Bir gün çok uzak bir şehirde acıdan nefes almaya çalışırken ben…
Aşk şehri Paris’teyim

Odam buz gibi yani sonuçta günlerden 24 Şubat Fransa’da mevsim Kış ama ben 50 derecelerden geliyorum malumunuz ve benim giysiler yazlık…  Neyse zararsız cadılar bayramı sarhoşu ben Merve kısaca memnun oldum. Aşk sarhoşu yazmayı ne kadar da çok isterdim bilemezsiniz.  Yer, mekân bu kadar da iklimime uygunken ben de iklimime uygun adam için Paris’i yakmak isterdim ama “what can i do sometimes” canım der gibi bir ses arkalardan…

Zaten cadılar bayramı konseptine ruh hali olarak hiç te yabancı değilim o zamanlar, ne yaparsam yapayım benden gene kötü bir şey çıkmıyor hamur iyi ne yaparsın. Buna bile üzüldüğüm zamanlar çok olmuştur :). Her neyse cadı karakterli bir kız olamadığımdan yazıma devam etmekte bir sakınca göremiyorum… sadece konsepte uygunuz o kadar .

Sene 2010
Sorun şimdi bana o zamanın şarkılarını ezbere söylerim malum uzaklardayız  ama bu başka türlü bir uzaklık hatta komik-trajik uzaklık. Şarkıların suçu yok müzik her zaman benim en sevdiğim bilgi birikimim, canım ilgi alanım oldu. Ben sadece durumu ajite ediyorum o kadar.

Yolda inatla taksi ararken kuralcı Fransa’da olduğumu unutuyorum elbette ve kendimizi halka açık parti yapan bir villanın önünde buluyoruz. E Tanrı misafiriyiz durum belli tabii girelim mi girelim, içelim mi içelim… Benim dışımda herkes uzaylı gibi malum cadılar bayramı her halde bir ben, bir de polisler orijinal haliyle dolaştı o gün boyunca . E tabi durum böyle olunca gerçek uzaylı gibi hissetmemek işten değil. Neyse ki bu fasıl uzun sürmüyor ve neredeyse ileride ikametimi almaya yaklaştığım otele dönebiliyoruz… Niye böyle yazdım çünkü insan jokerden bir şehirde senenin 200 günü kalamaz arkadaş tamam abarttım ama buna yakın bir konaklama süreci geçirmiş olduğum doğrudur. Zaten hali hazırda sırf sanat ve tarihe olan saygımdan sevdiğim bir kaç Avrupa ülkesi dışında hepsinden nefret ediyorum o dönemler komik komik şeyler işte.

Bir gece önce ağlamaktan bayıldığım için odamın penceresinde kapatacak gücüm kalmamış belli ki kıyafetlerimle donarak uyandığım da her şey film şeridi… Ah diyorum o kadar karıştırmasaydın, ah o kadar içmeseydin zırvalamaları zaten sonra saat olmuş öğlen kaç kahvaltı çoktan gelin olmuş gitmiş, böyle saçma sapan hallerdeyim. Saçlarım birbirine karışmış tarakla bile açılmayan hale gelmiş, rimellerim akmış of aman aynada ki ben olmasına benim de, neden o benim ? Tam da böyle depresyonlarımın başladığı zamanlar o zamanlar. Sanırım ben 30 sendromunu 20 lerde yaşamaya başlamıştım şimdi doğal olarak upgrade sendrom yaşıyorum sadece.

Ve şiddetle toprağım da toprağım diyen gurbetçiler gibi ağlıyorum… Beni Köyümün Yağmurlarında Yıkasınlar diye bir şarkı var hatta mp3 player’mda. Sen şok ben manşet durumu. Neyse ki bir yandan Kenny G, Antonio Orozco, Chopin olduğu için yanlışlıkla birinin eline geçmiş olsa hiç üstüme alınmam. Dinleyenin kafası karışır bir iki o kadar biraz bilseniz benden ne müzikler çıkar hiç şaşırmazsınız.

Bir de gene benim acil aramalar kısmındaki tek numaram Anneciğim… Canım Annem dünyanın neresine gidersem gideyim havadan karadan beni takip eder beceremezse bütün teknolojik tipleri seferber eder. Ama bilir ben iyiyim, sağlıklıyım. Arada bir ipin ucu kaçar da çok neşelenir arar bizim şarkımızı dinletirsem sorun yok ta gecenin bir körü sabah şokuyla Anneni aradığını gördüysen acaba ne anlattım diyorsun normal olarak. Zaten endişeleniyor uzaklardayım yaşamaya çalışıyorum küçüğüm yani sayılırım evden ilk ayrılışım falan filan bir sürü şey üstümde bir de böyle aramalar pek sağlıklı olmuyor tabii ki :).

Annemi de aramışsam tamam olay bitmiş diyorum ama acaba neler saçmaladım gecenin bir köründe saat farkını da unutmuşum zaten, muhtemelen ben dünyaya 3 milyon ışık hızı uzaklıktaydım o gece ama kadıncağıza ne anlattım da ağladım, ne saçmaladım da onu üzdüm diye içim cız ediyor tabii.

Aramak için telefonumu aldığımda o zaten beni aramış mesajlar atmış hatta üstüne bir şeyler giy kızım bile demiş bir gece öncesinde… Nerdeee ben de o enerji kalkıp bir şeyler giyineyim öylece uyuya kalmışım gene 89.sezon aynı rüyanın devamındayım  Bir de açım… Bir de günlerden Pazar. E burası da Aşk Şehri Paris şampanya&çilek günaydın canım balayımızdan memnun musun diye soran olmadığından diyorum ki keşke bir akrabam olsa evine gitsem bana çiğ börek ve ayran yapsa diye hayaller kuruyorum gene kaldım yağlı kalorili kuruvasana taze olmayan meyve suyuna. Kim demiş ya Fransızlar sağlıklı beslenir dikkat eder diye. Herkes elma yerken fotoğraflarını çekiyor ondan sanıyor herkes bir sağlık uzmanı havasında. Bu arada çiğ börek sanki yağsız da çaktırmayın neyse.

Aman neyse ki hayallerden çıktım gittim zehirledim kendimi kalorilerle ama tabii o zamanlar kilo alma derdi de yok oldukça rahatız tatlım, yesem de yemesem de aynı benim gene. Bütün antrikotcular benim bütün fondücüler benim her yer benim nasıl olsa ya yapayalnız tek başına kredi kartı limitleri zorlanıyor.

Ama zaman denilen illet geçmiyor sanıyorsun ya şimdi ne değerli her şey. Melekler var sandığın dünya şeytanlarla dolu sanki çizgi film tadın da her şey nasıl bakmak istersen artık. İnsan elindekinin değerini o gitmeden anlamaz ki zaten ne zaman gider o zaman değerli olur. Gelen gideni aratır falan sözleri bir anda günün sözü olur çıkar. Evet, tam da bu moddayım o dönemler.

Cezalı gibi ülke ülke dolaşıyorum o sıralar sanırsın Avrupa turnesinde uvertür şarkıcı ben. Ama herkes hayatıma hayran anlamıyorum bende o kafaları o dönemler de.  Sonradan çözdüm de neyse şimdi burada rezil olmayalım .  Herkesin yerinde olmak istediği hayatı nasıl elde ettin ya da etmek istedin mi gerçekten diye baktığında çoktan seçmeli sorumun altına tüm alfabenin sesli ve sessiz harfleri toplanıyor.
Ve hemen bir hashtag çıkıyor #iwasntluckyideservedit canım.

Arada bir etnik seyahatlere karışıyorum da içim daha da bulanıyor. Bunun açıklaması gene Hindistan da düğümlenecek dediğim gibi diğer yazılarda da oraya sonra geleceğim ? Ama deliler gibi her yerden alışveriş yapmaya devam ediyorum. Çarşı, pazar, avm her yerdeyim tabii hiç düşünmüyorum bir gün ev falan sahibi olduğumda bu birbirinden oldukça alakasız saçma sapan objeler, eşyalar nasıl uyum içimde duracak. Olsun devam Merve almaya devam…Karışık olsun da ortaya muhteşem bir sanat eseri çıksın. Bir de onları taşıması var tabii ben bayılırım nerede zar zor iş var hep içindeyim asla kolaya kaçmam huyum kurusun.

Acaba yarın neredeyim?

O zamanlar tripadvisor falan yok sensin trip, sensin advisor. Her şey sensin. Hislerin ve burnun nereye götürürse orada yersin, orada doyarsın hele hele resepsiyonda ki iyi niyetli vatandaş senin de kendisi gibi olmadığını düşünür de kendi mutfağına yollamazsa seni şanslısın…

İşte böyle 7 yıl birkaç ay gibi geçti gitti desem de o zamanlar geçmiyordu tabii. Gönüllü ve ücretli havacı olarak kendimi dünyanın bir kadın için en ama en zor yaşanacak yerine tayin etmiştim. Ve çok sonraları kendime nasıl da büyük bir iyilik yaptığımı diğer arkadaşlarıma ve yaşıtlarıma baktığımda anlayacaktım…

Ama dedim ya ben zar zor işlerin insanıyım çarkı çevirsem 1 milyar bilinmeyenli denklem sorusu gelir muhtemelen ona da verecek bir cevap bulurum. Yine çıkarırım burnumu dışarı. Ama sanmayın ki şanslı falanım alakası yok kan grubuma uğramamış şans $ si. Evet, bu çok manidar nedense.

Bu kadar yazdım yazdım nereye mi varmak istedim… İnsanın doğduğu yere… Büyüdüğü, bütün güzel anılarının toplamı olan o yere yani gerçekte ait olduğu yere varmak istedim. Kolay olmuyor uzun cümlenin kısasını kurmak bu durumda. Tabii o zaman da uzun yolların kısasını hiç bulamazdım ama öğrendiğim bir şey oldu ki o da “karnın nerede doyuyorsa…” diye başlayan güzel cümle. Kendi kazandığınla başlayan bir ay başı, kendi imkanlarınla gidip gördüğün onca yer onca iklim ve kültür… Başka birine ihtiyaç duymadan sadece kendin olarak ayakta durabildiğin her gün o kadar kıymetli ki hele de bunu şeriatın göbeğinde yapıyor ve kendine yetiyorsan…

Hep aynı sorular, aynı cümleler…
Evin neresidir diye sordukların da birden fazla cevap verirken buluyordum kendimi sonra bu soru-cevap ikilisi canımı sıktığından düştüğüm hayatı erteleme hastalığından çıkmak için çabalıyordum da çabalıyordum. Sonra gene bir adres karmaşası neyse ki insanoğlu geç olsun güç olmasın terazisine ağırlık verdiğinden en sonunda bu kararı verebiliyor. Gerçek olan ev asla unutulmuyor kim ne derse desin. Evini, yatağını, yemek yediği sofrayı, en sevmediği komşusunu bile özler hale geliyorsan evet sen evini çok ama çok özlüyorsun. Karnın nerede doyarsa doysun yine sen doğduğun yere aitsin. Rotalar değişebilir, bazı hayatlara konuk olabilirsin ya da onlar sana ama en nihayetin de insan huzuru öğrendiği ilk yeri kolay kolay kendinden uzak bir yere koyamıyor. Durum böyle olunca acil kararlar alma mekanizması devreye giriyor, genç yaşların deliliğinin verdiği gözü karalık insana kıtalar atlatabiliyor. Ne güzel ki şimdi bunların değeri başka hiç bir şey ile ölçüşemeyecek kadar gerçek oldu.

Dünyada yaşanacak çok fazla güzel iklim var ancak gerçek evimiz çok ama çok özel. Her nerede olursa olsun yaşayabilen insanların bile aslında dibinde bu duyguyu yaşadığı bilinen bir gerçektir.

Hepimizin gerçek evine bir an önce tekrar kavuşabilmesi ya da o gerçek ev hissini yaşatacak insanlarla karşılaşması dileğiyle…

Saroo Brierley’in “A Long Way Home” kitabından uyarlanan ve gerçek bir hikaye olan Oscar ödüllü Lion-2016 filmini izlemenizi tavsiye ederim.

 

Kendinize güzel bakın…

Sevgiler

Merve

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir