Yazılar

%1 İhtimal…

Yerde bulunan her paranın şans getirmediği açık. Şans getiren tek hayvan tabii ki tavşan değil, 4 yapraklı yonca da… Peki, senin şansın ya yine sensen?

Bunu bir düşün…

Ya bütün gökyüzü sen isen… Ve bildiğin her şey senin nefesinle başladıysa o zaman hayatta her şey %1…
Geri kalanı sensin…

%1, Pozitif tam sayılı en küçük yüzdedir. Ve ne kadar da manidardır.
Bunu da bir düşün…

Bir zamanlar gökyüzünde irtifamı düşündüğüm zamanlardı. Aşağı bakınca her şeyin ne denli küçük olduğunu görebilme şansı sadece yerden yükselen bedene değil aynı anda da aklıma da düşmüştü… İşte bunun ne denli anlam kazanacağını bilmeden kendi kendime bu soruyu sormuştum ya her şey bizimle başlıyorsa… Ya bütün gökyüzü bizsek…

Neden o zaman bize bir şeylerin şans getireceğine inanıp duruyoruz ki? Biz önce kendimizin ve sonra bir şekilde dâhil olduğumuz başkalarının hayatlarının şansıyız. Böyle bakınca %1 çokta kötü durmuyor. Yani hayatta her şey %1. Geri kalanı mutlak suretle özgürlük ve sen.

Bunları bana yazdırtan her şeyin sıfırla başlaması olsa gerek. O yüzden bırakalım bizi donatan maddeyi ve var olduğumuz noktaya hep yakın olalım. Kendini ne kadar yakınında tutarsan etrafını da o kadar iyi gözlemlersin. Ne zaman ruh bedenden ayrılmadan önce yıllarca yaşadığı bedene yabancı kalır o zaman sen de başkalaşırsın. Sadece sen sen ol ve başkalaşma. Değişim denen şey sadece bedenin yaşlanması ama ruhsal boyutta hiçbir duygu ve öz yaşlanmaz. Sabit kalır sadece dünden değer kazanır. Sanırım ben en çok ben olmayı sevdiğimden hiçbir zaman başka bir hayatın ışığına bürünmek istemedim. Ve o yüzden ben ben olmayı seçtiğim için, günün adamı olmaktansa kendimin gününün insanı oldum.

İnsan yeter ki istesin o %1 ihtimalle bile neler yapar bir düşünün…

Hayat sadece bütüne sahip olmaktan değil, bütünden geriye kalanı olumsuz arzulara çevirmemekten ibaret aslında. Ne zaman bunun farkına varıyorsun, o zaman gelişimizin ve dönüşümüzün içinde geçirdiğimiz yolculukta bize eşlik edenlerinde %1 ihtimal olduğunu öğreniyorsun.
Kimseyi kırmayın bunu yürekten söylüyorum. Kimseyi incitmeyin. Hayat böylesine kolay harcanacak kadar uzun değil. Anlık hırslar ve olumsuz arzularınızın esiri olmadığınız gün empati seviyeniz yükselir, arzuladığınız ve olmak istediğiniz her yere gidersiniz. Öyle şans ya da mucizelerin de sadece size eşlik ettiğini anlamış olursunuz.

Bugün değil her gün şanslıyız bir gün değil her gün şanstan uzak kalabiliriz. Bırakın bunlar sadece size eşlik etsin. Siz gene 4 yapraklı yoncaya inanın, gene uğurunuzu yanınızdan eksik etmeyin. Ama hayatın içinde birer kitap sayfası olduğumuz gerçeğini de unutmayalım.
Bugün Dünya Barış günü ayrıca… Kendinizle barışın, diğerlerini de affedin.

Teknolojinin hızla geliştiği ve bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı günümüzde, insanlar için barışın temini daha çok önem kazandı. Bir taraftan da yıkıcılığın hızı desek sanırım çokta abartmış olmam. Tüm dünyada şiddet ve terör olaylarına karşı eş zamanlı olarak sesler ve tepkiler yükselirken, barış ve dostluk ortamı insanların özlemini çektiği öncelikli unsur olarak kendini gösteriyor. Buna en büyük tehdit öncelikli olarak teknoloji çağının giderek kötüye kullanımını ve şiddete eğilimini arttırsa da halen insanlığın ölmediğine de inanıyorum.

Önce hayatınızda ki en büyük iyiliğiniz kendinize olsun ve sonra kendi canınızı yakacak bir unsurun başka bir hayatı da bu denli yakabileceğine ön görünüzü odaklayın. Belki daha kolay olur bilemezsiniz yarın için çok geç olmadan önce kendi şansınız olun ve başka hayatlara da ışık olun. Her şey kendini çok sevmekle başlar.

Sevgilerimle,

Merve♥

 

Kısa Kısa…

Dünya Barış Günü

1 Eylül, İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı tarihtir. 1 Eylül 1939’da Almanya Polonya’yı işgal etmişti. İkinci, Dünya Savaş’ında Nazi Almanya’sını binlerce insanını kaybetme bahasına yenilgiye uğratan Sovyetler Birliği ile müttefikleri bu günü Barış Günü ilan etmekle, 1 Eylül’ü dünyanın en vahşi savaşlarından biri olan İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı gün olmaktan da çıkarmış oldular. Bu güne yapılan en büyük iyilik budur.

Theory of knowledge öğretmeninden alıntı: “Doğada ihtimaller yoktur, bir olay ya gerçekleşir, ya da gerçekleşmez. İhtimaller, olayların var olma potansiyelinin değil, insanın ne kadar emin olamadığının ölçüsüdür.”

 

 

#besurpised
#beloved
#beisnpired
#bemoment
#beyou
#beme

Merhaba,

Öncelikle harika bir hafta diliyorum herkese…

Neden? ‘Diksiyonsuz Silikonlar’ …
Biraz tatlı biraz sert olsun 2.yazım…

Malum televizyon kanallarında eğlence konseptli yemek, dedikodu, moda yarışmaları vs. gibi programlar var.

Hele hava soğuk ve evden çıkma zorunluluğu yoksa insanın bu ayrı bir lüks olsa gerek neyse orası benim olsun 🙂 Hak ettim diyelim…

Uzun senelerdir televizyon ile bir ilgim olamadığından ancak gündemi takip etmek adına haber ve yayın organlarını takip ederdim halen de değişmiş bir şey yok gerçi ancak son bir kaç aydır zaman bulabildiğimden hem de stabil hayat özlemimden sabah programları, öğlen kuşağı vs. artık neresine denk geliyorsam takip etmeye başladım.

Sabah haberleri dışında kahvem bitmiyor gerçi ama olsun bu da güzel arada yaşamak lazım… Bu arada Anneannem haberlere ‘ajans’ der di:)

Her neyse…

Yaş +18 ile başlayan güzel güzel kızlarımız bir yarışma programında genel haliyle yarışma konseptinden uzak, arka mahalle tartışmalarına giriyorlar. Ama nasıl korkunçlar hani konuşmasalar güzel olabilecek olanları da var ama ah bir konuşmaya başlamasalar!!!!! İzledikçe sinirimden gülüyorum sonra alışkanlık yaratıyor falan. İster istemez kendine hem uzak hem yakın karakteri seçiyorsun. Işınsu’cu veya Derinsu’cu olabiliyorsunuz istemeden 🙂

Korkunç bir diksiyon, korkunç bir Türkçe …!

Üzücü olması bir yana bunun tamamen reyting ve ün amaçlı kendini rezil etme operasyonu olduğunu düşünüyorum.

Bir genç kadın kendine neden bunu yapar orasını da zaten hiç anlamıyorum… Gençlik olsa gerek herhâlde sanki ben 88.5 yaşındayım 🙂

Tamam belki bugün ün ve popülarite için belli kalıplara girip saçmalamak gerekiyor ve buna kolay yoldan basamakları atlayanlar örnek oldu zaten ama başarılıları da var hak yememek lazım. Ama o ağzını açtığı an yüksek oktavlı operet tonlamayla konuşan kızları gerçekten çok itici buluyorum. Ve yeni jenerasyon korkunç bir dil konuşuyor. Vurgulamalar, uzatılan kelimeler, yeni türeyen aslında hiç olmayan kelimeler, argo ve avam bir dil konuşuyorlar. Zamanla düzelir cinsten olmadıklarına da emin oluyorsun zaten. İnsan bu tiplerle konuşamıyor hatta anlayamıyorsunuz:)

Üniversite yıllarımda sevgili Aytaç Kardüz’den Diksiyon dersi almıştım hatta o zamanlar kendisi de bana bizim jenerasyon için aynı şeyleri söylemişti. Eminim o günleri bile özlüyordur artık.

Fhttp://urlaegemenhaber.com/unlu-spiker-artik-urladan-bildiriyor/

Buradan kendisinin biyografisine ulaşabilirsiniz…

Kötü olayları arka arkaya yaşadığımız bugünlerde bari dilimize sahip çıkalım, yakında yeni bir dil konuşabiliriz çünkü…

Kendinize iyi bakın…