Önce şöyle söylemeliyim ki ben biraz karışık bir yazarım. Ne demek karışık merak etmeyin kafa karıştırmak için değil ilham kaynağım her şey tanıdığım, konuştuğum ya da tanımadığım, bilmediğim ne fark eder. Resmin bütününden azalarak bakıyorum olaylarla ve duygulara. Bizi biz yapan her şey çok fazla markajımda. Duyguları güzel aktarabildiğime inanıyorum ondan ben karışık bir yazarım diyorum. Korkutmasın  🙂

Blog yazılarımı öyle esip yazıyorum tabii ki spontane yazılarım sayfa sayfadır. Ama bir de başlık koyup öyle beklettiklerim var. Ne bileyim gelmiyor herhâlde altına dolduracak bir şey bende öyle saklıyorum ama bir gün kesin doluyor o başlığın altı. Neyse ki dolar taşar…
Ama bu başlığı uzun süredir bekletiyorum. İyi bir şeyler çıksın istedim. Hatta biraz kaynak topladım hem kendimden hem dışarıdan karıştırdım işte bir şeyler. Hangimiz sevmez ki ortaya karışık bir şeyler.

“Ne garip şey şu mutluluk! Gitti mi gider. Çağırsan gelmez. Gelse de kalmaz. Kalsa da yetmez.“
⇒Sunay Akın’dan alıntıdır. Asla emek hırsızlığı yapmam yapana da çok kızarım.

Tamam, garip bir şey de bu mutluluk, neden böyle hep kalıcı olmaz hava durumu gibi 4 mevsimden fazlasını yaşatır insana çözemiyorum orayı. Muhtemelen bu duyguları yaratan Tanrı bunu da bilerek sabit kılmamış hep bir arayış, hep bir var oluş çözümü/düğümü içindeyiz.

Arayış bitmiyor hep daha fazlasına kafa yoruyoruz. Sonra ben mutsuzum, hayat bana gülmedi hiç, şansım yok, yıldızım düşük… Uzar da uzar bu falanlar… Her birimiz neler neler yaşıyoruz, biriktiriyoruz ona sözüm yok zaten eksiksiz tamamladığımız yaşam süreci içinde. Bu duygular bizi biz yapıyor zaten. Ama neden hep sabit kalamıyoruz mesela bu benim hep merak ettiğim bir düğümdür. Bana sorulsaydı koşulsuz mutluluğu tercih ederdim arada bir minicikte olsa düşüşler asla istemezdim. Evet, bazıları bunlardan beslenerek başarılı oluyor bu bir gerçek ama neden bu olumsuz duygular bizi yukarı itsin ki? İtmemeli hayır itmesin… 😉

Neyse işte böyle anlarda çok özendiğim bir karakter var kendisi yıllardır belki de asırlardır konuşulur hatta buna şaşıranlar gülerler. Kendisi gitmiştir bir daha da dönmemiştir. Bazı hikâyelerde kendisinin 10 sene kadar sonra döndüğü söylenir ama o meçhul hikayede gerçekte kimse bilmez ne olduğunu.
Evet, başlığımda ki hayran olunası anonim karakter “Bakkala diye çıkıp kaybolan İnsan”. 😀
Dönmeyen insan bazen dönen insan 🙂 dönerse de efsaneleşen karakter.

Yazıyı yazmaya karar verdiğimde başlığı attım bıraktım ama araştırmada yaptım. Google da binlerce hikâye ve yazı var, okurken çok güldüm onları paylaşmak istiyorum… Nasıl yorumlar yapmışlar inanamadım ama bizim insanımızın gerçekten harika bir görüş kapasitesi var mizahi yönde ağırlıklı.

Buyurun o zaman beraber gülelim…

→Daima imrendiğim, hakkında çıkan haberleri dikkatle takip ettiğim insan. Bu nasıl bir olaydır? Adamın cebinde 2 3 milyon, altında bir eşofman, ayakta terlik ya da rastgele giyilmiş bir spor ayakkabı ve tek görevi ekmek alıp gelmek. Evden çıkıyor ve hoop! Uçtu gitti. Yahu yıllardır var bu tarz haberler ne yapıyor bu insanlar kaçıp kaçıp gizli bir bölgede buluşuyorlar mı? Gündelik hayattan etraftaki baskıdan bir kaç ekmek parası ile kaçıyorlar mı? Ekmek almaya çıkıp “into the wild” oluyor adamlar bildiğin. #salvadordeli

→İçten içe haset ettiğim insan. O koy vermişlik, boş vermişlik ve akabinde oluşan şuursuz rahatlık düşüncesi elbette çekici gelen. Ammaaa iş yerinden bakkala diye çıkıp kaybolunmuyor hacı. Yok yok, o değil de benim cidden bakkala diye çıkıp kaybolasım var.
Sıkılmış bünye feryatları vol.2 #melpomene

→Evden bakkala diye çıkıp 10 yıl kaybolasım var ama Müge Anlıdan korkuyorum. @kotuserafettin

→Bende bazı geceler yıldızlara bakıp derim; şu ufolar kaçırıyorsa bazılarını gerçekten, gelseler de beni de kaçırsalar, farklı bir deneyim 🙂 #cobalt1977
Dünyada yapılmakta olan en saf ve katkısız ekmeği almaya gitmiştir belki. Uzun sürebilir.

→Altında büyük bir yanlış anlamanın yattığı eylem. Adam diyor ekmek parası kazanmaya gidiyorum, kadın anlıyor ekmek almaya gitti.

→Tam bir macera adamına yakışacak delilikten bir adım sonraki duraktır.

→Navigasyon cihazıyla gittiğim her yerde kaybolduğum için bunu bile başarabileceğime inanıyorum. #gp

En çok Müge Anlı kısmına güldüm ve çok doğru bir tespit aman arkadan sizi merak edecek bir aileniz varsa lütfen bakkala diye çıkmayın sabah kuşağı programlarında ünlü olabilirsiniz aniden.

Bir de Neyzen Tevfik hikâyesi var…
Yaşanmıştır.
Alıntı; Murat Bardakçı’nın haftalık tarih dergisi. Babasından sürekli dayak yiyen Neyzen Tevfik’i babası bir ramazan akşamı iftarlık limon almaya gönderir. Bakkala giderken rıhtımdaki gemilere gözü takılan Neyzen hayatının kararını verir ve bir geminin ambarına saklanır. Geldiği yerin Mısır olduğunu çok sonra öğrenecektir. Beş yıl sonra Neyzen yine bir ramazan akşamı elinde limonlarla babasının kapısını çalmıştır.

Demek ki insan bazen yaşadığı sıkıntılardan, mutsuzluğundan ya da olmak istediği yere varabilmek için de kapıdan çıkıp gidebiliyor. Ama nereye gidersen git içindekileri de götürürsün. Yani kapıyı çarpıp çıkmak çok ta geçerli bir durum değil. Hangi kişi ya da kişiler kalkıp 10 yıl kaybolmuş ve beraberinde içindekileri de taşımamış ki… Dertler, üzüntüler, mutluluklar her zaman kalbimizde. Zaten öyle bir gerçek olsa fişi çekip gitsek değil mi ama öyle bir gerçek yok en azından kimse arkasını dönüp var olduğu hayata kolay kolay arkasını dönemez diye düşünüyorum…

Her ne sebeple olursa olsun insan bu ruh haline erişiyorsa işler ciddi boyutta demektir. Buna da saygımız sonsuz. 😛

Ben yazımın ana fikrine o özendiğim karaktere döneyim… Evet, kendisine hayranlık duyuyorum ancak asla kendimi bir akşam bir rıhtım da, bir gemiye binip sonrasında bir Ülke de bulmak istemezdim.  Annem, babam, kardeşim ( kardeşlerim ) ve diğer aile bireylerimi öyle bir anda arkamda bırakamazdım. Manevi değerlerim her şeyin üstünde, öyle olmayanları da saygıyla karşılıyorum…
E buna benzer bir şey yapmışlığım var geçmişte. Çokta masum değiliz yani. Hatta iki şey ama olsun her biri haberli idi. 10 yıl da sürmedi  Gerçi ikinci girişimim yakında 10.yaşını kutlayacak. Hayatta her şey mümkün diyoruz en nihayetinde de insanız başımıza her şey gelebilir. Başka bir İnsan yüzü yüzünden kaçma duygusu oluştuğunda o durum değişiyor maalesef. Her ne olursa olsun ne diyoruz hayat yaşamaya değer, bir kere geldik diye biliyoruz madem 10 ömürlük yaşayacaksak ta kalp kırmadan yaşayalım. Her gün çok değerli, her bir gün geçiyor ve geride kalıyor. İyi değerlendirmek lazım ve en önemlisi empati yeteneğimizi geliştirmek üzere ilişkilerimizi sürdürmeliyiz. Karşındaki insanın duygu dünyasını anlamak, bir saniye için bile kendini onun yerine koymak aslında bu dünyada ki en kolay yetenek. Maalesef bazılarımızın bunu yapmak işine gelmese de hala umut var diye düşünüyorum.

Napıyoruz o zaman?
Artık bakkala gitmiyoruz bir sürü büyük market var oralara gidelim. 😛
Giderken akıllı telefonlarımızın varlığını unutmayalım artık teknoloji diye bir şey var kaybolmayan sakız yok. Sizi her yerde bulabilirler. Gerçekten kaybolmak için ciddi bir araştırma yapmanız gerekli özellikle Müge Anlı’nın ağına takılmadığınız sürece kaybolan sakız olabilme şansınız yüksek. E madem durum böyle evden çıkıp dönmeyeceksek sosyal medyada yer bildirimi de yapmayalım. Böyle evden çıkıp gidenler var tabii gittiği yeri söylemeyenler var ama bu baş belası teknoloji sayesinde artık yalanların da üstü kapalı kalmıyor, daha iyi niyetli hali ile gidenler öyle gizemli de kaybolamıyor sürekli birilerine bir şeyler gösterme durumu yüzünden de kaybolunamıyor. Yani bu özenilesi insanlar artık rahatça efsane olabilirler.

Sevgilerimle… 😉

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir