıllarca dilimize dolanmış olan Jet-Lag. İzin bitiminde iş günleri için uyku düzeninizi ayarlayamamanın adı sosyal Jet-Lag. Yani Amerika’dan dönüşte olan şey değil sadece. Ben genel olarak doğduğumdan beri Jet-Lag’im mesela.

12-‘Zamanında kendiliğinden uyanmak’ aslında korkuyla tetiklenen bir hormondan kaynaklanıyormuş ve bunun kalp açısından çok tehlikeli olduğunu söylüyorlar. İyi bir gece uykusu stres seviyesini düşürür ve kalp krizi riskini azaltır. Ben genel de uyandırıldığım için sanırım tetiğe de alıştım.

13- Toplumun yüzde 12’si eski televizyon kafasında, siyah beyaz rüya görüyor aynı şekilde 55 yaş üstü insanlar da siyah-beyaz rüya görüyorlarmış. Acaba toplumun %12sini 55 yaş üstü insanlar mı oluşturuyor acaba? Yani durum böyleyse dünyada üreme durdu o zaman diyorum :). Asıl rüya görmemek bir kişilik bozukluğuna işaret ediyormuş. Araştırmacılara göre, gerçekten hatırlayıp hatırlamamamız önemli değil. Rüyamızda sadece bir şekilde tanıdığımız veya gördüğümüz insanları görürüz. Yani sizin o hayatımın aşkını gördüm dediğiniz adam muhtemelen metro’da bir yerlerde gözünüzün çarptığı biri. Toplu ulaşıma devam! Ayrıca benim durumumu da keşke açıklasalarmış benim gördüğüm rüyalar çıkıyor ona ne diyeceksiniz acaba…

14-Uyuyarak ömür geçiren canlılar yok mu sanıyorsunuz? Var tabiiki. Erkekler dermişim :). Şaka tabii ki de Salyangozların uykusu üç yıla kadar sürebilmektedir. Su samurları akıntıyla farklı yerlere sürüklenmemek için uyurken el ele tutuşurlar. Kediler yaşamlarının %70’ini uyuyarak geçirmektedir. Koalalar günde 22 saat, Kahverengi Yarasalar günde 20 saat, Pangolinler günde 18 saat uyuyor. Aksi olup uykuya düşman olan canlılar ise şöyle; zürafalar günde 3 saat, karacalar günde 3.09 saat, Asya filleri ise günde 3.1 saat uyuyorlar. Tek gözü açık uyuyan Yunuslar uyku halindeyken beyinlerinin bir yarısı çalışır haldedir. Bu hayvanlar havadaki oksijeni solumak durumunda olduklarından suyun içinde uyuduklarında boğulma riski yaşayacakları açık. Bundan dolayı yunuslar ve balinalar, uyku dönemleri boyunca beyin yarım kürelerinin bir tanesini uyutup diğerini uyanık tutar. Böylece dönüşümlü olarak uyuyan yarım küre dinlenirken diğer uyanık yarım küre, hayvanın hayatta kalmasını sağlar. Bunca araştırmaya rağmen hayvanların rüya gördüğüne dair henüz bilimsel bir kanıt yoktur.

15- Görme engelli insanlar da rüya görebilirler. Ama tek farkla. Görüntü yok, ses var. Görüntü yok, koku var. Dokunuş var. Bir tat bir doku anlayacağınız diyorlar.

16- Çalışma arasındaki kısa öğlen uykuları hafızanızı ve yaratıcılığınızı en verimli hale getiriyor. Vallahi ben hiç o yaratıcılığa varamadım.

17- Sanılanın aksine ebeveynleriyle uyuyan çocuklar daha bağımsız oluyor. Çünkü sosyalliğe ve yalnız yaşamamaya daha alışkın oluyorlar.

18- Trafik kazaları yaz saati uygulamasına geçildiği sabahlar %17 artar. Bir de Ramazan Ayında… 6-7 Saat uyuyan bir kişinin kazaya karışma riski 8 saat uyuyan bir kişinin 2 katı oluyormuş.

19- Sabah normalden 1 saat az uyumak uyku düzeninde büyük sorunlara yol açabilir. Ve bu durumun sıklaşması obezite riskinizi arttırıyor. Yani kadınlar erkekler çok horladığı için daha az uyuyor ve kilo alıyorlar. 🙂

20- Erkekler rüya gördükleri zamanın yüzde 70’i boyunca başka erkekler hakkında rüya görüyor. Kadınlar içinse bu oran iki cinsiyet için de aynı. Kadın işte her yerde eşitliğe inanır. Neyse uzayacak biliyorsunuz :).

21-50 gençten 1’i hala yatağını ıslatıyor. Düşünemiyorum :).

22- Açlıktan ölmek 2 haftayı alırken, 10 gün uykusuz kalmak işinizi bitirebiliyor. Kısaca uykusuzluk açlığı döver. Uyku azlığı psikolojik sağlığınızı ölümcül oranda etkiliyor. Aman dikkat! Bugüne kadar bir insanın uykusuz geçirdiği en uzun süre 18 gün, 21 saat, 40 dakikadır. Rekorun sahibi bu süreçte halüsinasyon, paranoya, bulanık görme, konuşmada tutukluk ve hafıza ve konsantrasyon kaybı gibi etkiler belirtmiştir.
#dont

23- Bir insanın uyanık olup olmadığı ancak tıbbi inceleme ile anlaşılabilir. Kimi zaman gözlerimiz açıkken farkında bile olmadan kısa şekerlemeler yaparız. Buna en büyük örnek olarak gene kendimi verebilirim. Geçenlerde doktorum bana sordu “Merve ne kadardır uyumuyorsun?” Benim cevabım:11 sene 🙂 Gözlerim açık uyuyorum dediğimde beni şehirlerarası otobüs şoförü zannetti diye düşünmedim değil.

24- Horlayan insanların %10’luk bir kısmı uyku apnesinden muzdariptir. Bu rahatsızlığa sahip olan insanların solunumu bir gecede 300 kez durabilir ve kalp krizi ve felç riskleri diğer insanlara göre daha fazladır.

25- Havada bulunduğumuz irtifa arttıkça uyumakta daha fazla güçlük çekeriz. Bu durum özellikle 4 kilometre ve üzerindeki yüksekliklerde gözlemlenmiştir ve sebebi ise oksijen seviyelerindeki değişimdir.
Havacılık bilgisi :).

26-Parasomnia diye bir şey varmış… Parasomniler, genellikle çocukluk yaşlarında başlayan, erişkin yaşlarda azalarak kaybolan, nadiren erişkin yaşlarda da ortaya çıkabilen bir davranış bozukluğu olup; uyku ya da uykuya geçiş sırasında yapılan anormal hareket ve davranışlara sahip olan insanlar.

MIŞIL MIŞIL UYUMAK İSTİYORSANIZ

Yatmadan önce kafein, nikotin gibi uyarıcılardan uzak durun. Uykudan 2-3 saat önce yüksek proteinli bir atıştırmalık, 1 meyve yiyebilirsiniz. Bu yiyecekler uyku düzenleyici hormonların yakınımını arttırır. Ancak uyku ritmini bozduğu için tahıl ve şekerden uzak durun. Yağlı, kızarmış, baharatlı, sirkeli, karbonatlı yiyecek ve içeceklerden de kaçının.

Egzersiz iyi bir uyku kalitesi sağlar. 10 dakikalık kısa bir bisiklet ya da yürüyüş bile gece uykusu kalitesini belirgin bir ölçüde arttırır. Ancak yatağa gidiş döneminde yoğun egzersiz yapmayın.

Gün boyu doğal ışığa maruz kalın. Gece yatak odanız çok aydınlık olmasın.
Çarşaf ve nevresiminiz uygun, yastık ve yatağınız rahat olsun. Yatak odanız sıcak hatta ılık değil serin olmalı. Vücudu uykuya hazırlayan işaretlerden biri de çevre ısısının düşmesidir.

Elektrikli herhangi bir alet size 1 metreden daha fazla yaklaşmasın. Gürültülü alarmlar kullanmayın. Vücutta beklenti anksiyetesi yaratırlar.
Yatağınızı sadece uyumak için kullanın. Yatağa mümkün olduğunca erken gidin. Saat 23.00 en idealidir. Çünkü 23.00 ile 01.00 arası adrenal sistemimizin yenilenme zamanıdır. Bu sırada uykuda olsanız iyi olur. Safra kesesi de bu dönemde zehirleri vücuttan atar. Uyanıksanız zehirler karaciğere geri döner.

Yatak çorabı giyin. Ayaklar vücudun en çok üşüyen bölgesidir. Yatak çorabı giymek, gece uyanmalarını azaltır. Yatmadan önceki son 2 saat içinde dünyevi işlerinizi tamamen unutun.

Mümkün olduğu kadar az ilaç kullanın. İlaçların çoğu uyku düzenini etkiler.
1.Evre. Uykuya dalma evresidir.
2.Evre. Uykunun en uzun bölümüdür.
3.Evre. Uyku derinleşir.
4.Evre. Bu evrede beynin yaydığı delta dalgaları artar.
5.Evre. Rem uykusu

Belki de en uzun yazımı sonlandırırken şunları da eklemezsem hayatta uyuyamam 🙂 dercesine diyorum ki; uyku bedenimiz için değil beynimiz için çok önemli. Düzenli uyku olmadan sağlıklı ve kaliteli bir yaşam mümkün değil.
Herkese “iyi uykular” diliyorum.

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

KAYNAK

⇒https://www.sozcu.com.tr/hayatim/yasam-haberleri/iyi-uyku-uyumak-icin-16-altin-kural/
⇒https://nbeyin.com.tr/uyku-ve-beyin/
⇒https://onedio.com/haber/uyku-ile-alakali-ruyanizda-bile-goremeyeceginiz-ilginc-bilgi-711072

SABIRDAN SONRASI

Kelime anlamı ile sabır; Sabır, ya da dayanç, zor koşullar altında cesaret ve metanetini yitirmeme duygusudur. Sabırlı insan uzun süreli gecikmelere ve tahriklere rağmen moralini bozmadan yoluna devam eder veya beklemesini sürdürür.
Diyor Vikipediciğim:).

Ben bu beklemelere çok dayanamayan bir Yengeç kızı olarak çok fazla sabırlı olduğumu söyleyemem ama herkes sabrıma da hayran olduğunu söyler. İşte böylesine bir vitrin ve içeride ki rafların karmaşıklığı içindeyim. Oysaki ruh titizliği de ne kadar güzel şeydir becerebilene tabii.

Bir şeyi inatla istediğiniz de buna zıt olarak yılbaşı ağacının altındakileri kimse görmeden önceden açan çocuk misali içimizde ki duygunun adı “sabırsızlık” aslında. Hep bir bekleyişi bir an önce sonlandırma isteği. Beynimizde dokunduğu yer mutlak suretle sakinlik noktası diye düşünüyorum ama ben buna ters orantılı olarak zaman zaman coşuyorum. Kendine gülen insan örneği işte ben Merve :).
Benim için Sabır; tüketilmek istenen duyguların en başında yer alır nedense. Önce insanlar sizi dener dener ve en kör noktanızla sizi tüketmeye çalışırlar. Sonra sabır tükenir ve gelir cümleler… Sabırdan sonra söylenen sözler ağır olur söyletmeyin derim :).

Hayat ne güzel işte iyi tarafından baktığında sabrı da gösterilen saygıyı da tüketmemek üzere bizi sunulmuş muhteşem bir hediye.

Ne bu hediyeyi acele edip açmamak, ne de o hediyeyi de öylesine orada bırakmamak gerek…

Yaşadığımız bu özel hayatı en güzel anlarıyla yaşamak dileğiyle güzel bir hafta sonu dilerim…

Sevgilerimle,
Merve♥

 

Ben bir zamanlar hiç adını duymadığım bu hastalığa bir aralar yakalandım sanki… Sürekli bir sonraki güne, haftaya, aya diye bıraktığım işlerimi erteler dururdum. Ayrıca bu durumdan da gayet memnundum. Her şey boş ve tatlıydı. Sanki kafamın içine format atmıştım ve değerli bilgileri de kasaya kaldırmıştım. O derece rahat bir durumdu yani korkulacak bir şey yok :).

Cidde yazımda yazmıştım “erteleme hastalığı” denen bir şey var diye. Gerçekten var inanın ki. Uzaklarda bir yerlerdesiniz ve sürekli evinizi, sevdiklerinizi oradan izliyor ve özlüyorsunuz bir çeşit diyet gibi. Her gün aynı doz ve aynı ölçü de. Bu durum ne zaman boyut değiştirmeye başlıyor işte o zaman bu hastalıkta bitiyor. İşin en tatlı kısmı bu kalıcı bir durum yok :).

Kısa süreliğine girdiğiniz bir süreç… Hani böyle bangır bangır yazarlar ya hayatı ertelemeyin diye. Hayatınızı erteleseniz ne olacak ki? Ne de olsa yarını bilmiyoruz.

Aslında bu hayatı ertelemekten çok yapılacak işleri ve planları bilip inadına yapmamak gibi bir şey. Beyninize inat düşünceleri susturmak gibi bir şey diyelim. Bir gün uyanıyorsunuz ve kalk hadi oluyor zihin. Ve o an her şey son buluyor.
Durum ben de böyle işliyorken her konuda hayatımda böyle olmuşumdur. Dururum dururum ve bir gün gelir yastığımın altında durmadan çalan telefonumun alarmını susturmak yerine her şeyi kapatırım ve konuya girerim. İlacı falan var da kullandım sanmayın inanın ki bir profesyonele gitseniz sorunu başka yerlerde aramaya başlar. Hâlbuki sorun yok diplerde falan bir dert yok sadece beyninizi mute konumuna alıyorsunuz sonra o tuş kendiliğinden tekrar devreye giriyor.

Arada bir yapmak lazım demiyorum asla tabii ki 🙂 yapmayın ama insan beyni zamanla taşıdığı duygusal düşünceleri kaldıramayabiliyor ve kendini durdurmaya başlıyor. Bunu da dünya üzerinde hangi konumda ve durumda iseniz ona göre şekillendiriyorsunuz o kadar.

“Bazen bir şeyin değeri ona ulaşarak ne kazanıldığıyla değil, ona ulaşmaya çalışırken nelerden ödün verildiğiyle belirlenir.”
Nietzsche

Bu adamı ne kadar çok anıyorum sanırım geçmiş hayattan falan tanışıyor olmamız lazım ya da Nietzsche’de bir zamanlar erteleme hastalığına tutulmuştu kim bilir…

İnsan sadece çoğu zaman gerçeğin kendisiyle değil de, beyninin içinde olan imgeleştirdiği sezilerle karar verir. Duygularına yön verir ve sadece bir gün “hadi kalk” dersin ve konu kapanır.

Yaşadığımız beden ve hayat çok kıymetli kendinizi çok sevin.

Sevgilerimle,
Merve♥

HAYAT ÖLÇÜDEN İBARETTİR

Bir yerlerde okumuştum “Zehiri zehir yapan dozajıdır” diye. Sorar insan kendine ne bu ölçü?
Ne kadar dozajı yükseltirsen sana yüksek dönecektir. Madde zehir ama tesiri için dozaj önemli… Belirlenen ölçü sonrasında maddenin zehiri başlıyorsa kendimiz için de aynı şey geçerli değil mi sanki? Biraz öyle biraz değil. İşte hayat dediğin içinde yaşadığın ve taşıdığın duygu ve sorumlulukları nasıl yansıttığındır. Zehirin dozajı yükselmeye başladığında aynı şekilde bunu çevrene de yansıtırsın. İlla elinde olmayan savurganlıkların vardır, diyemem ki ona hayat sana ne veriyor sen ne yaşıyorsun ancak bir şekilde olsun aradığın huzuru kendi zehrinin içinde bulursun.
Sevgi ve saygı arasındaki fark. İstediğini sev, ama herkese saygılı ol. Sevgide özgürlük, saygıda mecburiyet vardır. Bir şeylerin ölçüsü kaçtı mı dozaj artmaya başlar yani bu farkı iyi bilmek lazım.
Sevgi: Serbestsin. Kimi seversen sev kimse sana neden demeyecektir bu hayat senin ve senin seçimlerin sana ait.
Saygı: Mecbursun. Kimseyi öyle cebinde ki bozuk para gibi sağa sola savuramaz ve harcayamazsın. Ne demişler sana yapılmasını istemediğin bir şeyi asla başkasına yapma!
Sevmeyebilirsin, ama saygısızlık da yapamazsın.

Bütün ilişkiler bu iki ana temel üzerine kuruludur ve biri sarsıldı mı diğeri de kendiliğinden zehrini bırakmaya başlayacaktır. Ondandır ki seçimlerinizi doğru temeller üzerine yapın. Bir gün kendiniz bile sizden duyulmayacak sözleri sarf etmeye başladığınız da kendinizi nasıl zehirlediğinizin farkına bile varamazsınız. Kendinize olan saygınızı asla başkasına duyduğunuz saygının altına çekmeyin önce SİZ.
O yüzden dozaj önemli!

Sevgilerimle,
Merve♥

 

Hayat hep öğretilerle dolu… birini koşulsuz sevdiğinizde her şeyinizi vermek istersiniz ve onun da her şeyi olmak.! ( Almak değil ) Evet ilişkiler her boyutta beklentiler ile yol alır küçük ya da büyük…
Birisini kayıtsız şartsız sevdiğinizde onu gerçek anlamda görmeye başlarsınız.

Tabii ki işin için de “gerçek sevgi” varsa, sevginin yolu asla ara sokaklara sapmaz, azı olmaz çoğu olmaz kısaca her şeyinizi onunla yaşar ve paylaşırsınız bunun aksi asla sevgiden yana değildir…
Bunu tersini savunan düşünce kesinlikle 12 burçtan biri değildir  Gerekirse nefesinizi bile feda edebileceğiniz o insan için çok fazla fedakarlık ettiğinizi düşünmezsiniz.! Fedakârlık denen yaklaşım sadece gereklilik olur ve doğru yolu, zamanını kendi bulur.
Ve de artık karşınızdakini yargılamıyor ve kalıplara sokmuyorsanız onun acılarını, travmalarını görmeye başlamışsınız demektir. Sen “o” olmaya başlarsın ve ilişkide ki mükemmel dönüşüm başlar. Aslında ilişkilerin en tatlı patikası burası bence… bu noktayı görebilen kalp “biz” olmaya başlamıştır. Merhamet duygunuz da devreye girdiyse onu derinden anlıyorsunuzdur artık. Eğer bu duygulara sahipseniz ve kendi hikâyesi olan birine derinden saygı duyabiliyorsanız kesinlikle koşulsuz bir sevgi içindesiniz.
Çok sevdiğim spiritüel bir koç olan Ram Dass koşulsuz sevgiyi oldukça iyi bir şekilde tanımlamış. Koşulsuz sevginin, diğer insanların size verdiğini iddia ettiği sevgiden çok daha farklı olduğunu söylüyor.

“Koşulsuz sevgi gerçekten hepimizin içinde vardır. Bu, içimizin derinliklerinde olan bir parçadır ancak varlığımız kadar aktif olan bir durum değildir. Bu nedenle bir sebepten dolayı ‘Seni seviyorum’ demek, ‘Beni seviyorsan seni seviyorum’ demek koşulsuz sevgi değildir. Koşulsuz sevgi hiçbir sebep ve çıkar olmaksızın sevmektir.”
Ram Dass

Aşk, gerçek birliğe teslim olma yoludur. Artık “ben” ve “sen” olmadığında olağanüstü derecede güzelleşir ve sadece “biz” olur. Daha da derin bir düzeye geçildiğinde, merhamet tamamen geliştiğinde, başkalarına da “onlar” olarak bakmamaya başlarsınız. Dinlediğiniz ve deneyimlediğiniz bu sezgisel duygu başka bir insanla nasıl birleştiğini ve kendi acılarını, neşelerini ya da umutlarını veya kendinize korku duyduğunu hissederek netleşmeye başlar.

İnsan olarak sahip olduğumuz arzuların hiç biri defo değil. Ancak bunu iyi şekilde yönetebilirsek hayat yolculuğunun ayrılmaz parçaları olabiliyor bizimle birlikte…

Ne demişler HAYAT paylaşınca GÜZEL ve de TATLI.

Paylaşılmayınca da zehri ACI geliyor maalesef.

Sadece kablolardan ibaret olsaydık sil tuşuna kolayca basılabilirdi ama daha da gerçeği var ki o güzel hisler zehirlendikçe silinen şeylerin geri yüklemesi de olmuyor maalesef İNSANIZ sonuçta… “Biz” olabildiğimiz sürece paylaşım var.
Sadece kendine yaşadığında maalesef bunun adı sürekli deri değiştirmek oluyor bir diğer şekliyle narsistik.! Ve burada artık koşulsuz sevgiden bahsetmek imkânsızlaşmaya başlıyor.

YAŞADIĞIMIZ HER AN KIYMETLİ VE ÖZEL YARIN OLMAYACAKMIŞ GİBİ SEVMELİ İNSAN BİRBİRİNİ DOĞRU YALANSIZ VE GERÇEK.!

Bütün GÜZEL Kalplerin birbirini “hayat yolunda” bulması dileğimle…

SEVGİLERiMLE,
MERVE

 

 

#merveninblogu
#lifestyleblogger
#fbblogger
#instablogger
#bloggers
#blogger
#bloggerstyle
#blogtravel
#blogging
#brightside
#travelblog
#bodypositivity
#loveyourself
#motivation
#quotes
#positivevibes

Kısa bir bilgi…
Esas adi Richard Albert olan Psikolog Ram Dass “Remember Be here Now” en önemli eseri sayılan, bunun dışında birçok esere de imza atmış, Harvard mezunu Psikoloji Doktoru. Hindistan’a yaptığı yolculuk sırasında kendisine “maharajji” olarak bilinen gurusu Neem Karoli Baba tarafından Tanrının kölesi anlamına gelen Ram Dass adını vermiştir. Ondan öğrendiklerini ve kendi araştırmalarını insanlığa yayarak onları “uyandırmayı” kendine görev edinmiştir.

 

HUZURLU İNSANLARIN ADASI
BALİ

Ezan sesleri arasında Hinduizm rüzgârı kesinlikle kolay bir eşleşme değil ve her haliyle o puslu havayla uyum içinde olması kendine hayran bırakıyor. Evet, vardığımız ilk nokta Cakarta.

İstanbul Atatürk Havalimanından Endonezya’nın Başkenti olan Cakarta’ya 14 saat uçtuktan sonra varıyorsunuz. Cakarta-Bali arası iç hat uçuş süresi ise 1.20 dakika sürüyor. Normal şartlarda varış saatini takiben Endonezya’nın yerel havayolu olan Garuda Indonesia ile Bali Denpasar Havalimanına gitmek en çok tercih edilenlerden.

Ben Jakarta’da 1 gece konakladıktan sonra gitmeyi tercih ediyorum. Çünkü İstanbul-Cakarta arası zaten yeterince uzun bir uçuş olduğu için öncelikle üst üste uçmamayı istemediğimden kalmayı tercih ediyorum bir ikinci sebebi de Jakarta zaten kendine has, güzel ve hoş bir şehir.

Geçtiğimiz yıllarda da birçok kez mesleğim sebebi ile Cakarta’ya gitme şansım olmuştu, o zamanlarda da fazlasıyla gezmiştim.

Gerçekten Cakarta’nın gezmek ve görmek için çok çok güzel yerleri var. Mutlaka Bali programı yaptığınızda burası için 1 ya da 2 gün ayırın derim. Öncelikle Güneydoğu Asya’nın en kalabalık şehri olmakla birlikte dünyanın da 12.büyük şehridir.

Cakarta ismi Sanskritçe bir kelimedir ve “zafer” anlamına gelir.

Sanskritçe öğrenmek tabii ki hayalimiz orası işin ütopik kısmı, oraya sonra bir bakarız derin konu ne de olsaJ ve bu dili ilk konuşanlar da Hintliler olduğu için konuyu oraya bağlamadan take-off diyorum J zaten Hinduizm olacak içimiz dışımız…

MERHABA TANRILARIN BÜYÜLÜ ADASI

Avusturalya’nın kuzeyinde ve Malay takımadalarının güneyinde kalan Küçük Sunda Adaları’nın batısında yer alan Endonezya’ya bağlı bir ada olan büyülü, güzel ve inanılmaz huzurlu Bali’ye hoş geldiniz.
Başkenti Denpasar olan Bali’nin batısında Java, doğusunda Lombok Adası yer alır.
İyi ki varsın en derin ve uzun uzadıya bilgi bankam
#vikipedi…
Ne kadar uzun bir coğrafi cümle oldu.
Meditasyon sever insanların fazlasıyla seyahat ettiği bir lokasyon olduğundan ben biraz dışında yazmaya çalışacağım ama şehrin kendisi zaten medite.

Bali’yi bölge bölge düşündüğünüzde tek bir lokasyonda kalmak içinizi sızlatacağından, ister sahil şeridinden ister en orta noktasından konaklamaya başlayabilirsiniz.
Tabii ki birden fazla konaklama seçeneği mümkün ve burası hem fiyat hem kalite olarak diğer adalara göre oldukça uygun ve mutlu ayrılabileceğiniz standartları size sunabiliyor.

Tabii bir de daha lokal yaşamayı deneyimlemek adına da tapınak ev tiplerini de kiralamak mümkün. Zaten Bali Adası ve Balililer size her şekilde hayatta daha az şey yaparak daha sıradan ve mutlu yaşamanın aynası oluyor.
Metropol yaşam tarzını hayatımızın bir parçası yapmış olsak bile ister istemez buradan etkileniyor insan.

Seminyak – Jimbaran – Uluwatu – Ubud burada ki diğer lokasyonlara nazaran daha pahalı ve turistik bölgeler. Marka otellerin hüküm sürdüğü ve daha tatil köyü havasında geçirmek isteyenler için çok fazla çeşitli seçenek bulunmakta tabii ki buralarda da uygun yerler var ama zevk ve tercihler doğrultusunda karar vermek mümkün.


Nusa Dua daha uygun fiyatlı otellerin yer aldığı bir bölge olarak bilinir. Ekonomik oteller Kuta bölgesinde de bulunabiliyor ve daha genç jenerasyonun tercih ettiği bölgeler olarak geçer.

Bu sebepten herkes kendi lüks ve konfor tercih sıralamasına göre konaklama yapabilir. Ben kendi tatilimi ilk gidişimde 4 farklı otel ve bölgede yaptım.

Seminyak Beach bölgesiyle başlamak iyi bir tercih diye düşündük ve adapte olmak adına da 3 gece orada geçirdik. Seminyak daha turistik ve kalabalık bir bölge.

Giyim için muhteşem dükkânlar var ve her biri tasarım markalar. Fiyatlar çok uygun hatta uygundan da öte ucuz. Alışveriş ve eğlence daha yaygın bu bölgede ve bana Bodrum merkezi anımsatmıştı ilk gidişimde çok bayılmamıştım çünkü hem çok sıcak hem de çok kalabalıktı nefes alamadığımı hatırlıyorum. Ama tabii ki Spa’ların müthiş etkisini de unutmamak lazım çünkü hemen hemen her gün masaj yaptırmak mümkün ve çok ucuz. Bu yüzden insan hemen rahatlama moduna geçiş yapıyor.

Kısa süreli masajlar gezerken verdiğimiz molalar da vazgeçilmezim. Yeme-içme sanıldığı gibi bela bir durum değil. Çünkü herkes Uzakdoğu denince korkunç fikirler üretiyor aslında orada birçok yere göre daha seçenek olduğunu söylesem hiç te haksızlık etmiş olmam. Fişi çekip 30 senedir Bali’ye yerleşen de var, kendi vatandaşının açtığı İtalyan Lokantası da var. Ne aradığını ne yemek istediğini bilmek en önemlisi çünkü ne istersen o çıkabilir cinsten karşına. Bu sene kebapçı bile gördüm

Kısaca inanılmaz keyifli ön yargılı olmamak lazım.

UBUD…
İkinci bölgemiz vazgeçilmez Ubud tabii ki. Benim için çok ama çok özel bir yer hem kendimi iyi hissettiğim, kafamı boşaltabildiğim hem muhteşem fotoğraflar yakalayabilme şansınız çok yüksek hem de insanlar çok mutlular.

Gülümsemeyen bir tane insan yok. Yüzlerine bakıyorsun telaş yok acele yok sonra kendime soruyorum neden biz bu seviye de olamıyoruz cevabı da net aslında. Neyse memleket sorunlarını Bali Adası güzelliğine karıştırmayayım…
Özetle İnsanların mutlu ve huzurlu olduğu yerde kavga, kargaşa olmuyor. Korna sesi bile duymuyorsun ki gerçekten berbat bir trafik ve sürücü potansiyeli var. Buna rağmen korna sesi gürültü kirliliği yok. Arınmaya gideceksen biraz uzak ama Bali kesinlikle mutlu, huzurlu, sağlıklı bir kaçış noktası.
#şiddetletavsiye
#visittobali

Sürekli tapınan, adanan insanlar etrafta her sokak başında ya da bir evin önünde o tütsü kokusu. Sessizlik ve sakinlik, adım başı masaj salonları, hediyelik eşyacılar, motoruyla şoförlük yapanlar ya da taksi olmak isteyen şirin güler yüzlü Balililer.

Bali her açıdan, her türlü tatil planına hizmet ediyor etmesine ama Balayı için en çok tercih edilen yerlerin başında olmasını anlayabiliyorum çok ta mantıklı zaten. Ama gezmek derseniz, keşfetmek, havayı koklamak, kendinden bir şeyler bulmak evet orası yine Bali.






Dediğim gibi burada gezmek görmek adına yapılacak çok şey var. Bunların en başında günlük turlar geliyor. İsteğinize göre rafting, atv, doğa yürüyüşleri, dalış, tapınak gezileri gibi dilediğiniz aktiviteye katılabiliyorsunuz.

Son gidişimde rafting yapmıştık ve inanılmaz eğlenceli idi, kamera taşımadığım için pişman oldum. Ayung River – Ubud rafting için muhteşem bir havaya sahip bütün nehir duvarları el oymalarıyla dolu inanılmaz bir görsel şölen sunuyor. O kadar basamak aşağı indikten sonra nehir boyunca sağ ve sol duvarlarda gördüğüm bu el oymalarıyla yapılan heykeller beni inanılmaz etkiledi. Gerçekten bu yüzden Ubud bambaşka bir yer evet Bali’nin her yeri özel, her yerinin kendine has bir duruşu var ama Ubud gerçekten mistik bir yer.

 




Pirinç tarlalarında bitmeyen yürüyüşler, tarlalarda çalışan insanları izlemek onların harika karelerini çekebilmek ayrıca güzel ve #mutlaka yapılması gerekenlerden.

Yine günlük aktivitelerden biri kuş parkları bazıları hayvanat bahçelerinin içinde de var ama sadece kendine has kuş parkları var mutlaka oraları da görmek gerek.

Luwak Kahvesi için Luwak çiftliği var, Luwak kedilerinin kendilerini görebiliyor ve kahve tadımı yapabiliyorsunuz bence en özel yerlerden biride Luwak Coffee Farm.

Bu kediler buraya tedavi amaçlı getiriliyormuş aslında resimdeki kediler oldukça hasta onlara bir şekilde kahvenin oluştuğu bitki yedirilip dışkılarından da Luwak Kahvesi yapılıyor. Kulağa ne kadar antipatik gelse de koyu ve esanslı kahve severler için gerçekten lezzetli. Ayrıca da çok pahalı hani dışkıdan yapılıyor hadi be canım deyip geçmeyin sakın inanılmaz pahalı bir kahve. Zaten bu hayvancık doğada gerçekten çok zor yakalanan bir cins hem çok hızlı koşuyor hem de vahşi. Luwak kedileri en çok karayılan sokmasında ölüyor ya da zehirleniyorlarmış. Çiftlikteki kadınla bıktırana kadar sorduğum için ne de olsa ben bir hayvan sever gene dokunmak istedim kucağıma almak falan tabii ki mümkün değil zaten çok hasta zavallıcıklar… Hastalıkları kahvenin içinde her hangi bir mikrop üretmiyor bu arada çünkü tedavi de ediliyorlar bu arada aynı yarasa gibi gündüzleri kör olurlarmış sadece gece görürlermiş.



Veeeeeee Maymun Ormanları 😛 en çok eğlendiğim ve her gün ziyaret etsem sıkılmayacağım en güzel yer. Tabii ki ben koyu bir hayvan sever olarak ayrıca seviyorum ama o kadar tatlılar ki moralin bozuksa git onları izle gülme krizine girmemek içten değil.  Bir de fotoğraf merakım var ki zaten onları çekmeden dönemezdim çokta güzel kareler yakaladım.


En önemli uyarım öyle leyla leyla akıllı telefonlarınızla maymunları görünce heyecanlanıp resimlerini çekmek isterseniz sonuç olarak telefonunuz muz zannedilip ormanın uçsuz bucaksız yerlerine gidebilir.

Bu yüzden lütfen dikkat elektronik ve değerli eşyalarınız elinizden kolayca alamayacakları şekilde muhafaza edin. Her şeyi yiyecek sandıklarından merak edip el atıyorlar J yani maymunlar asla hırsız değil…

Ancak yeme-içme konusunda şiddetle tavsiye edeceğim yerler olacak Ubud için bunları yazmazsam kendimi çok suçlu hissederim J
1.sırayı oldukça şık olan Mozaic alıyor tabii ki. Mozaic hakkında kısaca şunu söylesem “asla pişman olmayacaksınız” . Gurme, Şık, Fransız, Bali Füzyon Mutfağı Deneyimi için kesinlikle uğramanız gerekiyor buraya. Günlük sürpriz menüler var eğer bugün farklı olsun derseniz de damak tadınız şefin seçimlerine bırakabilirsiniz. Rezervasyon yaptırmadan gitmeyin yeter J

http://www.mozaic-bali.com adresinden inceleyebilirsiniz.

2. Locavore burasıda gurme Bali mutfağı olarak geçiyor.
http://www.locavore.co.id


3. Rouge Sushi Lounge

Burası tipik Japon menüsü havasında düşünülmüş ama 1-10 arasında derseniz 7 alır. Menüde çok lezzetli seçenekler var ama ben sushisini beğenmemiştim. Burayı önermemin sebebi tam yanında bir hamburgerci var ve aynı kişi sahibi bu iki mekânın. Fransız olan patron 30 kusur senedir hem otel hem restoran olarak işlettiği bu mekâna harika hamburger yapan küçücük bir yer eklemiş kesinlikle denemeden dönmeyin derim. Oranın adı da Trio Mini Burger 🙂

Mekan sahibi beyefendi çok şeker bir adam müşteri memnuniyetine ciddiyetle önem veriyor. Ayrıca burada haftanın belli günleri harika Jazz geceleri düzenleniyor.

Ayrıca Ubud alışveriş, sanat galerisi ve müzeler olarak oldukça zengin. Akşamları tapınaklarda dans gösterilerini izlemek harika. Geleneksel müzik ve dans, Bali kültüründe çok önemli bir yere sahip ve neredeyse her hafta, Hindu tapınaklarında gerçekleşen dinsel seramonilerden yükselen benim en çok sevdiğim hipnotik ve rahatlacı etkisi olan Gamelan müziğini duymak mümkün.

Ramayana epik Hindu destanlarından biri ve bu Balililerin en çok canlandırdığı gösteri.

Bali’de Kecak, Barong, Baris, Topeng, Sanghyang, Kebyar, Pendet gibi birçok farklı dans türü var ve bu türlerin her biri ayrı bir koreografiye sahip ve dansçılar genelde bir usta ile zorlu bir eğitim sürecinden geçiyorlar.

Eğer bir gün Bali’yi ziyaret ederseniz muhtemelen bu gösterileri izlemek için en iyi yer kültür merkezi olan Ubud olacaktır sizin içinde. Hemen her gece tapınak ve salonlarda farklı dans stillerinin sergilendiği en az bir kaç gösteri oluyor.

Birde Konaklama konusu var ki uzun uzadıya bilgi içermemekle birlikte kısadan direk Goya Boutique Hotel diyorum. Her anlamda mutlu ayrılacağınız bir Otel.
http://goyaboutiqueresort.com/

Maymun Ormanlarının tam arkası yürüme mesafesi 5-7 dk. Ana caddeye 4 dk. da ulaşabiliyorsunuz hem lokasyon olarak hem mekan olarak 10 numara. Üstelik diğer otellere kıyasla pahalıda sayılmaz.
Ubud hakkında sayfalarca yazabilirim tabii ki yazımı oldukça bilgilendirme amaçlı tutacağımdan sadece bu kadarıyla es geçmek zorunda kalıyorum.

ULUWATU…

Gelelim bu sene de son kaldığımız ve son durağımız olan Uluwatu bölgesine…

Uluwatu daha çok lüksün ve konforun hüküm sürdüğü otellerin konumlandığı bir bölge ve Bali adasının bir ucunda 🙂 muhteşem günbatımları ile ünlü, hint okyanusunun önüne uçsuz bucaksız kurulmuş harika manzarasıyla Bukit yarımadasında yer almaktadır. Dünya çapında sörfçülerin tercih ettiği bir sahil var burada, malum dalgadan sakin sakin yüzmek mümkün olmadığından plajda hoş fotoğraflar çekebilir ve huzurlu yürüyüşlere çıkabilirsiniz.

Bulgari Hotel son konakladığımız yerdi. Ama baktığınızda son derece pahalı ve karşılığında yenilenmemiş odalar çıkıyor karşınıza bir de otelin ortak havuzunda yemyeşil olan saçlarımı da katarsak ben hiç memnun kalmadım en azından o markaya yakışır hizmet maalesef kalite standartlarında yoktu. Ama otel için körü körüne kötü demekle geçmek istemem harika bir Spa merkezi var belki de şu ana kadar olduğum en güzel masajı yaptırdım orada. Masaj ücretleri otel içinde olunca tabii biraz daha pahalı olmaya başlıyor ama kendimi ödüllendirmek istiyorum ya da otelden çıkmamak üzere geldim diyorsanız denemeden geçmeyin derim. Otele ait olan restoranlar çok değil 3 tane çok ayrıcalıklı değil maalesef ayrıca kahvaltı büfesi de normal 3 yıldızlı bir otelin sunduğu kadar sadece manzara ve konumu harika onun içinde zaten Uluwatu bölgesi yeteri kadar kefil oluyor.

Burada ki en iyi tavsiyem Otel- Ayana Resort and Spa Bali
http://www.ayana.com burası hem otel hem villa odalarıyla inanılmaz lüks ve güzel asla pişman olmuyor, buradan çıkmak istemiyorsunuz.

Bir de meşhur Rock Bar var tabii ki.





Ayana Otelin vazgeçilmez yeri… Günbatımı için buraya dışarıdan yüzlerce insan geliyor ve bar kapısında ciddi bir sıra var. Erken giden en güzel yeri kapar. Burada atıştırmalık yiyecekler yiyerek sonrasında Otelin harika birkaç farklı seçeneği olan restoranlarından birinde akşam yemeğinize devam edebilirsiniz. İçeride ki Japon benim favorilerimden biri. Ayrıca otelin sabah kahvaltısı enfes… Açık büfe hizmeti veren Ayana herhâlde gördüğüm en zengin ve en lezzetli açık büfe servisine sahip.

Uluwatu bölgesinde kalırken mutlaka Jimbaran Sahilindeki deniz ürünleri servisi yapan salaş lokantalara uğrayın. Bata çıka yemek yiyeceğiniz için gayet kirlenebilir giysilerle gidin derim J Yengeç ya da Istakoz yemekten bayılan kişilerseniz burası tam da doğru adres derim. Tabii ki öyle bir saray edasında yemek yemeyeceğinizi tekrar tekrar hatırlatmak istiyorum sadece eller J eller çok önemli. Blue Marlin de bu lokantalardan en iyisi olan diyebilirim. Rezervasyonsuz da gidebilmeniz mümkün dediğim gibi fazlasıyla salaş ama burada da gün batımı oldukça güzel.

 


 

Uluwatu Tapınağı diyorum ve yazımı noktalıyorum…
Bali size tatiliniz boyunca mistik havası ile eşlik edecek, negatif enerjiniz varsa onu sessizce pozitife döndürecek ve evinize doğru yola çıktığınız da sizi fark etmeden iyileştirip döndürmüş olduğunu anlayacaksınız.

Umarım en kısa sürede Bali’yi ziyaret etme fırsatınız olur. Hepimizin bir parça ihtiyacı olan huzurun derinliklerine burada yaklaşmak çok daha kolay. Meditasyon yapmadan da yağmur sesine bile bütün ağırlıkları bırakabiliyorsunuz en azından ben faydasını gördüm darısı sizeJ

Not: Fotoğraflar bana aittir.