Yazılar

 

DÜNYA BALKABAĞI GÜNÜ
🙂

 

Vampirlerin olduğuna bir tek ben mi inanıyorum diye üzülürken bir baktım herkes vampir olmuş. Malum Halloween yani Cadılar Bayramı bizim buralarda da pek moda oldu son yıllarda. Belki de yıllardır içimizde ki kostüm giyme heyecanını, senede 1 kez bize veren ve doğal havasıyla yaratan bu günü ondan çok sevdik bilinmez. Ama gene de şahsi görüşümü soran olursa sanki biz de biraz sırıtıyor gibi.

Yıllar önce Suudi Arabistan’da bir Halloween party’e katılmıştım orası sanki daha orjinaldi bilemiyorum. Yani ora ile buranın dışarıdan kıyas kabul edemeyeceğini duyar gibiyim haklısınız ama yaşayan bilir diyelim. Sadece buralarda hala o işi bir oturtamadık ondan düşüncemi paylaştım.

Bir de güzelim Malefiz kostümü herkesin en sıra dışı ve bir tek ben olurum herhalde diye düşünüp, aslında herkesin ilk aklına gelen şey olması biraz komediydi. Ve neredeyse varlıklarına bir tek benim inandığım bir tanelerimin meşru bir şekilde kılıktan kılıkta olması da ayrıca gururlandırdı derdim ama inanın cadı dediklerinde ilk akla gelen şeyin Vampir olmaması gerek sanki. Bir tık daha yaratıcı olup, plastik makyajı öğrenmelisiniz eğer bu kadar önemliyse sizin için ve de madem balkabağının sırrına bu kadar karıştınız bari o zaman gece 00.00 dan sonra ona dönüşmeyin derim.

Bu arada herkesi de yıkmayalım sonuçta iyi tasarımcıların oldukça başarılı kostümlerini bu sayede görmüş olduk. Ama genel anlamda bu işi iyi yapmak yerine fazla taklit mantığında olmak yüzünden bizde biraz eğreti durduğu kesin. Neyse zamanla iyi olacağız diye düşünüyorum sağlam makyöz ve tasarımcılarımız var sonuçta.
Gelelim yıllardır içimizde yanıp tutuşan ama bir türlü ortaya koyamadığımız karanlıklar diyarında ki karakterlere bürünmemizin manası neymiş, nereden çıkmış bütün bunlar…
O zaman bu da burada dursun belki birilerine ilham olur bir gün.

Sevgili Vikipediciğim diyor ki; Cadılar Bayramı, her sene 31 Ekim’de kutlanan, öncelikle Pagan ve sonrasında Hristiyan kökleri olmasına rağmen günümüzde seküler bir kutlama halini almış bayram. Çocukların, genellikle korkunç kostümler giyerek, kapı kapı dolaşıp şekerleme ve harçlık topladığı bir bayramdır.
Yani işin için şeker, çikolata ve harçlık olunca çocukların bundan aldığı keyif tartışılamaz.

 

CADILAR BAYRAMI NEDEN KUTLANIR?

Cadılar Bayramı bazı belli başlı Batı dünyası ülkelerinde kutlanır. Amerika’da oldukça büyük ve görkemli bir festivaldir. Cadılar Bayramı, Anglosakson dünyasında ve başlıca Batılı ülkelerde Halloween olarak adlandırılır. Bu sözcük All Hallow’s Eve (Azizler Günü’nün arifesi) kavramından kısaltılarak oluşturulmuştur.

Cadılar Bayramı’nın kökeni antik Britanya’da pagan Keltlerin kutladığı Samhain Festivali’dir. Keltler 1 Kasım’ı yazın bitişi, kışın başlangıcı kabul ediyorlardı. Samhain kelimesinin kökeni Eski İrlandaca sam (yaz) ve fuin (son) sözcüklerine dayanır. Bu tarihte sürüler yaylalardan dönüyor, toprak ağaları ile çiftçiler arasındaki arazi kira sözleşmeleri yenileniyordu.

Yaz sonu Keltlerde aynı zamanda evliliklerin gerçekleştiği, ölülerin kutsandığı ilahî bir dönemdi. Bu günde, ölülerin ruhlarının geçmişte yaşadıkları evleri ziyaret ettiğine inanılıyordu. Tepelerin üzerinde, evlerdeki ocakları tutuşturmak ve aynı zamanda kötü ruhları uzak tutmak için büyük ateşler yakılıyordu. İnsanlar, ortalıkta dolaştığına inandıkları ruhlara tanınmamak için maskeler takıyor, kostümler giyiyorlardı. Bu gelenekler nedeniyle Samhain festivali zamanla cadılar, goblinler, periler ve iblislerle özdeşleşti. Romalılar 1. yüzyılda Kelt topraklarını fethettiklerinde, kendi ölüm festivalleri Feralia ve hasat festivalleri Pomona’yı Samhain ile birleştirdiler.

7. yüzyılda Papa IV. Boniface 13 Mayıs’ta kutlanan Azizler Günü’nü -muhtemelen pagan festivalinin yerini alması için 1 Kasım’a taşıdı. Azizler Günü’nün arifesi (31 Ekim) kutsal kabul edildi ve Batılı dillerdeki Halloween adı buradan geldi. Orta Çağ’ın sonlarında seküler kutlamalar ile Hristiyan bayramı kaynaştı. Avrupa’daki Reform hareketleri esnasında, özellikle Protestan Hristiyanlar arasında, Cadılar Bayramı kutlamaları neredeyse son buldu; Britanya’da ise seküler bir bayram olarak kutlanmaya devam etti.

Amerika’ya yerleşen ilk kolonilerde -pek çok bayram gibi- Cadılar Bayramı da yasaklandı. Bununla birlikte 1800’lü yıllarda, Cadılar Bayramı’ndan öğeler taşıyan bir hasat bayramı kutlanmaya başlandı. 19. yüzyılda başta İrlandalılar olmak üzere Britanya’dan Amerika’ya göçen çok sayıdaki göçmen Cadılar Bayramı kostümlerini beraberlerinde getirdiler ve Cadılar Bayramı zamanla ABD’deki başlıca çocuk bayramlarından biri haline geldi.

CADILAR BAYRAMI NASIL KUTLANIYOR?

Cadılar Bayramı’nın sembolü gülen bir bal kabağıdır. Bal kabağının içi boşaltılarak gülen bir surat şeklinde oyulduktan sonra içinde bir mum yakılarak şeytani bir surat oluşturulmaya çalışılır.
En yaygın olarak tüketilen şekerleme, elma şekeridir. Çocuklar korkunç kıyafetler giyerek kapı kapı gezerler ve ev sahiplerine “Şaka mı, şeker mi?” diye sorarlar. Ev sahibi “Şaka!” derse çeşitli muziplikler yaparlar. Büyükler çocuklara şekerleme ikram ederler veya harçlık verirler. Bu uygulamanın kökeni geçmişte Britanya’da yoksulların kapı kapı dolaşarak “ruh keki” toplaması geleneğidir.

Yetişkinler, 31 Ekim’e en yakın hafta sonunda kıyafet baloları düzenlerler. Bu partilerde misafirler cadı, hayalet veya korku filmi karakteri gibi korkunç kostümler giyerler.
Muhafazakâr Hristiyanlar, özellikle tutucu Protestanlar, genelde Cadılar Bayramı’nı kutlamazlar ve yanlış bulurlar.

 

CADILAR BAYRAMINDA NEDEN BALKABAĞI OYULUR?

Kabak oyma geleneğinin esas adı, Jack-o’-lantern geleneğidir. 31 Ekim Cadılar Bayramı vesilesi ile bugünkü makalemizde kabak oyma geleneğinin ortaya çıkmasına neden olan efsane özetlenmiştir.

“Jack-o’-lantern” adı İngiltere’de 17. yüzyılda ortaya çıkmıştır. “Jack-o’-lantern”, tıpkı bir gece bekçisi gibi “fener taşıyan Jack” anlamına gelir. Bu aynı zamanda hayaletler ve periler gibi foklorik karakterlerle veya sulak arazilerde görülen gizemli titrek mavi ışıklarla ilişkilendirilen ve yaygın olarak kullanılan bir fenomendir.

1887 yılında yayınlanan Thomas Darlington’un, “Güney Cheshire Halk Konuşmaları” adlı eserinde de tasvir edilmiş olduğu gibi; 1800’lü yılların sonlarında insanlar, şalgam gibi sert kök sebzeleri, insan yüzünü kabaca temsil şekilde oyuyor, içine mum yerleştirerek bir fener yapıyorlardı. 1 Kasım’da kutlanan “Bütün azizler günü” ve 2 Kasım’da kutlanan “Bütün ruhlar günü” adlı iki yortuda, Katolik çocuklar ölülerini anmak adına, ellerinde şalgamdan oyulmuş fenerlerle kapı kapı dolaşıp, pasta istiyordu. Şalgamdan yapılmış fenerler aynı zamanda 5 Kasım’da kutlanan “Guy Fawkes Günü”nde yapılan geçit töreninde de kullanılır.

Korkunç Yüzler

Darlington 1887’de, şalgam fenerlerin geçitlerde korkutma amacı ile sıkça kullanılmasının hiç şaşırtıcı olmadığını söyler. 1898 yılında yayınlanan İngiliz Dialekt Derneği sözlüğünde “şalgam fener” (turnip lantern) açıklaması şöyledir: İnsan yüzünü taklit etmek için ağız, göz ve burun oyulmuş büyük şalgam. İçine bir mum konur ve insanları korkutmak amacı ile kullanılır.

Sör Arthur Thomas Quiller-Couch, 1899’da yayınlanan Cornish Dergisi’nde unutulmaz bir “fenerli jack” şakası anlatır: “Haşarı gençler, insan yüzü şeklinde oyulmuş bir feneri evin bacasından içeri sarktırlar. Fener bacayı tıkandığı için şöminenin dumanı, evin içine dolmaya başlar. Ne olduğunu, bacanın niçin dumanı çekmediğini anlamak isteyen bir kadın bacadan içeriye doğru baktığında, içinde mum yanmakta olan korkunç feneri görerek çığlıklar atmaya başlar.”

Bugün şalgamdan bir fener gördüğü için çığlık atıp, korku nöbetine tutulacak yetişkinlere rastlamak pek mümkün olmasa da kim bilir belki de dedikleri gibi bir zamanlar insanlar şimdi olduğundan daha naifti.

Cimri Jack EfsanesiBir İngiliz tarafından uydurulduğuna hiç şüphe olmayan ve sıklıkla anlatılan hikayeye göre; “Fenerli Jack” adını, şeytanı kandırarak kendisinin cehenneme gitmekten kurtaran “Cimri Jack”ten alır.

Cimri Jack, öldüğünde yaşamında şeytanla bir anlaşma yaptığı için cennete kabul edilmez ve cehenneme gönderilir, cehennemin kapısına geldiğindeyse şeytandan anlaşmaları gereğince, cehennemden kurtulmayı talep eder. Şeytan sözünü tutar ve Jack’i cehenneme almaz ama onu yeryüzünde sonsuza kadar cehennem ateşini dolaştırmakla cezalandırılır. Efsaneye göre elinde cehennem ateşi ile yeryüzünde dolaşmaya başlayan Cimri Jack, yeryüzüne inince “fenerli jack” adı ile anılmaya başlanır.

1840’lı yıllarda İrlandalı göçmenler Kuzey Amerika’ya yerleştiklerinde, şalgam yerine yeni yurtlarında kolay bulunan bal kabağı kullanmaya başlarlar. Bal kabağının oyulması daha kolaydır, rengi itibari ile içine konan mumun ışığını daha çarpıcı bir şekilde yansıtır. Bunlarında ötesinde bal kabağı boyutları çok fazla çeşitliliğe sahiptir yani herkes arzusuna uygun boyutta bir bal kabağı feneri yapabilir. Şalgam oyma geleneği halen bazı bölgelerde devam etse de bal kabağı böylece şalgamın yerini alır.

 

Kaynaklar

History of the Jack-O’-Lantern – History Channel
Turnip Battles with Pumpkin for Halloween – BBC News
The Legend of Stingy Jack – Novareinna.com
Hallowe’en – The Dew-Drop: A Monthly Magazine For The Young, 1873
Jack O’Lantern – Transactions of the American Philological Association, Vol. 26, 1895

 

What is the history of Halloween?

The tradition originated with the ancient Celtic festival of Samhain, when people would light bonfires and wear costumes to ward off ghosts. In the eighth century, Pope Gregory III designated November 1 as a time to honor all saints. Soon, All Saints Day incorporated some of the traditions of Samhain.

#Halloween
#Allhalloween
#AllSaints
#Adam#Eve
#History
#Christian
#Celtic
#CelticFestival
#Festival
#CatholicHolidays
#BritishBurialRituals
#Samhain
#OldIrish
#DarkHistory
#HistoryofHalloween
#TheFascinatingHistoryofHalloween
#TheOriginsofHalloween
#Traditions
#FallSeason
#October31
#AllSouls’Day
#Trick-or-Treating
#AncientCelts
#trickortreat
#halloweenparty
#HappyHalloween!

 

DANİMARKA HEEYY GİDEN VAR MI?

Kısa kısa…
Bilmiyorsanız eğer; Danimarka Kuzey Avrupa’nın İskandinav yarım adasında ki en minnoş Ülke :).
Öyle minnoş dediğime bakmayın 443 adaya sahip bir ülke Danimarka. 5 idari bölge ve bu bölgeler 98 farklı belediyeye bağlı. Başkent Kopenhag’dır.

Yılbaşı arifesinde gidilebilecek yerler listemde de vardı hatta okuyanlar bilir. Jutland, Arhus, Billund ve Charlottenlund başlıca şehirleri. Avrupa’nın en modern ve insan haklarına duyarlı ülkelerinden biri ayrıca. Sanki masallardan kafanızda kalan rengârenk evleri, kalabalık sokakları, lezzetli yemekleri, tarihi eserleri ve göz alıcı mağazalarıyla İskandinavya’nın en akılda kalan yerlerinden. Deniz ve okyanus karışımı iklimi de ayrı bir hava yaratıyor diyebiliriz. Fazla yağmurlu olan bir lokasyon olduğu için şemsiyesiz ya da yağmura dayanaklı giysileriniz olmadan gitmeyin derim. Bu ülkede ki en ilginç özelliklerden biri de 300’den fazla kuş türü bulunuyormuş hani doğa falan seviyor ve fotoğraflarla dönmek istiyorsanız diye dedim ancak ben deneyimleyemedim o ayrı…

Neyse hani Danimarka demişken Vikinglerden bahsetmemek olur mu hiç… Olmaz elbet.! Aslında yazımı yazma kastım Vikingler desem daha doğru sanki. Vikinglere ayıp ettik ediyorum ve konuya giriyorum.

Bildiğimiz standart yazılı bilgilere göre; Vikingler,8. yüzyıl ile 11. yüzyıl arasında, İskandinavya kıyılarında, Britanya adalarında ve Avrupa’nın kuzey kesimlerinde hüküm sürmüş olan savaşçı bir halktır. Viking kelimesi, İskandinav dillerinde, bu kuzeyli savaşçılara verilen isimdir. Aslında bir halktan ziyade bir kültürü temsilen kullanılır. O devirdeki Viking halkına, İskandinavca da kuzeyli anlamına gelen Nors denir.

Peki, biz ne biliyoruz?
1-Kafasında boynuzlu miğferleri olan şişman ve göbekli adamlar.
2-Saldırgan hatta bir o kadar da vahşi olan bir halk üstelik kadınlı erkekli…
3-Masumları öldüren, işkenceler yapan üstelik ölülere bile tecavüz eden bir halk…

E normal bizim küçüklük yıllarında ki edindiğimiz dünya tarihi bilgisine bakarsak bunları bilmiyoruz tabii ki. Ama suçu şu an müfredata atarsak işin içinden çıkamayız. Konu tabii ki sadece eğitim sisteminde ki sağlam edinilmemiş boşlukları dolduran bilgiler değil. Tarihte bakmayın aslında biraz kaleme alındığında zevk işidir. Normal yani kıyafet gibi altını üstüne mutlaka kombin etmen gerek ki sevdiresin, baktırasın. Hal böyleyken gelelim bugüne şimdilerde seri olarak dizisi bile çekiliyor hatta izleyenler bilirler. Hadi diyelim orada görsel kurguların da yer alması lazım ki izlensin, beğeni toplasın ama tarihe de haksızlık etmemek gerek diye düşünüyorum. Ve eğer yazımı okuyup ta bu cümleleri ukala bulacak benden çok daha bilgili insanlar varsa da onlardan da sürçü lisan ediyorsam baştan özür dilerim…
En azından ben şunu söyleyebilirim ki bir gün bile şöylesine bir ev ödevi aldığımı hiç hatırlamıyorum. Kızım sen git haftaya bana Vikingler kimmiş git araştır öğren gel diye hiçbir zaman ödev almadım ne yalan söyleyeyim. Üstelik bizim zamanımızda google falan yok ansiklopedi var böyle mis gibi ağır ağır alfabe alfabe… şanslıydık bakmayın şu an her şey çok kolay çocuklarımız imkanlar dahilinde harika bir kolay düzene doğuyor büyüyor tabii bu ilerisi için nasıl bir kültürel farklılık yaratır onu da artık anne babalar düşünmeli.

Neyse ben Vikinglerime döneyim…
Aslında bu Vikingler sizin bildiğiniz haydut, kavgacı falan değil aralarında taa o zamanlar bile vejeteryan olanlar varmış. El sanatları konusunda ciddi usta olan bu halk öğretmeye ve eğitime çok önem verirmiş…



Hatta Üniversite bile kurmuşlar… Aslında o boynuzlu koca koca miğferleri bile hiç takmadan ölüp gittiler. Sadece neden olduğu bilinmez ama sanırım sanatsal ve kültürlerine ait bir ikon olarak kalsın diye düşünüyorum bu miğferlere ciddi sempati duymuşlar o kadar.
Vikinglerin sadece yağma ile geçinen sıradan barbarlar olmadığı, keşfettikleri topraklar üzerinde yeni koloniler kurup çiftçilik yaptıkları ve ganimeti sadece sınırlı olarak gelir kapısı olarak kullandıkları da diğer bilgiler arasında.

Bir diğer sevdiğim Viking bilinmeyeni…
Kuzey halklarının tanrılarından olan Skaði ile Ullr çoğunlukla kışla ve dağcılıkla ilişkilendirilmektedir. Skaði’nin Batılarının “skiing” dediği karda kayma sporunu insanlara armağan ettiği düşünülmektedir. Vikinglerin altı bin yıl kadar önce bu sporu, bugün Rusya olarak bilinen topraklardaki kolonilerinde icat edildiği düşünülmektedir.

Sarı saçlarımdan Vikingler suçluymuş meğersem…
Vikinglerin hijyeninden bahsetmiştik. Siyasal konum ve askeri yetenek göstergesi olan saç bakımı Vikingler için çok önemliydi. Özellikle Vikingler için sarışın olmak bir güç göstergesiydi. Bu yüzden esmerlerin saçlarını boyamak ya da çeşitli etmenler kullanarak açmak yoluna başvurmuşlardır. Bu anlamda da saç rengini açmak konusunda da Vikinglerin tarihi öncülükleri teslim edilmelidir.
Yani öyle filmin sonunda ki kocaman devasa ahtapota yem edilen bir kurbanları oldu mu ya da öyle bir ahtapotu hiç oldu mu bunları bilemeyiz elbet bunlar sadece kurgudur…

Bence Vikinglere biraz ayıp ediyoruz.. Hatta ettik bile. Tamam adamlar bundan yüz yıllarca önce yaşamışlar ama onlarında bir google babası vardı elbet haa o da el yalatıyor muydu inanın bilmiyorum 🙂 Ama bugün hala bu işlerle uğraşan insanlarında var olduğunu düşününce aslında Tarih Tekerrürden ibarettir lafı da hiç yanlış gelmiyor.

Sadece Danimarka’ya gidecek ya da hala kültürel olarak bu gibi şeylerin düşünen insanlar varsa sanırım bu yazı size iyi gelecektir.

Sevgilerimle,
Merve♥

 

 

Buraya bir göz atın derim 🙂
http://arkeofili.com/ingilterede-viking-ordusuna-ait-devasa-kamp-ortaya-cikarildi/

İşten eve dönüş yolunda, şöyle bir eve girsem, üstümü başımı çıkarsam, koltuğa uzansam diyoruz ya… Zaten malum güzel şehrimin trafiği insanı yoruyor da, fark etmiyor bir an önce eve gelme psikolojisi içine sürüklüyor insanı işte… İşte öyle günlerden birinde ve eve kapanma isteği içindesiniz, şöyle güzel bir uzanalım rahat koltuklarımıza ve NE İZLİYORUZ? ortaya dökelim…

Öncelikle Türk dizilerini ciddi bir teşvik ve tanıdık biri olmazsa bilmiyorum ve takip etmiyorum. Niye derseniz? Yaratıcı gelmiyor hep aynı konular, aynı duygular çok az dizi var eskiye ait, haftanın o günü gelsin diye sabırsızlıkla beklediğimiz.

Mesela 2002 yapımı “Asmalı Konak” asla unutamam o kadar çok severdim ki nadirdir öyle dizi öyle uyumlu karakterler bir daha bir araya gelmez.


Mahinur Ergun – Meral Okay kaleminden ve Çağan Irmak komutasında çekilmiş muhteşem bir dizi projesiydi. Baktığında ne var klasik bir Türk ailesi ve evde yaşanan gizli saklı olaylar dizisi ama işte öyle değildi. O zamanlara göre ilk defa gidip han-hayat tarzı yaşam biçimini ekrana taşıyan ilk diziydi Asmalı Konak. Zaten arkasından çekilen dizilerden biliyoruz ki hepsi Urfa, Mardin set kurdular. Ama bir şey ilk kez yapıldığında asla arkasından gelenler onun gibi olamıyor her hikâyenin orijinali güzel bence.

Ve Haziran Gecesi… Unutamadığım Türk dizilerinden sonunda saçmalamış olsa da başından ortasına harika bir diziydi. Gene burada da Mahinur Ergun çıkıyor tabii. Zannetmeyin bir Özcan Deniz hayranı olduğumu falan… Aksine şarkıcı olarak değil sadece oyuncu olarak çıkış yapmalıymış her neyse ki hayat onu da olmaması gerektiği yerden aldı olması gereken yere getirdi sonunda… Yani oyunculuğunu beğenirim insanı şaşırtan bir yeteneği olduğu kesin.
Şaşıfelek Çıkmazı… Derya Alabora, Fikret Kuşkan, Ülkü Ülker 1996-1998 yılları arasında TRT de yayınlanmış harika dizilerden biriydi. Yazar Mahinur Ergun, Yönetmen Mahinur Ergun, Çağan Irmak gene aynı kadro karşımızda…

 

Ferhunde Hanımlar… Ankaralı olmanın verdiği o gururla seve seve izlerdik küçükken… Hatta dizide kullanılan evlerden bir tanesi çok sevdiğimiz bir aile dostumuza aitti. Senarist Yeşim Olcay, Sevim Hazel Ünsal, Gülsüm Kaplan, Yönetmen Tülay Eratalay – Murat Karahüseyinoğlu Gülsen U. Erişdi – Altan Yücel.

Kurtlar Vadisi ilk başladığında nefessiz izliyorduk Çakır Bey (Oktay Kaynarca) karakteri ölünce dizide öldü benim için 2 sene sonunda diziyi bir daha izlenmemek üzere rafa kaldırdım.

Ezel… Zaten herhâlde Türk dizi kültürüm bu diziyle bitti. İzlediğim en güzel senaryolardan biriydi karakterler ve canlı seçimler gerçekten inanılmazdı eksiksiz herkes oynadığı karaktere uyuyordu. Belki ileride EZEL ile ilgili bir blog yazısı yazarım hatta Ramiz Dayı’nın Oscar Wild sözlerini oturur yazarım belki de… Fazla melankolik bir yengeç günümde yazmak üzere diyorum…

 

Avrupa Yakası ve Yalan Dünya’yı yazmadan olmaz Türk dizilerine olan pozitif düşüncelerimi daha da inançlı hale getirmiştir… Bazen diyorum hayat bazen işte her birimizden bir tane olan her karakteri çok canlı olan hayatımızın çok gerçekçi kısmından traji komik kısmına geçişi ekranlara taşıyan çok güldüğüm ve özlediğim dizidir.
Gelelim Yabancı dizi furyasına… Gerçekten burası çok önemlidir çünkü 1990lardan bahsediyorum o zamanlar bu sektör dış pazara yeni açılıyordu… Hem bizde de çok fazla kanal yoktu kablo tv, uydu ve digitürk dünyası başlamamıştı. İşte o zamanlar imkânları zorlayarak bu dizileri takip edenler iyi bilirler daha doğrusu bunlarla büyüyenler desek daha doğru olur…

Muhteşem Yüzyıl için de başından güzel övgülerim vardı ne zaman ki bu tarih olayımızı saptırdılar ve dizi karakteri diziden ayrıldı dizinin tadı kaçtı bir de Tarih severler bu konuya ilgisi olanların keyfi kaçtı dizi rengini kaybetti. İlk ve son diziydi belli bir bölümüne kadar takip ettiğim diyebilirim.

Medcezir dizisini bir ara takip etmiştim ama o da bir zaman sonra sürüden ayrılmamıza sebep oldu…

 

Son zamanlarda ilk kez yeni bir diziye takıldım ve izliyorum İçimdeki Fırtına… Henüz çok yeni ama oyuncuları çok sempatik Merve Boğulur bence çok ama çok iyi bir aktris. Gizem Karaca ayrıca iyi. Bakalım görücez…

 

Benden 1 yaş büyük olan The Cosby Show…
5 yaşında falan yarım yamalak anlamadan izlemeye başladığımı çok iyi hatırlıyorum daha çok yurt dışı seyahatlerimizde tv den mutlulukla takip ettiğimi asla unutamam. O zamanlardan beri de siyahileri çok seviyorum.


1997de başlayan Ally McBeal ah ne severdim bu diziyi… Yıllar sonrasın da bir üst komşum vardı ki o da bu dizinin hastasıydı Ally i kaçırmadan Cnbc de izlemek boynumuzun borcuydu.

 

Gene 1997 yapımı olan Buffy the Vampire Slayer bayıla bayıla izlerdim ne harika diziydi.

 

Akabinde 1998 Sex and the City girdi hayatımıza nereden bilebilirdik 6 sezon devam edeceğini ama başından bile çok belliydi rakibi de yoktu.

 

2003’ Nip/Tuck nasıl anlatabilirim bu diziye olan sevgimi. Sıkı takipçisiydim sonuna kadar izledim. Bittiğine de çok üzülmüştüm.

2004’ Ama gel gelelim ki bir dizi var beni kendine hapsetmişti, uyumadan okula gittiğim zamanlarım bile oldu ki feda olsun… The 4400… bugün hala ne izliyorsun diye konuştuğumda bu diziyi hiç bilmeyen insanlarla tanışıyorum ve hemen izleyin diyorum. Gerçekten izlenmesi gerekenler listesinde 1 numarada olan izlediğim nadir güzel olan dizilerden biriydi.

 

2004’ Hemen ona yetişip ilk gösterimini yapan Lost… o da hala acaba devam ederler mi diye beklediğim harika dizilerden biriydi.

 

2005’ Prison Break muhteşem + muhtemeşem + muhteşem…! Başka ne söylenebilir ki. Herkesin benimle aynı fikirde olduğunu düşünüyorum…

2007’ Gossip Girl en yakın arkadaşımla torrent indirerek her Pazar gecesi izlediğim hasta olduğum diziydi. Hele müziklerine söyleyecek sözüm yok. Her bölüm başka bir müzik ve orijinallik vardı dizide. Blake Lively favorim elbette.


2008’ True Blood… Ben vampir sever Merve olunca normal tabii bu dizileri takip etmem. Ama güzeldi…

2008’ The Mentalist ne izlerdim kaçırmadan… O da izlenilmesi gerekenlerden.

2009’ Doll House bambaşka harika diyorum… 2 sezon oynamasına rağmen bence 8 sezon oynasa giderdi dediğim harika senaryo ve cast ı olan dizidir.


2009’ The Vampire Diaries yorum bile yapamıyorum sene 2017 dizi hala devam ediyor üstelik diziden dizi bile çıktı… The Originals…

2011’ Game of Thrones herkesin bu dönem sıkı dizi izlediği ve özellikle evde oturduğunu düşünürsek ülkenin %60 lık dilimi izliyor diye düşünüyorum. Muhteşem bir senaryo, çekimler eşsiz gerçek gibi. Her bölüm başka bir olaya sürüklüyor ve sezon bittiğinde bir diğer sezonu beklemek asker yolu beklemek gibi. Abarttım biraz ama gerçekten izlenmesi gereken #1.dizi. Tabii Vikings unutmayalım o da ayrı bir göz bebeği ama hangisi deseler Game of Thrones derim konuyu kaparım.

2015’The Night Of toplamda 9 bölüm sürdü minicik bir diziydi ama izlemeden geçmeyin zaten son zamanlar sıklıkla karşıma çıkan genç aktörlerden Riz Ahmed oyunculuğunu çok çok iyi gösteriyor. İzleyin derim.

Narcos 4 sezon sürdü ve bitti. Nasıl bitmesin diyeceksiniz adamın ömrü 4 sezona yetti tabii ama ne kadar ayrıntı verseler de başka bir diziydi. Gerçi şu anda yayılan haberlere bakılırsa diğer Cartellerden de hikâyeler varmış ve dizi devam edecekmiş başka bir kişiye geçiş yaparak. Hayırlısı diyelim gene izlerim kaçırmam ama Pablo Escobar havası olmaz bence.

2015’ Sense 8… Bir saniye dur ve düşün izlemedin mi? Hemen izle sakın vakit kaybetme. 8 farklı ruh, 8farklı ülke ve insan. Ya hepsi aynı gün doğmuş ve kolektif bilinçaltında birleşiyorlarsa… Hani biraz da bu ilgi alanınsa, bu tarz psikolojik gerçeklerin olduğuna inanıyorsan bu dizi senin dizin derim. Gerçi ben başladığımda dizi bebekti ve 2.sezon geçişi uzun sürdü nihayet Aralıkta 2.sezon müjdesi verdi yapım şirketi bir de özel bölüm hazırladı ve start verdiler. Mart ayında yeni bölümleriyle ekranda olacak.

Helix izledim ama çok beğendin mi diye sorarsanız hayır bayılmadım dizi yokluğunda olabilir sadece.

2014’ How to Get Away with Murder bugünlerde müptelası olduğum akıl almaz bir zekâ senaryosundan çıkma harika dizi şiddetle tavsiye ederim. Her bölüm içinde başka bir bölüm ve sırlar bitmiyor her bir bölüm de yeni bir gizem giriyor diziye.

Yazmadığım çok dizi var ama çok fazla etkilemediği için gözlerinizi yormak istemedim diyelim. Güzel tavsiyeleriniz varsa merakla yorumlarınızı bekliyorum.

İsmim (okunduğu üzere) Merve 🙂 18 Temmuz 1985 Ankara’da doğdum. Koyu bir yengeç burcuyum o nasıl oluyor demeyin zamanla yazılarımdan anlayacaksınız durumun ne kadar vahim olduğunu :))) Her neyse Ankara’da doğmak iyi, hoş ve güzel de okumak bambaşka tabii ki. İşte bende o tayfadanım… Dünyayı birkaç Ülke eksik bırakmış olarak bir baştan bir başa gezip dolaşmış ve hayatın içinden harika anları yaşamış biriyim diyebilirim…

İlk Blog yazımı paylaşırken inanılmaz heyecan içindeyim. Blog’um hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Bende bugüne kadar ve bugünden sonra edineceğim deneyimleri hayatın içinden olay ve görsellerle birlikte sizinle paylaşmak istiyorum. 7 sene Havacılık sektöründe bir fiil çalıştıktan sonra sanırım birçok şey ister istemez gökyüzünde birikiyor. Yukarıdan bakıldığında o büyük şehirler küçücük görünürken aslında okyanusta kum tanesi olduğumuzu kabul etmemek içten değil. Yazmayı çok sevdiğimden ben de bunları bir yerlerde de topladım ve zaman buldukça puzzle birleşmeye başladı. İçinden bir kitap bir de seyahatname tanımında bir birikim çıktı. Ama ortada henüz bir kitap yok J Bitmiş bir kitap var sadece J bu demek oluyor ki heyecanımı biraz daha dindirmek adına okur severlerle yazılarımı paylaşmanın tam zamanı diye düşünüyorum… Gezi, fotoğraf, moda, sanat, sağlık, müzik, mutfak, biraz gündelik hayattan ve bazen de nostalji yaparak yüksek basınçlı yazılarımı umarım severek okursunuz.

O zaman aranıza hoş geldim…