Yazılar

Değerin, sahtesi de gerçeği de kara bahtın fırtınalarında belli olur.
William Shakespeare

Değerin sahtesi olur mu derseniz öyle bir olur ki siz bile neye uğradığınıza şaşarsınız!
Gerçeğine rastlarsanız da kendinizi şanslı saymanız gerek. Bugünün insanların da çok az rastlanan hatta ve hatta nesli tükenmiş özellik diye düşündüğüm durum.

Birinin gözünde çok değerli olmak sadece onun size verdiği kıymet ile ilgiliyken, buna orantılı da kendi içsel dünyasının ne denli zengin olup olmadığı ile alakalıdır.

İnsan olmanın gereğidir.

Önce kendi değerini bilmektir ve buradan yola çıkarak karşınızdakinin sizin yerinizde olsa deyimi ile “empati” kurabilmenin en temel kuralıdır.

Değer derdine düşmemek lazım sözün özü. İnsan önce kendi değerini bilmeli sonrası zaten gelir. Tersini düşünüyorsa da buna karşılık kişiler ve olaylar önünüze çıkar. Hayat böyledir ne ekersen onu biçersin diye boşuna dememişler. O yüzden uzmanlar ısrarla çocukların mutlu ve huzurlu bir ortamda büyümesinin ne denli önemli olduğunu söylüyorlar. Mutluluk duygusunun buram buram koktuğu bir yuvadan asla kendini değersiz hisseden bir çocuk çıkmaz.

Eğer ki huzursuz ve kaos yaşanan bir ortama çiçek bile bıraksanız iki gün sonra ölür. Enerji meselesi.
Bizler genellikle başımıza gelen ve kötü diye yorumladığımız olayları kadere bağlarız. Aslında hiç ilgisi yok ve tamamen bunlar kurgusal desem.?

Yani insan neye inanıyorsa ona yoğunlaştıkça onu içinde büyütüyor ve günün birinde beklenmedik olaylar silsilesine şahit olmaya başlayınca yaptığı şeyin meyvelerini almaya başlıyor. Ve bu maalesef her şey için geçerli.

Kaçınılmaz olayları yaratan biziz. Korkularımız ve endişelerimiz öyle güçlü sinyaller yayıyor ki bunun hormonel kısmını katmıyorum bile. Sonunda da bir şekilde bomba patlıyor. O yüzden korkuyu ve endişeyi yaratan çukuru çok iyi bulmak lazım. Çünkü ilk fırsatta oraya beton dökmezseniz hayat boyu maalesef karşınıza çıkacak olan konular ve başlıkları şu andan itibaren bellidir.

O kadar ki insan her şeyi zihni ile yönetecek donanıma sahip. Bir önceki yazımda bir ahtapotun özelliklerinden bahsettim. Şehir efsanesine inanmayın. İnsanlar beyinlerinin neredeyse %100’ünü kullanıyor. Üzgünüm ama bilimin söylediği gerçek bu. İnsan beyni oldukça fazla enerji üretir. Uyuyan bir beyin 25 watt’lık bir ampulü çalıştırabilir güçte. Yani neye odaklanırsak öylesine güçlü bir enerji alanı yaratırız ve bu alanı da verimli/verimsiz kullanmak gene bize kalmış demektir.

Değer arayışına girmeyecek ve değer değil, değer aralığı vereceksiniz. Ama önce kendinize değer vereceksiniz. Çünkü bu en insani tavrı kendinize göstermezseniz, başkalarından da beklentileriniz o derece artar ya da azalır. Az beklenti de olmak demeyelim de beklenti hakkınızın bile elinizden alınmış olması durumudur bu. Ve maalesef gene sözü öz benliğe çevirince, kendi varlığım dışında ki hiçbir canlıyı sorumlu tutamam.

Kaçınılmaz olan elbet olur, olacaktır da. O yüzden kelime anlamı ile “kaçma” kısmında “kaçırmadan” bunu kontrol edebilirsiniz.
Herkes yaşadığı hayatı nasıl sergilediği ile kendisinden sorumludur. Ve başka insanların sorunlarını benimsemeden önce bunun size son derece zarar vereceğini bir düşünün derim. Herkes birer bireydir hayatta. İkiz doğan çocuklar bile. Farklıyız birbirimizden ve farklı senaryoların içine doğuyoruz. Böyle düşündüğünde insan çok az kişiyle ortak nokta bulabiliyor. O yüzden hayatımızın kemik yapısını tamamlayan, benim hep kemikleşmiş diye tabir ettiğim yabancı insanlar az sayıda kalıyor. Çünkü insan yaş aldıkça çevresinin de steril olmasına özen gösterir hale geliyor ki bu çok normal. Fazla kalabalık hayatlardan gelenler özellikle bu bahsettiğim duruma uygun. Böyle olunca birden fazla insanın hayat enerjisini de içinize almamış oluyorsunuz ki bir kişinin ki bile oldukça fazla. Benim vurguladığım en özel ve hassas nokta partnerler. O yüzden hayatınızın merkezi haline getirdiğiniz insanların size değer vermesini değil de sizin kendinize ne kadar değer verdiğinizi görerek sizi sevmesini sağlayabilirsiniz ki bu zaten kendiliğinden olur. O zaman kimsenin hayatında ki bir yükü üstlenmek yerine onun sizin alanınıza ne kadar dâhil olabileceğini görmesini sağlarsınız.

Bence beyninizin %10luk kısmını değil de, yanına bir 0 daha ekleyip %100’ünü kullandığınızı bir kez daha hatırlayın. O zaman düşünce gücünüzün gerçekten de bu başlık kadar kaçınılmaz bir gerçek olduğunu benimsersiniz.

Her şey kendini çok sevmekle başlar.

Her sabah uyandığınız da aynaya baktığınız da ben çok güzelim deseniz ölmezsiniz hem cinslerim. Karşı cinslerim için espri yapardım ama çoğunluğa haksızlık etmek istemiyorum.

Sonuçta bir önce ki yazım #ahtapot konusundaydı ve istemeden size güzelim hayvancığı yere yere onun kadar aklınızı kullanamıyorsunuz diyemiyorum 🙂 çünkü buna bende dâhilim.

Kendinizi çok sevin! Mümkünse başkalarına da bulaştırın.

Gülümseyişinizi hak etmeyen insanlara da bulaştırın demiyorum, bulaştırsanız da bir yol olmaz diyorum 🙂 çok sevdiğim bir atasözü var ancak yazamıyorum. Güzel gülümsemeniz eksik olmasın, kimse sizin değerinizden fazla değil ve tabii ki az da değil ama her koyun kendi bacağından asılır. Sizin için siz önemli olun gerisi zaten mis gibi yolunu bulur.

Sevgilerimle,
Merve♥

Unutmadan şunu da eklesem iyi olur; unutmayın gün olur en sevdiğiniz t-shirt bile toz bezi oluyor. Yani…♥
#söyleyeceklerimbukadar

“Sen Sevdiğim Birine Benziyorsun”

Oturuyordum öylesine karanlıktı gökyüzü…
Duygularıma şahit yıldızlar bile küsmüştü sanki bana.
Ne derdimi anlatacak biri vardı, ne de kollarında huzur bulacak kocaman bir yürek…
Şimdiden çok yalnızlaşmıştı gelecek yıllar.
Ama birine benzemek güzeldi.
Benzetilmenin alt yazıları vardı.
Güzel olan yansımaydı.
Ve o bunun ne anlama geldiğini bilmeden “yalan” söylüyordu.

♥♥♥

Karşınızda ki kişinin yalan söylediğini bildiğiniz halde saatlerce onu dinlediğiniz oldu mu hiç ? Hem de seve seve, fazlaca feda ede ede…
Onun kurduğu tatlı cümlelerin hüznü ve neşesi bir an olsun sizin içinde gerçek olmadı mı? Ne kadar fazla duygu yükünü sırtında taşıdığını yalanlarıyla bile olsa böylesine açık eder miydi? Senin de onun kadar “sevdiği birine benzediğini” bilse…
Eder di! Düşünmeden ederdi. Çünkü o hep sevdiği birine benzetmeyi seçmişti.
Biliyordum aslında hem de çok iyi biliyordum, ben dersime çok iyi çalışmıştım hâlbuki.
Sadece beni hazırlıksız yakaladığını düşündüğü için kendi akıl oyunlarına, beni de dâhil etmek istemişti. Aslında o kocaman bir çocuktu. Yıllar ona hain davranmıştı sadece. Aslında o hep çocuktu ve bir masumu sevgiyle, içtenlikle en samimi hali ile oynuyordu.
♥♥♥

İşte tam da o sırada biri geldi ve dedi ki “sen sevdiğim birine benziyorsun”.

Duymak isteyeceğim son cümle dizeleriydi.
Ben kimseye benzemek istemezdim çünkü gerçek olan “ben” idim. Benzeşmek sadece ten ve suretten ibaretti.
♥♥♥
Aşk ise konu çoktandır inceldiği yerden kopmuştu. Buna körü körüne inananlar “aşk” kelimesini 101 adet gülle tanımlıyor ve çok değerli taşlarla süslüyorlardı.

♥♥♥

İnanılacak duygular yerini sadece kırgınlıklara bırakmıştı.
Henüz yürümeyi yeni öğrenmiş bir bebek için “sevdiği birine benzetilmek” sadece bir kırgın yüreğe daha “hoş geldin” demekti.

♥♥♥

Kelimeler bazen öylesine akar yürekten ve bir yerlere oturur. Sonra geçer karşına “hadi beni buradan izle”  der.
Baktığın mı gördüğündür, yoksa gördüğünden ötesi mi vardır? Mesele görmek midir yoksa görmeyi bir meziyet olarak bilmek midir?
Çok okuyan misali felsefeye kafaya yoranları iyi anlarım. Azdan çok deli olanları severim bende onları sevdiklerime benzetirim. Sevdiklerim hep yansımalarımdır. Onlar benim bütünüm, inandıklarım ve bana bu hayatı şükrederek yaşamayı öğretenlerdir.

♥♥♥

Çünkü felsefe kendi başına bile bilgelik konusu. Neye inandığının çok fazla önemi olmaz. En önemli çıta ne kadar derin olduğundur. Sen bir insan formu olarak dünyada isen ağırlığın kadar suyun içindesindir. Ya batarsın, ya çıkarsın. Ondandır ayağının yere değmediği sularda yüzme der bir bilenler.

♥♥♥

İnsan kendi içine döndüğünde ne bilgelik kalıyor ne de hatırı sayılır hayat dersleri… Sadece o “an” var olabiliyor. İmkânlar baktığında oldukça cömert ama bir o kadar da kısıtlı kendi içinde. Senin kabın ne alırsa aslında sen o kadarsın.!

♥♥♥

Seni sevdiği birine benzeten mi gerçek, yoksa sevilen kişiye benzeyen sen mi? İşte tam da bu nokta da “gerçek” olmak ne kadar mühim bir algı insan benliğinde.

♥♥♥

Neyi ne amaçla yapıyorsan ve bu tarifin içinde sevgi varsa karşılığı illa ki gerçek olacak. Bize öğretilen bu. İstemesek bile zamanla bunu beynimizin en ince yerlerine öyle bir kaydediyoruz ki, gerçek olan geldiğinde bunu bile göremez hale geliyoruz.
Siz belki bu kadar uzun girizgâhlara alışık olmayabilirsiniz ve hatta size sıkıcı bile gelebilir. Ama insan gerçek ile yaşadığı an kavramı arasında sıkışmış bir beden dili aslında. Tam olarak insan, kendi merkezini keşfettiği anlarını bazen trajediye dönüştüren, bazen de akışta kalarak sonuca huzurla ulaşan en güzel tanımlanan canlı aslında.

“Yalanın faydası bir kere içindir, gerçeğin ise sonsuzdur.”
Denis Diderot

Kendisi Fransız yazar ve filozof. Aydınlanma Çağı’nın en önemli kişiliklerinden biri. Toplumu eğitmek ve geliştirmek için tasarlanan ünlü Ansiklopedi’nin baş editörüydü. E dile kolay böylesine derin düşünce anca böyle birinden çıkar dedirtiyor.

Tekrar ediyorum…

♥♥♥

“Sen Sevdiğim Birine Benziyorsun” dedi…
Bizler bunu gündelik hayatta sıkça yapıyoruz çünkü yalana dayanmak en kolay yol zihin içinde. Ancak bunun sadece bir kere olabileceğinin matematiğine çok fazla itimat etmediğimizden bunu birden fazla kere yapabiliyoruz. Gerçekler sonsuzdur. Ama sevdiğiniz insanları soktuğunuz kılıklar sadece bir “an” içindir. Bunu ikinci kere tekrarladığınızda asla aynı tadı vermez. Bir kere deneyimlenmiştir ve kişide de aynı hazzı vermez. Sadece kılıklar ve suretler değişir. Siz aynı kalırsınız. Kendinize söylediğiniz en güzel yalan bile sadece bir kez tat verir ve devamı sonsuz mutsuzluğa sürükler sizi.

Duygularınıza şahitlik eden yıldızlar bile küser sonra ne derdinizi anlatacak biri kalır ne de kollarında huzur bulacak kocaman bir yürek…
Yani başa döner durursunuz.

♥♥♥

Yalanların ne kadar bulaşıcı olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Bazen en iyi bildiğiniz yalan bile öyle tatlı gelir ki inanmamak içten değildir. İnanmak ister yürek öylesine saf ve derinden… Seni sevdiği birine benzeten kişiyi Tanrı bile ilan edebilirsin gözünde. Ama “öz” o kadar da iyimser değildir. Acımasızdır ve sana bunu mutlaka tekrar hatırlatacaktır. O gün öğrendiğin sözlük anlamında karşılığını bulan “şeytan” ya da “iblis” bile olabilir o kişi.

Önemli olan vurgu sana ne söylendiği değil senin neye inanmak istediğindir. Çünkü yalanlar hep güzeldir.
Gün içinde “tatlı yalan” adı altında bile onlarca kurgu üzerine ilişkiler devam eder gider. Ancak işin içine “yalan” girdi mi işte orada yoldan geri dönmek oldukça zor ve zahmetlidir. Artık bir kişiden çok, birçok kişi olmuş olursunuz ve de gerçek ile yüzleşmektense ondan kaçmak daha kolay yol olur. En ucuz bilet misali…

Eiffel kulesinden nefret eden şair Guy de Maupassant ,
“Yeryüzünde, insanların sayısı kadar gerçek vardır.” der.

İstatistik olarak haklı çıkması mümkün olsa da bunun ne derece derinden gelmiş bir cümle olabileceğini ancak insan kendi özüne baktığında yani yüzleşme başladığında anlayacaktır. Kendisinin bile katlanamadığı gerçekler dizisine bakıldığında, en çokta kendine düşman olmuş kişi olarak tarihe geçmiştir. Burjuvazi bir yazardır ancak bir gece yarısı başına silahı dayadığında içindeki kurşunların çıkarıldığını görünce sinirlenip yere fırlatıyor. Fakat pes etmiyor, ölmeye kararlı olduğu için masanın üzerinde duran çelik kamayı şah damarına saplamaya çalışıyor ama sadece boğazını yaralıyor. Bunun üstüne, atlamak için pencereye koşuyor ama kapalı panjurlarla karşılaşıyor, panjurları sarsarak açmaya çalışırken odaya girenler onu yatağına yatırıyor. Yüzü kan revan içindeyken uşağına sesleniyor: “Bak ne yaptım… Boğazımı kestim. İşte bu delilik demek…” bu olaydan sonra bir kliniğe yatırılıyor. Artan delilikleri 6 Temmuz 1893 sabahı şiddetli bir krizden sonra gelen ölümle son buluyor.

♥♥♥

Beyninin içinde ki “kanayan bir yara” dediği ıstıraplar dinmiş midir öldüğünde, bilinmez. Ama bana yeterince Orhan Pamuk esintisi verdiğinden burada onunda cümlelerine yer vermek istedim.

Aşk üzerine yazılan milyarlarca söz ve şiirden çok, yeryüzünde ki insanların kalp atışına baktığınızda belki hiçbir şey göremezsiniz. Ama gerçek olan hep aynı kalır ve “gerçek” değişmez. İçinde yaşadığımız düzen değişmez, değişmeyebilir. Alışkanlıklar birden çok takıntılı yaşam tarzı haline dönmüş olabilir kendi içinizde ama asla unutmayın ki insan denilen varlık eninde sonunda beyninin hükmettiği tüm duygulara rest çekecektir. Bunu bir mutlu son veya trajedi olarak kayda geçirmek senin elinde.

Evet, sen sevdiğim birine benziyorsun… Hem de çok!
“O” ‘nu çok fazla andırıyorsun. Elimde değil mutlak benzerlikleriniz var ve ben inşaların çift yaratılmış olduklarına değil, bir bütün olabileceklerine inanıyorum. Geleceğe inanıyorum ve beni dinlemeden yargılıyorlar.
Bilmiyorlar, yapay zekaya inanıyorlar ve daha kötüsü sonumuzun geldiğine inanıyorlar.

Ben kâhin değilim.
Ve bunun sadece bir başlangıç olduğunu hissediyorum.  Çift yaratılmak sadece suret benzerliği. Ve biz bunu istersek kalemle bile çizecek yeteneklere sahibiz. Çünkü ben sevgiyim ve nereye gidersem gideyim sevgimle ve beni ben yapan tüm varlığımla gideceğim… Topraktan geldiysem toprağa, ışıktan geldiysem ışığa ama her ne şekilde olursa olsun dönüşeceğim o muhteşem sevgi enerjisine inanarak söylüyorum sana bunları. Sen sevdiğim birine benziyorsun… Ve o aslında benim!
Sen de bensin!

♥♥♥

“Our memory is a more perfect world than the universe: it gives back life to those who no longer exist.”
― Guy de Maupassant

♥♥♥

“There is only one good thing in life, and that is love.”
― Guy de Maupassant, The Complete Short Stories of de Maupassant

♥♥♥

“Everything is false, everything is possible, everything is doubtful.”
― Guy de Maupassant, Complete Works

♥♥♥

“Love means the body, the soul, the life, the entire being. We feel love as we feel the warmth of our blood, we breathe love as we breathe air, we hold it in ourselves as we hold our thoughts. Nothing more exists for us.”
― Guy de Maupassant

♥♥♥

“cette oppression douloureuse, ce malaise de l’ame que laisse en nous lé chagrin sur lequel on a dormi. Il semble que lé malheur, dont lé choc nous a seulement heurte la veille, se soit glisse, durant nôtre repos, dans nôtre chair elle-meme, qu’il meurtrit et fatigue comme une fièvre.
هذا الضيق المؤلم، إنزعاج الروح الذي ننام عليه يترك فينا الأسى. ويبدو أن صدمة التعاسة التي ضربتنا بالأمس تنزلق خلال راحتنا، في لحمنا نفسه فتُمرض وتًتعب كالحمى.”
― Guy de Maupassant, Pierre et Jean

♥♥♥

Biz hepimiz birbirimizin muhteşem yansımalarıyız.
Sırtımda yüklerim bile olsa, ağırlığımdan fazlasını kaldırmayacağım. Ve hayat bana bunu mutlaka öğretmiş olacak.
En akıllılardan sayılmak yerine, deli diyecekler. Ona da gönülden razıyım.
O gün geldiğinde sen bir zamanlar çok sevdiğim ya da aslında kendimin yansımasını gördüğüm kişi olacaksın…
Ve eğer sen o isen, ben çok mutlu olacağım.
Ayna da gördüğüm yansımam sen de bütünleşecek, ve bütün kusurları sevgiyle sarmalayacak…
İşte o zaman sen sevdiğim birine çok benzeyeceksin.

Eğer bunu okuyorsan bil ki sen bendesin…

Ve ben de sendeyim!

Karşılaşmamız sadece bir illüzyon!
Sen buna yanılsama da diyebilirsin.
Bugün hiç istemediğin bir yerde uyanabilirsin.
Unutma bunlar sadece senin seçimlerin.
Başkalarına yükleyeceğin başarısızlıklar seni sadece daha hırslı yapar.
Daha fazlasını isteyeceksen eğer, aynaya bak ve yansıman sana ne söylüyorsa onu yap.
Sana sihir ve büyü yapamam!
Sadece kalbimden geçen en güzel dileklerimi dilerim.
Sen ne kadar iyiysen ben de sana o kadar aynayım.

Sonsuza kadar!

Sevgilerimle,
Merve♥

#kupakızısinekvalesi

Alessandro Safina – Luna

 

 

Kaynaklar

http://ejderkulesi.blogcu.com/olulerin-dedikleri-maupassant-dan-alinti/9806944♥♥

İŞTE BENİM ZAMANIM!

Kalemimi elime almışsam hele aylardan Temmuz ise beni durduramazsınız… Kendi doğama ve hatta doğumuma bir throwback yapıyorum demek oluyor bu. Hani hal böyleyken son günlerde bütün yazılı basın ve haberlerde sözü geçen Kanlı Ay için benimde birkaç sözüm olacak… Biraz erken giriş yapacağım belki önceden okuyup farklı fikirler edinir insanlar diye. Kanlı falan olduğuna bakmayın hani işte klasik ay tutulması demiyorum diyor muyum asla! Ama varsın olsun her türlü kültürün ve inanışın içine daldım ben de kendi düşüncemi paylaşayım istedim. Kimileri için dünyanın sonunun geleceği inanışı olduğundan biraz olsun içinizi ferahlatabilirim belki de.

Farkındaysanız bu blog sitesi tamamen gezdim-gördüm üzerine açılıp zaman içinde çıkacak kitabımın içinden parçaları ve güncel hayata dair konuları ele aldığım bir yer haline geldi. Ben çok memnunum halimden ama bazı blogger arkadaşlar için eleştiri simgesi haline geldiğim doğrudur. Haksız değiller elbet ama dünya bile sınırlı hani hepsini gezsem de yazsam da okumaya ne vakit kalır ne de zaman. Siz en iyisi beni arayın . Tabii ki işin şakası 256 Ülke gezmişim dile kolay ve bu dünyanın yarısı demek oluyor ki sanırım az buz yol kat etmemişim. Şimdi ise yılların birikimi birkaç kitap toplanıp sizlerle buluşmaya yüz tutunca az biraz kitaptan tılsımlar vermek istiyorum hem de güncel hayattan kopmamak. Bu sebepten sürçü lisan ediyorsam ve beklenti karşılığında kafa karışıklığına sebep oluyorsam şimdiden söz veriyorum ki beni okuduğunuza hiç pişman olmayacaksınız.

Gelelim şu meşhur Kanlı Ay Tutulmasına…
27.07.2018 Cuma
Günlerden en sevdiğim…

2- B, K, R – Öğrenme, Hassasiyet, Hayal gücü, Annelik etmek, İkilemler
7- O, Z – Gizem, Ruhsallık, Hassasiyet, Gizli olana ilgi, İnceleme, Derinlik
Bu mükemmel ve şanslı bir sayıdır. Kişiye cesaret ve güç getirir. Kişi kendi özgün düşüncelerini, planlarını sürdürmeli, yaptığı işlerde başkalarının etkisinden uzakta kalmaya özen göstermelidir. Bu da karmik bir ödül sayısıdır.

Bence bütün bunlar bir mucizenin kapı aralığından gözükmesinden başka bir şey değil.

Öncelikle kıyametin kopacağına ilişkin düşünceler ve makaleler doğrultusunda çokta iyimser olamayacağım. Çünkü neredeyse 100’den fazla makale okudum ve her biri öylesine inandırıcı halde yazmış ki kronolojik olarak ay tutulmalarının üstüne olan olaylar mı dersiniz, kâhinler ve büyücüler mi dersiniz ne derseniz deyin insan aklını aşan konulara fazla yorum yapmamalı derim. Tabii herkes boylu boyunca yapıyor. Körü körüne dinine inanan en günah olanı yaptığında gene saklanıyor bir köşeye ve oradan inandırıyor kendini. Hani bunu küçümseyen bir bakış açısına sahip olduğumdan değil sadece hiçbir dine ve inanca bağlı kalmadan bakmak bence objektif olarak yorumlamak anlamına geliyor benim için. Size çok komik gelebilir ama ilk Terminatör filmi çıktığında ben daha dünyada yoktum. Daha sonraları bu film serisini istemeden de olsa her izlediğimde hep aynı yorumu yaptım. Eğer bir gün dünyanın sonu gelecekse bunu insanlık yapacak. Yani dünyanın sonu gelmeyecek ya da başımıza taşlar yağmayacak. Biz insanlar kendimiz için ürettiğimiz ilaçlar ve kimyasal silahlar yüzünden dünyanın çivisini çıkaracağız. Bence Terminatör filmi tam da bu idi. Bilim-kurgu hiç sevmesem de önereceğim en mantık ve dürüst yapıt bu filmdir.
Kıyametin kopacağına çocukluğumuzdan beri bir şekilde inandırıldık. Ama kopmadı. Kopan bir şey yok aslında baktığında. Çok şey var. Suçsuz günahsız insanların ölmesi, çocukların öksüz kalması ya da kadınların savaş sırasında uğradığı tarifi zor işkenceler bunlara zaten net örnek. Yani öyle fazladan Kanlı Ay olmasına çokta gerek yok. Dünyanın büyük bir kısmı şu an zaten kan kaybetmekte. Ancak biz gene madde olarak ele aldığımız için algımızı korkunç teoriler geliştiren beyinlere inanmaya fazla meyilliyiz. Neyse ki bu konu tam da burada çok derinleşeceğinden şahsi kanaatim ile ancak bunu aklımı bir gördüğüm insanlarla paylaşmayı tercih edeceğim. Sonuçta burası er meydanı değil.

Ben daha çok Ay denildiğinde yüreği hop eden cinsten bir kadın hatta yengeç bir kadın olarak bu duruma daha iyimser bakıyorum. Çok anlamasam da Venüs falan hoş gezegenler bence bir gün gidilmeli mutlaka…

Her şeyden önce kan kelimesi bana en sevdiğim vampirleri falan çağrıştırıyor o yüzden o kadar da zoraki bir durum yok bence şu an gökyüzünde. Biraz hareketlilik var elbet aldığım bilgilere göre ancak olana kabul verme zamanı diyebilirim. Ve daha az çikolata yemenizi önerebilirim. Şahsen ben hayatımda yemediğim kadar çikolata yiyorum sıralar. Ve bence bu tam da Kanlı Ay yüzünden.
Gelelim o gece yapılacak önemli işlere… Eğer fırsatınız ve imkânınız olursa bolca mum yakmanızı öneririm tabii ki evinizi yakmayın. Öyle şeyler okuyorum ki evlilik teklifi ederken ev yakanlar olduğu için uyarmadan edemedim. Ani kararlar almayın derim niye derseniz deneyimle sabit.♣ 

Biliyorsunuz mum yakmanın çeşit çeşit inanışlara göre anlamları da var…

Kiliseye giren biri mum yakar. Basit görünmesine rağmen, aslında çok derin ve anlamlı bir eylemdir. Mum yakmak Rabbe sunulan bir adaktır. Dualarımızı ve O’nun nimetleri için olan şükürlerimizi O’na sunar. Mum yakmak duanın bir sembolüdür. Mum yakma hareketi, sözsüz bir duadır; yine de mum yakarken dua edilebilir. Ki ben en çok o kısmını yürekten ve özgürce yapılmasına değer veririm.
Işık, insanları ve imanı temsil eder. İnsan kilisede dururken Rabbin Sözüne karşı alev gibi canlı ve özenlidir. Bu yüzden, mum kişinin kilisedeki varlığını temsil eder. Bu aynı zamanda, Mesih’in dünyanın IŞIĞI ve ALEVİN Kutsal Ruh olduğunun hatırlatıcısıdır.
Ayrıca, mum bir insana benziyor – sertleşmiş bir kalple dünyadan kiliseye geliyor. Tıpkı alevin ısısı balmumunu eriterek yumuşak yaptığı gibi, umarım aynısı birey için gerçekleşir ve kalbi yumuşar, Tanrıyı kabul eder.

Çoğu mumlukların ortasında büyük ana mum olur. Mumunuzu o mumdan yakın – bu ana mum (Mesih’i temsil eder) küçük olanlara (insanlara) ışık tutması sebebiyle semboliktir.

Bazı kaynaklar böyle söylese de ben evimde hep güzel kokulu mumlar bulundururum. Her ışığı kapatıp mumlarımı yakarım. Onların verdiği ışık içime huzur verir. Bazen dileklerimi dilerim ve yakarım bazen de onları saklarım mutlaka önüme yanması gerektiği gün geri gelir. Sonuçta ışık her daim içimizde ki sonsuz umudun bir yansıması. Tabii bu mumların renkleri de önemli ve ayrıca kokuları da.

Kırmızı Mumlar

Kırmızı rengi fiziksel dünyada kesin olarak kökleşmiştir. Kırmızı mum yakmanın kişiyi bedenin gücüyle temasa geçmesine yardım ettiği söylenir. Kırmızı rengi geçici, dünyevi hazları temsil eder. Ayrıca kırmızı rengi; kişinin düşmanlarına karşı durmasını sağlayan küçümseme ve cesaret duygularının yanı sıra aşkı ve tutkuyu sembolize eder. Kırmızı enerjiyi, canlılığı, doğurganlığı ve kişisel gücü tetikler. Kırmızı mum yakanlar Scorpio’nun enerjisinden faydalanır; aşk, saygı, güç çekimi ve hayatta kalma arayışındadırlar.

Sarı Mumlar

Sarı rengi zihin gücünü ve zekâyı temsil eder. Asırlık bir bilgelik, zihinsel yeteneklerinizden alacağınız faydalar üzerinde tam kontrol arayışı içindeyseniz sarı bir mum yakabilirsiniz. Sarı rengi yaratıcılığı, esinlenmeyi, konsantrasyonu, mantığı, öğrenmeyi ve eylemi düzenler. Sarı bir mumun ışığı kişiyi; arzuladığı keyifliliğe, dayanıklılığa, istikrara ve güvenliğe yaklaştırır.

Mavi Mumlar

Başlıca manevi renklerden yapılma mavi mumlar; duygu kontrolü (Satürn enerjisi) için, teskin eden bilgeliğe ermede ve iyileştirici uykuya ulaşmada kullanılır. Mavi birçok tonu vardır. Koyu mavi bir mum yakmak neşeyi ve gülümsemeyi güçlendirir. Koyu mavi rüyaları ve duyguları etkiler. Kraliyet mavisi bağlılığı ve sadakati belirtir. Ayrıca, kraliyet mavisi ruhsal benliği uyandırır ve bu renk mumlar gerçeklik arayışındakiler tarafından tercih edilir. Açık mavi bir başka maneviyatı güçlü renktir. Açık mavi mumlar Aquarian enerjisi (sakin sular) saçar ve ilham verici meditasyonlar yaparken idealdir. Yaratıcılık ve algılarını güçlendirirken bir yandan hakikat, ahenk ve rehberlik arayışında olanlar mavi mumları kullanabilirler.

Yeşil Mumlar


Yeşil, bereket ve başarının rengidir. Bu anlam, refahın bol hasatla aynı manada olduğu zamanlara kadar dayanır. İş bulmak veya işteki potansiyel başarını arttırmak adına ya da doğanın yansımalarını almak, güçlenmek, canlanmak ve bol şans için meditasyon yapıyorsan; yeşil bir mum yak.Manevi amaçlarla mum yakma uygulamalarının tarihi antik zamanlara kadar dayanmakta. Mumun varlığından bu yana, yanan bir mumun fiziksel dünyayla ruhlar âlemi arasında bağlantı kurabileceğine inanan insanlar var. Bu insanlara göre, ateş ve alevler yaratılışın kıvılcımları. Mum yakmak özü aydınlatmanın bir aracı.İnsanlar, mum yakmaya dair bu inançları, ulvi potansiyellerini ortaya çıkarmanın bir yolu olarak kabul ediyorlar. Bu inançların ve gösterilen mumların anlamlarının bir sonraki tetkiki temennilerin meditasyonla karışmasıdır. Bu tetkik elbette ki mumların renklerindeki anlamı ve önemi anlamayı içeriyor.

Pembe Mumlar


Ben mumlarımı her yaktığımda dileklerimi dilerim ayrıca dilediğim dileklerimden de boş çıktığım hiç görülmedi. Ne de olsa iş enerji meselesi. Örneğin, Ay tutulmasının size ve sevdiklerinize, ailenize huzur denge, bolluk getirmesini, hayırlı kapılar açmasını temenni edebilirsiniz. İnancınıza göre bildiğiniz bir duayı okuyabilirsiniz. Tutulmanın vurgulu rengi Mavi. Mavi, huzur ve dengeyi çağırmak, doğru iletişim kurabilmek adına da çok faydalıdır. Bu iki gün hayatınızda maviyi biraz daha öne çıkarabilirsiniz.

Bu arada Bath&Body Works mumları bir harika. Benim en sevdiklerim Tiki Beach-Watermelon Lemonade-Blue Ocean Waves-Sea Salt Linen-Island Margharita-Frozen Lake şiddetle tavsiye ederim.

Dünya Ay’ın Işığını Kısacak

Güzel geçen bir bayramı daha geride bırakmak üzereyiz. Kurbanlığıydı, misafirliğiydi, açılacak okuluydu derken hepimiz yoğunluk içerisindeyiz. Ancak Astronomi bizim dünya işlerimize bakmıyor. Gökcisimleri rutin hareketlerine devam ediyorlar. Tabi bu hareketleri sırasında bazı özel anlar oluyor. Cuma günü de bu özel anlardan biri gerçekleşecek.

Yılın dördüncü ve son tutulma olayında Ay, Dünya’nın yarıgölgesine girecek. Bu Tutulma Avustralya, Asya, Afrika ve Avrupa’dan gözlenebilecek. Tutulma, başlangıcından bitişine toplam 4 saat sürecek. Ay, Türkiye saati ile 19:54’te Dünya’nın gölgesine girmeye başlayacak. Bu sırada konum olarak doğu yönüne baktığınızda Ay’ı görebilirsiniz. Zamanla güney yönüne ilerleyerek aynı zamanda da ufuktan yükselecek. 21:54’te maksimuma ulaşacak olan tutulma 23:54’te ise son bulacak.

Tutulmanın simülasyonuna bu linkten bakabilirsiniz:
https://media.giphy.com/media/l3vRnIhAMA2RiSaiI/giphy.gif

KANLI AY NEDİR

‘Kanlı ay’ ise ay tutulması öncesi Dünya’nın gölgesinin Ay’a düşmesiyle oluşuyor.
27 Temmuz’da gezegenimizin tek uydusu Ay Dünya’ya yakın bir konuma ulaşacak ve bu tarihte Kanlı Ay Tutulması gerçekleşecek. Kanlı Ay Tutulması Dünya’nın gölgesinin Ay’ı tamamen karanlığa bürüyerek Tam Ay Tutulması yaşandığı zaman gerçekleşir ve bu sebeple Ay kırmızı renk görünür.

Her sene gökyüzünde Güneş ve Ay tutulmaları meydana gelir. Astrolojik olarak bu tutulmalar o senenin genel meydana gelebilecek olayların teması hakkında biz astrologlara bilgi verir. Tutulmalarda Güneş – Dünya ve Ay aynı hizaya gelir. Bu hizalanma aslında her ay meydana gelir ama her ay bir tutulma olmaz. Bunun da sebebi Dünya’nın yörüngesi ile – ki buna ekliptik diyoruz- Ay’ın yörüngesinin çakışmamasıdır. Eğer çakışırsa tutulma meydana gelir. Astrolojik olarak da Dünya ve Ay’ın yörüngelerinin çakıştığı noktalar Kuzey ve Güney Ay Düğümleridir. Ay düğümleri, karmik, kadersel konuları ifade eder. Hatta doğum haritalarımızda bulunan Ay Düğümleri de, bizim yaşam geliş amacımız, konfor alanlarımız ve geliştirilmesi gereken yönlerimiz hakkında bizlere detaylı bilgiler verirler.

Kanlı Ay Tutulması 27 Temmuz 2018 Cuma günü gerçekleşecek. Kanlı Ay Tutulması en net Afrika ve Avrupa’dan gözlemlenecek. Madagaskar ve Orta Doğu Kanlı Ay Tutulması’nın en iyi şekilde izlenebileceği yerler olacak.

BİREYSEL OLARAK ETKİLERİNE GELİNCE

Kanlı Ay tutulmasının yansıması ile hepimiz fazlası ile gergin her şeye çatacak bir ruh haline bürünebiliriz. Anksiyete ve panik genel olarak ruhumuzda etkin olacaktır. Tutulma esnasında Ay Algol sabit yıldızı ile etkileşimde olacak. Gökyüzündeki en kötü, vahşi ve tehlikeli yıldız olarak kabul edilir ve dünya tarihinde birçok korkunç olayla bağlantılı olduğu düşünülür. Anahtar kelimeleri: şiddet, kötü talih, kişinin aklını yitirmesi, boğulma, ateş, sanat, müzik, krizler, boğaz hastalıkları, boyun yaralanmaları bu sabit yıldızla ilişkilidir. Algol sabit yıldızı kişiyi hayatının karanlık yönleriyle yüzleşmeye zorlar. Algol inançlı-ateist gaddar-hoşgörü, vahşet-şefkat ve iyileştirme karşıtlıklarında yer alır. Bu tutulma ile her birimiz kendi karanlığımızdan aydınlığımıza erişmek için çaba göstermeli son 6 aydır dünden bugüne yaptıklarımızı değerlendirmeli ve tutulma enerjisi ile bireysel anlamda da kendi değer yargılarımıza göre dersler alacağımız, olumlu ve olumsuz ektiğimizi biçeceğimiz zamanlar. Kendi içsel dönüşümümüzü gerçekleştirip farkındalığımızı arttırarak, eğriyi doğruyu ayırt etmek için çaba göstermeliyiz. Ruhumuzu arındırıp olumsuz davranış ve alışkanlıklarımızdan sıyrılmaya çalışmalıyız. Tutulma enerjisini HZ. Mevlana’nın İsyanlardayım Dedi; Hayır, İmtihanlardaydı. Fark Etseydi, Kurtulacaktı! Sözünün doğrultusunda değerlendirmeli, kalbimizi öfke, kibir ve kinden arındırarak özümüzle bütünleşme çabası içinde olmalıyız.

TUTULMADAN EN ÇOK ETKİLENECEK BURÇLAR

NOT: Doğum haritalarında aşağıdaki yerleşimlere sahip olanlar,
*Güneş ya da Ay burcu Koç olup 12’ 16 derece ile yerleşimi olanlar.
*Güneş ya da Ay burcu Terazi 12’ 16 derece ile yerleşimi olanlar.
*Güneş ya da Ay burcu Oğlak ya da Yengeç olup 12’ 16 derece olanlar.
*12’ 16 derece ile doğum haritalarında(MC kavuşumu) olanlar
*12’ 16 derece ile Koç ve Terazi yükselen burca sahip olan kişiler bu tutulmadan oldukça fazla etkilenecekler.

DÜNYA ve TÜRKİYE GENELİNDE ETKİLERİNE GELİNCE

Türkiye’miz tutulma ile birlikte önümüzdeki birkaç ay içinde halkı içine alan karışıklıklar ve kaosu yaşayabilir. Ekonomide beklenmedik gelişmelerle para piyasalarında ani ve zorlayıcı değişimleri yaşayabiliriz. Siyasi gösteriler öğrenciler eğitim alanlarında yürüyüşler çatışmalar gösteriler bu ay itibari ile başlayabilir sanat ve sanat alanında yaşanacak sansasyonlar ve bu alanlarda yaşanacak kayıplar gerginlikler söz konusu olabilir. Hükümete bazı tehditler yapılarak liderleri hedef alan çarpıcı gelişmeler ve gerginlikler yaşanabilir. Bunun getirisi olarak yerel düzeyde bazı yetkililer görevi bırakabilir. Dünyaya göre ülkemizde de depremler yaşanabilir fakat ülkemizi daha fazla sıkıntıya sokacak etki seller olabilir. Önümüzdeki altı ay içinde terörizm ve panik fazlası ile artacaktır bu süre içinde ekonomik panik olasılığı da fazlası ile etkili olacaktır. Dünya genelinde ise büyük felaketler küresel mali kriz etkili olacaktır. ABD İran anlaşması üzerinde siyasi nedenlerle uluslararası aşağılanma ile karşı karşıya gelebilir. İç ve dış kaynaklardan Mısır ve İsrail ciddi gerginlikler yaşanabilir.

Brezilya; Arizona ve Colorado; California. Ukrayna; Suudi Arabistan; Finlandiya, Ekvator Afrika da (Terörizm); Japonya da (Ekonomi); Filipinler ve Malezya da (Kazalar, felaketler). Orta Avrupa İngiltere, İspanya Almanya Fransa (Daha fazla seyahatlerde trajediler ve terörist eylemler).

Mali konularda kaygılar tutulma enerjisi ile ön plana çıkacak panik havası tüm dünyada etkili olacak. Dünya genelinde sağduyu hâkim olursa tüm bu kriz ortamı daha az etkilerle iyileştirilebilir.

‘’Ey hayat; Ey yaşanmışlıklarım, Ey hayatımda olanlar olmayanlar; Bana Ya hep ya hiç demeyi cesareti ve cesur olmayı öğrettiğiniz için aralarda sıkışıp kalmaktan beni kurtardığınız içimde ki ışığı görmemi sağladığınız için size müteşekkirim. Yükseklerden alçaklara düşüp ayaklarımın üzerinde durmayı bilgelik hamuru ile yoğrulmayı bana nasip eden yüce güç sana şükürler olsun. Bugünümü dünümden güzel kılan Allah’ım yarınlarımı da bugünümden güzel ve hayırlı eyle’’…Amin.!

Astrolog Senay Devi

Karanlığı ardımızda bırakıp IŞIĞA yürüyerek BİZ olabildiğimiz BİR olabildiğimiz günlerin gelmesi dileğimle.
Gökler rehberimiz yolumuz ışık olsun.

Sevgilerimle,
Merve♥

 

 

KAYNAKLAR
http://www.astrodeha.com/muneccim-baslarinin-ay-tutulmasinda-yaptiklari-uygulama-ve-ritueller-neler
http://gaybihaberleri.blogspot.com/2015/04/kanli-ay-tutulmasi-kehanetleri.html
https://www.timeanddate.com/eclipse/blood-moon.html?hc_location=ufi
https://www.cnnturk.com/bilim-teknoloji/bilim/kiyametin-27-temmuz-gunu-kopacagina-inaniyorlar?page=4

http://www.lulucandle.com/mum-renklerinin-anlamlari

https://www.facebook.com/futurescienceteam/posts/625515264276645:0