Yazılar

Öyle anlar geliyor ki karşınız da ki harika suretli insana bakıyorsunuz ve diyorsunuz ki sussan daha güzelsin. Tabii diyemiyorsunuz o ayrı. Ama diyenler vardır diye düşünerek yazıyorum…

Ne komik ama değil mi? Kadın ya da Erkek demeden en güzel insana bile dayanamaz olabilirsiniz. Çünkü genellikle insanlar boş konuştuklarının farkında değillerdir. Gerçi dolu konuşmaksa mesele neyi konuşacağız diyeceksiniz siz de haklısınız.

Boş konuşan insan tabii eğer iş yaptığınız biri ise sus diyemeyeceğiniz kesin. Katlanılması zor durum. Bir de “o değil de…” ile başlayıp, tamamen alakasız başka bir konuyla, ani araya giriş yaparak laf kesenler var onlarda feci tabii. Ama kendi lafı bölünürse sinirlenip bir boş konu daha açmaktan da kendini alıkoyamazlar. Hemen oradan kaçın, telefonunuza sahte bir uygulama yükleyin mutlaka bulunsun. İşte amcam arıyor, patron çağırdı falan diyerek ortamdan sıyrılın yoksa bitmez, sabahlar olmaz…

Yıllarca görmediğin bir arkadaşına hasretle kavuştuğunda geçen zamanın özetini birkaç saate sığdıramazsın ayrılırken de eksik hissedersin.
Bir de gerçekten konuşmak isteyip konuşamadığın tipler vardır. Çünkü onlar asla dinlemezler seni. Konu açarsın kendinden bahseder. A dersin kendini anlatır, b dersin gene kendini anlatır kısaca dayanılmaz bir eziyete döner bu tarz insanlarla birkaç saat bile geçirmek… Onlardan da kaçın. 🙂

Yazının sonu sanırım Tibet’e doğru gidiyor… Kendimde emin olamadım… Ama merak etmeyin Tibet’e hiç gitmedim. Gidersem 7 değil 77 yıl kalmayı düşünüyorum…

 

Benim sıkça başıma gelen vazgeçilmez “taksi” muhabbetleridir. Zamanında havalimanından taksiye bindiğimde malum üzerimde üniformam olduğundan hemen muhabbet başlardı. İlk soru abla nerelisin? İkinci soru evli misin? Sanki oğluna alacak mübarek… Neyse tabii bin bir surat ifadesi ile durumdan ne kadar rahatsız olduğumu fark etmesi için uğraşsam da boş, sonunda evin önüne gelince maaşın ne kadar sorusu ile kaç kez taksiden indiğimi hiç unutmam. O gün bugündür de tanımadığım insanlarla sohbet etmek konusunda yabanileştim. Sanırım haksız değilim. Boş konuşmak meselesi oldukça sık rastlanan bir durum. Zamana çok kıymet veren biri olarak ben “zamanımın çalınmasına” hır çıkarabilirim.

Gelelim tarz-üslup konusuna… Aslında ben daha önce de bir yazı yazmıştım “diksiyonsuz silikonlar” diye. Hatırlamayanlar için link :http://merveninblogu.com/iste-ilk-konumuz-diksiyonsuz-silikonlar/.

Kadınların özellikle günlük hayatta ki konuşma biçimlerine çok takılırım ben. Öncelikle sağlam bir üstattan diksiyon eğitimi aldığım için, beden dilinin ve mimiklerinde buna ilave olarak insanın kendisini nasıl ifade ettiği konusuna özellikle dikkat ederim. Ve kadınlar doğaları gereği beden dillerini doğuştan özel bir yetenekle gerçekten kullanabilen canlılardır.

Eğer bir kadın gözlerini konuşurken çok net bir şekilde kullanıyorsa tabii ki bu bulunan ortama da bağlı dikkatli olun derim. Çünkü insanın en önemli ifade duyusu gözdür. Ve hiç şaşmayan ikinci hareket kadınlar saçlarıyla oynuyorlarsa eğer ya ortamda ilgi odağı olmak istiyorlardır ya da huzursuzlardır.

Ben çocuksu davranan kadınların konuşma tarzlarını eskiden çok tatlı bulurdum ne zaman bu böyle iğreti hale geldi artık dayanamadığımın farkına vardım. Gene söylüyorum ah şu sosyal medya. Hep bu gördüğümüz ve neredeyse aklımızın bir köşesinde tatlı iken kötüye dönüşen görüntüler.

İtiraf etmeliyim ki gerçekten güzelliğine toz kondurmayacağım ama konuştuğu zaman yok olmasını istediklerim var ki işte onlarla ömür nasıl geçer bilemiyorum. Karşı cinslerime sabır diliyorum. Ben erkek olsam ne yapardım bilemiyorum. Ondan kadın olmuş olabilirim :).

Aynı oranla çok konuşan erkekler de bir şekilde ya telefonu kapamayı bilmiyor, ya da işsizler gerçekten bilemiyorum ama kesin orada da bir sorun var. Benim için uzun telefon konuşmaları tarihte kaldı herhalde ya da çok yoruldum. Ondan bu kadar sinir oluyorum uzun konuşmalara. Bazı arkadaşlarımın ilişkilerinde hala da şahit olduğum saatlerce süren konuşmalar da bunlara dâhil. Neyi konuşuyorsunuz arkadaş. Anlamıyorum anlayan varsa aydınlatsın.

Ha bir de eskiden okuldan eve gelirdik, ev telefonundan saatlerce bütün günü geçirdiğimiz insanlarla konuşurduk. İşte o esas neyin kafasıymış hiçbir anlam veremiyorum şimdilerde.

Neyse siz çok konuşan erkeklerden de kaçın, inanın zaman kaybı. Bir erkeğin konuşacak çok şeyi olmalı elbet ama gün 24 saat en azından bunu temel alın öyle bakın. İşi olan insan işiyle uğraşır telefonuyla, chat yapmakla falan değil. Böyle erkekler oldukça fazla özellikle şunu da söylemesem olmaz asansörde ve spor salonunda fotoğraf çeken erkekler antipatik. Artık pozunuzu değiştirin.
#birdost

Çok neşeli durumlar haricinde bir de içkinin etkisiyle çenesine vuranlar var. Aman Allah’ım susmayı bilmez aynı konuyu 1000 kere anlatır. Dinlemez. Hani bunlar sene de 365 günde en çok 1 kere olsun dediğim şeyler haline geldiğinden beri biliyorum ben o eski ben değilim… Sanırım yaşlanıyorum. Ya da eski muhabbetleri özlüyorum şimdiler de hiç biri yok çünkü.

Zannetmeyin bunları yazan kişi olarak ben öyle suskun, az konuşan falan biriyim. Tabii ki hayır bol keseden sallamıyorum ama hafif kendimden de ithafta bulunarak bir şeylere değinmek çabasındayım.

Sinir seviyesi yüksek gerilim hattına bağladığında enerji çeneye vuruyor kanaatindeyim. İnsan istemediği sözleri de söylüyor hatta ancak pişmanlık yaraya merhem olmuyor. Yapılan bir araştırmaya göre, egosu yüksek kişilerde daha çok olurmuş bu. Egoist insanların gün içinde harcaması gereken enerji dışında bir de kelime haznesi varmış ve bunu kullanamadıklarında evdekileri bile uyandırır cinsten tepkimelerde bulunduklarını söylüyorlar… Politikacılar ne yapsın o zaman sürekli konuşuyorlar. 🙂

Ben kendimi iyi bir dinleyici olarak görürüm hep. Dinlemeyi severim. Karşımdakinin bana duyduğu güven, sadakat ile bana bir şeyler söylendiğini düşünürüm ve saygı duyarım. Ancak bazen iyi bir dinleyici olmak kendinizi dinletememe seviyesine de ulaşabiliyor. İşte burası tehlikeli suların sinyallerinin tam da olduğu yer. İnsanlar karşılıklı olarak eşit seviyede iletişim kurabilirlerse ancak kavga, huzursuzluk vb. durumlar gerçekleşmez. O yüzden kendinizi dinlettiğiniz insanları da kendiniz gibi görün ve onlarında dinlenmeye ihtiyacı olabileceği gerçeğini asla yabana atmayın derim.

Neyse ben şu çok güzel suretli olan tiplere döneyim… Mesela kadın çok güzel bakmaya doyamayacağınız derecede güzel ama içi neredeyse saman dolu misali… Neyleyim ben öyle güzelliği der geçersin. Ama bir de konuşuverir ki aman aman duymayan kalmasın dercesine kültürden uzak, hatta taş devrinden günümüze ışınlandığını düşündürten seviyede. Elinde telefonu çeşit çeşit filtre ile güzelliğine güzellik katıyor. Ne yapsın onunda markajı bu. Bunu da sevenler var ne yapalım ölelim mi?

Gene de bakmayın en çok tercih edilen kadınlar aslında çok şey bilmeyen kadınlar olarak adlandırılır. Niye mi çok bilirsen, çok görürsün. Ama bilmezsen öyle masada ki tuzluk misali durursun. İşte tam da burada… Çok güzelsin, çok şekersin, çok hoşsun ama boşsun diyecek birilerinin hala yaşadığına inanıyorum. İnanmak istiyorum. Çünkü kadın dediğin varlık hiç bir şeyi bilmese, görmese bitkiden ne farkı olur. Bitki dediğin bile su ister. O yüzden çok fazla bu işleri gerçekle sanal arasında karıştırmayın derim.

Birincisi dilimize hâkim olmamız gerek konusunda netim çünkü dilin kemiği yok. Öyle yumuşacık bir organ olduğuna bakmayın, bazı anlar oluyor ki insan o kelimeleri nasıl ettim diye kendini bile sorguluyor aslında. Tabii sorguluyorsa bu iyiye işaret. Bir de sorgulamayan ve her seferinde aynı şeyi yapanlar var ki onlar en zor karakterler maalesef. Hayatta en önemli kurallardan biri ve en sevdiğim sözdür “Söylemediğim şeylerin hiçbiri, bana zarar vermedi.” Calvin Coolidge

Farz edin ki söylemediniz, hakkınızı korumadınız ne fark eder ki konuşsan da aynı konuşmasan da. İşte sular yükseldiğinde insanın en çok diline hâkim olması gerekir. Çünkü bazı sözlerin dönüşü yoktur. Ve hayat boyu edenin önüne karma halinde dizilir.

İkincisi eline hâkim olmak. Şiddet içerikli hiçbir yola başvurmamak tabii net kastım ancak bir de elinin durmadan yazdıkları var ki bazen sözden bile keskin olabiliyor. Ayrıca bir şeyi yapmadan önce iyice düşün, başkalarına zarar vermekten kaçın.
Üçüncüsü için tabii ki bilinen sırasıyla beline sahip olmak. Bence burada kastedilen sadece ihanet değil, şehvet ve tutkuların insanda hâkim olmasına dair yapılan bir uyarıdır.

Bence de çok doğrudur…

Zira insan çok söz söylemekle değil, söylediği sözlerin yerinde ve faydalı olmasıyla kadrini ve kıymetini yükseltir.

Şimdi Tibet’e gidebiliriz arkadaşlar. Çünkü bu yazıyı okuduktan sonra mutlaka birilerinde inziva isteği uyandırmış olacağımı hissediyorum. 🙂
Giderseniz haber verin bende gelirim…♥

Sevgilerimle,
Merve♥

 

 

KAYNAKLAR

Calvin CoolidgeKimdir?
John Calvin Coolidge, Jr., Amerika Birleşik Devletleri’nin 29. Başkan Yardımcısı ve 30. Başkanıdır.
4 Temmuz doğumlu olması da ne kadar manidar 🙂
Tam bir Yengeç kafası…

Soru sorarak kendini dinleme yöntemini çok severim… Önce sorular sorarım kendime ve sakince cevaplarımı kaydederim. Kafama, not defterime, günlüğüme, telefonuma… Ben hep yazarım yazdıklarımı da hep saklarım bir gün mutlaka lazım olur illaki. Övünmek gibi olmasın ama yazılarımın reçete bile olduğu görülmüştür. Bunlar öyle faydalı geri bildirimler olur ki çoğu zaman tıpkı sabahları soğuk duş almak gibi beni de kendime getirdiği çoktur.
Sizlere de tavsiye ederim. Soru sorun kendinize. Her zaman önce kendinize sorun ve ilk dinlediğiniz kişi siz olun.

O zaman başlayalım sormaya…

Sizce sevgi nedir?

Sonsuz bir akış mıdır ya da karşılıksız versiyonu kutsal sevgiye mi dairdir sadece. Üzerine milyarlarca söz, şiir, şarkı, romanlar yazılmış o meşhur Sevgi nedir, kimdir, nerededir? Bir bilene soramıyoruz çünkü her birimiz bir bileniz aslında.

Sevmek, beklemektir.
Sevmek, inanmaktır.
Sevmek, sabırlı olmaktır.
Sevmek, gitmektir.
Sevmek, kalmaktır.
Sevmek, susmaktır.
Sevmek, acıdır.
Sevmek, teslim olmaktır.

Bu liste sanırım böyle uzar gider…

Eee o zaman Sevgi nedir, Sevmek nedir dediğinde karşınıza bir delilik tablosu çıkmıyor mu? Sevmek gitmektir diyor yazının biri… Ne alaka ama niye gidesin severken değil mi? Kal ve sev niye gidiyorsun ama işte bu melankolik ve arabesk anlayış binlerce yıl öncesinde de vardı. O zamanlar bile sevgi kimilerine göre fazla acıydı.

Sevmek neden acı olsun mesela yani işte araştırsanız iyi bir yazı için karşınıza türlü türlü komik şeyler çıkacak… O yüzden diyorum hepimiz bir bileniz. Kimimize acı, kimimize sevinç getirir bazen her ikisi de yer alır kalbimizde. Bu böyle uzar gider de esas değinmek istediğim nedir, ne değildir değil. Neden bu kadar sevgisizlikten yakınır hale geldik ve neden sevgiyi sonsuz bir rezerv haline getirdik…

Öncelikle bence toplum olarak en büyük sorunumuz kendimizden başka herkese olumsuz olmamız. Trafikte, işte, evde, ilişkide, okulda, iş görüşmesinde kısaca her yerde. Kendimizden başka herkes olumsuz. Tabii ki empati yeteneği herkeste yeterli halde yok doğru ama madem insan bu kadar kendine düşkün ve kendine kör o zaman dışarıda ki sesi de anlaması bir o kadar kolay olmalı diye düşünüyorum.

Mesela Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı – TEPAV 10 Temmuz 2015 tarihinde Türkler neden birbirine güvenmez? Başlıklı bir yazı yayınladı.

http://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/5273/Turkler+neden+birbirine+guvenmez_+

Okumanızı tavsiye ederim. Çünkü benim eğlenceli halde yazıya yansıtmaya çalıştığım konu, bakmayın aslında öyle ciddi yerlere dokunuyor ki iş psikolojinden ülke yönetimine kadar gidiyor…

Birde Türklerin birbirinden çok hoşlanmamalarını birçok kişi kaleme almış ne kadar ilginç diyorsunuz diğer toplumlara baktığınızda.

Araştırma sonuçları ilk bakışta Müslüman ağırlıklı bir toplumun Müslüman olmayanlara duyduğu hoşnutsuzluk olarak yorumlanabilir diyor makale de ve devam ediyor. Fakat sonuçlar İran ve Suudi Arabistan gibi Müslüman ülkelerin de pek sevilmediğini ortaya koyuyor. Pew araştırmacıları bunu şöyle yorumluyor: “Aslında, Türklerin gerçekten sevdiği bir ülke ya da bir kuruluş bulmak epey zor, tabii ki Türkiye hariç”.

Ne var ki, bu kanıya da şüpheyle yaklaşmak gerek. Zira başka araştırmalar Türklerin aslında birbirinden de pek hoşlanmadığını gösteriyor. Muhtelif küresel “kişiler arası güven” araştırmaları Türkiye’nin dünyanın en güvensiz toplumlarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, 2008 tarihli Dünya Değerler Araştırması’nda Türkiye kişiler arası güven anketinde 60 ülke arasından sonuncu durumda.

Bu verilere baktığımızda, Türkiye’nin paranoyak bir toplum olduğunu söylemek pek de haksızlık olmaz. Bunun dış politikadaki yansıması, toplumun diğer ülkelerin Türkiye’ye karşı sürekli komplolar kurduğuna inanması. Aynı paranoya, iç politikada ise şiddetli siyasi çatışmalar, gövde gösterileri ve tekrarlanan cadı avları şeklinde tezahür ediyor.

http://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2014/11/turkey-polls-turks-dislike-everybody.html

Kısaca genel tabloya da baktığımız da aslında Ülke genelinde bir problem yaşıyoruz. Dolayısıyla aile içi ilişkiler, özel hayat ve ilişkiler, evlilikler, ortaklıklar ve daha birçok ikili diyalog üzerinden yürüyen ilişkinin temel çatısını güvensizlik üzerine kuruyoruz.

Peki, hal böyle araştırmalar ve anketler malum peki biz hiç mi gelişmiyoruz? İnsan umudunu kaybeder bu tabloya baktığında değil mi? Bence gelişiyoruz kesinlikle “hala umut var” en azından benim inancım sonsuz. Ama yürümeyen ataerkil toplum yaklaşımı olabilir. Ve mümkündür de. Örneğin çok severek evlenen bir çift, çok kısa bir süre sonra sen/ben demeye başladığında evliliklerinin çatısı sarsılmaya başlıyor. Burada odaklanılması gereken kişilerden hangisinin sevgi ile ilgili sorun yaşadığıdır. Ve tabii ki sevgi eşittir insanlara olan güven/güvensizlik sendromları da bu kişileri bu duruma iten sebeplerdir.

Neden bugün kendinden güçsüze yapılan türlü işkence ve taciz vakalarına bakıldığında temelinde insanın kendine duyduğu sevgisizlik olarak yorumluyorlar.

Ben kendi dilimde ki sevgiyi yorumladığımda ilk ailem geliyor aklıma. Çünkü sevgi tohumları ailede başlar. Anne ve Babaların çocuklarına sık sık onları sevdiklerini söylemeleri gerekir. Bu o kadar önemli ki bu çocuklar ileride kendilerine güvenen, kendilerini önemseyen ve seven bireyler olarak yer alacaklar toplumda Ve yanlış olan bir algı var ki düzeltilmesi şu an mümkün olsa keşke her bir zihniyette… Sevgi çocukları şımartmaz aksine ilerisi için altın kalpli bireyler olurlar. Sizce sevginin iyileştiremeyeceği ya da onaramayacağı bir şey var mı?

En sevgisiz insanların bile sevgiyle ne hale geldiklerini biliyoruz. O yüzden bu ataerkil bilgilerin lütfen öncelikle yetiştireceğiniz veya yetiştirmekte olduğunuz çocukları engellemesine izin vermeyin. Her şey aile de başlar, güzel bir çocukluk geçiren bireyin hayalleri de bu oranla renkli ve azimli olur.

Sevgisiz büyüyen çocukların ne gibi duygusal zorluklar çektiğini bildiğimizden bunu unutmayalım. Sevgi ilk aşkınıza duyduğunuz duygu patlaması değildir. Bu duyguyu ilk bu şekilde yaşayan bireyler sevgiyi sonsuz bir rezerv haline getirirler. Hayatlarında ki insanların onları şartsız ve kusurlarını görmeksizin sevmelerini beklerler. Ve çok acıdır ki geçmişte bu gibi birliktelikler başarılı evlilikler olarak gösterilip sonlanmadığından çoğu bireye de kötü örnek olmuştur.

On sekiz yaşındaki bir genç nasıl kendini intihar bombacısı yapar diye düşündüğünüz de aklınıza ne geliyor. Bütün geleceğini bir anda çöpe atmak ister bir insan ve diğer insanların…
İşte bunların hepsi ailede başlıyor. Aile içi sevgisizlik bambaşka bir durum. Sevginizi belli etmediğiniz birey altı aydır kayıp olduğunda ve onu bulamadığınızda da aynı soruyu sormanız gerek.

Aileleri tarafından önemsenen çocukların hayata bakış açıları hep farklı oluyor. Dediğim gibi oyun oynarken kurdukları hayalleri bile bir o kadar uçsuz bucaksız oluyor.

Ailelerinden ilgi ve alaka görmeyen, takdir edilmeyen çocuklar ise bu sevgiyi gösterecek ilk kişiye teslim ediyorlar kendilerini. Bu da bazen cemaat bazense terör örgütleri oluyor. Sonuçların hep sebepleri var bunları gözden kaçırmamak gerek.

Ve Kalıbımı basarım Sevgisiz yaşayan insan yoktur arkadaşlar. Ya bir kuş sahiplenir daha büyüğüne bakamadığından ya da gider parasını, pulunu, gücünü hayır işlerine bağışlar. Belki insanlardan uzak durarak huzuru bulur bilemem ama insanız sevgi olmadan yaşayamayız, bunu iddia eden çok bilenlere de sevgiler. Ve bunu sevgilisiz olmakla karıştırmayalım lütfen sevgi insanın içindedir ve her zaman yansımasını dağda, bayırda, kuşta, köpekte de bulabilir.

Kısaca…
Yeteri kadar uzun oldu o ayrı…
Kalemi elime alınca bırakamıyorum ne yapayım.
Kendi ile barışık, çevresi ile barışık insanların sevgiyi bir rezerv olarak görmekten çok bulunduğunda ne kadar kıymetli olmasından ötürü kaybetmeme odaklı ellerinde tutmalarını dilerim.
Sevgi hayatımızda hep olsun. Sevgi varsa her şey hallolur gerisi hikâye diyorum.

Sevdiklerinize SENİ SEVİYORUM demeyi unutmayın.
SEVGİLER
Merve