BİR ZAMANLAR ANKARA

Dediğinde biri ne hissettiriyor sana bu cümle?

 

Başlayalım mı? Benim için çoktan fazla, fazladan öte hatta tarifsiz şeyler hissettiriyor…Eminim bugün Ankara’dan gidip başka şehirlere taşınmış bir sürü insan için Ankara denizi olmayan ama olan şehirlere göre çok çok yaşanmışlığı derin bir yerdir.
Arkadaşlıkları başka, jargonu başka, sokakları bile başkadır. Başka konuşur kendi sessizliğinde ANKARA.

Orada biriyle buluşurken bile verdiğin saatte sözünde durursun gariptir ki zaman tam olarak yerinde işler Ankara’da.

Verilen sözler, kurulmuş dostluklar sağlamdır. Güvenebilirsin Ankara’da. Çok aşık olabilirsin. Ve herkes bir şekilde aşkını bilir. Saygı duyar. Seni herkes tanımasa da tanınırsın ve tanırsın.Ağlarken hiç tanımadığın biri sana dert ortağı olur bir daha da görmezsin. Araba kullanmak sıkıntılıdır çünkü Şehir de acele yoktur herkes yerinde ağır olduğunu hisseder. Trafik belki de o yüzden hep gergindir belki de o siyasi havaya ayak uydurur halk kim bilir. Ankara her güne başka bir hava da uyanır çünkü herkes bilir kar zamanında yağar zamansız hiçbir şeye alışık değildir Ankara.
Başka yerler gibi havası değişmez pastırma yazı zamanında gelir ve ona göre de kıyafetler hemen kalkmaz. Bahar bambaşkadır. Hele yemyeşil olmaya başladığında ağaçlar birkaç semt vardır yürümeye doyamazsın. Her mevsimi güzeldir. İnsanları da mevsimler gibidir neyse hava ona ayak uydurur bütün bedenler.

Ve hiç değişmez, bir Ankaralı başka bir Ankaralıyı hemen tanır tanımasa da… Çok ilginçtir bu konu aslında hiç arkadaş olmayan insanlar birbirilerini bilirler. Diğer Şehirlerde de insanlar birbirini bilir ama tanıştıklarında hiç tanışmamış ve ismini duymamış gibi davranırlar. Ankara öyle değildir tanımasa bile biri bir başkasını uzaktan da olsa o kişiye saygı duyar. O yüzden samimiyettir Ankara hem de o buz gibi siyasi havanın altında. Herkes samimidir. Biri birinin derdine kendi derdi gibi sahip çıkar.

Doğup büyüdüğüm bu güzel Şehri öve öve bitiremediğimi düşünebilirsiniz ama çok insan bana hak verecektir diye düşünüyorum.

Bir zaman sonra herkes Ankara’dan başka şehirlere gitmek için can atar ama nereye gidersen git sende bıraktığı son resimdir Ankara. Ve her zaman bir yerlerdedir. Zaman zaman iyi ki dersin ama bir an gelir neredeysen orayı hep özlersin. Ve bu özlem hiç bitmez.

Biraz da Ankara’ya dair eski unutulmamış mekânları hatırlatmak istiyorum hazır “bir zamanlar” demişken…

1990’lar…
Ankuva daha yeni yapılıyor herhalde Tepe İnşaat iş başında o zamanlar… Galeria’nın ilk yıllarını yaşadığı (ilk alışveriş merkezi), Park Caddesi diye bir yer yok tamamen hayalet ot,çayır,çimen oralar. Muhtemelen yolda yok o dönemlerde. Şimdi ki Panora’nın yerinde Milletvekili lojmanlarının bulunduğu zamanlar…

Tivoli’yi hatırlayanlar kesin vardır. 90ların başı ve bence Ankara’nın Ankara olduğu zamanlardı. Ne güzel bir yerdi orası nereye gitsem hep aynı tadı aramışımdır. Ama asla bir örneği bile çıkmadı karşıma. Şaka değil bu!!!
Bu arada bilmeyenler için Tivoli, Ankara’nın ilk hamburgercisi idi.
Hatta ilk fastfood konseptini yapan ve ciddi müdavimi bulunan bu hamburgercinin takeaway’i bile vardı. Sonradan Tapas ismiyle hayata geçen mekan 2014 yılında kapılarını tamamen kapattı. Anakaralılar iyi bilir ki “ankara oyun havaları” dışında da sosyal kültürel olarak hafta içi ve sonları herkesin bir hobi olarak edindiği sonralarında yarışmalarda bile ödüller alan insanların yetiştirildiği bir yerdi Tapas.
HaHaHa bir de Tunalı Hilmi Caddesin ‘de Best Of Best Ajans diye bir modellik akademisi var dı. Şahsen 6 ay ciddi zarafet ve yürüyüş dersi almışlığım var oradan… Sonralarında orası da Ankara’mızın tarihine gömüldü. Sahibi ne yapıyordur acaba ? 🙂

Ya Atakule…
Sanırım burası oyun merkezinden kumpircilerine alışveriş merkezi konseptin ’den Ankara manzaralı hem de o zamanlar için dönen bir restorana sahip olan tek ve unutulmaz olan bir yerdi… Şimdilerde ise malum hali… Çoğu Ankaralı ilk kez kumpiri burada yemiştir. İlk kez çocuklar için bir oyun merkezi açıldıysa eğer orası Dream Land idi. At yarışı diye bir oyun var dı ben delirirdim onu oynamak için. Ve de uzay gemisi var dı en çok jetonu da o makine alıyordu.

Dream Land Jeton

 

Gündüz diskosu mu dediniz tabii ki Tuties… Parti düzenlemişliğim var hatta adıma afiş bile bastırtmıştım… Şimdilerde yok artık diyorum çünkü Lisedeydim o zamanlar… 🙂 Ben kim parti yapmak kim ama onu da yaptım!

 

O zamanlar için fazlaca yüksek olan Atakule’nin en üst katı… İşte orası beni çok ama çok duygulandırıyor… Sebebi vesilesi ile en mutlu olduğum adresi en güzel oradan izleyebiliyordum. O üst katın bir altında bulunan UFO Bar ve oraya ait olan döner restoran Kubbe…

Neler neler yoktu ki… Belki de bu yüzdendir herkes bilir birbirini. Çok seçeneğin olmadığı bir yer de herkes aynı şeyden keyif almaya çalışır desen o da değil çünkü çok fazla seçenekte vardı o senelere göre… Tabii bu o seneler için geçerliydi. Şimdiler de o zamanlarda ki gibi çok alternatif yok. Olan alternatifle de kimse eskisi gibi evden dışarı çıkmıyor. 

 

Atakule’den sonra Kavaklıdere’de Karum Alışveriş Merkezi açıldı ve orası da oldukça keyifliydi.
Alışverişe gidiyoruz dendi mi direk Karum da alırdık soluğu.

Jeton Burger…
Burası da hiç unutamadığım hamburgercilerden. Nedendir bilemiyorum hiçbir yerde bu tadı da bulamadım desem yalan olmaz. İzmir Caddesini bilen her Ankaralı ( bilmeyen yoktur ) mutlaka hayatında bir kere bile olsa burada hamburger yemiştir.

 

 

Ankara’nın Tiyatro Sahneleri ve Sinemaları da oldukça önemlidir. Öncelikle Devlet Opera ve Bale’nin merkezi olmasından kaynaklanan ve sanata, sanatçıya çok değer veren bir kültürü vardır Ankara’nın. Batı Sineması, Kavaklıdere Sineması, Şinasi Sahnesi birçok önemli sanatçının oyununu ve filmini sergilemiştir. Hiç unutamadığım “Karanlıkta İlk Işık” adlı bir tiyatro oyununa gitmiştim sanırım 8 yaşlarındaydım yanımda oturan seyirci bir anda oyuncu olarak sahneye çıktı elinde silahı ile çok etkilendiğimi hala hatırlarım. Ankaralı olupta tiyatroyu sevmeyen yoktur.

Timeout… Hayatım boyunca Monte Carlo dışında benzer kalitesine rastlayacağıma halen bir örnek getirmemiş olan kulüp. Gerçekten kalite ve nezih bir ortam dendiğinde o dönemlerin en hit mekanı idi. Zaten bir daha da örneği olmadı.

Sonrasında yani 2000 li yılların başında Hard Rock olarak tekrardan mekân canlandırılmak istense de o da olmadı. Bu mekân Türkiye’de ilk olarak Ankara’da açılmış olsa da ne yazık ki varlığını uzun süre sürdürememiştir. Gariptir Ankara’da bir mekân sadece açıldığı yerde can bulur. Yer değiştirir ya da yerine başka bir yer açılırsa eğer,  asla uzun süreli olmaz orası. Ve bunu bütün Ankaralılar bilir.

Pineapple…
Köroğlu Caddesi üzerinde sarı-beyaz iç mekân dizaynı ile halen aklımda kalan ve orada yediğim pizzayı bir daha hiçbir yerde yemediğim tek restorandır. Çocukluğumun en güzel anıları… Ne yazık ki internette araştırdığında bir fotoğrafı bile yok…

Daily News…
Arjantin’den yukarı doğru çıkarken sağ tarafta çok keyifli ve kaliteli bir restoran olan Daily News vardı ve spesiyali olan kendi adını taşıyan salatası mükemmeldi. Özellikle hafta sonları ve akşamları masa bulmanın çok zor olduğu mekân ve bahçesinde çok keyifli zaman geçirilirdi.

Tıpkı Kavaklıdere Tenis Kulübü gibi…
Daily News dersen burayı da yazmadan geçemezsin arkadaş… İşte o kadar keyifli ve bol anılı olan bu kulüp sadece aile olarak gittiğimiz ve benim çocukluğuma dair en güzel anılarımın olduğu yerdi… Köftesine de ölürdüm… Ha bir de çocukken tenisçi olmaya çok özenirdim çünkü o zamanlar bile tenis oynarken ayrı bir modaya ayak uydurulurdu. 1990’lardan bahsediyorum dikkatinizi çekerim…

Arjantin Caddesi dedim değil mi?
Ah diyorum ah…
Ne çok severdim bir aşağı bir yukarı yürümekten hiç usanmazmışız… Şimdiler de ne kadar yorucu gelse de cumartesi dediğin de Arjantin caddesinde ki bütün mekânlarda oturur birinde yemek birinde tatlı birinde çay birinde kahve içilirdi… Güzel di, özel di… Keşke bugün gene olsa. O zamanlar caddenin hemen başında sağ da duran Daily News Cafe’nin yanında Paul vardı. Paul’ün karşısı Kafe Kahveydi… Ne çok severdim orayı da ne zaman gitsem sabit aynı şeyleri yemekten hiç bıkmazdım.

Orayı geçinde sol tarafta sadece pazartesi kapalı olan Cafemiz var dı halen de var. Ve sanırım orada yıllardır tek açık kalmayı başaran mekân Cafemizdir. Bilenler Mahmut Ustanın salatasını çok iyi hatırlar ya da külbastısını… Frambuazlı Cheesecake de bir başkaydı bir de Pazar günleri Brunchları… Budakaltı ve Ivy de unutmamak gerek büyük haksızlık olur…

Ve en önemli yer… Villa Restoran! Ah o sufle inanır mısınız bir daha yemedim ben öyle sufle. Açıldığı dönemden sonra Ankara’nın belki de en çok ilk buluşma, evlenme teklifi gibi özel günlerinin yaşandığı Villa Restoran; yemekleri ve kalitesi ile birçok kişinin en özel anlarına şahit olmuştur.

Eski yeri Esat Caddesinde bulunan Sebahattin Baba’nın yeri doksanların sonlarında mekânını değiştirerek Köroğlu caddesine taşınmıştı. Bu mekân Ankara’da fasıl ortamının en güzel olduğu mekânlardan bir tanesiydi. Ayrıca Ankara Kalesindeki mekânlar da fasıl için şimdi olduğu gibi o zaman da güzel alternatifler sunmaktaydı. Neler vardı neler… Bir gece de çıkıp geçebileceğiniz en az 20 farklı mekân vardı…

Köroğlun’da ki belki de en ünlü mekân Section’dı. Seven oldu Raja oldu hatta ben köpeğimin adını bile Raja koymuştum :). O dönemin en bilinen mekânı olan Section Nene Hatun Caddesi üzerindeydi.

Bence gene Ankara gece hayatının en önemli mekânı olan Salata o dönemin de en önemli mekânlarından bir tanesiydi. Ankara’da açılan cafe restoran ve barların genellikle kısa ömürlü olduğunu düşünürsek yıllara meydan okuyan Salata’nın o dönemlere damga vurması çok önemlidir. Türkçe canlı müzik yapılan Salata, o dönemlerde Ankara’nın en eğlenceli mekânlarından bir tanesiydi. Resit Galip’de bulunan Salata’ya ek olarak Nene-Hatun Caddesinde de bir tane, Mesa Koru’da da bir tane açıldıysa da ilk Salata her zaman çok popülerdi. Hatta aramızda da Salataya gidiyorum cümlesi geçerse hangisine cevap ilk olur du. Bunu Ankaralılar iyi bilir.

Tunalı Hilmi Caddesine geldiğimizde ise Sixties önemli rock barlardan bir tanesiydi. Bir iş hanının içinde bulunan sixties hem o döneme ait güzel müzik çalan hem de kaliteli hizmeti ile müdavimleri olan bir mekândı. Mesela beni bir kere almamışlardı  niye çünkü 18den küçüktüm… 

Bestekar Sokak…
Mini Barcıların mekanı dersem kimse anlamaz sadece Ankaralı anlar işte bu da Ankara’ya özgü bir jargondur. Burada ki eğlence anlayışı diğer saydığım yerlere göre daha kendine özgü ve salaştır…
Bugünün Ankara’sında artık kimse sokakta zaman geçirmiyor ondan halen bu geleneği sürdüren var mıdır bilemiyorum ama tek bildiğim şimdilerde olsa her gün yapacağım en keyifli aktivite olurdu Mini Bar.. Resimde görüldüğü üzere İnsanlar sokakta ve rahat…

Tunalı’dan biraz daha yukarıya Atakule’ye çıktığımızda Ankara’da açılmış en önemli zincir restoranlardan biri olan TGI FRIDAY’s karşımıza çıkardı. Dünyanın ünlü zincir restoranı Ankara’da yanlış hatırlamıyorsam 1996 yılında açıldıysa da uzun süre varlığını sürdürememişti. Tutunamayan mekânlardandı.

Atakule civarında bulunan Cafe des Paris de Ankaralılara çok kaliteli hizmet veren bir mekândı. Hatta ben o apartmanda oturuyordum meşhur Binboğa apartmanı. Çocukluğum hey gidi hey…

Ayrıca Atakule’den aşağıya inerken Hoşdere Caddesinde bulunan ve gece gezmelerinden sonra uğranılan Beykoz ve karşısındaki Aşiyan Ankara’nın en ünlü çorbacılarındandı. Ve saat kaçta gidersen hep tıklım tıklım ve aynıydı… Buna ek olarak Köroğlu İşkembecisini de eklemem lazım…

Beykoz Restoran’ın diğer bir şubesi de Gölbaşında halen hizmet vermektedir. Gölbaşında bulunan Belçikalının Yeri de şehrin atmosferinden kaçmak isteyenler için güzel bir ortam sunmaktaydı.

İncek’in bu kadar popüler olmadığı o zamanlarda Ahlatlıbel’de bulunan Devran Restoran, müşterileri için geniş bir menü ile keyifli bir akşam yemeği alternatifiydi. Ailecek ne çok gitmişizdir…

1996’da Ankara’da popüler olmaya başlayan bir bölge de güvenlik caddesiydi. Özellikle North Shield’s Pub’ın açılması ile Güvenlik Caddesinin ara sokaklarında park yeri bulmak imkânsız hale gelmişti. Gece gezen ekiplerin özellikle Cuma akşamı uğrak yeri olan North Shield’s diğer bir şubesini de Eskişehir Yolundaki Mesa Koruya açmıştı.

Ankara’da yazlık mekân olarak ilk mekan herhalde Mayday’di. İlk olarak Beştepe’deki Gençlerbirliği tesislerinde açılan mekan yaz aylarında özellikle hafta sonları gündüzleri havuz akşamları ise cafe restoran olarak hizmet vermekteydi. Ancak daha sonra Mayday Bilkent’e taşındı ve Beştepe’deki mekân Avenue olarak hizmet vermeye başladı. Ve benim favori mekânımdı. İçeride bulunan havuz Atatürk’ün yüzdüğü ilk havuzdur.

Bilkent denilince o dönemlerden ilk akla gelen mekân hiç kuşkusuz Pulse 8’dir. O dönemki ekipler arasında oldukça popüler olan Pulse, underground mekanların Ankara’daki ilk örneklerinden bir tanesiydi. Birçok farklı tarzda insanın uğrak yeri olan Pulse’ın önünde hafta sonlarında soğuk kış gecelerinde T-shirt ile sıra bekleyen gençleri görmek hiç de şaşırtıcı bir durum değildi.

Ankara’daki yer altı mekanlardan söz etmişken X-S’den de bahsetmemek olmaz. Ziya Gökalp caddesinde bulunan bu mekân da Ankara’nın ilk yer altı kulüplerinden bir tanesiydi. Çok uzun süre çalışmasa da Ankaralı gençleri yeni bir tarzla tanıştırması ile Ankara gece hayatında önemli bir yere sahip olmuştu. Yani sırada Faces, 20 ve Cage vardı… Konya Yolundaki Twenty ve Cage isimli mekânlar özellikle Pulse 8’in kapanmasından sonra açılmış ve Ankara’nın yer altı ortamında ki boşluğunu doldurmuştu.

Çevre sokak ve Farabi sokakda şimdi olduğu gibi eskiden de birçok mekân bulunmaktaydı. Manhattan o zamanlarda da şimdi olduğu gibi dolu ve kendi müdavimleri olan bir mekândı. Manhattan’dan başka Barba, Grafitti ve Zaguda isimli mekânlar da bu sokakta iz bırakmış mekânlardı. Ayrıca New Castle önceden olduğu gibi şimdi de hizmet vermektedir.

Farabi sokakta Complex olarak açılan mekân kendi içinde bağımsız  Lounge konsepti yaratmıştı. Farklı tür müzik isteyenlere hizmet vermekteydi. Bu mekânın adı zaman içerisinde Cashmere olarak değişmişti.

Bir Zamanlar dedim işte neler çıktı neler… Anılar öyle güzel ki yazarken bile hepsi de teker teker canlandı gözümde… Bütün yaşlarım, yaşadıklarım, mutluluklarım, hayal kırıklıklarım, heyecanlarım ve benim en sevdiğim şarkılarımla Ankara’mı gene özledim. Burada doğmuş, büyümüş iseniz nereye giderseniz gidin bu anlattıklarımı zaten hatırlıyorsunuzdur. Mekânlar değişebilir ama gençlik yılları unutulmaz. Bu yüzden de burada bu yaşları geçirenler Ankara’yı ayrı apayrı sever. Başka yerlerden başka insanların alay konusu olursunuz “denizi olmamakla suçlanan şehir” yüzünden. Ama gene “balık mıyız la biz” diye cevap verir kahkaha atar 5 dakikaya bir yerde olma sözü verebilirsiniz trafikten garantili.

Dediğim gibi denizi olmamakla suçlanan şehirdir ANKARA ama gene de orada ki dostluklar başkadır… Mevsimler başkadır, sevgisi, aşkı, öfkesi başkadır.

SON OLARAK ANKARAYA DAİR YAZDIĞIM BU YAZIMA OKUYAN HERKESİN BİR ANISI OLDUĞUNA İNANDIĞIM BİR ŞARKI EKLEMEK İSTİYORUM…!

 

 

#ANKARALIOLMAK
#ANKARADADOĞMAK
#ANKARADABÜYÜMEK
#İYİKİANKARALIYIM

 

Sevgilerimle,
Merve

 

 

 

 

KAYNAK
https://isbasar.wordpress.com/tag/90larda-ankara-mekanlari
http://www.hurriyet.com.tr/bir-emektar-daha-gitti-27785942

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir