Yazılar

 BİR ŞARKI OLSAYDIN EĞER…

Böyle giriş yaparsam aklıma ilk Nietzsche’nin “Müziğin sesini duymayanlar, dans edenleri deli sanıyorlar ” sözü gelir…

“And those who were seen dancing were thought to be insane by those who could not hear the music.”

Yakında özelden mesaj almaya başlayacağım Friedrich Nietzsche sözleri yüzünden. Ne yapayım inanılmaz malzeme var bu sözlerde kendini tutamıyor insan. Yazdıkça yazası geliyor.

Kendisi hakkında ekşi sözlükte “annesi yüzünden bunalımlara girmiş başarılı bir filozof” yorumunu okuduktan sonra tamamen duygusal olarak gene bu annelerle-oğullarının ilişkisi gelmedi değil aklıma hadi neyse bugün oradan çalmayacağım. Repertuarım hazır.

Ve evet eğer bir şarkı olsaydınız siz hangisi olurdunuz isimli çoktan seçmeli sınav blogu♥ma hoş geldiniz. Sonunda kazanan falan olmayacak sadece kendinizi bir şarkı yerine koyduğunuz oldu mu hiç. Merak ediyorum. Acaba herkes benim kadar meraklı mı bu şarkı işine.

Ben müzik olmadan yaşayamayanlardanım. Her zaman her yerde mutlaka şarkılar şahitlik etmeli yaşananlara bence ancak böyle ölümsüzleşir insanın anıları. İşte ne yapalım bu da bir bakış açısı…

Öyleyse başlıyorum…

Eğer bir şarkı olsaydım milyon tanesi olabilirdim elbet konu bensem…
Ama hatırlatmak iyi gelir belki hani 1990’lardan birkaç dize size…

Senle topla beni
Çarp uzaklarla
Ekle sensizliği
Böl saatlere
Ne kaldı ne kaldı…

Özlemi formülleştirilmiş şarkı sözüdür kendisi. Adı gibi “Melankoli” şimdilerde belki de tam şu anda aklınıza gelip de dinleyeceğiniz melankolik şarkı.

Sene 1989…

Ben o zamanlar 4 yaşındayım ve bu şarkıyı ezbere söylüyorum. Elimde fön fırçası, adeta süper star havasında uçuyorum evin içinde…

Demet Sağıroğlu daha 20li yaşlarında sanıyorum ve sesi derya gibi akıyor şarkıya. Tabii onu henüz Kayahan vokalisti olarak tanıyoruz sadece. Henüz kendisinin Kınalı Bebek albümü çıkmamıştı.

Yani kronolojik bilgilere yer vermeden olmaz elbet ama ben bir şarkı olsam özlemi böylesine formüle eden bir şarkı olurdum. Bundan daha iyi anlatılamaz birine duyduğun özlem.

Şimdi bugün bu şarkılara bakıp nasıl “ah ah” çekiyoruz. Çünkü böylesi yok artık, sesi olan da olmayan da sahnede elinde en kötü bir single albüm… Eskiden bunlar yoktu ki sesi güzel olmayan birini piyasa da içine almazdı… Seslerin düzeltildiği, muhteşem notalara dönüştürüldüğü stüdyolar yoktu dolayısıyla da eğer sesin de malzeme yoksa ne olursan ol tutmazdı. Piyasa gerçekti, yapılan işler kaliteliydi. Ondandır halen bu şarkılar çaldığında içim cız ediyor.

Arabada, evde, telefonda ne kadar müzik için alan varsa hepsinde ayrı bir bölümde bu yılların şarkılarının olduğu albümlerim vardır halen de sıkılmadan dinlerim.
Sıra sizde…?

 

Sevgilerimle,

Merve♥

Sen anlatıyorsun karşı taraf telefonuyla oynuyor. Sen ağlıyorsun o instagram’dan foto like ediyor. Ama o anlatıyor sen pür dikkat dinliyorsun. O ağlıyor sen omzunu onun için çoktan rezerve etmişsin. Ne de olsa sen bugünler için varsın. Senaryo minimalize edilerek böyle başlıyor. Empati ne zaman oldu da böylesine seviyelere geldi değil mi?

Burada ki sen ve o tamamen hayali kişilerden esinlenerek yaratılmışlardır :).

Empati demişken açıklamadan olur mu hiç…

Neden böylesine zorlayıcı bir dürtü altında kimimiz bilemiyorum ancak empati (duygudaşlık) kişinin karşı tarafta ki diğer kişiyle derin bir bağ kurabilmesi için onun yerine kendini koyma durumudur. Oldukça zor bir durumdur baştan söylemeliyim. Hani kendimden oldukça deneyimliyim. Benim kadar empatik bir insan neden oldu hala bulamıyorum cevabını. Trafikte bile empatiğim o derece yani aniden antipatikte olabiliyorum tabii 
Empatik insanların gerçekte iyi dinleyiciler olduğu söylenir. Öyledirler de. Sempatiklerle karıştırmayalım ama. Sadece sempatik olanlar genelde ilgi kendinde olsun istediğinden sadece kendinden bahsetmeyi severler bende hiç dayanamam o tiplere. Hem empatik hem sempatikseniz sorun yok. Devam edebiliriz :).

Bu empatik tatlı insancıklar hem meraklıdır, hem meraka değer verirler. Sanat gibi yani. Sanata meraklısındır bir taraftan da sanatçıya destek verirsin durumu. Ama burada şöyle bir es vermek istiyorum bu empatikler meraklarından dolayı aşırı yıpranmış ruhlara dönüşebiliyorlar. Çünkü bir taraf empatikse kesinlikle diğer taraf –100 empatik. Buna anneleri dahil etmiyorum çünkü anne-çocuk ilişkisinde ki çocuktan gelen merak dürtüsünün cevabının karşılığı asla antipatik değil. Ben fark ettiyseniz gene karşı cinsime atıfta bulunuyorum… :). İnceden inceden…

Sen onu merakla dinlerken mesela asla o seni o derece merakla dinlemez. Sen onun için çocuklar gibi heyecanlanırsın o asla o heyecan içinde değildir. Normaldir onun için, sıradandır. O kadar çok örneği var ki o yüzden bir taraf yoğun empatik ise kesin karşı tarafta bir eksiklik söz konusudur.

Empatik insanlar ciddi ciddi söylediklerini 100 defa aynı cümle ile size kurabilirler. Ve genel de kriminal mesleklerde ki insanların empatik olmasına önem verilir. Çünkü yalan söyleyen bir kişiye aynı soruyu 5 farklı şekilde sorun asla aynı cevabı veremez. Hep cevaplarında duraksamalar ve tereddütler vardır. Bu da zaten kişinin yalan söylediğinin en belirgin özelliğidir. Tabii ki “aşkım dün neredeydin” kalıbını 5 farklı şekilde sorun demiyorum. Alacağınız cevap nettir yalan bile olsa. Ben diyorum ki şeytan madem ayrıntı da gizli ve empatik kişiliğiniz sizi daha fazla algı ile bağ kurmanızı sağlıyor, bu yetenek ile yola çıkın diyorum.

Bir de empatik canımcımlar herkesi bir başka kabul ederler. Herkes başkadır. Her insanın kimyası başkadır diye durup durup onları aynı kefeye koymazlar. Ama bu nasıl yorucu bir durumdur. Hele hele de mesleğiniz üzerinden ilerlemiyor sadece sosyal çevrenizde bu kimliği takınıyorsanız bu gerçekten de yorucu bir durumdur.

O yüzden empati hep en üst seviye iken aslında bir o kadar da olmamalı demeye getirmek istedim. Çünkü hayatta her şey karşılıklı. Her zaman yapılan bir davranışın karşılığı olmalı. Bugün hiç bilmediğin bir konuda sana yardım eden kişinin bile bir hakkı var. Tabii ki bunu maddiyata bağlamıyorum ama hayat böyle. Her şeyin bir geri dönüşü de var. Elbette hepimizin farklı misyonları ve kimlikleri var. Hem ailelerimiz de hem iş hayatımız da ama neden sadece bir kişi empatik olduğunda diğer herkes bu duygunun sömürüsünü ciddi ciddi yapıyor. Hiç düşündünüz mü? Aslında ne kadar yorucu bir durum bu. Çünkü empatik olmak kelime anlamı ile ifade edilmiyor. Alttan alan taraf ile karıştırılıyor. İnanın ki hayatınız da anneniz dışında sizi anlayan ve dinleyen insanlar varsa onlara sımsıkı sarılın. Çünkü empatik insan sayısı bugün çok az. Git gide de azalıyoruz hem duygulardan hem de hayattan.

Sizi yoran, kemiklerinize kadar boğan insanları uzaklaştırın kendinizden. Onlar enerji vampiri. Hani vampirleri severim o ayrı ama enerjinizi boşuna ve sizi hiç anlamayan ruhlara harcamayın. Yeteri kadar empatik ve sempatik olmanız dileğimle…

Sevgilerimle,
Merve♥

 

♥RADYOAKTİF AŞK♥

 

Radyoaktif kelime anlamı ile atom çekirdeğinin, tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanmasıdır, bir enerji türüdür.

Tabii bu böylesine bilimsel bir konuya giriş olacak sanmayın… Ama biz kadınlar için duygularla birleşik bir bilimsel yazı haline gelebilir. Gidişatı öyle görüyorum ben. 🙂

Düşünün ki bu bir enerji türü. E aşk ne sanıyorsunuz o da bir enerji türünün isimleşmiş hali. Kalbinizi atom çekirdeği farz ederseniz karşı cinsi gördüğünüzde hissettiğiniz bin bir farklı ve heyecanlı duygunun çeşitli ışımalar yayması sonucu içimizde kıpır kıpır bir şeyler oluşmaya başlıyor. Ve bu kıpırdanmalar sonucunda booooom âşık oluyorsunuz. Ben buna Radyoaktif Aşk diyorum. Tabii bazı aşklar var ki tamamen zararsız maddelerden oluşuyor ve sizi mutluluğa taşıyor. Bazıları da bu küçücük atom çekirdeğini daha da küçük parçalara ayırıp 3. Dünya savaşı bile çıkarır hale getirebiliyor. Aynen ben de tam bundan bahsedeceğim…
Evren bütünüyle bir enerji sistemi döngüsünde e tamam durum böyleyken ne ekersen onu biçersin. Çok severim bu arada “ what goes around comes around” :). Bu küçücük atom çekirdeğini kıran arkadaşlar var ya tebrik ediyorum sizi. Niye mi? Çünkü siz bu atom çekirdeklerini kırdıkça evrenin düzenini bozuyorsunuz. Dünyanın bir düzeni var neden bu düzeni bozmak üzere yaşıyorsunuz anlayabilmiş değilim. Ama çekim yasasına da inanın derim. Bugün kırdığınız kalp yarın etrafa yaydığı müthiş bir enerjiyle sizi tekrar bulabilir ve bu seferde sizin o minnoş kalbiniz kırılabilir. Ve de bu böyle uzar gider.

Kimsenin kimseyi üzmediği, kırmadığı bir dünya düşünün ki barış içinde olsun. Sanırım burada da anormallikler olacaktır. Ama biz insan olarak çok şeyin ölçüsünü kaçırırcasına yaşıyoruz. Ve bu ister inanın ister inanmayın evrende ki birlik düzenini bozuyor. Ve gün geçtikçe gerçekten de radyoaktif etken enerji halinde ilişkilerimizin içine işliyor. Aldatmalar, yalan söylemeler, ikili oyunlar… Bunların hepsi içimizde ki muhteşem enerji sisteminin bir anda olumsuzlaşıp etrafımıza dört bir yandan yayılmasına neden oluyor.

Kısaca yazımı sonlandırmadan şöyle özetleyebilirim ki; lütfen kırdığınız kalbin sahibi bir gün de siz olmayın. Çünkü bu dünya öyle bir düzen içerisinde işliyor ki bugün bana yarın sana…

Sevgilerimle,
Merve♥

 

BİR KADIN İÇİN NEDEN “BİR” ERKEK ÖNEMLİ?

Yazımı okumaya başlar başlamaz biliyorum tek eşlilik diyeceksiniz…
Tabii ki de öyle herhalde çift eşliliği savunacak değilim.
Bir kadın için neden –erkek- figürü önemli sorusunun cevabı çok derinlerde gizli. Ama bir o kadar da sığ kısımlarda. Hani erkeklerin kolayca anlayabileceği dilden aslında.

Tam olarak zıt beklentiler içinde olduğumuz doğru elbet. Ne yapalım kim bilir doğamız gereği belki de… Sen seversin o sevmez, o sever sen sevmezsin. Zıt kutuplar birbirini çeker de çeker.

Önce hadi şu canım karşı cinsime biraz hak vereyim…
Erkekler güzel kadınlardan hoşlanır, iki kere iki, dört!
Bakımlı ve kendine değer veren kadınlar ne kadar lafta “kıskançlık” için malzeme olsa da her erkek güzel kadın sever.
Ama unutmayın ki her kadın da güzel adam sever. Bunun erkek ve adam olarak farklılıklarına değineceğim aman erkekler bana kızmasın da.

Biliyorsunuz ki zayıflık her zaman çekici de olmayabiliyor. Böyle bir deri bir kemik kadınlar benimde hoşuma gitmiyor o ne canım öyle kadın dediğin azıcık görüntüyü doldursun yani di mi:)

Tabii ki bu arz talep meselesi ama kendine bakan kadın belli vasıflarla bile olsa kendini güzel göstermeyi biliyorsa bu bir erkek için güzelliktir. En azından genel olarak bir güzellik kıstasıdır nokta. 🙂
Erkekler emir cümlelerini sevmeyebilirler. Çünkü onlara ormanın kralı muamelesi yapmıyorsanız kendilerini evcilleştirilmiş gibi düşünürler ve kimi erkek için aileden de gelen duygusal dürtülerle bu iş tam anlamıyla bir iç savaşa dönebilir. O yüzdendir ki bir kadın için bir erkek bu nokta da önemli. İç savaş çıkarmayan ve kendi ile barışık erkek örneği hatta ve hatta buna şunu da eklersem fena olmaz.
Geçmişi ile barışık erkek örneği bir kadın için çok ama çok önemlidir.

Neden mi?

Başlıyorum o halde kırılmak, darılmak yok sevgili karşı cinslerim…
Erkekler annelerinden yani ilk tanıdıkları kadın olarak temel alırsak, belli başlı kıstaslar ile hayatlarına merhaba derler. Buna birçok örnek verebiliriz. İyi yemek yapan, titiz olan, hayata dik duran ya da tam tersi evde kimliği bile belli olmayan… Uzar gider. Ama bir gerçek vardır ki, oda erkeklerin ilk tanıştıkları dişinin anneleri olduğunu bilerek, onların hayatlarında çok ciddi yerleri vardır. Sosyal hayatlarında ki kadınlara bazen eğlenmek ama buna ters orantılıda ciddi gözlerle bakarlar. Ve biz kadınlar bunu asla anlamayız çünkü niye şeytan ayrıntıda gizlidir. Kadın dediğin varlık kendini değerli hissetmek için bin bir çeşit vasıf arar ve ister. Bunu bulamadığı zaman da “sevilmiyor” olur ya terk eder ya da savaşır.

Hal böyleyken bir kadın için bir erkek geçmişi ile mutlak suretle barışık olmalıdır. En başta annesi ile. Ve sonrasında tanıdığı, tanışmış olduğu bütün dişil enerjilerle barışık olmalıdır ki bugünüyle sarmaşık olsun.
Erkekler gülümseyen kadınları ister. Siz isterseniz buna cilveli kadın da diyebilirsiniz. Ama bir gerçek var ki gülümsemek en zor ve katı insanı bile yumuşatır. Ama bazen sizi güldürmeyebilirler hatta ağlatırlar o zaman da siz suçlu olursunuz. Konu uzayan ciklet kıvamında laubalileşmeye doğru kucak açar. O yüzden kadın için de gülümseten erkek oldukça mühimdir. Ona küçük sürprizler yapın ve başkasıyla evlenin demiyorum sadece bir kadını gülümsetebilmek için çok büyük eforlara gerek yoktur diyorum.
Koku çok önemli bir detay. Buna vücut hijyeni de diyebiliriz ama bir kadın kesinlikle hem kendine has hem de çok özel kokmalı. Çoğu erkek için koku bir kriter değilken yani kozmetik olarak çok anlamadıkları için söylüyorum ne neymiş bilemediklerinden bu ayırt edici bir özellik olmasa da her erkek için koku baş döndürücü bir aksesuardır. Ama bir kadın içinde bir erkek resmi olarak güzel kokmalıdır. Kadınların asla ekşi ve ter kokan adamlara tahammülleri yoktur. Varsa da katlanıyordur canım o sevdiğinden değil emin ol :).

Peki ya gerçekte Erkeğin isteği ne?
Mutlu bir yuva…
İçinde emekleyen miniklerin olduğu bir yuva…
İmkânların sunduğu hoş ve güzel bir hayat…
Ve tabii ki her zaman koşarak sığındıkları özgürlükleri…

Ne kadar zıt değil mi hem yuva istiyorlar hem de özgürlük kimisi buna erkek erkeğe bir yemek derken kimisi de bunu abartıp başka başka şeylere yöneliyor ama nedir bize öğretilen döneceği yer yuvası. İyi de sormazlar mı yuvanı sen otelle mi karıştırıyorsun diye. Bence burada ki özgürlük kavramı hem bizim kültürümüz de hem de dünya üzerinde zamanın da fazlaca çarpıtılmış bir kavram olarak kalmış. Özgür olmak yalnız olmaktır. Yalnızlığı her kul sever buna ne sözüm ne itirazım var ancak özgürleşmeyi çoğullaşma yani çok eşlilik ile karışım yapıyorsa Erkek, orada gerçekten büyük bir sorun vardır.

Hangi açıdan bakarsanız bakın, kadınlar sizin için her zaman bir artıdır. Bu yüzden onlara iyi davranmayı ve nazik sözler söylemeyi unutmayın. Böyle bir eşe sahipseniz Allah’a şükretmeyi de unutmayın. Çünkü kadın dediğin varlık bir erkeği rezil de edebilir vezir de sözünü hatırlatırım size.

Bütün kadın eşler özeldir. Erkekler önemsiz demiyorum ama hali hazır da hamur hep aynı diye yutturulur biz kadınlara en küçüklüğümüzden beri, uzlaşırken bile bu cümle tekrar edilir. İnanın ki sizi seven ve sayan bir kadınınız varsa ne dost arayın ne sırdaş. Kadın kendini yuvasında hissediyorsa dünya tersine dönse, yuvasını terk etmez. Ama bu güvenli hal yerine, ona kendini güvensiz bir ortamda hissettiriyorsanız vay halinize diyorum. Çünkü kadın durmadan düşünen bir işletim sistemi gibi sürekli ve yeni yazılımlar yapar kendine. Ve uygulamaya geçmeye başlamışsa da geçmiş olsun diyorum.

Bir Kadın için Bir Erkek gerçekten bu kriterleri taşıyorsa çok ama çok önemlidir.
Değerlidir.
Kıyaslanamaz.
Ve bir ömür geçirmeye tek sebeptir.

Hayatınızda ki Kadınları iyi anlayın.

Sevgilerimle,
Merve♥

 

 

 

 

Not: Yazı görselimde kullandığım resim  Audrey Hepburn görselidir.
Kendisine çok hayran olduğum için kadını temsilen yazıma başka bir canlıyı layık göremedim dersem kızmayın biz kadınlar hep güzeliz hep çiçek♥

Başlığım gibi…
Ya çok zaman geçerse ya da iş işten geçerse…

Hiç düşünür müsünüz bu ayrıntıyı? Aslında hayatımızın her saniyesinde, her satırında vardır. Bir şekilde pişmanlıklarımızı biriktirir biriktirir dururuz ama hiçbir zaman tekrarlamamayı düşünmeyiz. Ya da aklımıza gelmez, o heyecanlı hatalara başımızın düştüğü anlarda. İşte böyle bir şey “işin işten geçmesi” değimi. Geçmesin ama. Hayat o kadar kısa ve sınırlarda ki hiç birimiz ölmeyecek gibi yaşıyoruz hayatlarımızı. Bir ucundan bana değmez diyerek gayet öz güvenli yarınlar planlıyoruz.

Kelebeğin ömrü öyle sanıldığı kadar kısa değildir. Kelebek olmadan önce aylarca tırtıl olarak yaşar kelebekler. İnsan ömrüne çok benzetirim onları sadece bir farkla, ikisi de bilmez yarını ancak ne olacaklarını iyi bilirler. Sonunu hiçbir zaman düşünmeyen insanoğlu buna zıt olarak sonunu düşünürse “kahraman” olamaz diye tanımlanırken aslında bir kelebek kadar da kısadır ömrü. Sadece nerede kahraman olduğu hırsına kapılıp gitmez ise.
Beyniniz kendisini aşırı yüklenmeden ve duygusal çöküntülerden korumak için “zamanla” bazı bildiklerini unutur. İşte bunlar genellikle kişisel pişmanlıklardır. Ve beyin oraya dokunan duygusal hormonlarla unutma eylemine başvurur.

Pişmanlıklarınızı kovun hayatınızdan. Yeni pişmanlıklara yer açacaksanız mutlaka bir önceki adımı ortadan kaldırın. Unutmayın ki kendiniz pişman olduğunuz kadar karşınızda ki insanları da aynı duygu yüklemesine sürüklersiniz. Ve bu karma haline döner. Döndükçe de hayatınızı çember altına alır.

Hayatımızda ki kıymetli anlarımızı biriktirerek ve de pişmanlıklara çok yer açmadan yarın hepimiz için güneşin doğmasını diliyorum.

Sevgilerimle,
Merve♥

Böyle dediğinde ilk ne çağırışım yapıyor? Kenan doğulunun o mükemmel şarkısı hep merak etmişimdir neden yazılmış bu sözler. Nedenler, niyeler beni çok ilgilendirir. Denizin dibini hep merak ederim o yüzden ne varsa dipten gelir yasası ile bakarım olayların gelişimine. Sanırım bu şarkı da o zamanlar biraz bu yüzden yazılmış olmalı. Ve de herkesin zamanında mutlaka bir sevdiği için dinlediği, ağladığı şarkıdır. Eskiler de var ne varsa. Ah ah mazi….

Hangi rüzgar attı seni
Niye döndün ki geri
Kimseler seni sevmedi mi ?
Umduğun gibi deli deli
Küllenip giderken acılar
Kendi kendime yaşamaya
Donmuş bir gözyaşı gibi
Akmayan şu yaşantıma
Alışıyordum, öğreniyordum
Savaşıyordum, kusura bakma başarıyordum
Aklım buz gibi yanına koştu
Ellerim ellerine kaçtı
Bu ziyaret amacını aştı
Kaderim yolundan şaştı
Yüreğim bana karşı çıktı
Karışmam bu iş beni aştı
Olan oldu ateşini yaktı
Yine aklım çok karıştı

Neden mi aklıma takıldı esti de oturdum bir şarkı sözünden çıktım yola ve başladım bloguma yazıyorum şimdi di mi… ?
Sorarlar 🙂
Bende seve seve cevaplarım…
Son zamanlar da aslında hep yazmak istediğim bitmiş kitabımdan da kısa kısa yayınlanmak için sabırsızlandığım yazılarım var, hem biraz sizinle paylaşmak hem de ortamı yumuşatmak için diyelim.
Şarkıda ki gibi amacını aşmadan.

Biliyorsunuz öyle bir dönemdeyiz ki, insan olarak çok fazla çaba ve zorlayıcı etkenler altındayız. İnananlar vardır, yoktur sonsuz saygı duyuyorum ama ben içinde olduğumuz jeolojik zaman dilimine ve gökyüzü hareketlerine inanılmaz derecede takıldım kaldım. Aklım karışık yani hani o bakımdan 🙂

Tatlı Tatlı gireyim istiyorum konuya…
Kimseyi kaçırmadan özelliklede Erkeklerimizi…
Şimdilerde ki ilişki düzeni biliyorsunuz ki hep alternatifler üzerine kurulu. Yani kadın ve erkek arasında artık rekabette kalmadı. Bir ilişki bitmeden duygusal anlamda yani, bir diğeri rahatlıkla başlayabiliyor.
Sen değilsen başkası var bakış açısı ya da cepte dursun skor olsun diye. Ve buna da kitabın son sayfasına yazar gibi saygı çerçevesinde diyor insanlar. Arkadaşlıklar da aynen böyle yürüyor. Dürüstlük bir yana bir başkasının üzüntüsünden dört köşe olan ve sağa sola sevimsiz sevimsiz gülen insancıklarla doldu hayatlarımız.

İnsani ilişkilerimizi tüketmek üzere yaşıyoruz aslında… Biri biter bir diğeri başlar kafası… Aslında ne acıdır ki, bir insanın başka bir insanla kurduğu iletişim öyle hiçte kolay değil biliyor muydunuz bunu. Tanışmalar, vesile olmalar, tesadüfler aslında hep bir enerji sistemi üzerine kurulu. Evden hiç çıkmayan birinin birini tanıması tabii ki mümkün değil. Ama artık internet var 365 gün aynı koltukta otursan bile hiç tanımadığın bir sürü insanla kontak kurabilir ve hayatını paylaşabilir hale geliyorsun. Hele hele sosyal medya…
Bence dünyanın en hazinli sonunun bir sebebi olacaktır.

Kâhin falan değilim tamamen duygusal olarak söylüyorum manidar bir biçimde hayatlarımızı tüketen ve doğru şekilde kullanılmayan bu sosyal medya furyası sonunda birçok kurulu düzenin de sonunu getirecektir diye düşünüyorum.

Hayatlarınız da sahip olduğunuz kurulu ya da kurulmak üzere olan düzenlerinizi iyi yönetin. Bir gün koşarak, çok acı çekerek birinin yanına son sözünüzü söylemeye de gidebilirsiniz, gitmek için fırsatınız da olmayabilir. Aynı şarkıda ki gibi… Tanıdığınız bütün insanları belli sıfatlarla hayatlarınıza oturtur ve öyle değerlendirirsiniz elbet doğanın kanunu ancak herkes de aynı değildir. Çok severim bu sözü “taş yerinde ağırdır” bazen gerçekten ağırdır ve kalkmaz yerinden. İşte bu saniyelik güzellikleri bozmamak adına sevdiklerinize çok daha sıkı sarılın derim. Her şeyin çözümü ve bir şekilde toparlanabilmesi mümkün olan bir dünya düzenindeyken bir tek şeyi düzeltemezsiniz. O da ölümdür. Hepimiz ölümlüyüz. Hiç bir şey sonsuza dek sürmez ama izlerini ve sevgisini ebedi olarak bırakır. Bu detayları kaçırmamak gerek. Hayat çok basit bir denklem üzerine kurulu “sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma.!” Buna empatiyi de katarsak anlaşılması çok net olabilir diye düşünüyorum.

Her şeyin bir alternatifi vardır, olmalıdır da ancak nefes alan bizlerin alternatifleri duygular bağlamında var oluyor ise bunu da iyi yönetmek lazım.

İyi insanlarla karşılaşın, harika bir hafta dilerim herkese…
bol şanslı ve sağlık dolu.

Sevgilerimle,
Merve♥

#SEVDİM

Geçenler de bir arkadaşımın sosyal medya hesabında paylaştığı bir paragraf dikkatimi çekti… Ben de dayanamadım alıntı yaptım. Sonra kime ait olduğunu öğrendiğimde tabii asla şaşırmadım… Kimi kendine idol görür ve o olmak istersin? Mutlaka bunun bir karşılığı vardır herkes için…

Benim için de öyle biri var ki bu söz ona ait tabii ki…
#MERLY STREEP
Orijinal ismi ile MERLY LOUISE STREEP

Kendisi Yengeç burcu aleminden gelmektedir bazen düşünüyorum bu burç kardeşlerimi neden bu kadar çok seviyorum diye… Benimle aynı delilik seviyesinde olmaları sanırım ruhuma iyi geliyor.

Gel gelelim bu muhteşem satırlara…

Kırklı yaşlardan sonra farkındalıklarım…
“Bazı şeyler için artık sabrım yok; ukala biri haline geldiğim için değil, aksine hayatımda artık beni mutsuz eden ya da üzen şeyler ile vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim bir noktaya ulaştığım için… Laf sokmalara, haddinden fazla eleştirilere ve hangi türden olursa olsun talep ve beklentilere artık sabrım yok. Benden hoşlanmayan insanları memnun etmeye, beni sevmeyen insanları sevmeye ve bana gülümsemeyen insanlara gülümsemeye yönelik arzumu kaybettim. Artık yalan söyleyen ve beni yönetmek isteyen insanlara bir tek dakika bile harcamak istemiyorum. Oyunların, ikiyüzlülüğün, sahtekârlıkların ve ucuz övgülerin olduğu ortamlarda bulunmak istemiyorum. Çok bilmişliğe ve akademik ukalalığa tahammülüm yok. Aynı şekilde boş dedikodulara da bulaşmak istemiyorum. Uyuşmazlıklardan ve karşılaştırmalardan nefret ediyorum. Farklılıklardan, hatta zıtlıklardan oluşan bir dünyaya inanıyorum, bu nedenle katı ve toleransı olmayan olan insanlardan kaçınıyorum. Arkadaşlıkta sadakatsizlikten ve ihanetten hoşlanmıyorum. Birisine nasıl iltifat edileceğini ya da cesaretlendirmek için ne diyeceğini bilmeyen insanlarla bir arada olamıyorum. Abartılar beni sıkıyor ve hayvanları sevmeyenleri kabullenmekte zorlanıyorum. Ve her şeyin de üzerinde, sabrımı hak etmeyen hiç kimseye sabrım yok”.

40 lı yaşlardan sonraki farkındalıklarını paylaşmış Merly Streep bir röpörtajında… Ama o kadar güzel ifade etmiş ki hani okuyan herkesin bir şekilde kalbine ve ruhuna dokunduğunu düşünüyorum bu satırların.

Henüz 40 lı yaşlarımda değilim ama erken upgrade olanlar grubunda sayılırım belki 40’lı yaşların fizyolojik etkilerini taşımıyorum o kadar ama geri kalan her duyguyu ve değişimi erken hissetmeye ve fark etmeye başlayanlardan olarak bu satırların çok ama çok değerli olduğunu düşünüyorum.

Arkadaşlıklar 30 lu yaşlarda daha da anlamı ve bir o kadar da sabır ister hale geliyor. Yaşıtlarınızı anlamakta güçlük çekiyorsanız mutlaka siz en az 5 adım ileride anlayamadıklarınız sizden 10 adım geri de demektir. Hal böyle olduğunda özellikle hem cinslerimde ki arkadaşlık kriterleri hep bu yaşlarda şekilleniyor ve öyle de gidiyor.

Hayatımızda bizi mutsuz eden, aşağı çeken kimseye yer bulamaz hale geliyoruz aslında sabrımız bitiyor birbirimize. Bencilleşmeye başlıyoruz arkadaşlıklarımıza. Ama ben buna iyi bencilleşme olarak bakıyorum çünkü normal hayatımda asla bencil olmayı beceremeyen biri olarak bari artık arkadaşlıklarım da hak ve evet/hayır deme özgürlüğümü kullanmamın zamanının neredeyse geçiyor olduğunu da fark ediyorum. Buna benim bencil olduğum konusunda yaklaşım gösterenler de zaten sadece kendilerini duygusal ve egosal olarak beslemeyi bıraktığım için böyle görüyorlar. Etki=Tepki meselesi.

Yine haksız eleştiri ve destek adı altında yıpratıcı ve yıkıcı yaklaşımları olan bu insanları anlamak için aslında çok ta uzun zamanlar geçmesine gerek olmadığını anlıyorsunuz. Ne derler “balık baştan kokar” misali. Her insan mutlaka defolarından birkaç anekdotla gelir hayatınıza. Başta sevimli gelen bu kişinin olumsuz ve kabul görmeyecek tavırları batmaz çünkü insan birini tanımak ve sevmek gayretindeyken olumsuz olanı asla görmez. Gören de zaten unu elemiş, eleğini asmış olandır.

Maalesef hala eleğimi asmama zaman olduğu için, en az kalp kırıklığı ve hayal kırıklığı ile o günleri görürüm diyorum…

“I no longer have patience for certain things, not because I’ve become arrogant, but simply because I reached a point in my life where I do not want to waste more time with what displeases me or hurts me. I have no patience for cynicism, excessive criticism and demands of any nature. I lost the will to please those who do not like me, to love those who do not love me and to smile at those who do not want to smile at me. I no longer spend a single minute on those who lie or want to manipulate. I decided not to coexist anymore with pretense, hypocrisy, dishonesty and cheap praise. I do not tolerate selective erudition nor academic arrogance. I do not adjust either to popular gossiping. I hate conflict and comparisons. I believe in a world of opposites and that’s why I avoid people with rigid and inflexible personalities. In friendship I dislike the lack of loyalty and betrayal. I do not get along with those who do not know how to give a compliment or a word of encouragement. Exaggerations bore me and I have difficulty accepting those who do not like animals. And on top of everything I have no patience for anyone who does not deserve my patience”.

Meryl Streep

 

HUZURLU İNSANLARIN ADASI
BALİ

Ezan sesleri arasında Hinduizm rüzgârı kesinlikle kolay bir eşleşme değil ve her haliyle o puslu havayla uyum içinde olması kendine hayran bırakıyor. Evet, vardığımız ilk nokta Cakarta.

İstanbul Atatürk Havalimanından Endonezya’nın Başkenti olan Cakarta’ya 14 saat uçtuktan sonra varıyorsunuz. Cakarta-Bali arası iç hat uçuş süresi ise 1.20 dakika sürüyor. Normal şartlarda varış saatini takiben Endonezya’nın yerel havayolu olan Garuda Indonesia ile Bali Denpasar Havalimanına gitmek en çok tercih edilenlerden.

Ben Jakarta’da 1 gece konakladıktan sonra gitmeyi tercih ediyorum. Çünkü İstanbul-Cakarta arası zaten yeterince uzun bir uçuş olduğu için öncelikle üst üste uçmamayı istemediğimden kalmayı tercih ediyorum bir ikinci sebebi de Jakarta zaten kendine has, güzel ve hoş bir şehir.

Geçtiğimiz yıllarda da birçok kez mesleğim sebebi ile Cakarta’ya gitme şansım olmuştu, o zamanlarda da fazlasıyla gezmiştim.

Gerçekten Cakarta’nın gezmek ve görmek için çok çok güzel yerleri var. Mutlaka Bali programı yaptığınızda burası için 1 ya da 2 gün ayırın derim. Öncelikle Güneydoğu Asya’nın en kalabalık şehri olmakla birlikte dünyanın da 12.büyük şehridir.

Cakarta ismi Sanskritçe bir kelimedir ve “zafer” anlamına gelir.

Sanskritçe öğrenmek tabii ki hayalimiz orası işin ütopik kısmı, oraya sonra bir bakarız derin konu ne de olsaJ ve bu dili ilk konuşanlar da Hintliler olduğu için konuyu oraya bağlamadan take-off diyorum J zaten Hinduizm olacak içimiz dışımız…

MERHABA TANRILARIN BÜYÜLÜ ADASI

Avusturalya’nın kuzeyinde ve Malay takımadalarının güneyinde kalan Küçük Sunda Adaları’nın batısında yer alan Endonezya’ya bağlı bir ada olan büyülü, güzel ve inanılmaz huzurlu Bali’ye hoş geldiniz.
Başkenti Denpasar olan Bali’nin batısında Java, doğusunda Lombok Adası yer alır.
İyi ki varsın en derin ve uzun uzadıya bilgi bankam
#vikipedi…
Ne kadar uzun bir coğrafi cümle oldu.
Meditasyon sever insanların fazlasıyla seyahat ettiği bir lokasyon olduğundan ben biraz dışında yazmaya çalışacağım ama şehrin kendisi zaten medite.

Bali’yi bölge bölge düşündüğünüzde tek bir lokasyonda kalmak içinizi sızlatacağından, ister sahil şeridinden ister en orta noktasından konaklamaya başlayabilirsiniz.
Tabii ki birden fazla konaklama seçeneği mümkün ve burası hem fiyat hem kalite olarak diğer adalara göre oldukça uygun ve mutlu ayrılabileceğiniz standartları size sunabiliyor.

Tabii bir de daha lokal yaşamayı deneyimlemek adına da tapınak ev tiplerini de kiralamak mümkün. Zaten Bali Adası ve Balililer size her şekilde hayatta daha az şey yaparak daha sıradan ve mutlu yaşamanın aynası oluyor.
Metropol yaşam tarzını hayatımızın bir parçası yapmış olsak bile ister istemez buradan etkileniyor insan.

Seminyak – Jimbaran – Uluwatu – Ubud burada ki diğer lokasyonlara nazaran daha pahalı ve turistik bölgeler. Marka otellerin hüküm sürdüğü ve daha tatil köyü havasında geçirmek isteyenler için çok fazla çeşitli seçenek bulunmakta tabii ki buralarda da uygun yerler var ama zevk ve tercihler doğrultusunda karar vermek mümkün.


Nusa Dua daha uygun fiyatlı otellerin yer aldığı bir bölge olarak bilinir. Ekonomik oteller Kuta bölgesinde de bulunabiliyor ve daha genç jenerasyonun tercih ettiği bölgeler olarak geçer.

Bu sebepten herkes kendi lüks ve konfor tercih sıralamasına göre konaklama yapabilir. Ben kendi tatilimi ilk gidişimde 4 farklı otel ve bölgede yaptım.

Seminyak Beach bölgesiyle başlamak iyi bir tercih diye düşündük ve adapte olmak adına da 3 gece orada geçirdik. Seminyak daha turistik ve kalabalık bir bölge.

Giyim için muhteşem dükkânlar var ve her biri tasarım markalar. Fiyatlar çok uygun hatta uygundan da öte ucuz. Alışveriş ve eğlence daha yaygın bu bölgede ve bana Bodrum merkezi anımsatmıştı ilk gidişimde çok bayılmamıştım çünkü hem çok sıcak hem de çok kalabalıktı nefes alamadığımı hatırlıyorum. Ama tabii ki Spa’ların müthiş etkisini de unutmamak lazım çünkü hemen hemen her gün masaj yaptırmak mümkün ve çok ucuz. Bu yüzden insan hemen rahatlama moduna geçiş yapıyor.

Kısa süreli masajlar gezerken verdiğimiz molalar da vazgeçilmezim. Yeme-içme sanıldığı gibi bela bir durum değil. Çünkü herkes Uzakdoğu denince korkunç fikirler üretiyor aslında orada birçok yere göre daha seçenek olduğunu söylesem hiç te haksızlık etmiş olmam. Fişi çekip 30 senedir Bali’ye yerleşen de var, kendi vatandaşının açtığı İtalyan Lokantası da var. Ne aradığını ne yemek istediğini bilmek en önemlisi çünkü ne istersen o çıkabilir cinsten karşına. Bu sene kebapçı bile gördüm

Kısaca inanılmaz keyifli ön yargılı olmamak lazım.

UBUD…
İkinci bölgemiz vazgeçilmez Ubud tabii ki. Benim için çok ama çok özel bir yer hem kendimi iyi hissettiğim, kafamı boşaltabildiğim hem muhteşem fotoğraflar yakalayabilme şansınız çok yüksek hem de insanlar çok mutlular.

Gülümsemeyen bir tane insan yok. Yüzlerine bakıyorsun telaş yok acele yok sonra kendime soruyorum neden biz bu seviye de olamıyoruz cevabı da net aslında. Neyse memleket sorunlarını Bali Adası güzelliğine karıştırmayayım…
Özetle İnsanların mutlu ve huzurlu olduğu yerde kavga, kargaşa olmuyor. Korna sesi bile duymuyorsun ki gerçekten berbat bir trafik ve sürücü potansiyeli var. Buna rağmen korna sesi gürültü kirliliği yok. Arınmaya gideceksen biraz uzak ama Bali kesinlikle mutlu, huzurlu, sağlıklı bir kaçış noktası.
#şiddetletavsiye
#visittobali

Sürekli tapınan, adanan insanlar etrafta her sokak başında ya da bir evin önünde o tütsü kokusu. Sessizlik ve sakinlik, adım başı masaj salonları, hediyelik eşyacılar, motoruyla şoförlük yapanlar ya da taksi olmak isteyen şirin güler yüzlü Balililer.

Bali her açıdan, her türlü tatil planına hizmet ediyor etmesine ama Balayı için en çok tercih edilen yerlerin başında olmasını anlayabiliyorum çok ta mantıklı zaten. Ama gezmek derseniz, keşfetmek, havayı koklamak, kendinden bir şeyler bulmak evet orası yine Bali.






Dediğim gibi burada gezmek görmek adına yapılacak çok şey var. Bunların en başında günlük turlar geliyor. İsteğinize göre rafting, atv, doğa yürüyüşleri, dalış, tapınak gezileri gibi dilediğiniz aktiviteye katılabiliyorsunuz.

Son gidişimde rafting yapmıştık ve inanılmaz eğlenceli idi, kamera taşımadığım için pişman oldum. Ayung River – Ubud rafting için muhteşem bir havaya sahip bütün nehir duvarları el oymalarıyla dolu inanılmaz bir görsel şölen sunuyor. O kadar basamak aşağı indikten sonra nehir boyunca sağ ve sol duvarlarda gördüğüm bu el oymalarıyla yapılan heykeller beni inanılmaz etkiledi. Gerçekten bu yüzden Ubud bambaşka bir yer evet Bali’nin her yeri özel, her yerinin kendine has bir duruşu var ama Ubud gerçekten mistik bir yer.

 




Pirinç tarlalarında bitmeyen yürüyüşler, tarlalarda çalışan insanları izlemek onların harika karelerini çekebilmek ayrıca güzel ve #mutlaka yapılması gerekenlerden.

Yine günlük aktivitelerden biri kuş parkları bazıları hayvanat bahçelerinin içinde de var ama sadece kendine has kuş parkları var mutlaka oraları da görmek gerek.

Luwak Kahvesi için Luwak çiftliği var, Luwak kedilerinin kendilerini görebiliyor ve kahve tadımı yapabiliyorsunuz bence en özel yerlerden biride Luwak Coffee Farm.

Bu kediler buraya tedavi amaçlı getiriliyormuş aslında resimdeki kediler oldukça hasta onlara bir şekilde kahvenin oluştuğu bitki yedirilip dışkılarından da Luwak Kahvesi yapılıyor. Kulağa ne kadar antipatik gelse de koyu ve esanslı kahve severler için gerçekten lezzetli. Ayrıca da çok pahalı hani dışkıdan yapılıyor hadi be canım deyip geçmeyin sakın inanılmaz pahalı bir kahve. Zaten bu hayvancık doğada gerçekten çok zor yakalanan bir cins hem çok hızlı koşuyor hem de vahşi. Luwak kedileri en çok karayılan sokmasında ölüyor ya da zehirleniyorlarmış. Çiftlikteki kadınla bıktırana kadar sorduğum için ne de olsa ben bir hayvan sever gene dokunmak istedim kucağıma almak falan tabii ki mümkün değil zaten çok hasta zavallıcıklar… Hastalıkları kahvenin içinde her hangi bir mikrop üretmiyor bu arada çünkü tedavi de ediliyorlar bu arada aynı yarasa gibi gündüzleri kör olurlarmış sadece gece görürlermiş.



Veeeeeee Maymun Ormanları 😛 en çok eğlendiğim ve her gün ziyaret etsem sıkılmayacağım en güzel yer. Tabii ki ben koyu bir hayvan sever olarak ayrıca seviyorum ama o kadar tatlılar ki moralin bozuksa git onları izle gülme krizine girmemek içten değil.  Bir de fotoğraf merakım var ki zaten onları çekmeden dönemezdim çokta güzel kareler yakaladım.


En önemli uyarım öyle leyla leyla akıllı telefonlarınızla maymunları görünce heyecanlanıp resimlerini çekmek isterseniz sonuç olarak telefonunuz muz zannedilip ormanın uçsuz bucaksız yerlerine gidebilir.

Bu yüzden lütfen dikkat elektronik ve değerli eşyalarınız elinizden kolayca alamayacakları şekilde muhafaza edin. Her şeyi yiyecek sandıklarından merak edip el atıyorlar J yani maymunlar asla hırsız değil…

Ancak yeme-içme konusunda şiddetle tavsiye edeceğim yerler olacak Ubud için bunları yazmazsam kendimi çok suçlu hissederim J
1.sırayı oldukça şık olan Mozaic alıyor tabii ki. Mozaic hakkında kısaca şunu söylesem “asla pişman olmayacaksınız” . Gurme, Şık, Fransız, Bali Füzyon Mutfağı Deneyimi için kesinlikle uğramanız gerekiyor buraya. Günlük sürpriz menüler var eğer bugün farklı olsun derseniz de damak tadınız şefin seçimlerine bırakabilirsiniz. Rezervasyon yaptırmadan gitmeyin yeter J

http://www.mozaic-bali.com adresinden inceleyebilirsiniz.

2. Locavore burasıda gurme Bali mutfağı olarak geçiyor.
http://www.locavore.co.id


3. Rouge Sushi Lounge

Burası tipik Japon menüsü havasında düşünülmüş ama 1-10 arasında derseniz 7 alır. Menüde çok lezzetli seçenekler var ama ben sushisini beğenmemiştim. Burayı önermemin sebebi tam yanında bir hamburgerci var ve aynı kişi sahibi bu iki mekânın. Fransız olan patron 30 kusur senedir hem otel hem restoran olarak işlettiği bu mekâna harika hamburger yapan küçücük bir yer eklemiş kesinlikle denemeden dönmeyin derim. Oranın adı da Trio Mini Burger 🙂

Mekan sahibi beyefendi çok şeker bir adam müşteri memnuniyetine ciddiyetle önem veriyor. Ayrıca burada haftanın belli günleri harika Jazz geceleri düzenleniyor.

Ayrıca Ubud alışveriş, sanat galerisi ve müzeler olarak oldukça zengin. Akşamları tapınaklarda dans gösterilerini izlemek harika. Geleneksel müzik ve dans, Bali kültüründe çok önemli bir yere sahip ve neredeyse her hafta, Hindu tapınaklarında gerçekleşen dinsel seramonilerden yükselen benim en çok sevdiğim hipnotik ve rahatlacı etkisi olan Gamelan müziğini duymak mümkün.

Ramayana epik Hindu destanlarından biri ve bu Balililerin en çok canlandırdığı gösteri.

Bali’de Kecak, Barong, Baris, Topeng, Sanghyang, Kebyar, Pendet gibi birçok farklı dans türü var ve bu türlerin her biri ayrı bir koreografiye sahip ve dansçılar genelde bir usta ile zorlu bir eğitim sürecinden geçiyorlar.

Eğer bir gün Bali’yi ziyaret ederseniz muhtemelen bu gösterileri izlemek için en iyi yer kültür merkezi olan Ubud olacaktır sizin içinde. Hemen her gece tapınak ve salonlarda farklı dans stillerinin sergilendiği en az bir kaç gösteri oluyor.

Birde Konaklama konusu var ki uzun uzadıya bilgi içermemekle birlikte kısadan direk Goya Boutique Hotel diyorum. Her anlamda mutlu ayrılacağınız bir Otel.
http://goyaboutiqueresort.com/

Maymun Ormanlarının tam arkası yürüme mesafesi 5-7 dk. Ana caddeye 4 dk. da ulaşabiliyorsunuz hem lokasyon olarak hem mekan olarak 10 numara. Üstelik diğer otellere kıyasla pahalıda sayılmaz.
Ubud hakkında sayfalarca yazabilirim tabii ki yazımı oldukça bilgilendirme amaçlı tutacağımdan sadece bu kadarıyla es geçmek zorunda kalıyorum.

ULUWATU…

Gelelim bu sene de son kaldığımız ve son durağımız olan Uluwatu bölgesine…

Uluwatu daha çok lüksün ve konforun hüküm sürdüğü otellerin konumlandığı bir bölge ve Bali adasının bir ucunda 🙂 muhteşem günbatımları ile ünlü, hint okyanusunun önüne uçsuz bucaksız kurulmuş harika manzarasıyla Bukit yarımadasında yer almaktadır. Dünya çapında sörfçülerin tercih ettiği bir sahil var burada, malum dalgadan sakin sakin yüzmek mümkün olmadığından plajda hoş fotoğraflar çekebilir ve huzurlu yürüyüşlere çıkabilirsiniz.

Bulgari Hotel son konakladığımız yerdi. Ama baktığınızda son derece pahalı ve karşılığında yenilenmemiş odalar çıkıyor karşınıza bir de otelin ortak havuzunda yemyeşil olan saçlarımı da katarsak ben hiç memnun kalmadım en azından o markaya yakışır hizmet maalesef kalite standartlarında yoktu. Ama otel için körü körüne kötü demekle geçmek istemem harika bir Spa merkezi var belki de şu ana kadar olduğum en güzel masajı yaptırdım orada. Masaj ücretleri otel içinde olunca tabii biraz daha pahalı olmaya başlıyor ama kendimi ödüllendirmek istiyorum ya da otelden çıkmamak üzere geldim diyorsanız denemeden geçmeyin derim. Otele ait olan restoranlar çok değil 3 tane çok ayrıcalıklı değil maalesef ayrıca kahvaltı büfesi de normal 3 yıldızlı bir otelin sunduğu kadar sadece manzara ve konumu harika onun içinde zaten Uluwatu bölgesi yeteri kadar kefil oluyor.

Burada ki en iyi tavsiyem Otel- Ayana Resort and Spa Bali
http://www.ayana.com burası hem otel hem villa odalarıyla inanılmaz lüks ve güzel asla pişman olmuyor, buradan çıkmak istemiyorsunuz.

Bir de meşhur Rock Bar var tabii ki.





Ayana Otelin vazgeçilmez yeri… Günbatımı için buraya dışarıdan yüzlerce insan geliyor ve bar kapısında ciddi bir sıra var. Erken giden en güzel yeri kapar. Burada atıştırmalık yiyecekler yiyerek sonrasında Otelin harika birkaç farklı seçeneği olan restoranlarından birinde akşam yemeğinize devam edebilirsiniz. İçeride ki Japon benim favorilerimden biri. Ayrıca otelin sabah kahvaltısı enfes… Açık büfe hizmeti veren Ayana herhâlde gördüğüm en zengin ve en lezzetli açık büfe servisine sahip.

Uluwatu bölgesinde kalırken mutlaka Jimbaran Sahilindeki deniz ürünleri servisi yapan salaş lokantalara uğrayın. Bata çıka yemek yiyeceğiniz için gayet kirlenebilir giysilerle gidin derim J Yengeç ya da Istakoz yemekten bayılan kişilerseniz burası tam da doğru adres derim. Tabii ki öyle bir saray edasında yemek yemeyeceğinizi tekrar tekrar hatırlatmak istiyorum sadece eller J eller çok önemli. Blue Marlin de bu lokantalardan en iyisi olan diyebilirim. Rezervasyonsuz da gidebilmeniz mümkün dediğim gibi fazlasıyla salaş ama burada da gün batımı oldukça güzel.

 


 

Uluwatu Tapınağı diyorum ve yazımı noktalıyorum…
Bali size tatiliniz boyunca mistik havası ile eşlik edecek, negatif enerjiniz varsa onu sessizce pozitife döndürecek ve evinize doğru yola çıktığınız da sizi fark etmeden iyileştirip döndürmüş olduğunu anlayacaksınız.

Umarım en kısa sürede Bali’yi ziyaret etme fırsatınız olur. Hepimizin bir parça ihtiyacı olan huzurun derinliklerine burada yaklaşmak çok daha kolay. Meditasyon yapmadan da yağmur sesine bile bütün ağırlıkları bırakabiliyorsunuz en azından ben faydasını gördüm darısı sizeJ

Not: Fotoğraflar bana aittir.