“Hayat fazla garip. Bugünün dünündeyken bugün için hiçbir umut vermeden daha dünden çalmaya başlıyor hayat.
Bugünün içinde soramadığın sorularla baş başa kalıp, en önce kendine sarılmayı öğreniyorsun.
Sonra yine ellerin buz kesiyor kendinden uzaklaşıyorsun. Senle yaşananın bir kopyasına gözler doluyor, kalpler titriyor ama ne garip esas sen elindekinin kıymetini bilmiyorsun. Fazlasıyla garip ve manası tükenmiş bir samimiyetsizlik içindeyiz.”

Merve

 

Bazen yazılarım günlerce aylarca durduğu yerde sürünüyor.
Devamı gelmiyor ve “yazamıyorum” klasörüne atılıyor ileride bir şans daha olur mu diye. Ama mutlaka bir açıyorum bakıyorum mutlaka hayat buluyor bir gün.

Bazen de bir kaç saniye içinde konu başlığı, alt metin, görsel, ses derken her şey tamamlanıyor. İşte en çok bu anlarda yazmayı seviyorum. Ama hep bu anlarda telefon çalıyor :(.
Konsantrasyon oldukça önemli benim için. Anında yok olur gider aman aman. Benim yazılarım çok değerli benim için her düşüncem geldiği gibi kâğıda dökülmeli ve kaydedilmeli.

O kadar çok yazım var ki yayınlamadığım ve hala bir yere oturtamadığım, merak ediyorum acaba bir gün istediğim konsepte ulaşacak mı diye. Ulaşamazsa da mutlaka kitap olarak çıkacak. Her şeyden önce en değerlime benden bir şeyler kalmasını çok istiyorum.

Öylede olacak biliyorum.

Çoğu yazım son cümlesini beklediği için senelerdir öylece duruyor. Çünkü yazıların kurgusu çok önemli benim için. Hiç bir yazımı öylesine diye yayınlamıyorum, yayınlayamam ki, her birinin kendi içinde bir kurgusu var, kendine ait bir yaşanmışlığı var. O yüzden her yazımı yayınlama aşamasına geldiğimde oldukça titiz davranıyorum. Gerçi hala çok içime sinmeyen bir kaç tanesi gözüme çarpsa da onlarında nazarlık olarak tutuyorum diyelim.

Bugün aniden gelen bu cümleler tabii ki öylesine akmadı kâğıda. Bunun kurgusu da bende saklı kalsın. Ancak gece geç saatte gördüğüm bir ölüm haberi ve buna ilaveten okuduğum bir yazı diyelim… Bir anda gene ben bilgisayarımın başındayım.

Ama unutmayın her olayın kendi içinde bir kurgusu vardır ya yakın geçmişinde, ya da tam olarak zemininde. Şartlar ne olursa olsun kurguya dayalı yaratılan konular hayal ürünü olarak algılansa da her birinin yeterince gerçek sebepleri vardır.

Yani ben yazayım içimi dökeyim siz okuyun ama işin aslını astarını da çok sormayın demek istiyorum nazikçe sadece.

Kimilerine göre gerçek dışı duygulardan esinlenmiş olarak kalırım, kimilerine göre de gerçeğin bana hala kendini şaka gibi hissettirdiği bütün o “an” ların toplamından yola çıkmış olurum… Fark eder mi? Söz uçar yazı kalır… Bir gün gene açar bunları ben mi yazdım derim kendime…

Bu yazının da diğerleri gibi mutlaka doğru bir zamanı vardı buna inancım tam. Bunca zamandır üzüntünün sebep olduğu üzücü kayıplar, hak ve hakkın şiddetle alı konulması üzerine fazlaca dolmuş olmalıyım ki, kafam da bunu mutlaka iyi betimlemeliyim diye evirip çeviriyordum.

Sonra sıklıkla yaptığım görsel arayışlarımın her hangi bir “an” diliminde karşıma çıkmış olan bu görsel bana doğru zaman geldi dedi.

Bazı resimler konuşur bilir misiniz? Yani ben genellikle bu cümleyi çok kullanırım. “Bu resim konuşuyor” dediğim çoktur. Bilenler bilir :))) Evet aynen bu resim fazlasıyla konuşuyor. İçinde ki sevgi ve korku eşit. Kaybetmekten korkmak ve aynı anda da cesur olmak. Ve de imgelerin anlamları falan derken resmin içinde kendimi ve güzeller güzeli kızımı buldum sanki. Vurdu geçti derler ya. Yalnız ikimiz varız. Birbirimize sarılmışız… Aslında bizim bütün fotoğraflarımız bu sanat eserinin sadece bir kopyasıydı. Biz ikimiz. Başka kimse yok.

Baktıkça bu resme içimden kopan duygularımın bir daha asla aynı yere oturamayacağı gerçeği ile de yüz yüzeyim. Kan kaybettiriyor resmen bütün bu hislerin toplamı. Olsun diyorum kendine sarılmayı öğrenirsen zamanla iyi bir öğretmen olacak ve aynısını ona öğreteceksin. Peki, neden ona kendine sarılmayı öğretmeli ve kodlamalıyım ki… İlla ki güçlü olması için kimseye güvenmemeyi mi öğrenmesi gerek?

İşte burada durun çünkü burası çok önemli.!

Kadınlar kendinden bir parça dünyaya getirmeden önce sadece kendini düşünüyor. Şimdi ki modern zaman için kuaför, alışveriş, sosyal hayat vs tabii bazılarımız hariç :).
Ama ne zaman ki kendinden bir parça dünyaya getirdiği an, artık kendini düşünme kısmı ortadan kalkıyor ve başlıyoruz ilmek ilmek karşılıksız fedakârlıklara… Bu yol uzun, bu yol durmayı kabul etmez, bu yol çoğu zaman dikenlidir hele de yalnız bir kadın olarak yola çıkmışsan dikenleri bile bal kıvamında yer yutar susarsın…

Sırf bu yüzden “feda” ve “kar” olarak ayırmış olduğum bu kelimenin anlamının ne derece ağır olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Bütün bunların bilincinde olmadan, sadece koruma içgüdüsüyle bu duyguları aşılıyoruz evlatlarımıza. Bugünlerin yarınları var diye…

Fedakârlık etmenin için de “kar” etmek var. Biri feda ederken, diğeri kar edecek… Ne kadar acımasız görünse de hayat böyle işte.

Gelelim bugünlerin dünlerine…

Benim için bugünlerin dünlerinde hiç böyle masallar ve hatıralar birikeceği düşüncesi yoktu. Nasıl olsun ki? İnsan gerçek dışı ve imkânsız derecesinde olmasına ihtimal vermediği şeylere inanır mı? Ama ne olur sonunda, olacak olan illa ki olur sen inansan da inanmasan da. Şartlar ve koşullar her an değişebilir kader buna hep razıdır. Hazırlıklı olmalı ve şeytanın çoğu zamanın şaşabileceğini bilerek hatalarına yenisini katmalısın eğer ki çok ısrarcıysan…

Ancak olanların karşısında ki duruş ve son resim hep önemlidir. Çünkü ilk hatırlanacak olan hep o duruş/duruşsuzluk ve son görüntü hatıradır. Bunlara rağmen başımıza gelen ani ve şok etkisi yaratan olaylara karşı genelde tepkili olur ve sancılı bir sürece sürükleniriz. Tıp bu sürecin 12-18 ay arasında son bulduğunu söyler.

Peki ya geri kalan kısımda son bulmayacak ve asla sonlanamayacak olan “dersimizin” ikinci kısmı ne olacak.?

İşte tam da orada normal ve aklı başında bir insan olarak şunu soruyorum kendime.
Elindekinin değerini bilmezsen gözlerin neden dolar?

Hayat bize ısrarla büyük lokma ye büyük söz söyleme der. Bunun sebebi söylediğin ve eyleminde ısrarla bulunduğun olayların hepsi senin sınavın olarak karşına çıkacaktır. Söylediğin her söz, evren de bir yer tutar ve bulunduğun her eylemde karmik bir bağ kurarsın. Yani ne ekersen onu biçersin.

Her ne şartla hayallerimizden ve kendimizden olan parçamızın kaderinden edildiysek bir şekilde buna sebep olan her birey bunun sancısını elbet çekecektir.

Bugün elinizdekilerin kıymetini bilmezseniz yarın başkasındakine gözleriniz dolsa kaç yazar. Önemli olan sizden olana sahip çıkmak ve emek vermek değil mi? Bunun dışında ki sahip olduğunuzu iddia ettiğiniz her duygu gerçek hayatta değerini bilmediğiniz esas duygularınız için samimiyetsiz olarak kayda geçer gider….

Son olarak ölüm değilse bizleri ayıran, gerçekten ortada büyük bir yazık etmişlik olarak kalacak ve de ömür boyunca da içinize hiç sinmeyecek o duyguyu taşıyacaksınız.
Bir gün aynı şekilde muamele görmek istemiyorsanız kimseyi kendi hayallerine küstürmeyin.
Bir şeyin sebebi olmaktansa orada hiç olmamak daha kalıcı bir çözüm var oluşunuz adına.

 

SEVGİLERİMLE,

MERVE♥

 

 

 

 

 

 

Lauren Jauregui – Expectations

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir