Yazılar

“Denizlerin Beyi” demek isterdim tabii ki ama bu canlı bazı beylerde olmayan özellikleri ile göz doldurduğu için “Denizlerin Beyni” olarak anılsa diğer başlığa da haksızlık etmemiş olurum diyerek başlıyorum.

Hoş geldiniz hayvanlar âlemine…
Ben nedense “hayvan” kolik bir kişilik olarak hepsini tek tek yazsam hiç sıkılmam ama merak etmeyin bugün gerçekten sağlam şaşırtıcı bir canlı var önümde… Kendisi ara ara rüyalarıma giriyor ve ben nedense varlığının verdiği ürpertici tanımlamaları yapamıyorum. Bazen kendimi ahtapot gibi hissettiğim için kimseyi de suçlayamıyorum açıkçası.

Çoğu insan tarafından “garip yapışkan şey” diye tasvir edilse de bu olağanüstü sekiz kollu sihirbaz, gezegendeki en büyüleyici hayvanlardan biri imiş. Kendisini gördüğüm bir rüya üzerine araştırıldığımda, onların neredeyse “doğaüstü” güçleriyle var olduklarını da öğrenmiş oldum. Sevimli değil, pofuduk tüylerle kaplı değil ya da büyük tatlı gözleri yok elbette hatta son derece itici geliyor yüzerken falan hani. Lezzetti tartışılmaz olunca biz ölümlülerin en sevdiği canlı haline geliyor.

Çok az insan bu hayvana hayranlık besliyor. Ama gösterilen ilgi, onların neredeyse “doğaüstü” güçleriyle orantılı olsaydı, ahtapotlar dünyanın en sevilen hayvanların olurdu.

Ne yazık ki, onun yerine deniz canavarı efsaneleri Kraken ve Lusca’ya, kurgusal kötü karakterler Ursula ve Doctor Octopus’a ilham kaynağı oldu. Şimdi ise bu ağırbaşlı ve dahi varlıklara çamur atmak yerine saygı gösterilmesini gerektiren bilgilerle sizi baş başa bırakıyorum.

Sihirbazlık yetenekleri olduğunu bilmiyordunuz tabii…
Tıpkı sihirbazlar gibi ahtapot da nesneleri duman ve aynalar kullanarak yok edebiliyor. Fakat bunu yaparken sihirbazlar gibi mekanik aletler kullanmak yerine, ahtapot bildiğimiz biyolojiyi kullanıyor. Pigment hücre ağı ve özelleşmiş kaslarını kullanarak, bir ahtapot nerdeyse anında; renkleri, şekilleri ve etrafındaki yüzeyleri birebir taklit edebiliyor. Kamuflajı o kadar ustalıkla yapılmış ki yırtıcılar yanından fark etmeden geçip gidiyor.

Ahtapotlar en havalı kaçış mekanizmasına sahipler…
Sihirbazlara eşdeğer farklı bir yeteneği de saldırganın görüşünü engelleyerek ahtapotun kaçmasına olanak sağlayan, salgıladığı mürekkep bulutu – bu özellik genelde mürekkep balıklarıyla karıştırılır, bazı türleri bu özelliğe sahiptir ve mürekkep balıkları ahtapotların en yakın akrabasıdır. Ne ilginç ben hepsinin akraba olduğunu düşündüğümü söylediğimde çok akıllı biri gülmüştü katıla katıla.
Eğer bu da yeterince havalı gelmediyse, çoğunlukla mukus ve pigment hücrelerden oluşan bu bulut, saldırganın gözlerini tahriş eden ve koku hissini körleştirerek kaçış ustasının takip edilmesini daha da zorlaştıran bir çözelti barındırıyor.

Hız ve çeviklikte muhteşemler!
Kendilerini güvende hissetmediklerinde ahtapotlar, mantolarından geriye doğru suyu ileterek kendilerini ileri itiyorlar. Bu davranış onları saatte 40 kilometre hıza çıkarıyor. Ayrıca görülmeye değer başka bir becerileri de, yumuşak vücutları sayesinde en ufak çatlaklardan ve deliklerden rahatlıkla geçebilmeleri.

Belki bu noktada çok esnek olmayabilirim ama istediğim yerden her zaman girer ve geçerim. Hele kullandığım araba gerçekten önden çekişli ve sağlam bir motor gücüne sahipse siz beni bir de trafikte görün… Şaka tabii bunlar sakın örnek almayın.

Ortalama bir Ayı’dan daha zekiler!
Aristotales ahtapot hakkında “aptal bir yaratık” tabirini kullanmasına rağmen (ölmüşün arkasından konuşulmaz ama gerisini siz tamamlayın), araştırmalar ahtapotların gelişmiş zekâya, duygulara ve hatta kişisel karakterlere sahip olduklarını gösteriyor. Kurnaz kafadanbacaklı aynı zamanda labirentlerden geçebiliyor ve hatta işbirliği yapmak istemiyorsa karşı koyabiliyor.

Problem çözüp çözümleri hatırlayabiliyor, sadece eğlence olsun diye bir şeyleri parçalarına ayırabiliyorlar. Hatta oyun olsun diye köpekler gibi atılan şeyleri alıp geri getirebiliyorlar. Su borularını yerinden çıkarabiliyor, kablo bağlantılarını kesebiliyor, laboratuvarlardan kaçabiliyor ve hatta yuvalarının etrafına deniz kabuklarını ve diğer objeleri toplayarak kale inşa ediyor ya da yuvalarının etrafına bahçe yapabiliyorlar.

Bilim insanları ahtapotların bireysel kişilikleri olduğunu düşünüyorlar. Yapılan çalışmalarda ahtapotların her birinin mizaçlarına göre, oynamak için farklı oyuncakları tercih ettikleri gözlemlenmiş.

Geniş kapsamlı beyinleri vardır!
Ahtapotların en çılgın özelliği nöronlarının kafaları yerine kollarında bulunmasıdır. Ve bu kollardan biri vücuttan koparsa, araştırmalar kopan kolun suda kendi kendine hareket edebildiği ve hatta bir besini bağımsız ağzın bulunacağı bölgeye doğru yönelttiğini gösteriyor. Tabii kol koptuktan sonra bu öyle kolay olmuyor ama gene de bağımsız olarak çalışan uzuvları aslında beyinleri.

Kaybedilen uzuvlarını yenileyebiliyorlar!
Adeta Deadpool’un yenilenebilme yeteneğine sahipmiş gibi kaybettiği bir kolunun yerine hiçbir kalıcı zarar almadan tekrar yenisini çıkarmak onun için tam bir çocuk oyuncağı. Nedense Vampirleri hatırlattı.

Tam üç adet kalbe sahipler!
Dediysem asla 3 kişiyi aynı anda sevemiyorlar :). Onu sadece biz İnsanlar yapabiliyor ah ne manidar…
Evet, tam üç adet kalbe sahipler, iki tanesi kanı solungaçlara oradan da 3 numaralı kalbe taşımakla görevliyken, 3 numaralı kalp ise diğer 2 kalpten aldığı kanı bütün vücuda pompalıyor. Ve şaşırtıcı olan şey, 3 numaralı kalbin ahtapot yüzerken durması ki bunun sebebi hızlıca yüzerek kaçmaktan çok kamufle olarak saklanmayı tercih ettiklerini açıklıyor, yüzmek bu kafadanbacaklı için yorucu bir aktivite.

Çiftleşme sırasında erkek, dişinin her zaman sağ tarafındadır!
Erkek spermleri dişinin tübüler borusuna koyar veya dişi, erkekten kollarıyla kendi alır. Spermleri aktardıktan sonra erkek hemen kaçabilirse şanslı! Çünkü çiftleşmeden sonra dişi erkeği boğarak öldürür ve yer. Erkeği her zaman sağ tarafında tutması ise henüz açıklanamamış.
Dişilerin bu agresifliğinin sebebinin bir çeşit annelik içgüdüsü gibi yumurtalarını her türlü tehdite karşı korumak amaçlı olduğu düşünülüyor. Çok şeker.

Çiftleşme döneminden sonra, erkekler hala yaşıyorsa bile birkaç hafta içinde ölür. Dişiler ise yumurtalar açılana kadar yaşamaya devam ederler. Fakat yumurtalar açılana kadar beslenmelerini durdurdukları için yavrular çıktıktan bir süre sonra açlıktan ölürler.

Dağlar kadar yaşlılar…
Hatta belki de daha yaşlı. Bilinen en yaşlı ahtapot fosili 296 milyon yıl önce Karbon Çağı zamanı yaşamış. Şu anda Chicago, ABD’de Field müzesinde sergilenmektedir. Çağımızdaki ahtapotlar gibi sekiz kola ve iki göze muhtemelen de mürekkepli kaçış mekanizmasına sahipti. Smithsonian, “Ahtapotlar karada yaşamdan çok önce, şekillerini milyonlarca yıl sonrasına gelebilmek için belirlediler” diyor. Bence çok doğru bir tez.

Neredeyse tüm ahtapotlar zehirlidir. Mavi Halkalı bu ahtapot ise (Haoalochlaena lunulata) dünyadaki en zehirli ahtapottur. Bir ısırıkta sizi öldürebilir. Herhangi bir panzehri henüz yok.

Ahtapotlar gruplar halinde yaşamazlar. Bu nedenle her biri, çevik davranışlarıyla av olmaktan kaçarak türlerini kontrol altında tutarlar. Bu nedenle süper avcılar olarak bilinirler. Zeki olmalarının temelinde de tek başına yaşam sürdürebilmenin zorlukları yatıyor olabilir.
Derin denizlerde hayatta kalabilmek için, kanlarında oksijen taşıyan solunum pigmenti olarak hemosiyanin bulunur. Hemosiyanin yapısında bakır içerir ve oksijenle birleştiğinde mavi renkte görünür. Bu sistem asitlik-bazlık değişimlerine karşı çok hassastır, eğer ortam asidik olursa ahtapotlar yeterince oksijen alamaz. Bu nedenle iklim değişikliğine bağlı olarak okyanusların yavaş yavaş asidik hale gelmesiyle buradaki canlılara ne olacağı hala tartışma konusu.

Dünya denizlerinde çeşitli büyüklük ve özellikte 50’den fazla ahtapot çeşidi vardır. Mavi olanı görünce sakın sevmeyin ok 😉

Genel olarak kendilerinden büyük hayvanlardan korkan ve insanlardan olabildiğince uzak durmaya çalışan, parlak veya ses çıkaran bir obje gördüklerinde meraklarını dizginleyemeyen bu muhteşem canlılar, sadece Ege ve Akdeniz sofrasında bir meze olarak görülmekten çok daha fazlasını hak ediyorlar.

Evrimin yıllardır nerdeyse hiç uğramadığı ahtapotlar, zekâlarıyla birçok insanı kendine hayran bırakabilme yeteneğine sahip muazzam bir canlı.

 

Sevgilerimle,
Merve♥

 

Çok gülerek alıntı yapıyorum yazanında mizah duygusu kadar beklentilerinin geniş olmamasını umuyorum :).

Ekşi Sözlük/ Scarletsage: Her işe el atan, bir sürü meziyeti olan insanlara verdiğim isim.
Ekşi Sözlük/Islak köpek: Gittiği yer neresi olursa olsun fark etmeden, tanıdığı tanımadığı sağda solda gördüğü herkese hemen bir kol atan, bunlar hatunsa bele sarılmak ya da omzundan tutmakla da yetinmeyip, enseden yakalayıp kulağa baskı uygulamak suretiyle kol hareketlerinde bulunan ve aynı anda kaç kişiye kolunu attığını takip edemediğimiz insanlara verdiğimiz isim.Ekşi Sözlük/Olmayana yergi: İspanyolların İtalyan erkeklerine taktığı isim.
Hepsi de çok iyi yorumlar…

 

Kısa kısa…
Kraken: iskandinav mitolojisin ’de bir karakter. Kendisi dev bir mürekkep balığıdır. Gemileri kollarıyla sarıp dibe çekecek kadar güçlüdür.
Lusca: Karayiplilerin efsanevi deniz canavarıdır.
Aristotales: Aristoteles ya da kısaca Aristo Antik Yunan filozof. Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılır. Fizik, gökbilim, ilk felsefe, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir.
Smithsonian: Smithsonian Enstitüsü, ABD hükümeti tarafından yönetilen bir müze ve araştırma merkezi öbeğidir. 1846 yılında “bilgiyi artırmak ve yaymak” amacıyla kurulmuştur. Washington, DC’deki merkezinde 137 milyon nesne bulunmaktadır.

Kaynaklar

https://onedio.com/haber/ahtapotlar-hakkinda-muhtemelen-ilk-kez-duyacaginiz-15-enteresan-bilgi-715746

DANİMARKA HEEYY GİDEN VAR MI?

Kısa kısa…
Bilmiyorsanız eğer; Danimarka Kuzey Avrupa’nın İskandinav yarım adasında ki en minnoş Ülke :).
Öyle minnoş dediğime bakmayın 443 adaya sahip bir ülke Danimarka. 5 idari bölge ve bu bölgeler 98 farklı belediyeye bağlı. Başkent Kopenhag’dır.

Yılbaşı arifesinde gidilebilecek yerler listemde de vardı hatta okuyanlar bilir. Jutland, Arhus, Billund ve Charlottenlund başlıca şehirleri. Avrupa’nın en modern ve insan haklarına duyarlı ülkelerinden biri ayrıca. Sanki masallardan kafanızda kalan rengârenk evleri, kalabalık sokakları, lezzetli yemekleri, tarihi eserleri ve göz alıcı mağazalarıyla İskandinavya’nın en akılda kalan yerlerinden. Deniz ve okyanus karışımı iklimi de ayrı bir hava yaratıyor diyebiliriz. Fazla yağmurlu olan bir lokasyon olduğu için şemsiyesiz ya da yağmura dayanaklı giysileriniz olmadan gitmeyin derim. Bu ülkede ki en ilginç özelliklerden biri de 300’den fazla kuş türü bulunuyormuş hani doğa falan seviyor ve fotoğraflarla dönmek istiyorsanız diye dedim ancak ben deneyimleyemedim o ayrı…

Neyse hani Danimarka demişken Vikinglerden bahsetmemek olur mu hiç… Olmaz elbet.! Aslında yazımı yazma kastım Vikingler desem daha doğru sanki. Vikinglere ayıp ettik ediyorum ve konuya giriyorum.

Bildiğimiz standart yazılı bilgilere göre; Vikingler,8. yüzyıl ile 11. yüzyıl arasında, İskandinavya kıyılarında, Britanya adalarında ve Avrupa’nın kuzey kesimlerinde hüküm sürmüş olan savaşçı bir halktır. Viking kelimesi, İskandinav dillerinde, bu kuzeyli savaşçılara verilen isimdir. Aslında bir halktan ziyade bir kültürü temsilen kullanılır. O devirdeki Viking halkına, İskandinavca da kuzeyli anlamına gelen Nors denir.

Peki, biz ne biliyoruz?
1-Kafasında boynuzlu miğferleri olan şişman ve göbekli adamlar.
2-Saldırgan hatta bir o kadar da vahşi olan bir halk üstelik kadınlı erkekli…
3-Masumları öldüren, işkenceler yapan üstelik ölülere bile tecavüz eden bir halk…

E normal bizim küçüklük yıllarında ki edindiğimiz dünya tarihi bilgisine bakarsak bunları bilmiyoruz tabii ki. Ama suçu şu an müfredata atarsak işin içinden çıkamayız. Konu tabii ki sadece eğitim sisteminde ki sağlam edinilmemiş boşlukları dolduran bilgiler değil. Tarihte bakmayın aslında biraz kaleme alındığında zevk işidir. Normal yani kıyafet gibi altını üstüne mutlaka kombin etmen gerek ki sevdiresin, baktırasın. Hal böyleyken gelelim bugüne şimdilerde seri olarak dizisi bile çekiliyor hatta izleyenler bilirler. Hadi diyelim orada görsel kurguların da yer alması lazım ki izlensin, beğeni toplasın ama tarihe de haksızlık etmemek gerek diye düşünüyorum. Ve eğer yazımı okuyup ta bu cümleleri ukala bulacak benden çok daha bilgili insanlar varsa da onlardan da sürçü lisan ediyorsam baştan özür dilerim…
En azından ben şunu söyleyebilirim ki bir gün bile şöylesine bir ev ödevi aldığımı hiç hatırlamıyorum. Kızım sen git haftaya bana Vikingler kimmiş git araştır öğren gel diye hiçbir zaman ödev almadım ne yalan söyleyeyim. Üstelik bizim zamanımızda google falan yok ansiklopedi var böyle mis gibi ağır ağır alfabe alfabe… şanslıydık bakmayın şu an her şey çok kolay çocuklarımız imkanlar dahilinde harika bir kolay düzene doğuyor büyüyor tabii bu ilerisi için nasıl bir kültürel farklılık yaratır onu da artık anne babalar düşünmeli.

Neyse ben Vikinglerime döneyim…
Aslında bu Vikingler sizin bildiğiniz haydut, kavgacı falan değil aralarında taa o zamanlar bile vejeteryan olanlar varmış. El sanatları konusunda ciddi usta olan bu halk öğretmeye ve eğitime çok önem verirmiş…



Hatta Üniversite bile kurmuşlar… Aslında o boynuzlu koca koca miğferleri bile hiç takmadan ölüp gittiler. Sadece neden olduğu bilinmez ama sanırım sanatsal ve kültürlerine ait bir ikon olarak kalsın diye düşünüyorum bu miğferlere ciddi sempati duymuşlar o kadar.
Vikinglerin sadece yağma ile geçinen sıradan barbarlar olmadığı, keşfettikleri topraklar üzerinde yeni koloniler kurup çiftçilik yaptıkları ve ganimeti sadece sınırlı olarak gelir kapısı olarak kullandıkları da diğer bilgiler arasında.

Bir diğer sevdiğim Viking bilinmeyeni…
Kuzey halklarının tanrılarından olan Skaði ile Ullr çoğunlukla kışla ve dağcılıkla ilişkilendirilmektedir. Skaði’nin Batılarının “skiing” dediği karda kayma sporunu insanlara armağan ettiği düşünülmektedir. Vikinglerin altı bin yıl kadar önce bu sporu, bugün Rusya olarak bilinen topraklardaki kolonilerinde icat edildiği düşünülmektedir.

Sarı saçlarımdan Vikingler suçluymuş meğersem…
Vikinglerin hijyeninden bahsetmiştik. Siyasal konum ve askeri yetenek göstergesi olan saç bakımı Vikingler için çok önemliydi. Özellikle Vikingler için sarışın olmak bir güç göstergesiydi. Bu yüzden esmerlerin saçlarını boyamak ya da çeşitli etmenler kullanarak açmak yoluna başvurmuşlardır. Bu anlamda da saç rengini açmak konusunda da Vikinglerin tarihi öncülükleri teslim edilmelidir.
Yani öyle filmin sonunda ki kocaman devasa ahtapota yem edilen bir kurbanları oldu mu ya da öyle bir ahtapotu hiç oldu mu bunları bilemeyiz elbet bunlar sadece kurgudur…

Bence Vikinglere biraz ayıp ediyoruz.. Hatta ettik bile. Tamam adamlar bundan yüz yıllarca önce yaşamışlar ama onlarında bir google babası vardı elbet haa o da el yalatıyor muydu inanın bilmiyorum 🙂 Ama bugün hala bu işlerle uğraşan insanlarında var olduğunu düşününce aslında Tarih Tekerrürden ibarettir lafı da hiç yanlış gelmiyor.

Sadece Danimarka’ya gidecek ya da hala kültürel olarak bu gibi şeylerin düşünen insanlar varsa sanırım bu yazı size iyi gelecektir.

Sevgilerimle,
Merve♥

 

 

Buraya bir göz atın derim 🙂
http://arkeofili.com/ingilterede-viking-ordusuna-ait-devasa-kamp-ortaya-cikarildi/